0 YAPILAN YORUMLAR
2711 GÖRÜNTÜLENME
1 TAKİPÇİ
0 BEĞENİ
ELLERİN BÜYÜSÜ

BÜYÜLEYİCİ ELLER, SİHİRLİ ELLER... 

Eller büyüleyicidir. Eller, kişi, ister sanatla ilgili olsun ister olmasın ve aynı şekilde eğitim düzeyinden de bağımsız olarak, her insanı büyüler. Sıkılmış bir yumruğun verdiği güç ifadesi herkes tarafından anlaşılır. Niçin peki? Acaba bu bizim evrimsel gelişim öykümüzle mi yoksa güç göstergesinin arkaik bir şekil almasıyla mı bağlantılıdır?

Gerçekte şöyle olmuştur: Homo sapiyenslerin evrimsel gelişimi, elimizin evrensel bir kavrama organı olarak şekillenmesiyle, büyük beynin evrimsel olarak gelişmesinin aynı zamana rastlamasıyla bağlantılıdır. Deyim yerindeyse her ikisinin de gelişmesi el ele gitmiştir, denilebilir. Ve bizim ilk zamanlardaki dil gelişimimizin, bu iki organın eş zamanlı olarak şekillenmesine ne kadar bağlı olduğu, belli sözcüklerin kökenleri üzerine derinlemesine düşündükten sonra farkına varabildiğimiz bir ayrıntıdır. Bu bazı sözcüklerin oluşmasından anlaşılıyor: kapmak (greifen), elinin içinde kavramak (umgreifen) ve bunlardan da türeyen diğer sözcükler, anlamak (begreifen), ele geçirmiş olmak (ergriffen sein), anlaşılamaz (unfassbar), bir eylem yapmak, harekete geçmek (handeln), tedavi etmek (behandeln), eylem, davranış (Handlung), uygulama (Handhabung). Bu sözcüklerin. el ile arasındaki bağının, “el“ sözcüğünden kaynaklandığının reddedilmesi mümkün değildir. İnsan elinin hayvanlarınkinden farkı, iki tane daha özelliğinin olmasıdır. Bunlardan birisi olağanüstü bir duyarlılığa sahip olmasıdır; diğeri de, başparmağın uzun parmaklar karşısında tek parmak olarak durması, yani muhalefet görevini üstlenmesidir. Böylece kavrama eylemi mükemmel bir şekilde gerçekleşmektedir. Newton bir keresinde, Tanrı’nın varlığını kanıtlayacak başka bir şey olmasa bile, başparmağın tek başına bunun için yeterli olduğunu, söylemiştir.

El, en eski zamanlarda ki anlamında da olduğu gibi güç göstergeci olabilir. En eski tek tanrılı din olan Yahudilikte, İbranice sözcük “Jad“, el ve gücü eş anlamlı olarak temsil eder! Benzer sözcük akrabalığını, Latincedeki “manus” sözcüğünden türetilmiş olan, üst düzeydeki eski Alman dilinde yer alan “munt” sözcüğünde de görmekteyiz. “Munt” sözcüğü de el ve gücü eş anlamlı olarak temsil eder. Bu sözcük, günümüze kadar gelip, şu sözcüklerin içinde kullanılmaktadır: vasi (Vormund), koğuş (Mündel), Edmund –bir erkek ismi- (Edmund) (malın koruyucusu (Schützer des Besitzes)), Siegmund –bir erkek ismi- (Si- egmund) [zafer kazanan -güçlü- koruyucu (siegreic- her –starker- Beschützer)]. Elin büyüsü, böylece gücün çağrışımından gelmektedir. Güç, hayran bırakır. Örneğin politikacılara motivasyon olarak hizmet eder, bazen de onları manipulasyona yönlendirir, bu arada bu kavram (latincede işleme anlamında) tam anlamıyla ise “kullan- ma” (“Handhabung”) anlamındadır! Güç, özellikle arkayik bir biçimde sunulursa, daha da büyüleyicidir: Her şeyin çok iyi açıklandığı günümüzde bile, bir boks maçının milyonlarca seyirciyi, işinden gücünden alıp, televizyon başına çekmesi gibi... Ve galip geleni sevinç çığlıkları ile alkışlatması. Pek çok insan, çok açık bir şekilde güçlü bir ele özlem duyar. Bu manipulatif güç uygulama örnekleri, eylemler için örnek resimler gibidir.

Buna göre eylemler büyük ölçüde, büyük beyinin işlevine bağlıdır, el ve beyin hiç ayrılmamacasına birbirine bağlıdır. Bazı sanatçılara göre, beyin ve el, entellektüel hayal gücü ve bunun elle esere dönüştürülebilme mekanları olarak, birbirleriyle yer değiştirebilirler. Böylece, başın yerine bir elin konduğu heykeller oluşmaktadır! Bu şekilde de elin serebralizasyonu (Zerebralisierung) gerçekleşmiş olur.

Beyin ve elin bütünlüğü, gündelik jestlerde de kendini gösterir. Düşünme sırasında çoğunlukla el başa yaslanır ve bu sekilde el, düşünme sürecini destekler. 

İnsan eli, biçim ve bireysel fonksiyonu bakımından öyle bir kendine hastır ki, yeryüzünde ikinci bir eşine rastlanılmaz. El, yüzün yanı sıra, vücudun en bireysel parçasıdır. Bu yüzden, bazı sanatçıların, “geleneksel kendi portreni yapmaktansa, elin resmedilmesinin, kendini daha iyi tanımlamak yerine geçmez mi?” sorusuyla ilgilenmiş olmaları, hiç de şaşırtıcı değildir ve böyle düşünen sanatçılar, kendi portreleri yerine, ellerinin resimlerini yapmışlardır. İnsan yüzü yalana yatkınlaştırılabilir. İnsan karşısındakine gülümserken aynı zamanda onun kötülüğünü de dileyebilir. Ancak el dürüsttür. Kişiliğin, el hareketlerine veyahutta el jestlerine ne kadar bağlı olduğu, çoğunlukla kaza sonucu ellerinden sakat kalmış yetişkinlerde açıkça görülür. Bu insanlar o kadar güvensizdirler ki, el hareketlerini hiç kullanmadıkları gibi, ellerini de tümüyle saklarlar.

Ellerin benzersizliği eski Çin’de de bilinirdi. Milattan önce 300 yıllarında el izlerini iş anlaşmalarında mühür olarak kullanmışlardır.

Dürer de zaten pek çok kendi portresinde, ellerini de resmetmiştir. Bunlar, bu vücut organının özel oluşunun ifadesidir ve Dürer bu organa yaratılıcılık gücünü yüklemiştir. Bu noktada, insan, Tanrı tarafından dünyanın yaradılış tarihine bir bağlantı kurabilir. “Tanrı’nın eli” diye isimlendirdiği eserlerinden birinde, Rodin, yine kendisi tarafından yapılmış olan bir kadın torsosunu tutan, kendi elinin kalıp dökümünü göstermektedir. Onun daha yaygın olarak tanınan “Tanrı’nın eli” versiyonu, heykel sanatının sembolü haline gelmiştir, çünkü bu el, Adem ve Havva’nın yaradılış sürecinin pragmatik sergilenişidir. Eser önce yaratıcının (Tanrı veya sanatçı) kafasında oluşur, sonrasında elleriyle biçimlenir, görünür ve elle tutulur hale gelir. Michelangelo da, Sikstus Kilisesi’nde Tanrı tarafından Âdem’in yaradılışını, Adem’e, yalnızca ellerin (işaret parmakların) dokunması ile nasıl can verdiğini, göstermektedir.

Dürer, Leonardo da Vinci ve Riemenschneider, elleri, tümüyle bireysel olarak gösteren ilk sanatçılar olmuşlardır. Ellerin en iyi pozisyonda olmasını veya en iyi ifadeyi verebilmesini sağlayabilmek için, çoğunlukla öncelikle eskizlerini çizmişlerdir. Daha önceki zamanlarda örnek yani değiştirilebilir olarak değerlendirilirken, bu zamandan itibaren el, bir konuşma fonksiyonu kazanmıştır.

İlk örnek eller, Fransa’nın güneyindeki mağaralarda (Cosquet ve Lasceaux) taş devri çağında (yaklaşık 30.000 veya 15.000 yıl öncesinde) bulunmuştur. Burada eller daha çok hayvan tasvirlerinin üzerine resmedilmiştir. Bu el resimleri, avda şanslarının artması, avlanırken olası kazalardan korunmak için veya sadece sanatçının imzası olarak gösterilmiştir. Benzer el tasvirlerini şaşırtıcı şekilde, Arjantin’in güneyindeki, Avusturalya’nın güneyinde bulunan Tazmanya adasında ve Orta Asya’nın Korakorum bölgesindeki mağaralarda bulmaktayız. Bunların yaş- larının yaklaşık olarak 10.000 yıl olduğu tahmin edilmektedir.

Sembol olarak el çoğunlukla idari amir fonksiyonundadır. Eski Yahudi dininde (bugün de hala İslam dininde geçerli olan) Tanrı’nın resminin yapılmasının yasak olmasından, Tanrı yerine sadece Tanrı elinin resmi yapılmıştır. Ortaçağa kadar, bu bizim kültürümüzde de bu şekilde olmuştur. El, idari amir fonksiyonunda Tanrı’nın eylemi yerine geçmekteydi, “pars pro toto” olarak sadece şimdiki anı göstermesi gerekmekteydi veya Tanrı’nın sesi olarak da bir hiyeroglifen fonksiyonundaydı ve böylelikle de bir ifadenin sinyali idi. Buradan da “el işareti” sözcüğünün köken anlamı ortaya çıkmaktadır. Ele ait olan vü- cudun da sergilenmesi, elin verdiği anlamı, ifadeyi daha fazla derinleştiremezdi.

El tüm kültürlerde ve dillerde yön gösterici olarak bilinir. Sembol olarak “şu tarafa doğru“ açıklamasının yerini almaktadır. Hatta günümüz dijital dünyasında da (Digitus = parmak) bu arkayik işaret dili kaçınılmazdır. PC’mizde, el endeksi olarak el bize geniş dünyaya açılan pencereyi açar. Böylece en modern teknik bile, el kapıları açar, geleneksel fikrini desteklemiş olur.

El jestlerinin, insanlığın en eski zamanlarından beri çok ifade edici gücü vardır, çünkü eller o zamanlarda iletişim olanağı da sağlamaktaydı. Ortaçağ hukuk dünyasında, ellerin ifade olanağı olmaksızın hukukun kullanılması düşünülemezdi. Yazısız “antlaşmalarda“, bunun çok önemli bir geçerliliği vardı: bir antlaşmanın veya sözleşmenin geçerliliği olarak el sıkışma, yemin ederken elin duruşu. Bazı bu tarz el jestleri anlamlarını yitirip, deyimlere dönüşmüştür, çünkü el hareketleri ile ifade artık hukuktaki geçerliliğini kaybetmiştir. Bu deyimler ve söylemlere örnek olarak; “Onun için elimi ateşe koyarım” deyimi ile tanrısal bir yargılama beklendiği ve “Ellerini kalbinin üzerine koy” söylemi ile de dürüstlük beklendiği, gösterilebilir. Bir kişinin “elini başka birinin üstünde tutması“, Ortaçağ’da bu kişinin diğer kişi üzerinde af yetkisine sahip olduğunun göstergesi olarak algılanmaktaydı. Bazı yas ve yakınma tavırları, bugün sadece “Ellerini başının üstünde dövmek” şeklinde deyimler veya “ellerini ovuşturmak” ve “saçlarını yolmak” gibi ifadeler şeklindedir.

İşitme engellilerin işaret dilinde, mimiğin yanında el kol hare- ketleri, olağanüstü bir rol üstlenir. Bu “dil” çok değerli bir iletişim biçimidir, çünkü bu dil, bizim konuşma dilimizden çok daha fazla ifade çeşitliliğe sahiptir, özellikle de duygusal düzeyde! Duygularını ve ruh hallerini, içinde bulunulan durumlara çok daha uygun bir biçimde anlatırlar. Oliver Saks “Dilsiz Sesler“ adlı kitabında, bizi “zavallı duyabilenler” diye adlandıran, işitme engelli bir kişiyi anlatır.

Ellerin, aktif eyleminin yanısıra, duygusal algılama işlevi de vardır. Bu, büyük beyinde algılanır, böylelikle yine beyin ve el arasındaki döngü tamamlanır. Bu döngü, bireylerde, dua jestlerinde özellikle belirgindir, çünkü artık bu durumda, deyim yerindeyse aralarında neredeyse kalaslar bulunan büyük beyinin iki yarısı, bu engeli aşıp, birbirleriyle iletişime geçer. Dokunma duyusu, bizim 6. hissimiz, özellikle, kendileri için elleriyle gördükleri söylenen, görme engellilerde daha güçlüdür. Bu fenomen zaman zaman sanatta da işlenmiştir.

İki kişinin birbirine dokunuşu, birine ya da her ikisine de dokunabilen diğer kişiyle karşılaşma anlamına da gelebilir. Böylece basit bir dokunma duyusundan, bu duygusal olarak aşırılaşan dokunma oluşur, evet ve hatta bu duygusal olarak aşırı dokunma biçimi, ellerin bilinciyle, manevi güçlere devredebileceği tam ters bir yöne gidebilir. Elleri üst üste koyma jesti, çok eski bir jesttir, tüm kültürlerde bilinir ve insanların düşünebildikleri zamandan beri bugüne değin taşınmıştır. Tüm sadeliğine rağmen, bu jest, huzur ve güven duyguları vermektedir. Elleriyle bu jesti yapanlar, aynı zamanda, bu jesti, basit sembolünden çıkarmaları gerektiğinin de bilincinde olmalıdırlar. Ancak bu şekilde “İyileştiren ellerde“ ya da “Bereket getiren ellerde“ gördüğümüz gibi, farkedilebilir bir güç aktarımı başarılabilir. Eğer her ikisi de bu içsel etkiye cevap verirse, ancak o zaman, büyük beyni dinlenme durumuna geçiren, meditasyona benzer, derin bir rahatlama durumu oluşur. Bunun tam aksine hipnotizmada bilinç tamamen devre dışı bırakılır.

Buradan sihirbazlığa gidecek olan yol, artık kısa bir yoldur. Sihirli ellerin, görsel eserler ya da resimler ortaya çıkarmaları gerçeğinin dışında, bir gücü vardır. Bizi büyülerler. Büyüleyici eller işte. 

Prof. Dr. Hans Zilch 

  • Louise BOURGEOIS
  • Antoine CARREE
  • Le CORBUSIER
  • Salvador DALI
  • Eugéne DELACROIX
  • Günter GRASS
  • David LYNCH
  • Pablo PICASSO
  • Man RAY
  • Auguste RODIN
0
395
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
MEKAN BİLGİSİ

Sanat, toplumların uluslararası platformda kendilerini ifade edebilmesini sağlayan
en önemli oluşumlardan bir tanesi. Gören, hisseden, düşünen, eleştiren ve bir süzgeçten geçirerek yaratan sanatçıların ortaya koydukları eserler evrenselleşmeye ... devamı

Sanat, toplumların uluslararası platformda kendilerini ifade edebilmesini sağlayan
en önemli oluşumlardan bir tanesi. Gören, hisseden, düşünen, eleştiren ve bir süzgeçten geçirerek yaratan sanatçıların ortaya koydukları eserler evrenselleşmeye de hizmet ediyor. Evrenselleşme, toplumsal olarak kendimizi ifade etmeye ve sesimizi daha fazla duyurmaya yol açıyor.

O’Art da son derece zengin değerlerine ve tarihine karşın, gelişmekte olan toplumlar
kategorisinde yeralan ülkemizin sesini uluslararası platformlarda duyurma misyonunun, ülkemizde faaliyet gösteren tüm kurumların görevi olduğu inancıyla ve sanatın evrenselleşmeye sağladığı katkı bilinciyle, İstanbul’un sanat ve kültür yaşamına yepyeni bir platform kazandırmak amacıyla kuruldu.

O’Art, sanatın her disiplininde, sanatseverlere cevap verebilme misyonu taşıyor. Bu anlayışla yerli ve yabancı, genç ve orta kuşak sanatçılara yönelik periyodik sergilerin düzenleneceği, aktüel konuların paylaşılacağı bir platform olacak.

Zihin açıcı ve ilham verici sergi ve söyleşilerde tüm sanatseverle buluşmak dileğiyle…​​​​

İLETİŞİM BİLGİSİ

Pazartesi - Cumartesi 10:00 - 18:00
Odeabank Etiler Şubesi (2.kat), Nispetiye Cad. ​No:60/A-B Etiler İstanbul​​​​​

TAKİPÇİLERİ
1
YAZILARI
7