0 YAPILAN YORUMLAR
2154 GÖRÜNTÜLENME
0 TAKİPÇİ
0 BEĞENİ
Yeni Hayatın İçinden Verilen Pozun İki Kahramanı

''Yeni Hayat''ın İçinden Verilen Pozun İki Kahramanı: İsmet Özel&Orhan Pamuk

Yeni hayat arayışı edebiyat tarihimiz boyunca değişerek ve gelişerek devam etmiştir.

Fotoğraf sanatı bakış açısıyla yaklaştığımızda kelimelerimizi de ona göre hazırlamamız ve ona göre cümle ipine dizmemiz gerekecektir. Zira adı geçen yazının başlığında ‘’yeni hayat’’ın içinden verilen bir poz olarak ele alınan bu arayış ve dahi anlayış, dolayısıyla fotoğraf sanatı bakış açısıyla anlaşılmayı bekliyor. Fotoğraf sanatı da ortaya çıktığı andan itibaren değişmiş ve gelişmiş, kadraja verilen pozlar da aynı şekilde yenilenmiş ve adı anıldığı gibi tekâmülünü sürdürmüştür. Tabi bu tekâmül sırasında pozları veren kahramanlar da değişmiş ve yerlerini yenileri almıştır.

‘’Yeni hayat’’ arayışının ortaya çıkışındaki temel faktör, var olan düzenin karşısında tasarlanan bir yaşama sahip olma isteğidir. Bu düzen ki, insanların düşünme, sorgulama eylemlerinden alınan ürünün yanında yaşamdan alınan tecrübe, haz, arzu, talep ve benzeri unsurların insanlara olan geri dönütleri ile de ilgilidir.  Bireysel boyutların da etkili olduğu yeni hayat arayışının yanında toplumsal boyutların varlığını yadsımak mümkün değildir. Çünkü insan sosyal bir varlıktır ve toplumun ayrılmaz bir parçasıdır.

‘’Yeni hayat’’ arayışına edebiyat tarihi kadrajından bakacak olursak en belirgin izlerini Servet-i Fünûn döneminde buluyoruz. Baskıdan ve hafiyeden içlerine kapanan aydınlar, var olan hayattan sıkılmışlar ve kendilerine ait ‘’yeni hayat’’ tasarımları yapmaya başlamışlardır. Tevfik Fikret, Ömr-i Muhayyel ve Yeşil Yurt gibi şiirlerinde bu tasarımını nazım ipliğine dizmiş, Fikret dışındaki yazarlar da bu tasarımlarını edebiyatın sınırları içinde çeşitli şekillerde dile getirmişlerdir. Milli edebiyat dönemine gelindiğinde tasarım farklı bir boyut kazanmış ve yeni hayat kadrajına poz veren kahramanlar değişmiştir. Mehmet Emin’in gür sesiyle uyanan bir toplum ve o uyanışla birlikte dirilen destanî ruhun dirilmesi ile çizilen ve cisimlendirilen bir yeni hayat arayışı karşımıza çıkar. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise bu anlayış ilk dönemlerde destanî ruhunu canlı tutarken İkinci Dünya Savaşı’nın olduğu yıllarda farklı bir boyut kazanır. Batıdan gelen akımların etkisiyle değerlerin sorgulanmaya başlaması ve bu değerlerle birlikte biçimlenen insanlar yer almaya başlar yeni hayat içinde verilen pozlarda.  Edebiyat tarihi seyri içinde gözlemlediğimiz bu arayış, yazarların ve şairlerin eserlerinde kendilerine has bir üslupla dillendirilmiştir.

Çalışmamızın asıl konusu, Cumhuriyet döneminde eser veren şair İsmet Özel’in ‘’Cellâdıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar’’ isimli şiir kitabı ve yazar Orhan Pamuk’un kaleme almış olduğu romanı ‘’Yeni Hayat’’ ekseni etrafında sanatçıların kişilikleri ve onların yeni hayat algısı incelenmeye çalışılacaktır.

İsmet Özel, 1960’larda sembollere bağlı şiirler yazan, önce Marksist sonra da 1970 yılıyla birlikte dindar kimliğiyle edebiyat sahnesinde yer almış bir şairdir. Şiirlerinde anlaşılmazlık, dağınıklık ve asi tavrıyla kendini gösterir. Geceleyin Bir Kuş, Evet İsyan, Cinayetler Kitabı ve çalışmada incelenecek olan Cellâdıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar şairin şiir kitaplarını oluşturur.

Cellâdıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar, 1984 yılında Ankara’da İmge Yayınları tarafından yayınlanmıştır. Elli sayfalık bu kitaba adını veren şiir, kitabın 7. sayfasındadır. İsmet Özel’in bu kitabında daha önceki şiirlerinin içeriğine ek olarak 1974 yılından sonra bağlandığı İslami düşüncenin etkisi dikkat çeker. Bu şiirler Erbain isimli kitaba alınmıştır. Kitapta yer alan şiirler sırasıyla şöyledir: Cellâdıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar, Dişlerimiz Arasındaki Ceset, Mataramda Tuzlu Su, Jazz, Ils Sont Eux, Üç Firenk Havası. [1]

Özel, Cellâdıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar adını veren şiiriyle başlar. Bu şiir, bizzat nüfus kaydında geçen ismiyle ve bizzat kendisini anlatmaktadır. Bu şiir yüz on dizelidir ve şöyle başlamaktadır:


“Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında

Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar

ben yaşarken koptu tufan

ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kainat

her şeyi gördüm içim rahat

gök yarıldı, çamura can verildi

linç edilmem için artık bütün deliller elde

… ”


         İsmet Özel, sakınmadan, imgelerin, sembollerin arkasına saklanmadan kendisini şiirine malzeme yapan bir şairdir. Ruhunu bütün boyutlarında şiirlerinde dışa vurmuştur. Şiirlerinde kendisi konuştuğu gibi kendisini de anlatmıştır. Üzerinde konuşulmakta olan şiir kitabı ‘’Cellâdıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar’’da, ilk şiiri itibariyle kendi benini kelimelere aksettirilen önemli bir şiir olma niteliğini taşır.

       Kitabın ikinci şiiri olan Dişlerimiz Arasındaki Ceset, İsmet Özel’in yaşadığı ilk ideolojik değişimden sonra 1982’de yazdığı önemli bir şiirdir. Bu şiirde temel mesele modern kapitalist dünyada insan –modelleri- denilebilir. Çünkü kapitalist modernleşme modeli kapitalist insanla tanımlanır ve Özel’e göre kapitalizm para kazanmak adına her şeyi yozlaştırır. Dişlerimiz Arasındaki Ceset modern hayatın başat unsurlarıyla kurulmuştur ve bunları eleştiren bir yapı arz eder. Şiirde kapitalist ve modernist özneyi temsil eden “şehir ahalisi”dir.

Şiir “şehir ahalisi”ni konuşturarak başlar. İsmet Özel, bu şiirde kapitalizmin eleştirisini yaparak ve bu ideolojinin esiri olmuş modern insanı ‘’şehir ahalisi’’ olarak ele alarak yeni hayat arayışını yapmaya çalışmış ve arayışını kapitalizmin dayattığı şehir ahalisi tipinin olmadığı ve tüketim ekonomisinin egemen olmadığı bir yeni hayat tasarımına yaslar.

        Mataramda Tuzlu Su adını taşıyan üçüncü şiir de, İbrahim Tüzer’in ‘’İsmet Özel Şiire Damıtılmış Hayat’’ adını taşıyan çalışmasında ‘’yeniden doğan insanın değişmeyen kendilik çağrısı’’ başlığı altında incelenen dikkate değer bir şiir olma özelliğini taşır. Adını andığımız şiirde kendilik çağrısını, ayık olmama halini kaybetmemek için öncelikle kendinden hareketle söz konusu eder. ‘’Yolculuk’’ metaforu etrafında açımlanarak farklı anlam katmanlarına yönelen söz konusu şiir, aslında şairin tüm hayatının ve buna paralel olarak gelişerek devam eden şiir evreninin özünü de imlemektedir.

        Şairin ‘’uzun yola çıkmaya hüküm giydim’’ mısrasından hareketle çıkmaya ‘hüküm giydiği’ ‘uzun yol’ , yaşanmışlıklardan dolayı aslında mecbur olunan bir ‘yolculuktur’.  Çünkü şairin ‘’yakın yerde soluklanacak gölgesi yoktur.’’ Aydınlanma dolayımında önemli kazanımlar elde ederek hayatında köklü değişikliklere meydan veren şair, ruhuna kazandırmış olduğu içsel genişliğin büyüklüğü nispetinde zor görevlere/’acı kök tadı’na talip olmaktadır. Bu durum Jung’un ifade ettiği ‘’personasıyla özdeşleşmekten kaçınarak ruhlarına kazandırmış oldukları genişlik sayesinde, nesnelerinin büyüklüğüyle baş edebilen insanların durumunu akla getirmektedir.’’  Sonuç olarak bu şiir, şairin yeni hayat arayışı içinde yeniden doğan insanın kendilik çağrısının değişmediğini aksettirmesi yönüyle dikkate değerdir.

       Jazz adını taşıyan şiir, yeni hayat arayışı içinde herkeslerin eleştirisine ve dahi insanların yabancılaşmasına yönelik yapılan eleştirinin şair tarafından başka bir şekilde dışavurumu olarak nitelendirilebilir. İsmet Özel, ‘herkes’lerin sonu gelmez bir telaş içinde modern dünyanın karnavallaşan yapısının esiri olarak devam ettirmeye çalıştıkları hayatlarına bu şiirde işaret etmektedir.

     Türkçeye ‘’Bunlar Onlardır’’ şeklinde çevrilebilecek Ils Sont Eux adlı şiirinde herkeslerin eleştirisinden ziyade, kalabalığın kimler olduğuna dikkatleri çekmeyi amaçlar ve dikkat çekmeyi amaçladığı yabancılaşmayı daha belirgin bir hale getirir. Ils Sont Eux şiirinde, anlatı düzlemine yaklaştırılarak hayatı algılayış biçimleri şiirleştirilen insanların söz konusu edilen serüvenleri, toplumsallaşarak kendi kimliklerinin uzağına düşen insanların tanıtımı; insanların tekdüze haline gelmiş olan yaşantılarından kesitlerin sunulması ve bu insanların hayatlarının anlamdan yoksun olarak sürüp gitmesi şeklindedir. İsmet Özel, hayatını kuşatan mecbur bırakılmışlıkların arasında ‘gittikçe daha dalgın’ hale gelen ‘buruşuk pardesülü adam’ın, bunlardan sıyrılmak/’dibe inmek’ için ortaya koyduğu kazanıma paralel olarak açımlanan bu kısımda şair, diğer kahramanlarının da sonunu şiirleştirmiştir.

        Yazımızda çalışma konusu ettiğimiz Cellâdıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar kitabındaki son şiir Üç Firenk Havası, kendi döneminin yeni hayat arayışı içindeki insanının ölüm karşısındaki duyuş tarzına işaret eden önemli bir şiirdir. Şiirin başlığında kullanılan ‘hava’ kelimesi, aynı zamanda müzik parçalarında bir tür olarak da kullanılmaktadır. ‘Frenk Havası’ denildiğinde ‘’dans havası’’, ‘’roman havası’’, ‘’oyun havası’’ gibi müzikal bir dünyanın sınırlarına girmiş oluruz. Bu dünyada önemli olan, keyif ve neşe halinin devam etmesidir. Ne olursa olsun bu ‘hava’nın bozulmasına izin verilmez. Şair, yaptığı kelime oyunuyla modern insanın ölüm gibi çok önemli bir varoluş tarzı karşısında takınmış olduğu tavrı okuyucunun dikkatine sunar.

          Şiirin ilk bölümü ‘Capriccio Ölüm’ adını taşımaktadır. Neşe ve keyif anlamlarına gelen ‘’Capriccio’’ kelimesi, hicivsel aktarımlı müzik parçalarına da verilen bir isimdir. Bölüme alışılmadık bir şekilde dikkatleri ölüme çeker. Bölümün devamında, ölüm gerçeğinin modern zamanı yaşayan insan tarafından nasıl değiştirildiğini/gizlendiğini ifade eder. Bu bölümün sonunda ölümün farklı bir yönünü gözler önüne serer. ‘’Ölüm Cantabile’’ adını taşıyan ikinci bölümde şair, dinleyicisine, melodi vasıtasıyla konuşuyormuş gibi hitap etmektedir. Bu bölümde, ölüm olgusuna doğrudan modern insanın/’şehrin insanı’nın açmazlarını konu ederek yaklaşır. İkinci bölümün tamamında kendini hissettiren ‘’ben’’, artık yerini varoluş sebebinin ve ölümün doğru olarak kavranıldığı hayat tarzına bırakmıştır. Şiirin son bölümünün adı ‘’Requiem’’dır. Kelime anlamı ‘’ağıt’’ olan requiem, Hıristiyan inancına göre, ölen kişinin ruhunu rahatlatmak amacıyla yapılan cenaze töreninde çalınan müziğe verilen addır. Neşeli bir girişin ve dinleyiciyi içine çeken bir söyleyişin ardından gelen ağıt havası, ölüm ve ölümlülük üzerine söylenen tam bir final havası niteliğindedir.

         İsmet Özel’den sonra yeni hayat arayışını ele alacağımız son kişi Orhan Pamuk ve onun Yeni Hayat isimli romanıdır. Yeni Hayat, kendisinden önce yayımlanan Kara Kitap ile birlikte postmodern romanın öncüsü olmuştur. ‘’Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.’’sözüyle başlayan Pamuk’un romanı, okuduğu bir kitaptan sarsılarak etkilenen, sayfalardan neredeyse fışkıran ışığa bütün hayatını veren ve kitabın vaat ettiği yeni hayatın peşinden koşan genç bir kahramanın hikâyesini anlatmaktadır. Kitabın etkisiyle âşık oluyor, üniversite öğrenciliğinden uzaklaşıyor, İstanbul’dan ayrılıyor, bitip tükenmeyen otobüs yolculuklarına çıkıyor, taşra şehirlerine doğru savruluyor. Onunla birlikte ve aynı hızla sürüklenen okuyucu, kahramanın okuduğu kitabı değil, başından geçenleri izleyerek bize özgü hüznün ve şiddetin kalbinde kendini bulur.

        On yedi bölümden oluşan Yeni Hayat, döngüsel bir arayış ve yolculuk romanı olarak değerlendirilebilir. İsmet Özel’in Cellâdıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar da yer alan Mataramda Tuzlu Su isimli şiir ile ‘’yolculuk’’ metaforu bakımından birleştiğini görmemiz mümkündür. Jazz isimli şiir de Pamuk’un romanındaki yeni hayat arayışı bakımından birleşmektedir.  Romanın arayışının öznesi konumundaki kişisi Osman aylarca otobüslerle Anadolu’yu dolaşır. Kimi zaman Mehmet’i, kimi zaman kitabı okuyan diğer kişileri ama daha çok kazaları, hayatı, zamanı yani varoluşun anlamını arar.  İsmet Özel de Üç Firenk Havası’nın ikinci bölümünde varoluşun sebebini ve anlamını aramakta olan bir şair konumundadır.

       Bu iki eseri birleştiren bir diğer unsura gelindiğinde, Yeni Hayat isimli eserin çok katmanlı bir yapıya sahip olmasıdır. İsmet Özel de ele alınan şiir kitabında çok katmanlı bir yapıya ulaşmıştır. Özel ve Pamuk’un kaleme almış olduğu metinler, tema bakımından da birleşmektedir. Yeni hayat teminin bu iki yazar tarafından nasıl ele alındığını gözlemlemeye çalıştığımız bu yazıda, yeni hayat arayışının içinde olan insanın kimlik arayışı da kendine önemli bir yer edinir.  Yeni Hayat ta bu kimlik arayışı, ikizleşme, başkasına dönüşme teması çeşitli boyutlarıyla işlenir.  Romanın ana kahramanı Osman, hemen hiç betimlenmeyen, biraz çekingen, içine kapanık kimliksiz bir bireydir. Asosyal bir kişi olan Osman’ın tek sığınağı kitaplardır. “Sol ya da sağ, dinci ya da sosyalist, herhangi bir siyasi görüşe yakınlık duymayan” çocukluğundan beri okumayı seven, bir bakıma hayattan çok kitaba bağlı kalan, kitapların dünyasında yasayan Osman’ın gerçek yasamla karşılaşması, insanları tanıması ve en önemlisi kendi varoluşunu gerçekleştirebilmesi için bir yolculuğa ihtiyacı vardır. Nitekim genç, dinamik ve tecrübesiz bir üniversite öğrencisi olan Osman’ın romanın başında adı bile belli değildir. Arayışın öznesi olarak Osman, yolculukları boyunca adını, kimliğini ve kişiliğini bulacaktır.[2] İsmet Özel de çalışma boyunca anlattığımız şiir kitabına adını veren şiirinde de kendine has bir ‘’kendilik’’ algısıyla kendisini ve şair kimliğini de okuyucuyla paylaşır.

         İsmet Özel ve Orhan Pamuk, ele alınan eserlerde toplumsal bir tema olan kapitalizmi kendi üslupları doğrultusunda işlemişlerdir. İsmet Özel, ‘’Dişlerimiz Arasındaki Ceset’’ isimli şiirinde kapitalizmin eleştirisini yapmaktadır.  Kapitalizmin eleştirisi yapılmakla birlikte o sistemin yarattığı insan da şiirin içinde betimlenmiştir. Orhan Pamuk da 1980 sonrası gelişen Türkiye’nin kapitalistleşme sürecini “Batı’dan bir veba salgını halinde gelen tüketim özlemi hepimizin içinde olabilir”  düşüncesinden hareketle Yeni Hayat’ta işlediğini söyler.

          Çalışma boyunca iki sanatçının verdikleri ürünlere bakılarak, onlar ve verdikleri ürünler ‘’yeni hayat’’ bağlamında incelenmeye çalışıldı. İsmet Özel ve Orhan Pamuk, ürünlerinde kendilerini ve sanatçı kişiliklerini bir arada bulundurmuşlardır. İsmet Özel, bunu ‘’kendilik’’ algısıyla, Orhan Pamuk da Osman aracılığıyla arayışını gerçekleştirir.  İki sanatçıyı yeni hayat arayışı bağlamında birleştiren bir başka unsur da ‘’yolculuk’’metaforunu kullanmalarıdır. Şair İsmet Özel, bu metaforu ‘’Mataramda Tuzlu Su’’ da kullanırken, Orhan Pamuk, ana kahramanı Osman’ı otobüsle dolaştırarak bu metaforu eserinde kullanmayı tercih eder.  İki sanatçı da eserlerinde çok katmanlı bir yapıya ulaşmışlar ve de ele aldıkları temalar bakımından da yeni hayatı aramışlardır. Bu temalar arasında kapitalizm, kimlik arayışı vardır ve bu temalar da bahsi edilen arayış etrafında işlenmiştir.  Yeni hayat temi, şiirlerle de sınırlı kalmadan nesir türünde de çeşitli şekillerde ele alınmış ve iki sanatçı tarafından kendilerine has bir üslupla yoğrulmuştur.



[1] KAYA, Ahmet, İsmet Özel, Hayatı, Şiiri ve Poetikası, İnönü Üniversitesi SBE, Malatya, 2014, sf.55

[2] DEMİR, Fethi, Orhan Pamuk’un Romanları Üzerine Bir Araştırma, Yüzüncü Yıl Üniversitesi SBE, Van, 2011, sf.348

0
889
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle