
Bilsart’ın Kasım 2020’de gerçekleştirdiği Açık Çağrı sonucunda seçici kurul tarafından seçilen Mustafa Boğa’nın video projesine üretim desteği yapıldı. Bu kapsamda gerçekleştirilen Mustafa Boğa’nın “Çünkü Yıllar Yılı Hayali Kurulmuş Bir Masalın Başlangıcı Olabilirdi Bizimkisi” başlıklı sergisi 30 Haziran’a kadar Bilsart’ta sanatseverlerle buluşacak.
Sergi yazısında Aslı Seven şöyle söylüyor: “Bilsart’ın açık çağrısına cevap veren sanatçıların dosyalarıyla ve onların arasında Mustafa Boğa’nın önerisiyle geçtiğimiz aralık ve ocak aylarında hem kışın hem kapanmanın doruk noktalarındayken karşılaştık. Geleceğin askıya alındığı, kamusal alanların ise yasaklar altında olduğu bir ortamda, ev içlerinde ve geçmişle baş başa kaldığımız bir dönemde Mustafa çoğu ev yapımı düğün videolarından oluşan bir aile arşivine bakarak, özel ve kamusal alanın çakıştığı yerlerde kendi kimliğinin peşine düştüğü bir proje öneriyordu: ‘Fakat gerçekten ben kimim? Bunu biliyor muyum? Buna geçmiş düğünlerde tesadüfen yapılmış kayıtları inceleyerek ulaşabilir miyim?’
Söz konusu aile arşivi, 1986-2018 yılları arasındaki bir tarihsel kesitte, Mustafa Boğa’nın ve geniş ailesinin memleketi olarak tanımlayabileceğimiz Adana merkezli olmak üzere Mersin, Hatay ve genel olarak Çukurova bölgesini kapsayan bir coğrafyada yer almış olan düğün kayıtlarından oluşuyor. Bugün sergide yer alan 15 ekranlık yerleştirme ise sanatçının bu düğünlere bizzat katılmış bir aile ferdi olarak, sanatsal bir müdahale ve yapıtlaşma süreci kapsamında seçtiği ve yeniden derlediği sekanslardan oluşuyor. Buradan yola çıkarak yerleştirme, performatif bir toplumsal ritüel olarak düğün ve bu performatif ritüelin zaman içinde değişen video kayıt yöntemleriyle belgelenişi üzerinden hem mahrem hem tarihsel ve kamusal bir tanıklık deneyimi öneriyor.”
Mustafa Boğa’nın “Çünkü Yıllar Yılı Hayali Kurulmuş Bir Masalın Başlangıcı Olabilirdi Bizimkisi” başlıklı kişisel sergisini 30 Haziran’a kadar Bilsart’ta ziyaret edebilirsiniz.
Suat Derviş’in 1930-41 yılları arasında, insanın parayla ilişkisine dair kaleme aldığı öykülerinden derlenen Fukara Ölüsü, İthaki Yayınları’nın tematik dizisi “Bizim Hikâye” başlığı altında yayımlandı.
Suat Derviş’in bilinen üç öykü kitabı, Ahmet Ferdi, Behire’nin Talipleri ve Beni Mi? onun 1921-24 yılları arasında yazdığı öykülerden oluşur. Oysa Derviş, tüm kariyeri boyunca öykü yazmaya devam etmiştir. Derviş’in gazete ve dergi ciltleri arasında kalan yüzlerce öyküsünden, 1930-41 yılları arasında yazılmış yirmi yedi tanesi bu derlemede bir araya geliyor. Öykülerde Derviş’in karakterleri paranın yokluğu ya da varlığıyla sınanıyor.
“Bizim Hikâye”, Osmanlı’dan günümüze edebiyatımızda öykünün izini süren, öykücülüğümüzü var etmiş, geliştirmiş yazarların eserleri arasından en güzellerini, en başarılılarını, en önemlilerini belirli bir tematik bütünlük gözeterek ortaya koyan, 1850’lerden 1950’lere kadar bir asırlık öykücülüğümüzün verimlerini bir araya getiren bir kitap dizisi.
“Eline alışık olmadığı bir para geçince, parasızlık yüzünden çekmeye mahkûm olduğu bu hayattan kaçmak istemişti. Bir gün için bile olsa yaşamak, insan gibi yaşamak istemişti.”
PİLEVNELİ, temmuz ve ekim ayları arasında KAPLANKAYA’da yeni bir proje gerçekleştirecek. Altı aylık hazırlık sürecinin ardından hayata geçirilen bu proje kapsamında, İspanyol mimarlar Carlos Ferrater ile Borja Ferrater tarafından tasarlanan KAPLANKAYA Clubhouse’ta birbirinden farklı sergiler sanatseverlerle buluşacak.
Proje kapsamında gerçekleştirilecek sergilerin ilkinde PİLEVNELİ ve KÖNIG’in temsil ettiği sanatçıların eserlerinden oluşturulan bir seçki izleyicinin beğenisine sunulacak. 30’u aşkın sanatçının son dönem eserlerinin yer alacağı sergi, 8 Temmuz’da Milas’ta bulunan KAPLANKAYA’da kapılarını açacak. Sergi mekânı bir koleksiyonerin güneydeki evi gibi kurulanarak eserler sergilenecek. Farklı kuşaklardan sanatçıların eserlerini bir araya getirecek olan sergi ŠKODA, Jotun, Samsung, Yataş Bedding ve MG International Fragrance Company iş birliğiyle gerçekleştiriliyor.
Ayrıca PİLEVNELİ Mandarin Oriental Bodrum’da “ANADOL - CRETEN - ELMACI - FIRMAN - TÖRE - ZÜMRÜTOĞLU” başlıklı karma sergi, 10 Haziran - 4 Temmuz tarihleri arasında sanatseverlerin beğenisine sunulacak. ŠKODA, Samsung ve MG International Fragrance Company iş birliğiyle düzenlenen sergide Refik Anadol’un Uluslararası Uzay İstasyonu veri tabloları, Daniel Firman’ın Toplama ve Tavır serilerinden heykelleri, Ali Elmacı ve Tarık Töre’nin son dönem eserleri, Erdoğan Zümrütoğlu’nun Yaz Günleri Beni Hatırlamıyor ve Yağ Satarım, Bal Satarım, Ustam Ölmüş Ben Satarım serilerinden eserleri yer alacak. Bunların yanı sıra Johan Creten’in ikonik Gözlem Noktaları ziyaretçilere eserleri oturarak inceleme fırsatı sunacak.
Gerard van Gemert'in mülteciler, ırkçılık, daha iyi bir yaşam umudu ve sporun birleştirici gücü hakkındaki romanı Nefes Almadan, Mark Janssen’in resimleriyle ve Lale Şimşek Çalışkan’ın çevirisiyle Can Çocuk tarafından yayımlandı.
Spor konulu çocuk kitaplarıyla tanınan Hollandalı yazar Gemert, 10 yaş ve üzeri genç okurlarını önyargıları yıkmak üzerine düşünmeye davet ediyor.
Joey ve arkadaşları sahada maç yaparken, tanımadıkları bir çocuk kenarda oturmuş, onları izlemektedir. Joey onu maça davet edince çocuğun adının Adil olduğunu, sahanın yakınındaki Sığınmacı Merkezi'nde yaşadığını öğrenirler. Çok geçmeden, Adil'in müthiş yetenekli olduğu ortaya çıkar. Fakat Joey'nin arkadaşlarının çoğu Adil'le ilgili önyargılıdır. Çocuğun onlarla vakit geçirmesine ve kendi futbol kulüplerinin altyapısına katılmasına sıcak bakmazlar. Joey, Adil'le arkadaşlık etmeye başlayınca, o ve ailesinin Suriye'den aylar süren yolculukları hakkında daha çok şey öğrenir ve yeni arkadaşının yaşamak zorunda kaldıklarına çok üzülür. Önyargıları yıkmak hiç de kolay olmayacaktır. Fakat Joey, Adil'i takıma kazandırmaya kararlıdır.
“'Bir kez karşıya geçtik mi her şey normale dönecek,' diyordu babası. 'O zaman yeniden bir evimiz olur ve yeniden çalışmaya başlayabilirim. Siz de yine okula gidebilirsiniz.' Adil bunu dört gözle bekliyordu. Yine okula gitmek ve yine normal bir hayat yaşamak... 'Eski evimiz gibi bir ev mi?' diye sordu. 'Belki biraz daha küçük olabilir,' dedi babası omuz silkerek. 'Ama ev evdir.' Adil de onunla aynı fikirdeydi.”
Türk ve dünya sinemasından dikkat çekici yapımları bir araya getiren Boğaziçi Film Festivali, bu sene 23 - 30 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteği ve TRT’nin Kurumsal İş Ortaklığı ile gerçekleşecek 9. Boğaziçi Film Festivali, seyircisini sinema salonlarında ağırlayacak. Geçen sene film gösterimleri pandemi nedeniyle sosyal mesafeli olarak fiziki şartlarda #HerŞeyeRağmen sloganıyla gerçekleşmişti. Festivalde, Ulusal Uzun Metraj, Ulusal Kısa Kurmaca ve Ulusal Kısa Belgesel film yarışması kategorilerinde 1 Ocak 2020 tarihinden sonra tamamlanmış filmler yarışacak ve festival kapsamında Türkiye’de ilk kez seyirci karşısına çıkacak.
Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alacak filmler En İyi Ulusal Uzun Metraj Film Ödülü için jüri karşısına çıkacak. Ayrıca En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Sinematografi ve En İyi Kurgu dallarında da akçeli ödüller verilecek. Ulusal yarışmada FİLM – YÖN En İyi Yönetmen Ödülü ile Film Yapımcıları Meslek Birliği (FİYAB) tarafından bir filmin tüm süreçlerini başarıyla yürüten yapımcıları ve bağımsız sinemayı desteklemek amacıyla FİYAB En İyi Yapımcı Ödülü de verilecek.
Festivalde kısa filmi ve kısa film üretimini desteklemek amacıyla Ulusal Kısa Kurmaca Film ve Ulusal Kısa Belgesel Film olmak üzere yarışmalı iki farklı kategoride en iyi film ödülleri verilecek. Süresi 20 dakikayı aşmayan deneysel, animasyon ve kurmaca filmler Ulusal Kısa Kurmaca Film Yarışması’na, süresi 30 dakikayı aşmayan belgesel filmler ise Ulusal Kısa Belgesel Film Yarışmasına başvuru da bulunabilecek. Kurmaca kategoride yer alacak filmlerden birine İstanbul Medya Akademisi tarafından verilecek Genç Yetenek Ödülü verilecek. Festivalin yarışmalı kısa bölümlerinde yer alan tüm filmler Ahmet Uluçay Büyük Ödülü için de yarışacak.
Festivalin endüstriye yönelik etkinlikleri ve proje geliştirme bölümü olan Bosphorus Film Lab’de Pitching Platformu ve Work in Progress’e yapım ya da fikir aşamasındaki film projeleri başvurabilecek. Türkiye sinemasında filmlerin gelişmesine katkı sağlamak, genç yapımcı ve yönetmenlerin yeni filmler üretmesine maddi ve manevi destek oluşturmak hedefiyle hayata geçirilen Bosphorus Film Lab, TRT’nin kurumsal iş ortaklığıyla düzenleniyor. Pitching Platformu’nda yer alacak bir proje TRT Ortak Yapım Ödülü, bir proje de Postbıyık Renk Düzenleme Ödülü’nü kazanacak. Work in Progress kapsamında yer alan projeler de T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Özel Ödülü ile CGV Mars Dağıtım Ödülü için sunumlarını gerçekleştirecek. Ayrıca ilk kurgusu veya kaba kurgusu tamamlanmış projelerin geliştirilmesi için tasarlanan workshop programı First Cut Lab, 9. Boğaziçi Film Festivali kapsamında İstanbul’da yapılacak.
9. Boğaziçi Film Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
DasDas Online üzerinden tiyatro oyunlarını çevrim içi olarak izleyicilerle buluşturan DasDas, şimdi de Ataşehir Metropol İstanbul’daki sahnesini dijital bir sergi alanına dönüştürerek “PARALLEL UNIVERSE” isimli dijital sanat sergisini sanatseverlerin beğenisine sunuyor. Ouchhh Sanat Stüdyosu ile Zenger küratörlüğünde düzenlenen sergi, 11 Haziran’da kapılarını açacak.
Bünyesinde sanatın farklı tür ve şekillerini buluşturarak daha fazla sanatsevere ulaşmayı amaçlayan DasDas, ilk dijital sergisini Paribu ana sponsorluğunda gerçekleştiriyor. Ouchhh, Zenger ve DasDas iş birliğiyle düzenlenen “PARALLEL UNIVERSE” başlıklı sergi bambaşka atmosferler sunan dört farklı eserden oluşuyor. Yapay Zeka Van Gogh Veri Boyama Deneyimi, Şiirsel Yapay Zeka, Göbeklitepe Mimari Veri ve Osman Hamdi Bey Eserleri’nden oluşan sergi, fiziksel mekânın sınırlarının şeffaflaştığı, çok boyutlu evrenleri yapay zeka ve veri iş birliğiyle sarmalayan bir deneyime dönüşüyor ve izleyiciye geçmiş ve geleceğin yeniden tanımlandığı bir dünya sunuyor.
Dünyanın en ünlü ressamlarından Van Gogh’un renkleri ve şekilleriyle hafızalara kazınan eserleri, yapay zekâyla Yapay Zeka Van Gogh Veri Boyama Deneyimi’nde hayat buluyor. Bilim insanlarının makine öğrenimi ve yapay zekâ algoritmaları kullanarak ışık, fizik, uzay ve zaman hakkında yarattıkları bilincin şiirsel kırılımı Şiirsel Yapay Zeka ile ziyaretçilerle buluşacak. Göbeklitepe mimarisini yapay zekâ ve sanat anlayışıyla bir araya getiren Göbekli Tepe Veri’de tarih öncesi insanların dini inancını yansıtan figürler ziyaretçilere yeni bir bakış açısıyla sunulacak. Osman Hamdi Bey Eserleri’nde ise ilk Türk arkeolog ve Türkiye’de müzeciliğin kurucusu olarak sayılan Osmanlı’nın en önemli ressamlarından Osman Hamdi Bey’in eserlerini günümüz teknolojisiyle bir araya gelerek izleyiciyle buluşacak.
Sanat ve teknolojinin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan dijital sergi “PARALLEL UNIVERSE” DasDas’ın Ataşehir Metropol İstanbul’daki sahnesinde 11 - 12 Haziran’da ücretsiz olarak görülebilecek.
Carmen Maria Machado’nun türler arasındaki sınırları kaldırırken kadınların yaşamlarının ve bedenlerinin maruz kaldığı şiddetin bir haritasını çıkardığı ilk öykü seçkisi Bedenine Yazılı Masallar, Özden Arıkan’ın çevirisiyle Nebula Kitap’tan çıktı.
Bedenine Yazılı Masallarile psikolojik gerçekçilik ile bilimkurgu, komedi ile korku, fantastik ile fabl arasındaki kanıksanmış çizgileri eğip büküyor. Machado, hem bu dünyadan hem bir başkasından, yer yer kadim masalların bugüne uyarlanmış hâllerini hatırlatan, kâh komik kâh çok ciddi üslubuyla kan dondurucu şiddetten en incelikli haletiruhiyeye dek akıl almaz bir kaleydoskop sunuyor okura.
Hayatında her şey yolunda giden bir kadının kocasından tek bir isteği vardır: Boynundaki yeşil kurdelesine dokunmaması. İnsanlığı kıskıvrak yakalayan bir salgın dünyayı yıkıp geçerken bir kadın eski aşklarının çetelesini çıkarır. Bir alışveriş merkezinde balo elbiseleri satan bir mağazanın çalışanı, elbiselerin dikişleri arasındaki korkunç sırrı keşfeder. Kilolarından kurtulmak isteyen bir kadın, geçirdiği ameliyatın beklenmedik sonucu olarak davetsiz bir misafir ile baş başa kalır. Birbirinden yetenekli ve eksantrik sanatçılarla kampta inzivaya çekilen bir yazar, ormanın derinliklerinde korkuları ve çocukluğu ile karşılaşır.
Fotoğraf: Photograph by Art Streiber / AUGUST. Kaynak: The New Yorker
Müzisyen ve prodüktör Görkem Karabudak’ın “Cinler Tepemde” isimli ikinci teklisi müzikseverlerle buluştu.
Geçtiğimiz günlerde “Akılsız Başın Sürgünü” isimli teklisiyle yıl sonunda yayımlayacağı kısa çalarından fragman niteliğinde tatlar sunan Karabudak, şimdi de “Cinler Tepemde” ile dinleyicinin karşısına çıktı. Şarkı kaynağı ve meşruiyeti meçhul bir kontrol mekanizması nezdinde başına buyrukluğu sakıncalı varsayılan tüm özgür ruhlar, ayrık frekanslar, cızırtılar ve ıssızlığı ürküten rüzgarların kendi yollarına saparak dünyanın tozunu attırmalarının hikâyesini ele alıyor.
Electro-punk, endüstriyel rock ve anadolu psychedelic dokularının iç içe geçtiği dinamik düzenlemesiyle dikkat çeken şarkı dinleyiciye sınırsız dans ve bol adrenalin sunuyor. Şarkının sözleri, müziği ve prodüksiyonu sanatçının imzasını taşırken kapak görseli ise Deniz Bankal’a ait.
Görkem Karabudak’ın “Cinler Tepemde” isimli teklisini buradan dinleyebilirsiniz.
İMÇ (İstanbul Manifaturacılar Çarşısı)’de yer alan bağımsız sanat inisiyatifi 5533, 2021 yılı programına Ardıl Yalınkılıç, Can Küçük ve Süper Normal’in işlerinden oluşan “İkinci Bölüm (Yüzeysel)” başlıklı sergiyle devam ediyor.
“Giriş” ve “Birinci Bölüm”ün ardından bu senenin üçüncü sunumu olarak gerçekleştirilen “İkinci Bölüm (Yüzeysel)”de sanatçılar 5533’ün bulunduğu çarşıda insanların bakarak ya da dokunarak ilişki kurduğu yüzeydeki ögelere odaklanıyorlar.
Sergide Ardıl Yalınkılıç’ın 6. blokta bulunan kasetçilerin vitrinlerinde boy gösteren sanatçılarla, kendisinin yıllar sonra Türkiye’ye geri dönüp “İkinci Bölüm”de sanatçı olarak ‘çıkış yapması’ arasında benzerlik kurarak ürettiği ve mekânın vitrinine yerleştirdiği posterler izleyicinin beğenisine sunuluyor. Ayrıca Can Küçük’ün, çocukların zaman geçirdiği mekânlar için tasarlanmış bir yer döşemesinden ürettiği çocuk kitabı Kayıp ve Süper Normal’in, çarşının yaşam yerleri için sunduğu sınırlı çeşitte malzemenin, geçmişi ve gelecekteki olası anları canlandırma potansiyelini kurguladıkları Boş Ev adlı yerleştirme sergide bulunan eserler arasında yer alıyor.
Alternatif modeller oluşturmaları için sanatçıları ve farklı disiplinlerden, mesleklerden, geçmişlerden insanları bir araya getirmeyi amaçlayan 5333, Sanat İnisiyatifleri Sürdürülebilirlik Fonu 2020 - 2021 kapsamında SAHA tarafından destekleniyor.
“İkinci Bölüm (Yüzeysel)” başlıklı sergi 5 Temmuz’a kadar pazar hariç her gün 11:00 - 17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir. Daha fazla bilgi edinmek için 5533’ün Instagram hesabı @imc5533’ü takip edebilirsiniz.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), oyuncu Yiğit Özşener’in ev sahipliğinde ekolojik krizin sebep ve sonuçlarına kültür ve sanatın yaratıcı gücüyle yeni açılardan bakmayı amaçladığı “Dünyalılar! Sanat Gezegeni İyileştirebilir mi?” başlıklı yeni bir podcast serisine başlıyor.
Serinin çıkış noktası ise İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları kapsamında şubat ayında yayımlanan “Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat” raporu. Seri kapsamında Özşener, her hafta sinemadan edebiyata, tiyatrodan dijital sanata farklı alanlardan konuklarıyla gezegenimizin geleceği üzerine sohbet edecek. Haziran ayında yayımlanacak ilk dört bölümünün konukları, İKSV’nin “Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat” raporunun yazarı Hande Paker, DOT Tiyatro’nun kurucuları Özlem Daltaban ve Murat Daltaban, yazar Buket Uzuner ile yönetmen Zeynep Dadak. Temmuz ayında yayımlanacak bölümlerde ise Yiğit Özşener ve konukları ekolojik dönüşümü mimari, müzik, dijital sanatlar gibi çeşitli alanların perspektifinden ele alacak.
“Kültür-sanat ile gezegenimizin geleceğinin bağlantısı nedir? Serinin bölümleri neden 26 dakika?” gibi sorulara Yiğit Özşener’in cevap verdiği 0. bölüm ve Özşener’in İKSV’nin “Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat” raporunun yazarı Hande Paker’i ağırladığı, “Geri dönüşü olmayan bir noktada mıyız, yoksa hâlâ yapabileceğimiz bir şeyler var mı? İklim krizine sadece bilimsel ya da teknik açıdan mı yaklaşılır, yoksa kültür sanat insanları harekete geçirmekte daha etkili olabilir mi?” gibi kritik sorulara cevap aranan “Gezegenimiz bize daha ne kadar dayanabilir?” başlıklı 1. bölüm İKSV’nin Spotify, Apple Podcasts ve YouTube kanallarında yayımlandı.
Fotoğraf: Muhsin Akgün