NELER OLUYOR
  • 26-09-2020

    Elton John, The Farewell Yellow Brick Road Tour için Kuzey Amerika tur tarihlerinin yeniden düzenlendiğini duyurdu. Yeni tur, 19 Ocak 2022 tarihinde New Orleans'ta başlayacak. John daha önce pandemi ile ilgili endişeleri nedeniyle Kuzey Amerika turu tarihlerini ertelemiş, yeni açıklamanın daha sonra yapılacağını ifade etmişti. 

    Elton John’ın ekibi tarafından yapılan açıklamada daha önceki konserler için satılan tüm orijinal biletlerin yeniden planlanan performanslarda geçerliliklerini koruyacakları belirtildi.

    Elton John, The Farewell Yellow Brick Road Tour'a 2018 yılında başladı. Sanatçı, geçtiğimiz Temmuz ayında, İngiltere’de bir madalyayla onurlandırıldı. John son olarak yıl içerisinde gelirlerinin hayır kurumlarına bağışlanması koşuluyla the iHeart Living Room Concert for America ve One World: Together at Home’da canlı birer gösteri gerçekleştirdi.

    Elton John tarafından Twitter üzerinden yapılan açıklamaya buradan ulaşabilirsiniz.

    ​Kaynak: Pitchfork

    0
    0
    131
  • 26-09-2020

    Sanatçı Arinze Stanley, hiper gerçekçi bir anlayışla meydana getirdiği çizimlerini “duygularımın basit bir dili” olarak tanımlıyor. Nijeryalı sanatçı, konuyla ilgili yaptığı bir açıklamada yeni görsel dizisi Paranormal Portraits ile siyasi aktivizm biçimini benimsediğini ve bugüne kadar sesi duyulmamış insanları ön plana çıkarmak için sanatı kullanacağını belirtiyor. Stanley, bu serideki portrelerinde siyahların deneyimlerinin duygularını yansıtmayı amaçlıyor. Bu kapsamda modelleriyle geliştirdiği ilişkilerin oldukça karmaşık olduğunu ve onları daha çok kendisinin bir yansıması olarak değerlendirdiğini söyleyerek şu ifadeleri kullanıyor:

    ​“Bence sanatçılar zamanın ve gerçekliğin bekçileridir. Ben de bu yüzden bugünün gerçekliği hakkında geleceği bilgilendirmeye çalışıyorum. Yeni işim ve görsel serim Paranormal Portraits’te hiper gerçekçi portreler aracılığıyla izleyicilerimi 21. yüzyılda siyah olmanın ne anlama geldiği düşüncesiyle yüzleştiriyorum.”


    Stanley, grafit ve odun kömürü kalemleri kullanarak meydana getirdiği işlerinde dağınık bir saç buklesini veya herhangi bir ter damlasını ele alarak özel bir konuyu ön plana çıkarıyor ve ayrıntılarla eserini farklı bir gerçeklik boyutuna taşıyor. Monokromatik portreler üzerinde çalışan sanatçı, samimi ve etkileyici işlerinde “dünyada olumlu değişiklikler meydana getirmek için birilerinin kendilerini adamaları gerektiğini” düşüncesine işaret ediyor. Mükemmelliğin arzudan doğduğunu açıkça gözler önüne seren Stanley, “kişisel deneyim ve temelde bir zorunluluk duygusu uyandıran her şey”den ilham aldığını da ayrıca dile getiriyor.

    Arinze Stanley’in Paranormal Portraits görsel serisi 3 Ekim’e kadar Los Angeles’taki Corey Helford Gallery'de görülebilir. Sanatçının Instagram hesabına da buradan ulaşabilirsiniz.

    ​Kaynak: Colossal

    0
    0
    146
  • 25-09-2020

    The Weeknd, “King Of The Fall”un resmi olarak müzik paylaşım sitelerine yeniden eklendiğini açıkladı.

    Beş dakikalık şarkı, ilk kez 2014 yılında The Weeknd’in diğer projelerinden bağımsız olarak yayımlandı ve sanatçının 2015 yılında dinleyicilerle buluşan Beauty Behind the Madness albümünün de habercisi oldu. Tekli, bir video kliple birlikte tanıtılmasına rağmen sanatçı tarafından Beauty Behind the Madness'a dâhil edilmedi.

    “King Of The Fall” öte taraftan Spotify’da birçok önemli soruna neden oldu ve birçok kez müzik uygulamasından kaldırılarak yeniden yüklendi. Şarkı, bu konuda herhangi resmi bir hakka sahip olmayan bir kullanıcı tarafından 2018 yılında platforma yüklendi, ancak izinsiz olduğu gerekçesiyle daha sonra sistemden kaldırıldı. Olayın daha sonra yeniden tekrar etmesi üzerine şarkı tamamen platformdan erişime kapatıldı.

    Aradan geçen uzun bir aranın ardından The Weeknd, “King Of The Fall” bizzat kendisi Spotify ve Apple Music’e yükleyerek yeniden dinleyicilerin beğenisine sundu.

    ​Şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

    ​Kaynak: Hypebeast

    0
    0
    331
  • 25-09-2020

    İtalyan oyuncu Sophia Loren, 11 yıllık aradan sonra ekranlara geri dönüyor. 86 yaşındaki Loren, oğlu Edoardo Ponti'nin yönettiği yeni Netflix draması The Life Ahead'de başrolde.

    Loren filmde Madame Rosa isimli bir kadına hayat veriyor. Madame Rosa, Yahudi soykırımından kurtulmuş, bir zamanlar birlikte mücadele ettiği seks işçilerinin çocuklarına yardım etmeye çalışan bir karakter olarak ön plana çıkıyor. Rosa, daha sonra şamdanlarını çalmaya çalışan 12 yaşındaki Senegalli bir yetim olan Momo ile uzun süreli bir arkadaşlığa yelken açıyor.

    Romain Gary tarafından filme uyarlanacak ikinci yapım olan The Life Ahead, başrolünde Simone Signoret'in yer aldığı, 1977 tarihli bir filmin takipçisi olacak.

    Film, Ekim ayında Roma'da yapılacak galanın ardından 13 Kasım 2020’de Netflix'te yayımlanacak. Deadline’ın bildirdiğine göre bu süreçte filmle ilgili özel bir ödül kampanyası da düzenlenecek.

    Loren, ilk Oscar’ını 1961'de Two Women ile kazandı. Sanatçı daha sonra 1991 yılında “sanat hayatı boyunca ışıldayan ve etkileyici performanslarla zengin bir kariyere sahip olduğu için” onursal bir Oscar’a değer görüldü.

    Oyuncu, kendisine kendi annesini hatırlatan bu karaktere hayat vermek için âdeta projeye atladığını da belirtiyor. Loren, oğluyla daha önce iki kez, en son da 2002 tarihli Between Strangers'da çalışmıştı.

    46 yaşındaki Edoardo Ponti, Loren'in 1966'dan 2007'ye dek evli olduğu film yönetmeni Carlo Ponti'den olan ikinci çocuğu. Deadline'a konuşan Ponti, annesiyle ilgili olarak “mücadeleci... kelimenin tam anlamıyla bir safkan” açıklamasında bulundu.

    Ponti, ayrıca uzun süredir ortalarda olmayan annesinin bu rol ile bir süredir fark edilmemiş olan oyunculuk yeteneğine bir şans daha vereceğini de belirtti. “Sophia Loren, herhangi bir sorunu olduğunda bu tür bir zihinsel felç anıyla hiç karşılaşmadı.”

    Loren'in son rolü 2010 tarihli TV biyografisi My House Is Full of Mirrors’taydı. Usta oyuncunun bir önceki rolü ise Federico Fellini'nin yarı otobiyografik filmi  üzerine kurgulanan Nine’da Daniel Day Lewis'in annesini canlandırmaktı.

    Loren, ölümünden kısa bir süre önce, 1993 yılında Fellini'ye onursal Oscar'ı da takdim eden kişi olmuştu.

    ​Kaynak: The Guardian

    0
    0
    259
  • 25-09-2020

    New York'un LGBTQ film ve medya kuruluşu NewFest, 32. New York LGBTQ Film Festivali’nin programını resmen duyurdu. Bu yıl festival kapsamında düzenlenecek sanal etkinliklere paralel olarak Flushing Meadows Corona Park'taki Queens Drive-In'de arabalı gösterimler de program dolayısıyla sinemaseverlerle buluşacak.

    Festival, 16 Ekim 2020'de Francis Lee'nin Ammonite filminin New York galasıyla açılacak. Romantik drama türündeki filmin başrollerini Kate Winslet ve Saoirse Ronan paylaşıyor. Winslet, gösterim öncesinde Lee'ye festivalin ilk “dünya queer vizyoner ödülü”nü takdim edecek. 27 Ekim gerçekleştirilecek etkinlik, Faraz Shariat'ın Alman draması No Hard Feelings’in çevrim içi gösterimiyle sona erecek.

    Filmin eş direktörü David Hatkoff, “Başkanlık seçimi daha erken bir tarihe denk gelince ve Supreme Court’taki durum tartışmaya açıldığında tuhaf hikâyelerin anlatılması ve bu olayların kutlanması her zamankinden daha önemli bir hâle geldi” ifadelerini kullandı. “Festival, LGBTQ topluluğuna ve karşılaştığı eşsiz zorluklara düşündürücü, ilham verici ve neşeli bir bakış sunarken, aynı zamanda uzun süredir gündemde olan queer mirasına da saygı göstererek New York’ta 11 günlük bir program meydana getirdi.”

    Başrollerini Paul Bettany, Sophia Lillis, Peter Macdissi ve Steve Zahn'in paylaştığı Alan Ball'un Sundance yapımı Uncle Frank’ı ise arabalı gösterimler sırasında izlenebilecek. Fransız yönetmen François Ozon'un Summer of 85 filminin gösterimi de benzer şekilde gerçekleştirilecek.

    32. New York LGBTQ Film Festivali’ne LGBTQ örgütlenmelerinin, toplum kuruluşlarının ve şehrin dört bir yanındaki queer işletmelerin önünde çekilen film tanıtımlarının yanı sıra farklı LGBTQ konuları üzerine panel ve söyleşiler da eşlik edecek.

    Sanal etkinlikler, NewFest'in çevrim içi platformu aracılığıyla izleyicilerle buluşacak. Biletler NewFest’in internet sitesi üzerinden temin edilebilir.

    ​Kaynak: Variety

    0
    0
    187
  • 24-09-2020

    Genellikle üretkenlik konusunda pek de istekli olmamasıyla bilinen Wong Kar-wai son dönemde sık sık manşetlerde yer aldı. Gelecek hafta In the Mood for Love’ın 20. yıl dönümü için restorasyonlu versiyonu nihayet New York Film Festivali'nde gösterime girecek. Film, ardından tüm ülkede düzenlenecek bir tur ile gösterilecek ve Criterion özel setlerinden biri olarak izleyicilerle buluşacak.

    Tüm bunlara paralel olarak usta yönetmenin uzun süredir üzerinde çalıştığı ve serüveni uzun yıllara dayanan draması Blossoms’ın prodüksiyonu, bir TV dizisi ve bir uzun metrajlı film projesi olarak çalışılmaya devam ediyor. Kar-wai şimdi ise en sevdiği filmlerinden birinin evrenine geri dönüyor.

    Geçtiğimiz günlerde birçok Çin medya kuruluşunda (Reddit aracılığıyla) Wong Kar-wai'nin 1994 tarihli romantik filmi Chungking Express'in devamını yazdığına dair iddialar öne sürüldü. Nisan ayında China Film Administration, 2036 yılında Chongqing’de geçen Chongking Express başlıklı projeyi onayladı ve bu da proje için çalışmaların sürdürülebileceği anlamına geliyor.

    Projenin özeti ise şu şekilde:

    1990'ların Hong Kong'unda 223 numaralı polis, sarışın bir kadın suikastçıyla karşılaşır. Bir gece boyunca birlikte vakit geçirirler. Başarısız bir ilişkiyi arkasında bırakan 663 numaralı polis memuru ise evine giren bir “hayalperest” tarafından tüm yaşamının değiştiğini görür.

    2036'da Chongqing'de geçen filmde genç Xiaoqian ve May, genetik olarak kendileriyle eşleşen partnerleriyle buluşmak istiyor ve kendi "kaderlerini" bulmaya kararlı gözüküyorlar.

    Wong Kar-wai hikâyenin teknik kısmını halihazırda genişletmiş olsa da Chungking Express ile Fallen Angels bu süreçte planlanan üçüncü hikâyeydi. Bu kısa özetten hareket edildiğinde bu düşüncenin seriyi devam ettirecek bir çalışma olduğu gözüküyor. Proje, genel olarak Days of Being WildIn the Mood for Love ve 2046'yı birbirine bağlayan tematik bağlantılar içeriyor. Şu anda sadece senaristin hazır bulunduğu proje için istekli bir yönetmen de bulunursa gelecekte ortaya farklı işler çıkabilir. Eğer titiz işleriyle bilinen Wong Kar-wai bunu kendisi yapmak isterse, o zaman çalışmanın meyvesini verip vermeyeceğini görmek için sabırla beklemek zorunda kalacağız.

    Wong Kar-wai 1998'de verdiği bir röportajda şu ifadeleri kullanıyor:

    “Bana göre  Chungking Express ve Fallen Angels üç saat uzunluğunda olması gereken bir filmdi. Ben her zaman bu iki filmin birlikte gösterilmesi gerektiğini düşündüm. Aslında, Chungking Express için bir röportaj sırasında insanlar bana şunu sormuştu: Birbirleriyle hiç ilişkisi olmayan bu iki hikâyeyi yazdınız, onları birbirine nasıl bağlayabilirsiniz? Ben de onlara dedim ki: Chungking Express’in ana karakterleri Fay Wang veya Takashi Kaneshiro değil, şehrin kendisi, Hong Kong’un gecesi ve gündüzü. Chungking Express ve Fallen Angels Hong Kong'un parlak ve karanlığıyla birlikte var oluyorlar. Filmleri tersine çevrilebilir olarak görüyorum, Fay Wang karakteri Fallen Angels'daki Takashi karakteri olabilir; Chungking'deki Brigitte Lin, Fallen Angels'daki Leon Lai olabilir. Tüm karakterleri birbiriyle tersine çevrilebilir. Ayrıca Chungking'de çok uzak mesafeden uzak lensleriyle çekimler yapıyorduk ama karakterler bize hep yakın göründü.”

    Chungking Express'in fragmanını buradan izleyebilirisiniz:

    ​Kaynak: The Film Stage

    https://www.youtube.com/watch?v=Bjd7PFf_TFw

    0
    0
    361
  • 23-09-2020

    Fransız sanatçı JR, Paris’te bulunan Perrotin galerisinde sanatseverlerle buluşuyor. Ekim 2019'da California, Tehachapi'de bulunan maksimum güvenlikli bir hapishanede çalışmak için yetkililerden özel bir izni alan JR’ın başlangıçtaki düşüncesi orada bulunan yirmi sekiz mahkûmla tanışıp orta avluda iş birliğine dayalı, sanatsal bir projeye hayat vermekti.

    Tehachapi'de tutuklu bulunan insanların çoğu 10 yıldır orada ve birçoğu şartlı tahliye şansı olmaksızın ömür boyu hapis cezasıyla yüzleşiyor. Kaliforniya'nın 1990'lardan kalma eski bir yasası olan “Three Strikes” nedeniyle üç farklı suçtan hüküm giyen herkes, bu suçlardan ikisi tehlikeli görüldüğü takdirde 25 yıl ömür boyu hapis cezasına çarptırılmak zorunda. Bugünkü yasaya göre ise mahkûmların neredeyse yarısı şiddet içermeyen suçlar yüzünden bu cezayı çekmekle mükellef.

    JR, hapishanedeki herkesi tek tek fotoğrafladı ve onlara kamera karşısında hikâyelerini anlattırdı. JR, bu söyleşi kapsamında tutuklulara belirli sorular sormaktan ziyade onların kendilerini içtenlikle anlatmalarına olanak tanıdı. Sanatçı ayrıca, eski mahkûmları ve cezaevi personelini de fotoğraflayarak toplam kırk sekiz portre ve hikâyeyi bir araya getirdi.

    JR, iki hafta sonra ekibiyle birlikte geri dönerek 338 şerit kâğıdı hapishanenin zeminine yapıştırdı. Sanatçı, sonbahar güneşi altında sadece birkaç saat içerisinde daha önce aynı hapishanede mahkûm olarak bulunan gardiyanların da yardımıyla her yeri bu kâğıtlarla kaplayarak bahçedeki kolajı tamamladı. Tüm bu şerit kâğıt, yan yana getirilip birleştirilerek dev bir yapboz oluşturacak şekilde numaralandırıldı.

    Çalışmanın ardından hapishanenin bahçesinden bakıldığında yerleştirmeler birbirinden ayırt edilemiyordu. Çalışma, her ne kadar yukarıdan bir bakışla fark edilebilir olsa da tutuklular, eski mahkûmlar, hapishane personeli ve masum insanlar burada omuz omuza görülebiliyordu. Geçici bir süre için gerçekleştirilen yerleştirme, üç gün sonra ortadan kayboldu.

    JR, Şubat 2020'ye gelindiğinde en iyi yaptığı şeyi yapmaya devam etmek için Tehachapi'deki California Correctional Institution’a geri döndü. Zamanla yok olan güçlü, büyük ölçekli duvar yapıştırmalarını tekrar ortaya çıkardı. Kompleksin orta avlusunun hemen dışında yer alan Tehachapi dağlarından esinlenen ve hapishanedeki tutuklu nüfusundan oluşan gönüllülerle birlikte çalışan JR, avlunun iç duvarının yüzeyine yapıştırılmış bir dağ örgüsü oluşturdu. Sanatçı tarafından gerçekleştirilen bu özel çalışma, bugün hâlâ iç avluda görülebiliyor.

    JR’ın, Paris’te bulunan Perrotin galerisindeki sergisi 10 Ekim’e kadar gezilebilecek.

    ​Tehachapi projesi hakkında daha fazla bilgi edinmek için JR tarafından iPhone ve Android için ücretsiz olarak geliştirilen uygulamayı indirebilirsiniz.

    0
    0
    456
  • 23-09-2020

    Wes Anderson'ın The French Dispatch isimli filmi bu yılın merakla beklenen yapımlarından biriydi. Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali'nde yapıp yaz döneminde sinemaseverlerle buluşması planlanan film, daha sonra pandemi nedeniyle gelecek yıla ertelendi, Disney/Searchlight da bu konuda açık bir takvim belirtmedi. Koronavirüs sebebiyle bu ertelemeler yaşanırken Wes Anderson bu süreçte de boş durmayarak bir sonraki uzun metrajlı filmi için önümüzdeki bahar aylarında çekimlere başlayacağını duyurdu.

    Wes Anderson’ın bu filmiyle ilgili ilk söylentiler yaklaşık iki hafta önce Producton Weekly listesinde ortaya çıktı ve raporun resmi olarak yayımlanmasından önce herhangi bir bilgilendirme olup olmayacağı heyecanla beklendi. İlk olarak İtalyan gazeteci Gianmaria Tammaro, projenin Roma’da hayata geçirileceğini, oyuncu kadrosunun belli olduğunu ve filmin merkezindeki olay örgüsünün bir aşk hikâyesine dayanadığını açıkladı. American Empirical Pictures ve Indian Paintbrush prodüksiyonuyla izleyicilerin karşısına çıkacak film, farklı iş birliklerini de gündeminden uzak tutmuyor.

    Şu ana kadar başka bir ayrıntıya ulaşılamamakla birlikte Anderson’ın İtalyan sinemasına olan yakınlığı ve hayranlığı bilinen bir durum. Usta yönetmen bundan birkaç yıl evvel Vittorio De Sica'nın 1954 tarihli altı bölümlük antoloji filmi The Gold of Naples'tan ilham alan birkaç bölümlük stop-motion bir dizi girişimiyle de gündeme gelmişti. Her ne kadar bu yapımla ilgili belgeler hiçbir zaman izleyicilerle paylaşılmamış olsa da Anderson, kendisi üzerinde etkisi olan İtalyan yönetmenlerden sık sık bahsetti.

    Anderson’ın şu ifadeleri bu açıdan oldukça ilgi çekici:

    “Antonioni, sanırım L'Avventura ile gördüğüm ilk italyan yönetmen ve ukluslararası bir fenomendi. Benim henüz 19 yaşında film yapmayı düşündüğüm sıralar ise birdenbire Fellini ile karşılaştım. Üslup ve sesi tüm sinema tarihindeki herkes kadar güçlü. Ama… Onun sesi komik bir ses. Öyle bir şey ki ilk kez L'Avventura'yı gördüğümde duyduğum sesten çok daha farklı ve aykırı. Hemen onun gibi olmak istediğime karar verdim ve onun yaptığı şeyleri yapmaya çalıştım.”

    Anderson bir sonraki filminde bu bahsettiği şeyleri hayata geçirecek mi? Önümüzdeki süreç için daha fazla bilgi beklerken Anderson’ın son filmi The French Dispatch’in fragmanını buradan izleyin.

    ​Kaynak: The Film Stage

    https://www.youtube.com/watch?v=TcPk2p0Zaw4

    0
    0
    459
  • 23-09-2020

    Türk sanatçı Murat Yıldırım, dünyaca ünlü tabloları yeniden yorumladı. Sanatçı bu kapsamda Da Vinci'nin Mona Lisa’sından Edvard Munch'ın The Scream’ine kadar birçok önemli tabloyu ele aldı ve onları tüylü birer soyutlamaya dönüştürdü. Yıldırım, kendi tarzıyla eserlere yeni bir üslupla yaklaşırken izleyicilerin tabloları tanımaları için de farklı yollar izledi. Üstelik çalışma sonucunda elde edilen ürünler o kadar dokusal ki, eserler dijital kompozisyonlardan ibaret olsalar bile herhangi bir eve yerleştirilebilir.

    Murat Yıldırım projesiyle ilgili şu açıklamada bulundu: “Meşhur tabloların farklı biçimlerde yeniden üretilmesi uzun zamandır yaygın olan bir şey. Bu soyut çalışmamda dünyaca ünlü tabloları farklı bir biçimde, kürkler içinde kullandım. Bu çalışmayla tüm resimleri yenilikçi ve canlı bir şekilde ele aldım. Çocukluğumdan beri klasik resimlerden oldukça etkilendim, ancak modern sanat dijitalleştiğinden tüm bunları 3D sanat eserlerine dönüştürdüm.”

    Behance’ın kurucusu Scott Belsky ise Murat Yıldırım’ın projesiyle ilgili şu ifadeleri kullandı: “Uzun zamandır yaratıcılığın dünyanın en büyük geri dönüşüm programı olduğuna inanıyordum. Türk sanatçı Murat Yıldırım tarafından Behance'da sunduğumuz bu çılgın (ve tüylü) soyut taklit eserler, farklı maddelerin nasıl da yaratıcı bir biçimde kullanılabileceğine dair harika birer örnek. O bize farklı jenerasyonların sadece “yeni” konularla ilgilenmediğini de gösterdi.”

    ​Kaynak: Designboom

    0
    0
    501
  • 21-09-2020

    Shakespeare'in John Fletcher'la birlikte yazdığı The Two Noble Kinsmen adlı son oyununun nadir baskılarından biri İspanya'daki bir İskoç Katolik kolejinde bulundu.

    1634 yılına ait olan bu baskının İspanya’daki en eski Shakespeare eseri olduğu düşünülüyor. The Two Noble Kinsmen, 1630'dan 1635'e kadar basılmış birkaç İngiliz oyunundan oluşan bir ciltte yer alıyor. Bu eser, Barselona Üniversitesi'nden Dr John Stone’un açıklamasına göre Salamanca’daki Real Colegio de Escoceses - Royal Scots College’ın kütüphanesinde yer alıyor.

    Royal Shakespeare Company,The Two Noble Kinsmen’i Chaucer's The Knight's Tale’e dayandırıyor: “Aşkın sarhoşluğu ve tuhaflığı üzerine yapılan bu çalışma bir arkadaşlığın nasıl rekabete dönüştüğünü anlatıyor.” Tirajikomik olarak tanımlanan bu oyunda savaş esiri olarak hapishaneye atılan iki iyi arkadaş pencereden gördükleri bir kıza aşık oluyorlar ve samimi arkadaşlıkları bir anda kıskançlık ve rekabete dönüşüyor.

    Oyunun 1613-14 yılları arasında Shakespeare’in sahip olduğu tiyatro topluluğu King's Men'in oyun yazarlarından biri olan John Fletcher ile birlikte yazdığı düşünülüyor. Oyunun Shakespeare’in 1616 yılında vefat etmesi sebebiyle son oyunu olduğu görüşleri hâkim.

    Kaynak: BBC

    0
    0
    414
DAHA FAZLA
Geldanlage