0 YAPILAN YORUMLAR
23333 GÖRÜNTÜLENME
4 TAKİPÇİ
0 BEĞENİ
Michel Foucault

İktidarın En Büyük Gözü "Hapishane"

BÜYÜK KAPATILMA       


Foucault, on yedinci yüzyıl Avrupa’sında çok büyük değişimlerin olduğunu ileri sürmektedir. Bu sürecin en önemli olanı ise Foucault’nun “Deliliğin Tarihi”nde bahsettiği “Büyük Kapatılma “ diye adlandırdığı olaydır.1656 yılında Paris’te “Genel Hastane” diye bir kurum kurulmuş ve birkaç ay gibi kısa bir dönemde Paris nüfusunun azımsanmayacak bir bölümü (üç yüz bin nüfusun en az altı bini )bu kurumda gözetim altına alınmıştır. Kapatılanlar, deliler, hastalar, fakirler, eşcinseller gibi farklı özellikler taşıyan kişilerin oluşturduğu karışık bir gruptur. Bir ortak özellikleri vardır: hepsi bedensel engelli ya da çeşitli başka sebepler yüzünden çalışamayan veya çalışmak istemeyen, evi ve sabit bir işi olmayan yersiz yurtsuz insanlardır. Böyle bakıldığında devlet geçimlerini sağlayamayan, kalacak yeri olmayan insanlara el uzatmış gibi görülebilir. Ancak Foucault’ya göre hastanenin işleyişi ya da amacı bakımından hiçbir tıbbi düşünce ya da amaçla ilgisi yoktur. Hastanede toplanmış kişilerin özelliklerine bakarsak (fakirler, çalışmak istemeyenler vb) zaten tıbbi bir düşüncenin olmadığı görülmektedir.

Bu anlamda Foucault, hapishane, akıl hastanesi ya da hastane gibi modern kapatma kurumlarının on yedinci yüzyıla kadar var olmadığını ileri sürer. Ona göre bu büyük kapatılmanın ardından ekonomik ve siyasi nedenler bulunmaktadır. O dönemde İspanyol ekonomisinde meydana gelen ve Batı dünyasını etkileyen ekonomik krizin bu kapatılmada etkili olduğunu söylemektedir. Foucault bu kapatılmanın iki görevi yerine getirdiğini dile getirmektedir. Böyle bir ekonomik kriz anında aç kalan işsiz kesimin başkaldırısını önlemek kapatılmış olanların krizden sonra ucuz ve kolay denetlenebilir bir işgücü oluşturmasını sağlamak.

On yedinci yüzyılda meydana gelen bu büyük değişim uzun süreli bir kapatma ve cezalandırma mekanı olarak hapishane kurumunun da temellerini atmıştır. Çünkü Foucault’ya göre bu döneme kadar pratik anlamda hapishane diye bir kurum olmamıştır. Suçluların kapatıldığı hücreler kendi başına bir cezalandırma aracı değil, bir tür mahkeme bekleme odası olarak işlev görmüş; insanlar hücrelerde başka türlü bir cezalandırılmayı ya da özgürlüklerine kavuşmayı beklemek için kapatılmışlardır. Etkin bir önlem olarak kapatılmaya kapitalizm işsizlik, isyanlar gibi sorunlarla baş başa kalınca başvurulmuştur. İsyanları bastırmak için kullanılacak olan yöntem değişmiş, eski yakıp yıkma, ordular gönderme sistemlerinin yerini kapatılma almıştır. Bu daha ekonomik bir cezalandırma sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır. On yedinci yüzyılda başlayan bu değişime on sekizinci yüzyıl başında yeni bir özellik katılmış ve kapatılanlar kategorilere ayrılmıştır. Buna göre akıl hastaları tımarhaneye, gençler ıslahevine, suçlular ise hapishaneye kapatılmaya başlanmıştır.

Foucault, büyük kapatılmaya maruz kalan insanların, aynı zamanda bir bilgi nesnesine de dönüşmüş olduklarını söyler:

“İşçi emeği ve işçinin kendi çalışması üzerine bilgisi, teknik iyileştirmeler, küçük icat ve keşifler, işçinin çalışma sırasında yapabileceği mikro-uygulamalar anında not edilir ve kaydedilir; dolayısıyla işçinin kendi pratiğinden elde edilir, gözetleme aracılığıyla onun üzerinde uygulanan iktidar tarafından biriktirilir. Bu şekilde, işçinin çalışması, yavaş yavaş, denetimin güçlenmesini sağlayacak olan belli bir üretkenlik bilgisine ya da teknik bir üretim bilgisine dâhil olur. Böylelikle, bireylerin davranışlarından yola çıkarak bizzat kendilerinden elde edilen bir bilginin nasıl oluştuğu görülür. Ayrıca, bu durumdan yola çıkarak oluşan ikinci bir bilgi vardır. Bireylerin gözlenmesinden, sınıflandırılmasından, kaydedilmelerinden ve davranışlarının karşılaştırılmalarının analizinden doğan, bireyler üzerine bir bilgi.”

Böylece, bu teknolojik bilginin yanı sıra bütün kapatma kurumlarına özgü bir gözlem bilgisinin, psikiyatri, sosyal- psikoloji, kriminoloji gibi bir tür klinik bilginin doğduğu görülür. Böylece, üzerinde iktidar uygulanan bireyler, ya kendilerinin oluşturduğu ve yeni normlara göre biriktirilecek olan bilginin elde edildiği yerdir, ya da yeni denetim biçimlerine imkân tanıyacak bir bilginin nesneleridir.

Foucault’ya göre ekonomik sebepleri olan bu kapatılma sistemi giderek daha pahalı ve verimsiz bir hal almaya başlamıştır. Çalışamayacak veya çalışmak istemeyenlerin tedavi veya ıslah yoluyla çalışabilir hale getirilmesinin ekonomiye olan katkısı, bu amaçla yapılan harcamaların altında kalmaya başlamış; üstelik yapılan değişikliklere ve iyileştirme çabalarına rağmen bu kurumlar görünür amaçlarını gerçekleştirmede de ciddi başarısızlıklara uğramıştır. Suçlulara daha insanca bir cezanın uygulanacağı ve orada bulunanların ıslah edeceği vaatleriyle kurulan hapishaneler, neredeyse suçun kendisinin kurumsallaştığı, suçlu girenin suça eğilimli olmayı öğrendiği bir mekana dönüşmüştür.

Foucault,bu kadar başarısız bir sistem üzerinde neden hala durulduğunu sorgulamaktadır. Ona göre bu kapatılmanın sebebi toplumsal denetimi sağlamak ve kapitalizmin ihtiyaç duyduğu işgücünü üretmektir. Hapishanenin asıl işlevi suçluları ıslah etmek değil, suçu sorunsallaştırarak suça eğimlilik adı verilen bir öznel deneyim kurmak ve “iyi çocuklar”ı (suçsuzlar) bu yeni ve bilimsel olarak tanımlanmış deneyimin içerimlediği normlara göre koşullandırmaktır. Foucault bu disiplinci biçimi Panoptikon kavramında bulduğunu söyler. Panoptikon, “Yunanca panaptos; herkesçe görülen ve panaptes; her şeyi gören kelimelerinden türemiştir. Foucault, Panoptikon’u klinik tıbbın kökenlerini incelerken keşfetmiştir. On sekizinci yüzyılın ikinci yarısında, tıp kurumlarında büyük reform hareketlerinin geliştiği dönemde hastane mimarisi üzerine bir inceleme yapmayı düşünen Foucault, tıbbi bakışın nasıl kurumsallaştığını, toplumsal uzama fiili olarak nasıl dahil olduğunu incelerken Hotel-Dieu hastanesinin 1772’de ki ikinci yangınını izleyen çeşitli mimari projelerde, bedenlerin, bireylerin, şeylerin, merkezi bir bakış altında tümüyle görünür olmalarının en temel ilke olduğunu fark etmiştir. Bunun başka bir sorun daha doğurduğunu söyler Foucault; özellikle hastanelerde hava akımını ve havalandırmayı sağlayarak, teması, bulaşmayı, istenmeyen yakınlıkları engellemek gerekmekteydi. Hem uzamı bölmek hem de açık bırakmak, gözetlenecek bireyleri titizlikle birbirinden ayırarak hem topyekun hem de bireyleştirici bir gözetim sağlamak amaçlanmaktaydı. Foucault ceza muhakeme usulü sorunlarını incelerken de, hapishanelerin yeniden yapılandırılmasında aynı sorunların giderilmeye çalışıldığını fark etmiştir.


İÇSELLEŞTİRİLMİŞ BİR DİSİPLİN “PANOPTİKON”

İngiliz filozof Jeremy Bentham’ın ideal hapishane olarak tasarladığı Panoptikon, halka biçimli bir binadır, ortasında bir avlu ve avlunun ortasında bir kule vardır. Halka hem içeriye hem dışarıya bakan hücrelere bölünmüştür. Bu küçük hücrelerin her birinde, kurumun hedefine uygun olarak, yazı yazmayı öğrenen bir çocuk, çalışan bir işçi, ıslah edilen bir mahkum, deliliği yaşayan bir deli vardır. Merkezi kulede bir gözetmen vardır. Her hücre hem içeriye hem dışarıya baktığından gözetmenin bakışı tüm hücreyi kat edebilir, hiçbir karanlık nokta yoktur ve sonuç olarak, bireyin yaptığı her şey bir gözetmenin bakışına açıktır; bu gözetmen kendisinin her şeyi görebileceği, buna karşılık kimsenin kendisini göremeyeceği şekilde panjurlar, yarı açık bölme pencereleri arasından gözlemde bulunur. Bentham’a göre bu küçük ve harikulade mimari kurnazlığı bir dizi kurum kullanabilir. Panoptikon, aslında, bir toplum ve iktidar türünün ütopyasıdır.

Kısacası zindan tersine çevrilir; hücrenin apaydınlık hali ve bir gözcünün bakışı, karanlıktan daha iyi yakalar, ki karanlık eninde sonunda koruyucudur. Aslında bu kaygı Bentham’dan çok önceye dayanmaktadır. Bu tecrit edici görüntünün ilk modellerinden birinin 1751 yılında Paris askeri okulunda, yatakhaneler konusunda uygulanmaya konulmuş olduğu görülmektedir. Her bir öğrencinin camekanlı bir hücresi vardı; burada diğer öğrencilerle, hatta hizmetlilerle bile hiçbir ilişki içinde olmadan görülebiliyorlardı. Ayrıca çok karmaşık bir mekanizma daha vardı, bunun tek amacı berberin yatılı okul öğrencilerinin hiçbirine fiziksel olarak dokunmadan saçlarını tarayabilmesiydi. Öğrencinin başı bir tür pencere deliğinden dışarı çıkarılıyor, gövdesi camlı bir bölmenin ardında kalıyordu ve bu, olup biten her şeyi görmeyi sağlıyordu. Bentham, panoptikon fikrini, askeri okulu ziyaret eden kardeşinin kendisine verdiğini söylemiştir. Onun için panoptik ilke, ıslah edici yöntemin tek etkin aracıdır. Hapishanelere benzeyen fabrikalar, okullar, kışlalar, hastaneler vs. sayesinde, ahlak ıslah edilebilecek, sağlık korunabilecek, sanayi canlandırılabilecek, emir yayılabilecek, kamu sorumlulukları hafifletilecek, ekonomi sağlam bir zemine oturacak, yoksulluk yasaları ile ilgili sorunlar çözülecektir. Bunların hepsi, mimaride basit bir fikirle olacaktır.




“Çoğu insan ancak bir maske taktığında kendisine bakılmasına tahammül edebilir” der Darian Leader “Mona Lisa Kaçırıldı” isimli kitabında. İnsanlar farkında olmadıkları bir anda yakalanır, bir seyircinin gözlerini kendilerinin üzerinde hissederlerse herhangi utanılacak bir durumda bulunuyor olmasalar bile çoğu kez hissettikleri utanç ve kaygıdır. Panoptikon’da gözleyen gözlenenler tarafından görülmediği için, gözlenenler ne zaman görüldüklerini bilmediklerinden her zaman izleniyormuş gibi hareket etmek ve davranışlarını sınırlandırmak durumunda kalmaktadırlar.

Panoptikon, iktidarı anonim hale getirir ve otomatikleştirir; zira kimin iktidar uyguladığının önemi yoktur. Önemli olan sürekli gözetim ilkesinin ve görünürlük durumunun yaratılmasıdır. Böylece disiplin için zor kullanmaya gerek kalmaz. Disipline uymak gönüllü hale gelir. Kişi, otokontrol mekanizması ile nereden geldiğini bilmediği iktidara karşı sürekli olarak kendini gözetler. Tıpkı bir zamanlar sürekli olarak gözetiminde oldukları Tanrı’ya karşı yaptıkları gibi. Şimdi Tanrılar dünyevileşmiştir. İnsanlar üzerindeki her şeyi gören göz dünyevi iktidarların gözüdür. Dünyevi iktidarlar, panoptikon modelinin elverişli bilgi edinme faaliyeti sayesinde, insanların Tanrı’nın her şeyi gören gözünden kaçamama, Tanrı’yı hiçbir zaman kandıramama durumunu yaratabilmişlerdir. Tam da bu sebepten dolayı Panoptikon disiplinin mahkumlar tarafından içselleştirilmesidir. Panoptikon ilkesinin hapishane harici kurumlar tarafından kullanılmasıyla birlikte iktidar son derece ekonomik, verimli ve etkili bir şekilde toplumu disiplin altına alır. Hapishane gibi sürekli gözetim ve denetleme üzerine kurulu bir kurumun görünür başarısızlıklarına rağmen ısrarla korunuyor olmasının ve bazı diğer kurumlarının hapishanenin disiplin tekniklerini takip ediyor olmasının nedeni de bu ince disiplin tekniğinin, bu mikro-mekanizmanın geliştirilmesine hizmet eden bir laboratuvar işlevi görüyor olmasıdır. Panoptikle birlikte tamamen farklı bir şey meydana gelecektir; artık soruşturma yoktur; gözetleme, inceleme vardır. Bir olayı yeniden oluşturmak değil; bir şeyi daha ziyade bir kimseyi aralıksız olarak ve tümüyle gözetlemek söz konusudur. Bireyler üzerinde bir iktidar uygulayan ve iktidar uyguladıkça hem gözetleme hem de gözetledikleri üzerinde, onlar hakkında bir bilgi imkanına sahip olan biri tarafından bireylerin sürekli gözetimi. Artık temel özelliği bir şeyin olup olmadığını belirlemek değil, bireyin gerektiği gibi davranıp davranmadığını, gelişme gösterip göstermediğini belirlemek olan bir bilgi. Bu yeni bilgi, “Bu oldu mu? Kim yaptı? “ gibi sorular etrafından düzenlenmez artık; varlık ile yokluk terimleriyle düzenlenmez. Norm etrafında, normal olanla olmayan, doğru olanla olmayan, yapılması gerekenle gerekmeyen terimleriyle düzenlenir. Panoptizm, toplumun karakteristik özelliklerindendir. Kişisel ve sürekli gözetim biçimi altında, denetim, cezalandırma ve ödüllendirme biçimi altında ve ıslah biçimi altında, yani bireylerin bazı kurallara göre dönüştürülmesi ve şekillendirilmesi biçimi altında bireylere uygulanan bir iktidar biçimidir bu. Panoptizmin bu üçlü yanı -gözetleme, denetim ve ıslah- toplumumuzda var olan iktidar ilişkilerinin temel ve karakteristik bir boyutu gibi durmaktadır. Feodal toplum gibi bir toplumda panoptizme benzeyen bir şey yoktur. Bu, feodal tipte bir toplumda ya da on yedinci yüzyılın Avrupa toplumlarında toplumsal denetim mercilerinin, cezalandırma ve ödüllendirme mercilerinin olmadığı anlamına gelmez. Yine de, bu mercilerin dağılım tarzları, on sekizinci yüzyıl sonunda ve on dokuzuncu yüzyıl başında kuruldukları tarzdan tamamen farklıdır.

Kapitalizmin ve burjuvanın ihtiyaç duyduğu ya da kapitalist sistemin gerçek çıkarlarını bulduğu şey, deliler, hastalar ve suça eğimlilerin dışlanıp kapatılması ve sürekli gözetim altında tutulması değil, bu tür kapatılmanın kullandığı teknikler ve prosedürlerdir.

Bu nedenle Foucault’ya göre aslında Jeremy Bentham’ın tasarladığı hapishane binası hiçbir zaman inşa edilmemiş olsa da Bentham’ın düşü gerçekleşmiş ve panoptizm başka bir biçimde tüm Batı’yı etkisi altına almıştır. Bugün özünde Bentham’ın programladığı bir toplumda, panoptik toplumda, panoptizmin hüküm sürdüğü bir toplumda yaşıyoruz.


İKTİDARIN EN BÜYÜK GÖZÜ “HAPİSHANE”


Bedene Hakim Olan İktidar Biçimi

On dokuzuncu yüzyılın bütün ceza usulü bir denetim haline gelir, sadece bireylerin yaptıkları şeyin değil, yapabilecekleri şeyin, yapmaya yükümlü oldukları şeyin, pek yakında yapacakları şeyin de denetimi. Bu anlamda hapishane, iktidarın bedenleri gözleyip denetlediği ve panoptikon modeline uyan bir kurumsal mekan olarak önemli bir örnektir. On sekizinci yüzyıl ile on dokuzuncu yüzyılın ilk yıllarında, cezalandırmanın en aşırı boyutlarıyla ve genel formu olarak ortaya çıkan hapishane, Foucault’ya göre iktidarın tüm çıplaklığıyla görülebileceği, kendisini en açık şekilde gösterebileceği ve kendini ahlaki iktidar olarak aklayabileceği bir dışlama biçimidir. Ona göre “panoptikon teması –aynı anda hem gözetim hem de gözlem altında tutma; hem güvenlik hem de bilgi; hem bireyselleştirme hem de toplumsallaştırma; hem soyutlama hem de şeffaflık- en ayrıcalıklı gerçekleşme yerini hapishanede bulmuştur” Hapishane bu bağlamda, toplumun bir hapishane modeline nasıl dönüştürülebileceğinin ipuçlarını verir.

On yedinci ve on sekizinci yüzyılda Fransa’da oldukça farklı bir süreç cereyan etmiştir. Bu durum, mutlak monarşi ülkesi Fransa’nın, on yedinci yüzyıl burjuva devrimince kısmen sarsılmış olması ölçüsünde, on sekizinci yüzyılda İngiltere’nin henüz sahip olmadığı güçlü bir devlet aygıtına sahip olmasıyla açıklanır. İngiltere, Fransa’nın yüz elli yıl boyunca içinde kaldığı bu evreyi aşıp geçerek bu mutlak monarşiden kurtulmuştu. Fransa’da bu güçlü monarşik devlet aygıtı ikili bir aygıta dayanıyordu: Klasik bir hukuk aygıtı –parlamentolar, mahkemeler- ve hukukun yardımcısı ve yanında yer alan bir kurum, polis ki onun keşfi, Fransa’nın ayrıcalığıdır. Levazım görevlilerinden, atlı polis birliğinden, polis müdürlerinden oluşan Bastille, Bicetre, büyük hapishaneler gibi mimari araçlarla donanmış; ilginç Lettre de cachet gibi kurumsal yanlara da sahip olan bir polis.

Lettre de cachet bir yasa ya da kararname değildi, kralın, bireysel olarak tek bir kişiyi ilgilendiren, onu bir şey yapmaya zorlayan bir emriydi. Hatta bir kimse lettre de cache ile evlenmeye bile zorlanabilirdi. Yine de bir çok durumda bir cezalandırma aracıydı. Lettre de cache ile bir kişi sürgün edilebilir, bazı işlevlerden yoksun bırakılabilir, mahkum edilebilirdi. Fransa’da çok incelenen lettre de cache’ler birinin üzerine yıldırım gibi çöken, ömür boyu hapse mahkum edebilen, krallığın keyfi bir cezalandırma aracı olarak sınıflandırmak yaygın hale gelmişti. 3Kralın bir çok sayıda gönderdiği lettre de cache’ler olduğu gibi, kralın gönderme kararı olmadan gönderilenleri görmekteyiz. Gönderilen lettre de cache’ler çeşitli kişilerce istenmişti: Eşlerin hakaretine uğrayan kocalar, çocuklarından memnun olmayan aile babaları, birinden kurtulmak isteyen aileler, biriyle başı belada olan dini cemaatler, papazlardan memnun olmayan komünler. Tüm bu kişiler ya da küçük gruplar kralın idari görevlisinden bir lettre de cache talep ediyorlardı; o da bu talebin doğru olup olmadığını öğrenmek için bir soruşturma yürütüyordu. Doğru olduğu anlaşıldığında, bu konuyla görevli kraliyet bakanına yazıp, kocasını aldatan kadının, müsrif oğulun, fahişelik yapan bir kızın ya da doğru davranmayan bir köy papazının tutuklanması için bir lettre de cache göndermesini istiyordu. Bunlar bir anlamda kendiliğinden olan denetim araçlarıydı. Toplumun, cemaatin kendi üzerinde uyguladığı aşağıdan denetim araçları. Lettre de cache’lerin cezalandırıcı olduğu durumlarda, bunun sonucu kişinin hapsedilmesiydi. On yedinci ve on sekizinci yüzyıl ceza usul sisteminde hapishanenin yasal bir ceza olmadığını görmek ilginçtir. Hukukçular bu konuda çok kesindirler. Yasa birini cezalandırdığında cezanın ölüme mahkum etme, yakılma, kol ve bacakların çekilerek koparılması, damgalanmak, sürgüne gönderilmek, ceza ödemek olacağını belirtirler. Hapis, bir ceza değildir. On dokuzuncu yüzyılın en önemli cezası olacak hapishanenin kökeni, kesinlikle, bu lettre de cache’nin hukukun yanı sıra yer alan uygulaması, krallık iktidarının grupların kendiliğinden denetimi tarafından kullanılmasıdır. Bir kimseye lettre de cache gönderildiğinde, bu kimse ne asılır, ne damgalanır, ne de bir ceza ödemek zorunda bırakılırdı. Hapse atılır ve orada önceden belirlenmemiş bir süre kalmak zorunda bırakılırdı. Foucault’ya göre, ıslah etmek için hapsetmek, hapsedilmiş kişiyi ıslah oluncaya kadar tutmak fikri, bu paradoksal, tuhaf, insanın davranışı düzeyinde hiçbir temel ya da haklılığı olmayan bu fikrin kökeni, kesinlikle bu uygulamadaydı.


Okullarda niçin sadece okumaz öğretilmez ve insanlar yıkanmaya da zorlanır?

Kapatılma kurumlarının ya da normalleştirme kurumları da diyebiliriz işlevlerinden biri bireylerin zamanını denetlemek değil, sadece bedenlerini denetlemektir.

“Bu kurumlarda ilginç olan bir şey vardır. Eğer bunların hepsi görünüşte uzmanlaşmış kurumlarsa –üretim amaçlı fabrikalar, psikiyatrik olsun ya da olmasın iyileştirme amaçlı hastaneler, öğretim amaçlı okullar, cezalandırma amaçlı hapishaneler- bu kurumların işleyişi, görünüşte kesin olan amaçlarını aşan bir disiplin içerir. Örneğin on dokuzuncu yüzyıl başındaki fabrika patronları için cinsel ahlaksızlığın nasıl önemli bir sorun olduğunu incelemek çok ilginçtir. Ve bu, sadece, en azından demografik sonuç düzeyinde kötü denetlenen doğum oranı sorunlarıyla ilgili bir şey değildir. Bunun nedeni işçilerin sefahatine, işçilerin cinselliğine patronların katlanamamalarıdır. Hastanelerde de cinsel faaliyetin neden yasak olduğu sorulabilir der Foucault. Bir dizi temizlik ile ilgili durumlar ileri sürülebilir. Yine de, bu nedenler psikiyatrik olsun olmasın bir hastanenin kendine sadece bireyler üzerinde uyguladığı işlevi değil, bu bireylerin yaşamlarının tümünü görev edinme yönündeki evrensel, temel, genel karar açısından marjinaldir. Okullarda niçin sadece okumaz öğretilmez ve insanlar yıkanmaya da zorlanır? Burada varoluşun denetlenmesine yönelik bir işlevin bir tür çok biçimliliği, çokanlamlılığı, ölçüsüzlüğü, ölçülü olmaması söz konusudur. Fakat, bireylerin tüm varoluşlarının bu kurumlar tarafından denetlenmesinin nedenleri daha yakından analiz edilirse, aslında, sadece azami zaman miktarını elde etmenin, hesaplamanın değil; bireyin bedenini belirli bir sisteme göre denetlemenin, oluşturmanın, değerlendirmenin söz konusu olduğu görülür. Bedenin toplumsal denetiminin tarihi yazılsaydı, on sekizinci yüzyıl dahil, bu zamana kadar geçen sürede bireylerin bedeninin esas olarak eziyet ve cezaların kaybolduğu yüzey olduğu gösterilebilirdi.; beden eziyet edilmek ve cezalandırmak için yapılmıştır.” (Foucault, Büyük Kapatılma, s.249)

On dokuzuncu yüzyılda artık eziyet edilmesi gereken değil, ıslah edilmesi, düzeltilmesi gereken şey haline gelmiştir.

Yaşama zamanının işgücü haline gelmesi, işgücünün üretici güç olması, bir dizi kurumun bu kurumları şematik ve toplu olarak kapatma kurumları biçiminde tanımlayan oyunuyla mümkündür. Foucault der ki bu kapatma kurumlarını yakından sorguladığımızda, içerme noktaları, özel uygulama noktaları ne olursa olsun, her zaman genel bir şema, büyük bir dönüşüm mekanizması buluruz: İnsanların zamanı ve bedeni, insanların yaşamı üretici güç olabilecek bir şey haline nasıl getirilebilir? Tüm kapatma kurumları arasında hapishanenin kendini dayatabilmesinin özünde on dokuzuncu yüzyılda doğmuş kapatma kurumlarının yoğunlaşmış, örnek teşkil eden, sembolik biçim olmasını bulur Foucault. Hapishane tüm bunlarla eşbiçimlidir. İşlevi esas olarak insanların yaşamını üretici güce dönüştürmek olan büyük ve toplumsal panoptizmde hapishane, gerçekte iktisadi, cezalandırıcı veya ıslah edici olmaktan çok sembolik ve örnek teşkil edici bir işlev görür. Hapishane, toplumun ters dönmüş imgesidir, tehdide dönmüş imgedir. Hapishane iki söylem yayar. Şöyle der: “İşte, toplum budur; her gün okulda, fabrikada size yapılan şeyi yaptığım sürece beni eleştiremezsiniz. Ben masumun; toplumsal bir uzlaşmanın ifadesinden başka bir şey değilim.” Ceza usul teorisinde ya da kriminoloji de görülen budur: Hapishane, her gün olup bitenden bir kopuş değildir. Aynı zamanda bir başka söylem daha yayar ; “Hapishanede olmadığınızın en iyi kanıtı, benim, diğer kurumlardan ayrı, özel bir kurum olarak, sadece yasaya karşı suç işleyenlere yönelik bir kurum olmamdır. Böylece, hapishane, hem geri kalan her şeye benzediği için kendini temize çıkarır ve hem de tüm diğer kurumları hapishane olma suçlamasından kurtarır, çünkü kendini sadece bir suç işleyenler için geçerliymiş gibi sunar. Foucault’ya göre hapishanenin başarısını, kısmen aşikar niteliğini, kolaylıkla kabul edilmesini sağlayan şey, tam da hapishanenin konumundaki bu muğlaklıktır; oysa ki hapishanenin ortaya çıktığı andan itibaren, herkes hem onun uyumsuzluklarını biliyordu hem de ölümcül ve tehlikeli niteliğini. Hapishanenin, toplumsal panoptizmler piramidine dahil olabilmesinin nedeni budur.




KAYNAKLAR:


Foucault, M. (2003). Büyük Kapatılma. (Çev. Ferda Keskin & Işık Ergüden) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Foucault,M. (2003).İktidarın Gözü. (Çev. Işık Ergüden) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.


Leader,D. ( 2004). Mona Lisa Kaçırıldı. (Çev. Handan Akdemir) Ayrıntı Yayınları, İstanbul


Rigel,N.,Batuş,G.,Yücedoğan,G.,Çoban,B. (2003) Kadife Karanlık,21.Yüzyıl İletişim Çağını Aydınlatan Kuramcılar. Su Yayınevi, İstanbul

0
23333
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage