
Borusan Sanat, önümüzdeki dört sezon boyunca özel sanatçıları ve şefleri ile Zorlu Performans Sanatları Merkezi (PSM) Turkcell sahnesinde sanatseverlerle buluşacak.
Ünlü müzisyenler, seçkin şef ve solistleri ağırlayarak pek çok konsere imza atan Borusan Sanat, yeni sezonda yeni mekânı Zorlu PSM Turkcell sahnesinde fiziksel konserler vermeye hazırlanıyor. Türkiye’nin en iyi müzisyenlerinden oluşan ve Avrupa’nın önde gelen senfonik orkestralarından biri olma yolunda ilerleyen Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), dört sezon boyunca yeni mekânında sanatseverleri klasik müzikle buluşturmaya devam edecek.
Yeni sezonun açılış konseri ise 14 Ekim’de gerçekleştirilecek. Konserde Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nı Sanat Danışmanı ve Daimî Konuk Şefi Patrick Hahn yönetecek. Orkestraya sezon boyunca eşlik edecek solistler arasında Alice Sara Ott, Bryce Dessner, Katia & Marielle Labèque gibi önemli sanatçılar yer alırken, BİFO Onursal Şefi Gürer Aykal şefliğindeki BİFO, konser programları ile yeni mekânında dinleyicilerin karşısına çıkacak.
İstanbul Tasarım Bienali tarafından genç tasarımcıların disiplinler arası ve bölgeler ötesi iş birlikleri geliştirmelerini sağlamak amacıyla hayata geçirilen konuk tasarımcı programı Camekân’a başvurular başladı. Programa 28 Ekim tarihine kadar başvuru yapılabilecek.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından gerçekleştirilen İstanbul Tasarım Bienali, Avrupa Birliği’nin Ortak Kültür Mirası: Türkiye ve AB Arasında Koruma ve Diyalog-II Hibe Programı’nın desteğiyle ve Karlsruhe Sanat ve Tasarım Üniversitesi (Staatliche Hochschule für Gestaltung Karlsruhe [HfG]) ortaklığında yeni bir konuk tasarımcı programını hayata geçiriyor. Avrupa’dan ve İstanbul dışındaki Türkiye kentlerinden genç tasarımcıları bir araya getirecek olan Camekân isimli projede Avrupa ve Türkiye’den tasarım uzmanları da bilgi birikimlerini genç tasarımcılarla paylaşmak üzere programa katılacaklar. Program İstanbul Tasarım Bienali, tasarım, mimari ve çağdaş sanat alanlarında çalışan küratör ve Karlsruhe Sanat ve Tasarım Üniversitesi [HfG] Rektörü Jan Boelen ve FIELDS ortağı ve Bahçeşehir Üniversitesi öğretim görevlisi, tasarımcı Mevce Çıracı tarafından yürütülecek.
Genç tasarımcıların disiplinler arası ve bölgeler ötesi iş birlikleri geliştirmelerini hedefleyen programa, iyi derecede İngilizce bilen, üniversite öğrencisi ya da yeni mezun sekiz genç tasarımcı (dördü Türkiye'nin İstanbul dışındaki şehirlerinden ve dördü Karlsruhe Sanat ve Tasarım Üniversitesi’nden olmak üzere) seçilecek. 28 Ekim’e kadar yapılan başvurular arasından seçilen kişiler 22 Kasım’da duyurulacak. Seçilen tasarımcılar, 31 Ocak - 28 Şubat 2022 tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenecek dört haftalık bir konuk tasarımcı programına katılma hakkı kazanacaklar. Program hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
2017 yılında yayımladığı Kırgın Anlatıcı adlı öykü kitabıyla tanıdığımız Caner Almaz’ın ilk romanı Yaşamaklar, Everest Yayınları’ndan çıktı.
Almaz, bu romanda beraber yürünen yolların, bugünün ilacını geçmişte arayanların, herkesten çok kendisiyle konuşanların, hevesleri korkularında boğulanların, mağdur edildikçe zalimleşip bağışladıkça kendine kalanların hikâyesini anlatıyor.
Aynı düşüncelerle aynı yöne bakıp aynı şeyleri hissederken bile yalnızlığın ağırlığından kurtulamayan Kenan ve Füsun, geçmişin kırıklarını onarıp hayatın çatlaklarını kırılgan bir inançla doldurmaya çalışırken birbirinde teselli bulamamanın çaresizliğiyle yüzleşiyor. Berikinin hikâyesinden sızan acı ötekinin ayağına dolanıyor; ötekinin ruhunu kemiren hasret berikinin kanadını kırıyor. Sevmek yetmiyor; koca dünya bir ev, iki eksik bir tamam etmiyor: Her tanrı bir gün gömülüyor.
“İçim ağrıyordu, bunu kimseye anlatamazdım. İş çıkışı anneme uğradım. Yatağında bir tüy gibi, öylesine narin yatıyordu. Baş ağrılarından şikâyet etti.
‘Anne,’ dedim, ‘Füsun gitti.’ Bana uzun uzun baktı. Öyle şefkatle baktı ki ağlayasım geldi. ‘Gitmemiştir oğlum, içinde bir yerlere saklanmıştır. Öyle kolay gidilir mi?’”
Görsel: Ina Jang
Puruli Kültür Sanat tarafından 11 - 17 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 9. Engelsiz Filmler Festivali, son dönemin beğenilen uzun ve kısa metrajlı 38 filmden oluşan programıyla çevrim içi ve fiziki olarak sinemaseverlerle buluşacak. Festivalin programında Ulusal Uzun Film Yarışması, Kısa Film Yarışması, Absürt, Oditoryum, Kaleydoskop ve Çocuklar İçin seçkileri yer alıyor.
Türkiye ve dünya sinemasının son dönemde öne çıkan filmleri Ankara ve Türkiye’deki tüm sinemaseverlerle buluşturacak olan festival, tüm filmlerde her yıl olduğu gibi göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar içinse ayrıntılı altyazı seçenekleri sunuyor. Fiziki gösterimler Ankara’da, 11 - 13 Ekim tarihleri arasında Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, çevrim içi gösterimleri ise 11 - 17 Ekim tarihleri arasında buradan yapılacak. Festival kapsamında film gösterimlerinin yanı sıra yönetmenlerle gerçekleştirilecek söyleşiler de yayımlanacak.
Toplamda 38 filmin gösterileceği festivalin bu yılki programında Ulusal Uzun Film Yarışması, Kısa Film Yarışması, Çocuklar İçin, Oditoryum, Kaleydoskop ve Absürt seçkileri yer alıyor. Festivalin bu yıl kısa film türünün gelişimine katkı sağlamak, bu alandaki üretimin ilerleyen yıllarda daha da artmasına öncülük etmek ve kısa film yönetmenlerine destek vermek amacıyla gerçekleştirdiği Kısa Film Yarışması’na 20 farklı ülkeden 66 kısa filmin başvuru yapıldı. Festivalin Kısa Film Yarışması’nda 8 ülkeden 13 kısa film izleyiciyle buluşacak. Seçici kurul üyeleri tarafından belirlenen finalistler arasında Egor Gavrilin’in 40 Yaş Üstü Erkekler İçin Örgü Kulübü (Knitting Club For Men Over 40), Aslak Danbolt’un Anne (Mamma), Deniz Telek’in Anuş,(Anoush), Victoria Warmerdam’ın Bıyık (Mustachio), Zeynep Dilan Süren’in Büyük İstanbul Depresyonu (The Great İstanbul Depression), Radik Kudoyarov’un Hediye (The Gift), Vladimir Koptsev’in Hemşiremin Merhameti (My Sister's Mercy) Yasemin Demirci’nin İklim Değişimi (Climate Change), Marco Arruda’nın Magnética, Farnoosh Abedi’nin Malakout, Kayahan Kaya’nın Peşimdeki Polis (The Police After Me), Sami Morhayim’in Susam, ve Hüseyin Aydın Gürsoy’un Toz olmak (Turning to Dust) filmleri yer alıyor. Finale kalan filmler En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödülleri için yarışacak. Seyirci Özel Ödülü’ni ise izleyiciler verdikleri oylarla belirleyecek.
Ulusal Uzun Film Yarışmasın’da Barış Sarhan’ın dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde yapan ve oyuncu olmak isteyen bir AVM güvenlik memurunun trajikomik hikâyesini anlatan ilk uzun metrajı Cemil Şov, Faysal Soysal’ın katıldığı pek çok festivalden ödüllerle dönen ve darbe sonrası travmalara ve kadın cinayetlerine getirdiği özgün bakış açısıyla farklı siyasi, ahlaki ve felsefi bakış açıları sunan filmi Ceviz Ağacı, Azra Deniz Okyay’ın tüm ülkede elektriklerin kesildiği bir günde dört farklı karakterin kesişen hikâyelerini anlatan ve 77. Venedik Film Festivali’nin Eleştirmenlerin Haftası bölümünde “Büyük Ödül”e layık görülen Hayaletler, Ferit Karol’un kendi hâlinde bir aile babası olan Orhan'ın zor günler geçirdiği süreçte ailesiyle arasındaki ilişkiye odaklanan ve 57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “Behlül Dal En İyi İlk Film” ödülünü kazanan filmi Kumbara ve Cihan Sağlam’ın bir süredir ilişkilerinde problemler yaşadığı eşi Sevgi'nin kendisini aldattığını düşünen Ahmet'in hikâyesine odaklanan ve 31. Uluslararası Ankara Film Festivali’nde “En İyi İlk Film” ödülünü kazanan Uzun Zaman Önce filmleri yer alıyor. Seçici kurulun belirleyeceği En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödülleri ile seyircilerin belirleyeceği Seyirci Özel Ödülü, 17 Ekim Pazar günü yapılacak törenle sahiplerini bulacak.
Bunların yanı sıra festivalde yer alan Oditoryum, Kaleydeoskop ve Absürt isimli seçkilerle farklı türdeki filmler izleyiciyle buluşacak. Ayrıca festivalde geleceğin sinefil adaylarını sinemanın büyülü dünyasıyla tanıştırarak, minik izleyicilere film izleme alışkanlığı ve sinema kültürü kazandırmayı amaçlayan Çocuklar İçin başlıklı seçkide yer alıyor. 9. Engelsiz Filmler Festivali’nin programı hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Bilsart, Melike Bayık’ın küratörlüğünü üstlendiği Elçin Acun’un “Bir Hayalin Alegorisi” başlıklı sergisini 16 Ekim’e kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Bir Hayalin Alegorisi adlı video enstalasyonda, çeşitli kent mekânlarında sessiz, pervasız ve olağan bir şekilde dolaşan, görünürlük ve görünmezlik arasında kalmış saydam beden imgeleri, maskulenle özdeşleşen kamusal alanı bir illüzyon ile işgal etmeyi deniyor. Hakikatin içinde bir hayal olarak var olabilme ihtimalinin sınırlarını araştıran video, kamusal alanın gölgelerine itilen, okunaksız kılınan ya da yalnızca içerideki varlığı meşru sayılan edilgin, ötekileştirilmiş formlarını, dışarıda yeni, etkin bir pozisyona getirmeyi amaçlıyor. Kuir ve feminist bir olasılığın, dışarıyı ele geçirdiği bir hayalin provası olan Bir Hayalin Alegorisi kenarda kalanı merkeze çekmek yerine, merkezi dağıtarak cinsiyetin katılaşmış sabitliğini bozmayı, bedenlerin kabul edilebilirliğini belirleyen ataerkilliğin merkezi konumunu bölmeyi hedefliyor.
Elçin Acun’un “Bir Hayalin Alegorisi” başlıklı sergisini 16 Ekim’e kadar Bilsart’ta ziyaret edebilirsiniz.
Künye: Elçin Acun, Bir Hayalin Alegorisi, Video enstalasyon (bir büyük, beş mini projeksiyon ve kinetik hareket sistemi) 25dk loop, 2021
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, VitrA sponsorluğunda ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle düzenlenen, Borsa İstanbul’un Yüksek Katkıda Bulunan Kuruluş olarak destek verdiği 5. İstanbul Tasarım Bienali’nin Empatiye Dönüş: Birden fazlası için tasarım isimli kitabı çıktı.
Kitapta 5. İstanbul Tasarım Bienali küratörleri Mariana Pestana, Sumitra Upham, Billie Muraben ve bienalin katılımcıları “Tasarım insanlarla diğer türler arasında yeni sosyalleşme biçimleri ortaya çıkarabilir mi? Tasarım, bir krizle karşı karşıya olan küresel endüstriyel modele dayanıklı bir alternatif inşasında nasıl bir rol oynayabilir? Daha sürdürülebilir yarınlara çıkan yolları oluşturmak için ne yapabiliriz?” gibi sorulara yanıt arıyor. Kitapta bienalin Kara ve Deniz Kütüphanesi, Eleştirel Yemek Programı, Yeni Yurttaşlık Ritüelleri başlıklı bölümlerine ait işleri, empatinin felsefesine eğilen Empati Seansları’nı ve şehre yayılan bienalin uydu projeleri de yer alıyor.
Yapı Kredi Yayınları ile ortak yayımlanan Empatiye Dönüş: Birden fazlası için tasarım, tasarıma empati üzerine temellenen yeni bir rol biçme arayışındaki fikirleri ve projeleri okuyucuya sunuyor. Kitapta tasarım tesirlerin ve izlenimlerin aracısı olarak, esas amacı özen göstermek olan bir pratik şeklinde ele alınıyor. Tasarımcılar ise bizi hem birbirimizle hem de etrafımızdaki dünyayla, diğer türlerle, toprakla, suyla, hatta kâinatla bir araya getirmek üzere duyusal, diplomatik, bazen de tedavi edici işlevleri benimsiyor. Kitapta okuyucuya etraflarındaki dünyayı yeniden yorumlamak, onunla yeniden bağ kurmak için yeni fikirler, ütopyacı öneriler, aynı zamanda da pratik çözümler sunuluyor. Empatiye Dönüş: Birden fazlası için tasarım kitabını buradan satın alabilirsiniz.
Bağımsız kültür ve sanat alanı K! Kültüral Performing Arts, Ekim ayında Madam Giyotin, AB Uyumlu Aile oyunlarını çevrim içi olarak Oda Komşum Richard Wagner ve Proje No: 2 yapımı Bernarda oyunlarını ise fiziki olarak izleyiciyle buluşturacak.
Başta sahne sanatları olmak üzere tüm sanat disiplinlerine açık bir ortak platform düşüncesi olarak filizlenen bağımsız kültür ve sanat alanı K! Kültüral Performing Arts’ın Ekim ayındaki ilk oyunu Lauren Gunderson’un yazdığı Yağmur Yağmur’un yönettiği ve Betül Arım, Zeliha Gürsoy, Çiğdem Yıldız ve Merve Güran’ın rol aldığı Madam Giyotin olacak. Madam Giyotin 10 Ekim Pazar 21.00 ve 28 Ekim Perşembe 21.00’de çevrim içi olarak jetgise.com üzerinden izleyiciyle buluşacak.
Şenay Tanrıvermiş’in yazdığı, Yağmur Yağmur’un proje tasarımını ve konseptini oluşturup yönettiği AB Uyumlu Aile, 15 Ekim Cuma 21.00’de çevrim içi olarak jetgise.com’da sahnelenecek. Güven, bağlılık, aile, sistem, iktidar, cinsiyet, kimlik, sıkışmışlık ve arada kalmışlık gibi kavramların sorgulayan oyunda usta oyuncular Ayşe Lebriz Berkem ve Altuğ Görgü’ye genç kuşağın yetenekli isimleri Merve Güran ve Dilara Mücaviroğlu eşlik ediyor.
K! Kültüral Performing Arts’ın 3. Prodüksiyonu olan, kapitalist düzenin çarpık temellerine ve sistemin distopik evrenine odaklanan Oda Komşum Richard Wagner, 20 Ekim Çarşamba akşamı saat 20.00’da K! Kültüral Performing Arts’ta galasını yapacak. Yakup Almelek’in yazdığı Murat İpek’in uyarlayıp yönettiği, Murat İpek, Emre Yetim ve İbrahim Cem Tek’in rol aldığı oyun, din, ekonomi, hukuk ve ahlaki değerler gibi enstrümanları acımasız bir şekilde kullanan sisteme esaslı sorular soruyor.
Federico Garcia Lorca’nın yazdığı Bernarda Alba’nın Evi oyunundan yola çıkılarak uyarlanmış Bernarda isimli tek kişilik bir oyun 30 Ekim Cumartesi 20.30’da fiziksel olarak tiyatroseverlerle uluşacak. Oyunda Bernarda karakterine hayat veren Özge Arslan, otoritenin kadın kimliğine uyguladığı cinsiyetçi ve ayrımcı baskıyı ve 5 kadını aynı anda sahnede canlandırıyor.
Dirimart, küratörlüğünü Anissa Touati’nin üstlendiği “‘U’upa a Hina” başlıklı karma sergiye 7 Kasım’a kadar ev sahipliği yapıyor.
Gonzalo Lebrija, Quistrebert Brothers ve Sylvie Fleury’nin eserlerinin yer aldığı “‘U’upa a Hina” başlıklı sergisi çoklu dünyalar teorisini, dünyaların üst üste binmiş bir arada varoluşlarını keşfetmek üzere yola çıkıyor. Sergi bir evrenden ötekine yapılan uzun seyahatleri, bir mercanadadan diğerine geçişleri, ister geometrik olsun ister yoğun renkli ister parçalı, çeşitli soyutlama formlarıyla tezahür eden halüsinasünatif bir gündüz düşü olarak izleyici karşısına çıkıyor. Sergi, bir sanat eserinin tek bir anda büründüğü çeşitli formları barındıran, aynı anda hem burada hem başka bir yerde bulunmanın mümkün olduğu, sonsuz ölçüde büyük ve sonsuz ölçüde küçük, çoklu ve paralel gerçeklikleri; madde ve bilinç arasında bir bağ olarak sanat eserini sorguluyor.
“Gonzalo Lebrija zamanı dondurur, geçici anları, düşünüp kavrayabilmemiz için yakalamaya çalışır: hayatla ölüm arasında ölçülemeyen ama yine de sonlu olan anları. Sanatçı, ince katmanlar hâlinde kullandığı yağlıboyayla, üst üste binmiş üçgen yüzeyler resmeder; birbirleriyle etkileşime geçtikçe koyulaşan, daha karmaşık hâle gelen yüzeylerdir bunlar. Sanatçının kâğıttan bir uçağın katlamalarını temel alan karmaşık kompozisyonları bu keşfin hafifliğini, maharetini, gelip geçiciliğini düşündürür. Bunun bir uzantısı olarak izleyici bu resimlerde varoluşçu felsefeye dair bir şeyler hisseder. Sanatçının bu hipnotize edici işleri, yumuşak tonlarda, yarı saydam, prizmatik soyutlamalar oluşturan bu katmanların uçucu, gizemli anlarında zamanın akışını askıya alır.
Zen pratiklerinden kişisel gelişime, bilimkurguya uzanan geniş bir yelpazeden temaları ele alan yapıtlarıyla ortaya çok kapsamlı bir eserler bütünü koyan Sylvie Fleury, sergideki işleriyle hepimizin aşina olduğu makyaj paletlerini anıtsal boyutlarda yeniden tahayyül eder. Markası olmayan, özenle boyanan siyah eğriler arasına yerleştirilmiş parıldayan paletleri gösteren bu resimler, pekâlâ bir arabanın iç mekânına veya bir renk alanı resmine de benzetilebilir. Burada oyuna davet eden makyaj imasıyla, dokunulması yasak olmasından ötürü arzu mefhumunu, yasaklı olanı ve suçluluk duygusunu çağrıştıran sanat eseri arasındaki gerilimi hissederiz.
Quistrebert Brothers’ın resimlerinin temel unsuru ışıktır: ‘ışıkta ilginç olan, onun kutsaldan maddiyata, ezoterizmden teknolojiye geçişler yapmasına neden olan müphemliktir…’ İşlerinde doku-renk etkileriyle, eğriler ve boyutlarla oynarlar. Son dönemde sprey boya yerine sadece daha parlak ve katışıksız renklere olanak tanıyan sprey mürekkep kullanmaya başladılar. ‘Amacımız bunu kullanarak da insanı mide bulantısı noktasına getirecek, taşkın bir resim formu üretebilmekti. Son resimlerimizdeki renk tonları, Georgia O’Keeffe’in koyu tonları ile havalı fırçayla yapılmış bilimkurgu manzaralarındaki tonlar arasında gidip geliyor.’”
Gonzalo Lebrija, Quistrebert Brothers ve Sylvie Fleury’nin eserlerinden oluşan “‘U’upa a Hina” başlıklı sergiyi 7 Kasım’a kadar Dirimart’ta ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Florian & Michael Quistrebert, Şelale, 2020, Jüt kumaş üzerine sprey mürekkep, 200 x 300 cm
2. Gonzalo Lebrija, Veladura Nocturna (Orión), 2021, Keten üzerine yağlıboya, 190 x 150 cm
Olağanüstü ile olağanı aşılamadaki muazzam becerisini Fang Ailesi romanı ile gösteren Kevin Wilson’ın geçtiğimiz yıl yayımlandığında büyük övgü toplayan son romanı Bir Şey Olduğu Yok, Selen Ak çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Wilson, birbirlerini anlamaya, dünyadaki küçük yerlerini bulmaya çalışan sıra dışı karakterlerin buluştuğu tuhaf, yumuşak ve eğlenceli bir roman olarak karşımıza çıkıyor.
Lillian ve Madison’ın yatılı okulda başlayan beklenmedik dostlukları, Lillian’ın olaylı bir şekilde okulu terk etmesiyle mektuplara kalmıştı. Ta ki yıllar sonra yine bir mektupla gelen yardım çağrısına kadar. Madison, Lillian’dan üvey ikizlerine bakıcılık yapmasını istiyor. Ama bir detay var: İkizler kızıp üzülünce alev alıyorlar. Gerçekten, alev alıyorlar. Kendilerine zarar vermeyen ama etraflarında ne varsa yakıp yıkan, korkutucu ve bir o kadar da göz alıcı alevler. Bocalamakla geçen hayatında kaybedecek pek de bir şeyi olmayan Lillian, yazı çocuklarla geçirmeyi kabul ediyor. Üçü artık birbirlerine güvenmeyi, başkalarını umursamamayı –ve Madison’ın politikacı kocasından uzak durmayı– öğrenmek zorundalar. Peki ama Lillian gece uykusunda bile onlar yüzünden yanabileceği gerçeğiyle ne yapacak? Bir an önce onlardan uzaklaşmanın yollarını mı arayacak yoksa bu tuhaf güzellikteki çocuklarla el ele verip dünyanın karşısına mı dikilecek?
2021 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi roman yazarı Abdulrazak Gurnah oldu.
İsveç Akademisi, “Kültürler ve kıtalar arasındaki uçurumda, sömürgeciliğin etkilerine ve mültecinin kaderine ödün vermeden ve merhametli bir şekilde nüfuz etmesi” sebebiyle ödülün Abdulrazak Gurnah’a verildiği duyurdu.
1948’de Zanzibar’da doğan Abdulrazak Gurnah, 1960'ların sonunda mülteci olarak İngiltere'ye geldi. Ülkesindeki siyasal rejim sebebiyle 1984’e kadar ülkesine geri dönemedi. Gurnah, yakın zamanda emekli olana kadar University of Kent’te İngilizce ve Postkolonyal Edebiyat bölümünde profesör olarak çalıştı. Gurnah’ın 10 romanı ve bir dizi kısa öyküsü yayımlandı. Yazar mülteci sorunu temasını hemen her eserinde işlemekte. Sürgünde henüz 21 yaşında yazmaya başlayan Gurnah’ın ana dili Swahili olmasına rağmen edebi aracı İngilizce oldu.
Nobel Komitesi Başkanı Anders Olsson, Gurnah'ın gerçeğe bağlılığının ve gerçeği basitleştirmeden yansıtmasının dikkat çekici olduğunu, basmakalıp betimlemelerden kaçınarak bakışlarımızı pek çok kişini aşina olmadığı dünyanın başka yerlerine, kültürel olarak çeşitlilik gösteren bir Doğu Afrika'ya çevirdiğini söylüyor.
Abdulrazak Gurnah’ın Kumdan Yürek, Sessizliğe Hayranlık, Deniz Kenarında, Son Hediye ve Terkediş romanları Türkçede İletişim Yayınları’ndan yayımlanmakta.