0 YAPILAN YORUMLAR
11692 GÖRÜNTÜLENME
0 TAKİPÇİ
0 BEĞENİ
"Fotoğraf Ruhsal Mazoşizmdir"

Pınar Tuncer, yıllardır fotoğraf sanatı ile uğraşan bir isim. Aynı zamanda hayvansever, doğa aktivisti ve henüz bu aşamada çok fazla gidilecek yolu olduğunu düşünen bir yoga aşığı. Tüm bunlarla birlikte beni çok fazla etkileyen yazıları da var.

"Öyle bir hale geliyorsunuz ki makineyle, sırt sırta oturup birbirini düşmanca öldürme planları yapan iki aşık gibi. fotoğraf ruhsal mazoşizmdir."   diyor yazdığı bir makalenin dizelerinde.

Biz de başarılı fotoğraf sanatçısı Pınar Tuncer ile hayat ve doğanın kendisine kattıkları hakkında, fotoğrafın geçmişi, günümüzdeki yeri, geleceği ve nereye - hangi yöne gidebilirliği hakkında konuştuk...

Nereden geliyor fotoğrafın yolculuğu? Ve o yolculukta sizi de buna dahil eden sebepler  ne oldu?

Sonsuzluktan geliyor bence. Fotoğraf makinesinin icadı ile bir ilgisi bile yok hatta. İnsan varolduğu andan beri düşünüyor, savaşıyor, uğraşıyor, üzülüyor, seviniyor. Alın işte size fotoğraf. Günde kimbilir kaç kare yanımızdan geçip gidiyor. Kimbilir kaç kareyi kaçırıyoruz ve yakalamaya bile çalışmıyoruz. Bunun için makineyi gözlerimize sımsıkı bir şekilde yapıştırmamız lazım. Ama gerek de yok. Çünkü insan fotoğraf makinesine ihtiyaç duymadan da fotoğraf çekebiliyor. Yaşıyoruz en önemlisi.

Yaşamak ve fotoğraf çekmek bir bütün o zaman sizin için?

Bizler bunu başkalarına aktarabilmeyi başaran insanlarız. Aslında herkes gördüğünü yaşadığını ve hayallerini fotoğraflayabilseydi, dünya birbirine düşlerini sunabilen tek bir hayal ülkesi olurdu...

Şu an içinde bulunduğunuz ve yaşayıp fotoğrafladığınız coğrafya size neler katıyor?

İnsan yaşayacağı yeri belki seçebiliyor, ama yaşamaya başladığı yeri seçemiyor. Doğduğunuz yer, iklim, hayat size birçok özellik katıyor illa ki. Burada her şeyden etkileniyorsunuz, fotoğraflara da bunu yansıtıyorsunuz zaten. Yaş ilerledikçe de insan neye daha uygun olduğunu hangi coğrafyaları keşfetmesi gerektiğini kendisine anlatmaya başlıyor. Siz yerinizde dursanız da objektifiniz sizi bir yerlere çekmeye çalışıyor. Şunu da görmeliyim, bunu da yaşamalıyım, onu da tecrübe etmeliyim ve haliyle de hepsini fotoğraflamalıyım isteği. 

Doğayı  seviyorsunuz ve elinizden geldiğince de korumaya, korunması adına bir şeyler yapmaya çalışıyorsunuz. Bu konu hakkında olumlu ve olumsuz düşüncelerinizi, gözlemlerinizi paylaşır mısınız bizimle?

Akıl sağlığı yerinde olan, sağlıklı düşünebilen ve sağlıklı yaşamayı isteyen bir insanın doğayı sevmemesi mümkün müdür zaten. Ağacı ya da hayvanları, doğaya ait birşeyleri katledebilen kitleyi anlamam mümkün değil. Aslında bilinçli-doğaya karşı koruyucu insanların sayısı da küçümsenemez. Elimizden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyoruz çabalıyoruz ama nasıl ki ufak bir ateş büyüyüp ormanı yok edebiliyorsa, bu da o şekilde ufak bir hata ile büyük kayıplara sebep olabiliyor. Mesela siz kapınızın önündeki hayvanı koruyor, karnını doyurup, hastalandığında yardımına koşuyorsunz. Ama biri gelip ona hiç düşünmeden ve acımadan zarar verebiliyor. Siz bir ağaç ekip yıllarca suluyorsunuz, büyüyor. Sonra biri gelip onu kesiyor. Doğa savunmasız çünkü. Çok güçlü aslında bir yandan da. Bunca yıl biz insanlara karşı koyabilmiş. Hala kenarda köşede ufak da olsa bir yeşillik görebiliyoruz şehrin içinde.

Pınar Tuncer'e duygusal anlamda ne katıyor fotoğraf ? Nasıl şekillendiriyor insan ruhunu ?

Ben fotoğrafa birşeyler katıyorum aslında. Benim ona kattıklarımla birlikte tekrar bana geri dönüyor ve sonsuz bir çember oluşturuyoruz. Yani doğaya ne verirseniz size o geri döner misali... Fotoğrafa ne verirseniz size dönüyor.

O zaman insan duygularıyla fotoğrafı şekillendirip istediği görselliği ortaya çıkartabilir doğru mu?

Doğru gibi. Yalnız şöyle de bir etki var bunu yadırgayamayız. Mesela ben çok melankolik bir insanım. Çok iyi bir yaşanmışlığı bile içimdeki melankoli ile harmanlayıp ortaya çok karamsar bir kare çıkartabiliyorum. Bu demek değil ki yaşanmış felaketler sonucu böyle bir yansıma ile üretilmiş. Dediğim gibi doğaya ne verirseniz size o şekilde döner ama bunu şekillendiren de sizin bilinçaltınız. Biraz enerji işi...Çok yüzeysel bakmamak lazım sanata. Bu bence tüm sanat dalları için geçerli.

En son hangi fotoğrafı çekerken bu hisleri yoğun biçimde hissettiniz ?

Ben hissetmeden hiçbirşey yapamam. Fotoğraf çekiyorsam ve sonuç beni mutlu ettiyse yoğun bir şekilde birşeyleri hissediyorum demektir. Ama genelde içinde yaşadığım o dönemde, beni çekmiş olacağım fotoğraftan daha fazla mutlu eden birşey yoksa, çok iyi sonuçlar ortaya çıkar. Fotoğraf hissettiğiniz tüm duyguların kafasına inen bir balyoz olur resmen. Ruhsal mazoşizmden başka birşey değil.

"...fotoğraf ruhsal mazoşizmdir. bilirsin ki seni en mutlu eden şey hiçbir zaman tam olarak yetmeyecek.
bugün kaç kare çektiniz?
acılarınız hangi açıda ve yeterince net mi ? " 

İşte benim Pınar Tuncer'in açıklaması ile öğrenmek istediğim cümleler. Fotoğraf ne anlamda ruhsal bir mazoşizm ?

Ben birşeyleri kendime anlatmak için fotoğraflıyorum. "dur şu bardağı çekeyim de ona uzaktan bir bakayım nasıl duruyormuş" gibi kolay ve yüzeysel bir durum değil. Kimse için hiçbirşey ifade etmese de olur. Zaten herkes için çok şey anlatan bir fotoğraf çekmeniz mümkün de değil. (Nasıl ki herkese aynı ölçüde güzel ya da çirkin görünmenizin mümkün olmadığı gibi.) O zaman bunun sipariş üzerine yapılan bir ayakkabıdan farkı kalmaz. Ticari anlamda yapılan çekimlerden sözetmiyorum elbette.

Gelelim fotoğrafın mazoşist yanlarına. Beni sürekli huzursuz ediyor fotoğraf. Yetmiyor ve tam anlamıyla tanışamıyoruz. Hep bir eksiği oluyor, sizi mutlu ediyor aynı zamanda acı veriyor. İşte en çok bu yanlarını seviyorum. Bu yönleri olmasaydı sokakta çiçek böcek çekmekten de ileriye gidemezdim.

Zevkler sürekli değişiyor sonra...yaşadıklarınız değişiyor...çevrenizdeki insanlar, arkadaşlarınız, konuştuklarınız paylaştıklarınız değişiyor. Ve böyle sadistçe bir değişimin içinde, 5 yıl önce çekmiş olduğunuz bir fotoğrafa aynı hayranlıkla bakabilecek olmanız da imkansız. (sadistçe diyorum çünkü çok acımasızca geliyor bana zaman ve değişim kavramları)  "çöpe gidecek fotoğraf" diye düşünüp de silmediğim eski fotoğraflarım arasından bana yüksek sesle "vay bee" dedirten kareler çıkabildiği gibi, en sevdiğim fotoğrafların da aslında çok da sevilesi bir kare değilmiş etkisine büründüğü olmuştur bu yüzden zaman içerisinde.

yaşamak bir yerden düşmek gibi. fotoğraf etinizi yırtan bir kaya parçası ya da ağaç dalı gibidir artık siz düşerken. ağırlığınız ne kadarsa o kadar hızla düşüyorsunuz aşağıya. bu dünyasal bir alçalma değil ama. dikey süreçle ilerleyen bi film gibi. başladı mı bitmiyor. bitsin de istemiyor zaten insan.

sonunda öyle bir hale geliyorsunuz ki makineyle sırt sırta oturup birbirini düşmanca öldürme planları yapan iki aşık gibi :)

Peki bundan sonra ve belki de yüzyıllar sonra fotoğraf nerelerde olacak ?

Bu insanların hayal gücünün nereye gideceği ile orantılı. Artık doğa yok oluyor. Hayvanlar yok oluyor. İnsanlar bile yok oluyor. Sağlıklı bireyler, sağlıklı nesiller yetişemiyor. Korku var...açlık var...yetinememezlik var...sığlık var. Hiçbirşeyin geleceği güzel görünemezken fotoğrafın geleceğindeki duruş ne noktada olur bilemiyorum. Ama dünya üzerinde hayallerini, fikirlerini bir başkası ile veya kendi ruhsal gücü ile paylaşmayı becerebilen tek bir insan kaldığı sürece fotoğraf sanatı da varolacaktır.

Şu an Türkiye olarak neresindeyiz fotoğrafın ?

Herkes kendi bulunduğu yerde. Kimse kimseden iyi veya kötü değil bu anlamda. Çünkü zevkler düşünceler, beklentiler farklı. Bunlar farklı olduğu sürece fotoğraf ya da herhangi başka bir sanat dalı altında, ülke olarak iyiyiz veya kötüyüz dememiz mümkün değil. kaliteli işler yapılsın yeter ki. Dilerim fotoğraf ve fotoğrafçılık, kendini gösterme biçimi ya da kimlik arayışı olmaktan çıksın, üretilen işleri gösterme aşamasına gelsin.

Pınar Tuncer fotoğrafın neresinde?

Ne zaman neresinde olmak istiyorsa tam da orada. Tabi teknik şartlardan, madi şartlardan ve bu işi gerçekleştirmemizi zorlaştıran çeşitli etkenlerden bahsetmiyorum. 13 yıldır fotoğrafla uğraşıyorum ve ortada bir yılmamışlık varsa, demek ki ben tam da olmak istediğim yerdeyim ya da bu yere çok yakınım.

Kendinizi bu işi yapan insanların arasından sıyrılmış gibi hissedebiliyor musunuz ya da bu karmaşanın içinde yer almak hoşunuza gidiyor mu?

Ben her zaman için beni mutlu eden bir odanın içindeyim. O odada kim var kim yok çok da önemli değil. Ya da bulunduğum konumda kim ne şekilde varoluyor...kalıcı mı geçici mi...başarılı mı değil mi... Orada bulunuyorsam bu olmak istediğim içindir. Karmaşa hiçbir zaman sevmediğim birşey. Yaşadığım tüm karmaşaları da kendimle yaşamışımdır. Yani beni aşağı çeken de yükselten de yine kendim.

Pınar Tuncer gerçekleştirdiği çalışmalar ile başarılı olduğu kadar, düşünceleri ile de bu başarıyı yaptığı işlere yansıtabilmeyi başarmış bir isim. Bana vakit ayırdığı ve sorularıma içtenlikle cevap verdiği için kendisine teşekkür ediyorum.

O hayal kursun, biz izleyelim...


Sanatçı İletişim: www.pinartuncer.com

0
5654
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage