0 YAPILAN YORUMLAR
6111 GÖRÜNTÜLENME
0 TAKİPÇİ
0 BEĞENİ
Bakkal

O yaz, “İnsan en güzel, kendini ait hissettiği yerde dinlenir” şeklindeki hiçbir dayanağı olmayan bir düşünce beni Giresun’a çekti. O yaz, yani 2005’in Ağustos ayı. O yaz, yani üniversite sınavına girdiğim...

Bilenler bilir, Giresun’da Ağustos ayı; fındığın dalda horona durduğu, uçsuz bucaksız yeşilin içinde ekmek parası veya dede mirası uğruna insanların fındık topladığı ay anlamına gelir. Ne bekliyordum ki, ben de gider gitmez bir anda dedemin fındık bahçesinde bulmuştum kendimi ve 1 hafta böyle geçti. Gelmeden bir gün önce, bir iyilik yapmak istedim kendime. Dereye inecek ve dere suyunun dinginliğinde dinlenecektim. Biliyordum, o su bütün yorgunluğumu akıtacaktı bedenimden ve daha da önemlisi zihnimden.

Akşamüstüne doğru indim dereye. Derenin suyu tam da beklediğim o Pasiflora etkisini yarattı. 2 saate yakın bir seansın ardından çıktım sudan.

Sudan çıkar çıkmaz ufak bir çocuğa takıldı gözüm. Derenin kenarında durmuş bana bakıyordu. Ellerini arkaya bağlıyor oluşunu hiç garipsemedim, çünkü o topraklarda ellerini arkaya bağlayarak durmak, yürümek “normal”di.

Gittim yanına bu görünüşü küçük ifadesi büyük adamın. İsmini sordum, ''Ahmet'' dedi. Havadan sudan konuşmaya başladık. Hangi okula ve kaça gittiğini sordum. Derenin hemen kenarındaki okulda okuyormuş, ilköğretim 2.sınıfta. Sıra ondaydı: ''Abi, ben seni buralarda daha önce görmedim. Gurbetçisin (İstanbullu) değil mi?''. Başımı evet der gibi salladım. O an gözleri parladı Ahmet'in ve dedi ki: ''Bir gün ben de gideceğim İstanbul'a''.

Ahmet'e İstanbul'un kalabalık bir yer olduğundan ve orada buradakiler kadar güzel oyun alanları olmadığından bahsettim: “Bak Ahmet burada her taraf yeşil, mis gibi hava, sakin. Oyna oynayabildiğin kadar”. Benim çokbilmişliğim karşısında sustu Ahmet; sustu, sustu ve konuştu: ''Yok abi, İstanbul'da her yerde bakkal varmış, ben o yüzden gitmek istiyorum''.

Sonra yine sustu Ahmet. Ahmet’le birlikte derenin suyu kurudu, toprağın üzeri çırpınan balıklarla doldu, ağaçlar çıplak kaldı, rüzgâr mesaiyi bıraktı… Ben ise o an anladım “oraya ait olmadığımı”. Pek çok şey hissedip en çok da utandım. Biz şehirlilerin aymazlığı, doymazlığı, şükürsüzlüğü, bencilliği karşısında utandım. Ve küfrettim tüm şehirlere, metropollere…

Geçtiğimiz ay bir kez daha gittim Giresun’a. Ahmet’in köyüne de çıktım. Bütün köyü dolaştım ama nafile, Ahmet’in köyünde hâlâ bir bakkal yoktu…

0
1685
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage