23 MAYIS, ÇARŞAMBA, 2018

Tiyatro Sezonunun Dikkat Çeken 9 Oyunu

100’den fazla tiyatro ekibinin 300’den fazla oyun sergilediği, hepsini izlemenin mümkün olmadığı bir sezonun sonunda; devam edecek oyunlardan gelecek sezonda rehberlik etmesi için bir seçki hazırladık.

Tiyatro Sezonunun Dikkat Çeken 9 Oyunu

Ekim ayında başlayan tiyatro sezonu, mayısın gelmesiyle beraber yavaş yavaş sona yaklaşıyor. Bazı oyunlar son temsillerini vermiş durumda, bazıları ise son gösterimleri için hazırlanıyor. Geçtiğimiz yaz, çok verimli bir tiyatro sezonunun geleceği söylentileri hâkimdi, zira bir önceki sezonun mevcut politik gündemi tiyatral bir canlılığa pek müsaade etmemişti. Söylendiği gibi de oldu, demek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama “izlenilmezse çok şey kaybedilecek” oyunların var olduğu da bir gerçek. İzlediğimiz oyunlar arasından en dikkat çeken oyunları sizler için derledik.

Sevgili Arsız Ölüm - Dirmit

Seyyar Sahne

Geçtiğimiz sezon, oyuncusu Nezaket Erden’in yüksek lisans bitirme projesi gösterimleriyle başlayıp, kulaktan kulağa yayılarak, Erden’e Sadri Alışık Ödülleri’nde “En İyi Genç Yetenek” ödülü, Afife Ödülleri’nde “En İyi Kadın Oyuncu” adaylığı getiren Sevgili Arsız Ölüm - Dirmit, defalarca izleyip her seferinde farklı yerlerini keşfettiğim; hep ruhsal bir dönüşüme uğratmayı başaracak türden bir oyun. Metnin muhteşemliği bir tarafa, Nezaket Erden’in -muhtemelen izleyen herkesin bulduğu gibi- kendisiyle özdeşleştirdiği noktaları yakalayıp, o naifliği içselleştirip, en makul şekilde izleyiciye yansıtmasıyla sahnede oluşan atmosfer, izleyenlere çok huzurlu hissettiriyor. Her coğrafyada, her sosyokültürel düzeyde insana tesir edebilecek oyunun anlattıkları bir taraftan çok karanlık olsa da; Latife Tekin’in metni ve Nezaket Erden’in oyunculuğuyla yaptığı şey, o anlatılan karanlığa bir ışık aralamak, omuzlardaki yükü bir nebze olsa da hafifletmek gibi. Orta-alt sınıf bir ailede, taşradan büyük şehre göç edip var olmaya, durmamaya, mecbur olduğu kaderinden sıyrılıp kendi kendini yaratmaya dirençli bir kadının öyküsü; o kadının kendisi- Dirmit üzerinden anlatılıyor. Kitaptan uyarlanışının bu şekilde olması başlı başına güzel bir başlangıç. Bu anlatı hali, izleyicinin; karşısındaki kadının sempatik ve eğlenceli diliyle hayat serzenişini dinlerken, kendi dertlerini fark edip onları da yumuşak bir yerden ele almasını sağlıyor. İzlemeyenler ya da tekrar izlemek isteyenler, 28 Mayıs’ta Moda Sahnesi’nde, 30 Mayıs’ta NoAct Sahne’de, 31 Mayıs’ta Toy İzmir’de izleyebilirler.

Yuva

B Planı

Bu yılki Afife Tiyatro Ödülleri’nde “Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü”nü alan Sami Berat Marçalı’nın; İkincikat’tan ayrıldıktan sonra kurduğu B Planı’nın İstila ve Tac’ın Nöbetçileri’nden sonra gösterim yapan oyunu Yuva, sezonun en etkileyici oyunlarından. Bir yere ait olma/olamama, göçmenlik, yabancılaşma hissi üzerinden anlatılan hikâyeye, başta Zeynep Dinsel’e Afife Ödülleri’nde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü getiren performansı olmak üzere, tüm oyuncuların yüksek oyunculuk performansları eşlik ediyor. Türkçe/İngilizce -üstyazılı- karma ilerleyen oyunda, “yalnız” oldukları aşikar iki kardeşin bindikleri takside yolculukları ve bu yolculukta başlarına gelenler üzerinden “biz kimiz?, yuvamız neresi?” sorularına cevap aranıyor. Hem sorular hem cevaplar oldukça içeriden bir yerden izleyiciye ulaşırken; sahnenin tasarımı, sahne kullanımı ve reji izleyicide fazlasıyla sıcak, fazlasıyla “yuva” hissi yaratıyor. Bora Akkaş, Erol Ozan Ayhan, Saim Karakale ve Zeynep Dinsel’in rol aldığı oyun 27 Mayıs, 2 ve 10 Haziran’da Toy İstanbul sahnesinde.

Şafakta Buluş Benimle

DOT

DOT’un son zamanlarda eskiye nispeten değişen repertuar tarzı, Kanyon’da açılan sahnesiyle iyiden iyiye başka bir noktaya evrilmişti. Şafakta Buluş Benimle, bu anlamda bir geriye dönüş hamlesi olmuş. Bağlılık, eksiklik, tamamlanma/tamamlanamama halini efsunlu bir bakış açısıyla izleyiciye aktaran oyun, sezonun en iyilerinden biri. Bu sezon görmek isteyenler için artık imkânsız olsa da bir dahaki sezonun kaçırılmayacaklarından. Berfu Öngören ve bilhassa Esra Ruşan’ın performansıyla anlatılan bu “yas” öyküsü, bir aşkın en içten halinin eksibisyonu. Çok sevdiğin birinden ayrılmanın ve belki de ayrılamamanın nasıl olabileceği metinde çok hayali bir noktadan ele alınsa da; çok gerçekçi bir anlatımla izleyiciye sahneden gösteriliyor. Murat Daltaban’ın yönettiği oyunun sağlam dramaturjisi Ebru Nihan Celkan’a ait. 

Seni Seviyorum Türkiye

Bakırköy Belediye Tiyatrosu

Daha önce yazdığı Köpeklerin İsyan Günüİstenmeyen gibi oyunlarıyla bilinen Ceren Ercan’ın yazdığı Seni Seviyorum Türkiye, mevcut son dönem politik geçmişimizin birkaç saatlik bir özeti. Metnin ustaca örülmüş yapısı, oyunun en güçlü noktası. Bu güçlü metinle, oyuncuların uyumu birleşince ortaya sağlam seyirli, nitelikli bir yapım çıkmış. Birbirimizi yaftalama, ötekileştirme üzerinden yola çıkan hikâyede, metnin yazarı Ercan klişelerin “klişeleştirilme” sürecinin üzerinden kişisel ironisini ifade etmiş. Yelda Reynaud’un yönettiği oyunda, Alican Yücesoy, Defne Şener Günay, İrem Sultan Cengiz, Damla Karaelmas ve Emre Koç rol alıyor. Sezona bırakmadan izlemek isteyenler için 24 Temmuz’da Enka Açıkhava Tiyatrosu’nda bir yaz gösterimi yapacak.

Işık Teorisi

bomontiada Alt

Onur Karaoğlu’nun yazıp yönettiği, yine son dönem çok içimizde hissettiğimiz bir sürü hissi sahneye yansıtan bir oyun Işık Teorisi. Üç ayrı hikâyeden ve çok ortak noktadan hareketle, genel mutsuzluğumuz, gitme isteğimiz, ayrılış hüzünlerimizin üzerine üzerine giden, içini de bilimsel bir “teoriyle” dolduran oyun, bomontiada’daki Alt Sahne’de izleyicisiyle buluştu bu sezon. Zinnure Türe ve Okan Urun’un oynadığı oyunda, Urun’un oynadığı Kaan karakteri hikâyeyi gitmekte olan üç karakter üzerinden anlatıyor. İstanbul’dan Paris’e taşınacak olan Kaan, Suriye’den İstanbul’a kaçan Feraye ve İstanbul’dan Floransa’ya giden Anna. Bütün bu gidişlerin hafızasını, yüz yıllar sonra teknolojik yöntemlerle inceleyen bir de arkeolog. Kaan karakteri, diğer karakterlerin öyküsünü de, görsellerle zenginleştirilmiş şık bir sahne tasarımı içinde izleyiciye anlatıyor. Hepsinin hikâyesi ayrı etkileyici; fakat Kaan’ın hikâyesi bir anlamda hepimizin hikâyesi ve o bunu anlatırken yakın politik geçmişimizin etkisiyle çoğumuzun yaşadığı, hissettiği şeyler aklımızdan geçmeye başlıyor. Aşklarımız, çıkmazlarımız, ülkeye ve yaşamaya dair umutlarımız ve bilhassa umutsuzluklarımız… Gitmeye karar verenlerin son anlarını gelişen teknoloji/eşya hafızaları sayesinde görebilecek olmayı düşünmek başlı başına garip hissettiriyor; hem eğlenceli hem ürkütücü. Mayıs ayında son gösterimlerini yapan oyunu görmek isteyenler en azından bir yaz tatili beklemek durumunda. 

Killology

Craft Tiyatro

Geçtiğimiz sezon sahneledikleri Yen ve Yutmak sonrasında bir çarpıcı oyun daha repertuarına ekleyen Craft Tiyatro, Gary Owen’in eseri Killology'yi İbrahim Çiçek rejisiyle sahneye taşıdı. İzleyicinin üstüne gitmekten hiç çekinmeyen oyunda, şiddet ve öldürme temalı bir oyun tasarımcısının, bu oyunla bağlantılı olarak öldürülen bir çocuğun babasıyla olan irtibatı, çocuğun annesiyle olan ve babasıyla pek de olmayan ilişkisi üzerine bir hikâye anlatılıyor. Baba-oğul, erkeklik, şiddet, öldürme kavramlarını oldukça sert bir noktadan izleyiciye veren oyunda Serkan Altunorak, Güven Murat Akpınar ve Ozan Dolunay rol alıyor. Böylesine sert bir oyunda Güven Murat Akpınar’ın içten ve soft performansı, meydana gelen zıtlıktan güç alıp çok yüksek bir yere evriliyor. Oyun tasarımcısı Paul karakterinin de, Altunorak’ın şimdiye kadar gösterdiği performanslar arasında çok özel bir yerde olduğunu söylemek mümkün. Oyunu izlemek isteyenler 30 Mayıs ve 4 Haziran’da Craft Kadıköy’de görebilirler.

Bir Meşrutiyet Faciası Yahut Gündüzlerimiz

Seyyar Sahne

Son zamanlarda en zekice yazılmış yerli metinlerden biri olan Bir Meşrutiyet Faciası Yahut Gündüzlerimiz, yazarı Volkan Çıkıntoğlu ile beraber Hakan Emre Ünal ve Doğu Can’ın oynadığı, izlemesi keyifli, bir yandan da zihin açan bir oyun. Celal Mordeniz’in yönettiği oyunda, birtakım felsefik problemler, üç birbirini tanımayan -tanımaya çalışan- farklı ama bir o kadar da aynı üç kişi üzerinden tartışılıyor. İzleyici olarak bir yandan hikâyeye odaklanırken, bir yandan zihnin hızla çalıştığının, birtakım sorgulamalara giriştiğinin farkına vardığım oyun gerçek bir beyin jimnastiği. Başta farklı mekânlarda gibi görünseler de, sonrasında bir anda bir düzlemde/mekânda/rüyada sıkıştıklarını fark eden üç kişi önce nerede olduklarını çözmeye çalışıyor ama bunu çözmeye çalışırken de hayatın temel problemlerini fark edip onlarla çarpışmaya başlıyorlar. Bu başarılı metnin, böylesi dinamik bir rejiyle buluşup; iyi oyunculuklarla sahneye taşınmış halinin bu sezon içindeki son gösterimi 25 Mayıs NoAct Sahne’de olacak.

Arzu Tramvayı

BKM

Tennessee Williams’ın ilk kez 1947’de sahnelenen oyunu, Hira Tekindor rejisiyle bu sezon Zorlu PSM ve Uniq Hall’de izleyicisiyle buluştu. Prodüksiyon tiyatroları genelinde sezonun en derli toplu işi olan Arzu Tramvayı, klasik severlerin yakından bildiği bir hikâyeyi fazlasıyla gerçekçi bir dekor içinde, ortalamanın üstünde oyunculuklarla izlediğimiz bir yapım olmuş. Tabii tüm bunların yanında Blanche karakterinde izlediğimiz Zerrin Tekindor’un performansı sezonda görebileceğimiz en iyi oyunculuk performanslarından ve oyunu izlenilir kılan en önemli etkenlerden biri şüphesiz. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan Blanche’ın, tükenme yolculuğundaki mola yeri olan kardeşi Stella’nın evi ve bu yolculukta ona gereğinden fazla eşlik eden Stanley’in hikâyesini izlediğimiz Arzu Tramvayı; bu üçgen ilişkiyi olduğu gibi yansıtmış. Belki bu üçlü ilişkinin ikili kombinasyonlarının detayını tekst dâhilinde daha net görebilirmişiz gibi gelse de, temiz reji ve başarılı oyunculuklarla hikâyeye dair kaçırdığımız çok az şey oluyor. Sezon içindeki son temsilini 19 Mayıs’ta veren oyun, izlemek isteyenler için bir dahaki sezon devam edecek.

Mutluyduk Belki Bugüne Kadar

Two Two Prodüksiyon

Paolo Genovese’nin Perfetti Sconosciuti (Muhteşem Yabancılar) filminin - ki ardından Serra Yılmaz Cebimdeki Yabancılar ismiyle de uyarladı- tiyatro uyarlaması olan Mutluyduk Belki Bugüne Kadar, sezonun site-spesific oyun örneklerinden. Tophane’de bir loft dairede oynanan oyuna, izleyiciler dairenin kapısından girer girmez dâhil oluyorlar. Ve sezon boyu çokça konuşulan “bir grup arkadaşın telefonları masaya bırakıp gelen tüm aramaların/mesajların herkes tarafından görülme/duyulma” oyununa başlanıyor. Bu oyun içindeki oyun, tüm süre boyunca izleyicinin dikkatini ve algısını diri tutmayı sağlıyor zira oyunun sonuna kadar birtakım yanlış anlaşılmalar, itiraflar, fark edilmeler, aldatma hikâyeleri, kandırılmışlık hisleri yükseliyor masadan. Son temsillerini G-Mall içindeki Toy İstanbul’da veren oyunu Kerem Pilavcı uyarlamış ve Ahmet Sami Özbudak yönetmiş. “Zaten aşina olduğumuz, her dilden uyarlamasını ekran başında izleyebileceğimiz bir hikâyeyi neden sahnede görmeliyiz”i akla getirebilir şüphesiz, ama oyunu izledikten sonra bu sorunun cevabını buluyorsunuz. Mekân tasarımının performanslarla bileşimi hikâyeye bambaşka bir tat kazandırıyor. Oyuncularından Canan Atalay’a Afife’de “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülü getiren oyunda, Başak Kıvılcım Ertanoğlu, Giray Altınok ve Deniz Karaoğlu’nun performanslarının çekiciliği de oyunu izlemek için büyük bir etken. Bu isimlerin haricinde, Gökçe Eyüboğlu, Faruk Barman ve Fehmi Karaarslan’ın da rol aldığı oyun, 31 Mayıs ve 7 Haziran Toy İstanbul; 9 Temmuz’da Enka Açıkhava Tiyatrosu’nda izleyiciyle buluşuyor.

0
8806
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage