
İstanbul Modern, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Sharjah Art Foundation ile birlikte ortak bir proje gerçekleştiriyor. 19 - 27 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilecek 4. Sharjah Film Platformu, İstanbul Modern Sinema’nın hazırladığı “Onun Yolculuğu” film programını sinemaseverlerle buluşturuyor.
İstanbul Modern Film Küratörü Müge Turan tarafından hazırlanan seçkide Türkiye’den kadın sinemacıların 5 uzun, 5 kısa yapımı bulunuyor. Kadın olma hâllerine, kadının toplumsal ve kültürel rollerine odaklanan program kapsamında yönetmenlerin katılacağı söyleşiler de gerçekleştirilecek. Sharjah Art Foundation tarafından hazırlanacak, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinden yapımların gösterileceği program ise 2022’de İstanbul Modern Sinema’da sinemaseverlerle buluşacak. İstanbul Modern Sinema’nın seçkisinde Pelin Esmer’in 2017 yapımı İşe Yarar Bir Şey’i, Kıvılcım Akay’ın Amina’sı, Çağla Zencirci ile Guillaume Giovanetti imzasını taşıyan Sibel yer alıyor.
Ayrıca 4. Sharjah Film Platformu kapsamında 26 Kasım tarihinde Sharjah’da gerçekleştirilecek “Kadın Gözüyle Türkiye’de Çağdaş Sinema” başlıklı söyleşide Türkiye sinemasında ses getiren kadın yönetmen ve yapımcıları yer alacak. Söyleşi Müge Turan moderatörlüğünde Kıvılcım Akay, Şirin Bahar Demirel, Azra Deniz Okyay, Pelin Esmer ve Çağla Zencirci’nin katılımıyla gerçekleştirilecek.
“Onun Yolculuğu” Seçkisindeki Yapımlar:
Hayaletler (2020) Yönetmen: Azra Deniz Okyay
Kadınlar Ülkesi (2019) Yönetmen: Şirin Bahar Demirel
İşe Yarar Bir Şey (2017) Yönetmen: Pelin Esmer
Amina (2019) Yönetmen: Kıvılcım Akay
Sibel (2018) Yönetmen: Çağla Zencirci, Guillaume Giovanetti
Büyük İstanbul Depresyonu (2020) Yönetmen: Zeynep Dilan Süren
Emile Sezgin (2020) Yönetmenler: Aylin Kuryel, Raşel Meseri
#21xoxo (2020) Yönetmenler: İmge Özbilge, Sine Özbilge
Ablam (2019) Yönetmen: Burcu Aykar
Cadı Üçlemesi 13+ (2019) Yönetmen: Ceylan Özgün Özçelik
Agustín Fernández Mallo’nun post-şiirsel olarak adlandırdığı kavramdan hareketle kaleme aldığı, çağdaş İspanyol edebiyatında bir dönüm noktası olarak görülen “Nocilla Projesi”nin ilk kitabı Nocilla Rüyası, Sena Akalın’ın çevirisiyle HARFA Yayınları’ndan çıktı.
Üç kitaptan oluşan “Nocilla Projesi” okuruna alışılagelmiş bir roman okuma pratiği vaat etmiyor, güvenli sulardan ayrılıp bir edebiyat deneyiminin parçası olmaya davet ediyor. Nocilla Rüyası, İspanyol dilinde yazılmış son on yılın dördüncü en önemli romanı seçildi. Nocilla Rüyası’nı, 2008 ve 2009 yılında yine birçok ödüle layık görülen Nocilla Deneyimi ve Nocilla Labaratuvarı izledi.
Nocilla Rüyası, bağımsız sinemadan kolaja, kavramsal sanattan mimariye, bilgisayar tarihinden romanın çöküşüne dek birçok alana göndermelerle dolu bir fikirler ve imgeler geçidi. Roman, Nevada’nın büyüleyici boşluğunda ilerlerken zaman zaman tekrar boy gösteren - aşka düşkün fahişeler, Meksikalı tır sürücüleri, Çin’li sörfçüler, gezgin eski bir boksör, kendi mikro-vatanlarını ilan etmiş bir takım insan, ıssız bir yerde kaybolmayı uman yasadışı bir göçmen, kendini Borges’e adamış Arjantinli bir mimar… - eksantrik karakterlerin yaşamlarından kısa kısa fragmanlarla bir hikâyeler ağı örüyor ve çağdaş gerçekliğin portresini sunuyor.
“Nevada Çölü’nü boylu boyunca kateden, ABD’nin en ıssız otoyolu U-50’nin ortasında bir kavak ağacı ve dallarından sarkan ayakkabılar… İlk ayakkabıyı kim attıysa sonrasında her gören bu kavağın ve hikâyesinin bir parçası olmak istedi. Ne var ki ayakkabıların bağcıkları, tıpkı bir ağacın yer altına yayılmış kökleri gibi zamanın ve mekânın katmanlarına uzanan birçok yaşamı birbirine bağlarken aynı yalnızlıkta akıp giden bu yaşamlarınsa birbirinden haberleri bile yoktu.”
HOPE Alkazar, ücretsiz etkinliklere ev sahipliği yapmaya başlıyor. Yeni medya sanatçısı Refik Anadol, Cihangir Yoga ve Urban Riders HOPE Alkazar’da katılımcılarla buluşacak.
Yapay sinir ağlarını ve en son yapay zekâ teknolojilerini kullanan Refik Anadol Studio’nun iki bölümden oluşan yeni projesi Alkazar Rüyası, HOPE Alkazar’da ücretsiz olarak deneyimlenebilecek.
Türkiye’de yoganın iyileştirici, özgürleştirici ve bütünleştirici gücünü daha çok insana ulaşması amacıyla Cihangir Yoga CY1 dersleri HOPE Alkazar’da gerçekleştirilecek. Salı günleri Nilüfer Güler, çarşamba günleri Hakan Aktürk, perşembe günleri Damla Mısırlı ders verecek. Her Seviye derslerinde ise cuma günleri Onur Aksoy, cumartesi günleri Bade Gül Kılınç, pazar günleri Nilüfer Güler’i katılımcılarla buluşacak. Türkiye’de cycling derslerinde uzmanlaşmış tek stüdyo olan Urban Riders, spor, sanat ve kültürü buluşturan HOPE Alkazar’da olacak. Çarşamba ve cuma günleri Ahmet Berkman, Mehmet Ali Yıldırım ve Haneen Kattae katılımcılarla buluşacak. Katılımlar açılışa özel olarak 23 - 30 Kasım tarihleri arasında ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.
HOPE Alkazar’ın internet sitesine buradan, etkinlik programına ise buradan ulaşabilirsiniz.
Beste Erener ve Mehmet Çeper’in “Makul Kurban” başlıklı sergisi Mahmut Wenda Koyuncu küratörlüğünde 31 Aralık’a kadar Kasa Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor.
Beste Erener ve Mehmet Çeper sergide geçerli, yasal, meşru dilin (akıl, düşünce, doğallaştırılmış ve tarihselleştirilmiş tasarım) içinden geçerek iki farklı alanın ama aynı tarihsel politik algının muarızlarına eğiliyorlar. Erener ve Çeper doğayı anlamadan kültürel ve tarihsel insan mirası olan yüklerin tamamını kritik etmeden başka bir algı yaratmanın imkansızlığını vurguluyorlar. Sanatçılar, çalışmalarında insanın doğa karşısındaki üst dilini ve pozisyonunu ele almadan insanın insan üstündeki tahakkümünün de engellenemeyeceğini göstermeye çalışıyorlar. Sergide sanatçılar insanın dil-öncesi evreninde; duyu, algı, duyumsama veya duygu ile kurduğu evrenin günümüzün ıstıraplı yolarının ile kesişme noktalarını dijital araçlar üzerinden kuruyorlar.
Beste Erener, bir Anadolu ninnisinden hareketle görselleştirdiği imgelerde insanın içindeki yabanla bütünleşme arzusuna ket vurulmasının sancısını gözler önüne seriyor. Bütünleşme arzusunun dil/kültür/akıl tarafından insanın doğa ile olan ilişkisinde dile getirmekte zorlanacağı varoluşsal sıkıntıları, kâbusu andıran bilinçdışı salınımlarla tuhaf ortamlar inşa ederek doğa insan ayrımını birbirine yabancılaştırıyor. Sanatçı Freud’un “Kurt Adam” vakası ile Anadolu’daki bir halk ezgisi arasında paralellik kurarak Deleuze’ün Freud’a karşı geliştirdiği hayvan-oluş kavramını dilsiz doğanın (türküdeki ayının) altına yerleştiriyor.
Mehmet Çeper, video ve yerleştirmeleri ile doğa-kültür ayrımını çevresel ve siyasal aktüel meselelere su ile diyalog geliştirerek baş etmenin yollarını arıyor. Sanatçı, suyun insan üzerindeki basit ama yaşamsal etkilerinden yola çıkarak suyun akıcılık, şeffaflık ve buharlaşma özelliklerini sanatsal çalışmalarının deneysel formu olarak kullanıyor.
Beste Erener ve Mehmet Çeper’in “Makul Kurban” başlıklı sergisini 31 Aralık’a kadar hafta içi her gün 09:00 - 17:00 arasında Kasa Galeri’de ziyaret edebilirsiniz.
Erkeklerin kezzap ve asit gibi kimyasallarla saldırdığı üç kadının yaşadıklarını, karşılaştıkları zorlukları ve taleplerini anlattığı Şiddetin Yüzü belgeseli, 11. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali kapsamında 26 Kasım’da Atlas 1948 Sineması’nda ve 28 Kasım’da Kadıköy Sineması’nda izleyiciyle buluşacak.
Dünya prömiyerini 26 Ekim’de İtalya’da Sguardi Altrove Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde yapan belgesel, 26 - 28 Kasım’da İsveç’te 12. Sama Uluslararası Film Festivali’nde, 27 Kasım’da Kanada’da Human-Environment Care Film Festivali’nde gösterilecek. Türkiye’de de 26 Kasım - 2 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek 11. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nde kapsamında izleyici karşısına çıkacak. Filmin gösterimi 26 Kasım saat 12.00’de Atlas 1948 Sineması’nda ve 28 Kasım saat 12.00’de Kadıköy Sineması’nda gerçekleştirilecek.
Şiddetin Yüzü’nün yönetmeni Esra Açıkgöz, belgeseli çekmek için yola çıkış nedenlerini şöyle anlatıyor: “Bu belgesel, erkeklerin acımasız saldırılarına, işkencelerine rağmen hayatlarına devam etmeyi başaran, taleplerini dillendirme cesaretini gösteren kadınların anlatısı. Belgeselde üç kadın var ancak aslında hepimizin, milyonlarca kadının kaygısı ve kavgası aynı zamanda.”
Belgeselin diğer yönetmeni Kenan Özer ise belgesel kapsamında kadınların öne çıkan taleplerini şöyle özetliyor: “Devlet, kadınların yüz ve bedenlerinde oluşan tahribatla ilgili estetik operasyonları, lüks olarak görüyor. Yaralanan kadınlar için estetik ameliyatların ücretsiz yapılması, suçluların öldürmeye teşebbüsten yargılanması ve kadınlara istihdamda öncelik sağlanması kadın örgütlerinin talepleri arasında.”
Erkeklerin kadını eve kapatmak, öldürmese de görünüşünü “bozarak” toplumdaki “görünürlüğü”nü bitirmek, başkası tarafından arzulanmasını engellemek için başvurduğu en acımasız saldırılardan birine, kimyasal saldırılara odaklanan belgesel; boşanmak istediği, “aşkına” karşılık vermediği, terk ettiği için kimyasal saldırıya uğrayan üç kadın hikâyelerini, karşılaştıkları zorlukları ve taleplerini anlatıyor.
Gürcistanlı bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Marina Lakvekheliani, 2017 yılında kendisini terk ettiği için sevgilisi tarafından kezzaplı saldırıya uğruyor. Uzun süren fiziksel tedavi sürecinden sonra, yaraları iyileşiyor. Ancak psikolojik tedavisi hâlâ devam ediyor, sakinleştirici ve uyku ilaçlarıyla hayatını devam ettiriyor. Berfin Özek, 2019’da İskenderun’da dershaneden çıkıp evine ulaşmaya çalışırken eski sevgilisi tarafından kezzaplı saldırıya uğruyor. Bir gözünü kaybediyor. Diğeri yüzde 50 görüyor. Melahat Üzümcü, Mayıs 2020’de Isparta’da işe gitmek için evinden çıktığında boşanma davası açtığı eşi tarafından kezzaplı saldırıya uğruyor. Kulağının bir bölümü eriyor, elinde ve yüzündeki damarlar yoğun hasar görüyor. Üç çocuğuyla birlikte hayatta kalma mücadelesi veriyor. Şiddetin Yüzü belgeselinin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
Ekin Bernay’ın V&A Museum tarafından davet edilerek Performistanbul ortaklığında gerçekleştirdiği Atlas performansı, 26 Kasım’da Friday Late kapsamında Londra’daki müzenin Raffaello odasında izleyicilerle buluşacak.
Performistanbul sanatçısı Ekin Bernay’ın performansı hayatta kalan en eski müzik kompozisyonu olan Seikilos Epitaph’ın bestesinden ilham alıyor. Performans fikri sanatçının bir hakikat duygusu arayışında “dünyadaki tüm deneyimlerimin yaratıldığı gerçekliğimin ekseni, nöronların yaşam denen simülasyonun her anına komuta etmek için anlamlı sinyaller ilettiği yer” olarak tanımladığı omurgasına odaklanmasıyla ortaya çıkıyor.
Gökleri omuzlarında taşımaya mahkûm edilen Titan efsanesi Atlas, aynı zamanda kafatasımızı omurgamıza bağlayan C1 isimli omura adını veriyor. Bu kemiğin dünyadaki insan deneyiminin bir yansıması olduğuna inanan sanatçı, orman bilgeliği ve tasavvuftan fikirler ödünç alarak daha derine iniyor. Bernay performansı dört bölüm olarak ele alıyor: “Doğuyorum, yolda yürüyorum, sonsuz huzuruma ulaşıyorum ve bedenimin sınırlarını aşıyorum”. İnsanlar olarak taşıdığımız ağırlığa hem fiziksel hem de duygusal perspektiften bakan sanatçı, kendi özüne yaklaşmak umuduyla insan vücudunu yapıbozuma uğratıyor. “Dünyaya kendi gerçeklik deneyimimden daha fazla ne sunabilirim?” sorusundan hareketle performansın adımlarını atıyor.
“Aynaya bakıyorum ve geçicilikle yüzleşiyorum.
Verebileceğim tek şey dürüstlüğümdeki hayatım.
Yaşamak yalnız ama yine de sevgi dolu.
Bu benim, devam ediyor, arıyorum.”
Ekin Bernay
Künye: Atlas, Ekin Bernay, 2021, Performans, 33 dakika, Performistanbul iş birliğiyle
Yunus Nadi Şiir Ödülü sahibi şair ve çevirmen Nazmi Ağıl'ın çocukların dilinden onların duygu dünyalarına seslendiği, illüstratör Sezen Aksu Taşyürek’in resimlediği Odamda İnek Var, Kırmızı Kedi Çocuk’tan çıktı.
Ağıl, gündelik hayatın içindeki muzip detayları, çocuksu merak ve neşeyle dizelerine yansıtıyor.
“Odamda İnek Var!
Odama giren sinek
“Vızvız vız da vızvız vız,”
Asla rahat vermiyor,
Ah, uyumak imkânsız.
“Yeter artık!” diyerek
Kalktım, kestim “s”sini,
Aman, yetişin dostlar,
Nerden çıktı bu inek?!”
Kısa film festivali Bertha Spaces MobiFest, İstanbul’daki Postane ve Cape Town’daki Bertha House ev sahipliğinde 19 - 26 Kasım tarihleri arasında ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.
Sosyal değişim için görsel hikâye anlatımı ve mobil teknolojilerin birlikte nasıl kullanılabileceğini keşfeden festivalde yer alan Türkiye ve Güney Afrika’dan 19 kısa film, bu yılın teması olan “Dayanışma Mekanları” üzerine hikâyelerini izleyiciyle buluşturuyor. Şehir hayatında maddi ve sosyal olarak dezavantajlı konumda bırakılan kişilerin Kurtuluş’ta alışverişlerini yapabildikleri Tatavla Dayanışma Pazarı’ndan, Langa’da bisiklet kültürü inşa etmeye çalışan Langa Bicycle Hub’a; İstanbul Tophane’deki bir kültür sanat ve tartışma mekânı olan DEPO’nun hikâyesinden, Kurşunlu’da bir eko-köye; Johannesburg'un insan etkileşimini teşvik eden müzik dizileriyle tanınan en eski ikinci barından, Romanları bir araya getiren bir mahalle bakkalına birçok dayanışma hikâyesinin yer aldığı filmler Postane’de ve çevrim içi olarak gösterilecek.
MobiFest kapsamında üretilen filmler günde 10:30, 15:00 ve 19:00 olmak üzere üç seans hâlinde Postane’de ücretsiz olarak izleyiciyle buluşacak. A ve B blokları tematik olarak gruplanmış kısa filmlerden oluşuyor. MobiFest filmlerinin akşam gösterimlerinde Türkiye’den ve Güney Afrika’dan sinemacılarla çeşitli temalar etrafında soru-cevap etkinlikleri de gerçekleştirilecek.
Cape Town’daki Bertha House ile ortaklaşa yürütülecek olan bu etkinlikler simültane çevirmen desteğiyle Postane’de yapılacak. Bu etkinlikler ayrıca Postane’nin YouTube kanalından canlı olarak yayımlanacak. Filmlere buradan kayıt olarak katılabilirsiniz.
Tahsin Yücel'in edebî figürlerle girdiği yazınsal tartışmaları toplayan, her biri karşı-özneye yazılmış on iki tartışma yazısının yer aldığı Tartışmalar, Can Yayınları tarafından yeniden yayımlandı.
Tartışmalar, Yücel'in sözünü sakınmayan eleştirmen kimliğinin daha yakından tanınmasını sağlarken, tartışma yazılarının nasıl başlı başına bir anlatı oluşturabileceğine de bir örnek oluşturuyor.
Tahsin Yücel, "çift yönlü anlatı izlencesi" olarak tanımladığı ve yer yer ağız kavgasıyla benzer özellikler gösterebildiğini kabul ettiği bu yazılarında edebiyat dünyasından tanıdığımız pek çok farklı isimle yazınsal bir tartışmaya giriyor. Farklı edebî figürlerin yapısalcılık akımına getirdiği eleştirilere, yazın ödüllerinin seçici kurullarında görev alan kişileri eleştiren Aziz Nesin'e ve Fethi Naci'nin Peygamberin Son Beş Günü incelemesine cevap veriyor, Türk Dil Kurumu'nu savunuyor ve Kara Kitap'ı eleştiriyor.
“Bu küçük derlemenin sonuna dek gelebilmiş olanlar, "Bu adam da amma kavgacıymış!" diyerek parçalı kişiliğime yeni bir parça daha ekleyebilirler. Vardıkları sonuç buysa, ne söyleyebilirim? Olsa olsa şunu: "Kim değil ki?" On iki yıldan fazla bir sürede on iki kavga yazısı. Çoğu da savunma. Çok mu gene de? Çok diyorsanız çok olsun.
Bir kavga daha çıkarmayalım.”
İstanbul Modern Sinema tarafından düzenlenen, 3x2 program dizisinin ikincisi Özgürlük Kapıları, 22 Kasım - 4 Aralık tarihleri arasında çevrim içi olarak gerçekleştirilecek.
İstanbul Modern Sinema, Türk Tuborg A.Ş’nin katkılarıyla hayata geçirdiği çevrim içi ve ücretsiz programlarına 3x2: Özgürlük Kapıları ile devam ediyor. Bu ayki üçleme ikilisi kişisel, toplumsal özgürlükler ve bu özgürlükler için verilen mücadelelere odaklanıyor. Çağdaş Polonya sinemasının önemli isimlerinden Andrzej Wajda’nın savaş üçlemesi İkinci Dünya Savaşı’nın sebep olduğu toplumsal ve psikolojik maliyete bakarken, Avusturyalı yönetmen Ulrich Seidl’ın Cennet Üçlemesi aşk, inanç ve umut kavramlarından yola çıkarak modern dünyada insan olmanın bedelini sorguluyor. 3x2: Özgürlük Kapıları programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
3x2: Özgürlük Kapıları Programı:
Bir Kuşak [Pokolenie] (1955) Yönetmen: Andrzej Wajda / 22 - 24 Kasım
Kanal (1957) Yönetmen: Andrzej Wajda / 24 - 26 Kasım
Küller ve Elmaslar [Popiół İ Diament] (1958) Yönetmen: Andrzej Wajda / 26 - 28 Kasım
Cennet: Aşk [Paradies: Liebe] (2012) Yönetmen: Ulrich Seidl / 28 - 30 Kasım
Cennet: İnanç [Paradies: Glaube] (2012) Yönetmen: Ulrich Seidl / 30 Kasım - 2 Aralık
Cennet: Umut [Paradies: Hoffnung] (2013) Yönetmen: Ulrich Seidl / 2 - 4 Aralık