
Melek Zeynep Bulut’un performatif, deneysel bir mekân kurgusu olan eseri Açık Yapıt, 10 Aralık tarihine kadar AKM’de sanatseverlerle buluşuyor.
Cumhuriyet’in 100. yıl kutlamaları kapsamında 29 Ekim’de, AKM’de sanatseverlerle buluştu. Türkiye’de ilk kez gösterime giren Açık Yapıt, Haziran 2023’te London Design Biennale’de tarihi Somerset House’un avlusunda sergilenmesinin ardından 47 ülke ve 22 üniversite arasından seçilerek Public Award’ı kazandı.
Tüm anıt ve temsillerine nazik bir soru işareti olan bu kent yerleştirmesi, sergi boyunca bir manifesto olarak değerlendirildi ve bu sergilemenin hemen ardından London Design Festival 20. Yıl Özel Seçkisi’ne davet edildi. Tarihi Thames Nehri üzerinde, Londra siluetinde bu kez “asılı bir anıt” olarak sergilenen eserin kürasyonu “yer, aidiyet temaları üzerine bir düşünce” olarak belirlendi. Bu sergileme ile de Mayor of London, Victoria&Albert Müzesi gibi değerli oluşumların jüriliğinde hazırlanan Son 20 Yılın En Etkili İşleri’nin listelendiği The Red Book | Kırmızı Kitap’ta yer alan 30 eserden biri oldu.
Aidiyet ve kent vurgusunu temel alarak “dünya dediğimiz bu katılığa” özel kürasyonu ile iki bakışlı bir sergi, şehrin ortasında yerine yerleşmeyen, dünyaya aidiyetimizi sorgulayan, yer yer sıkışık, yer yer eğreti bir teatral anıt olarak ziyaretçilerle buluşan Açık Yapıt, tanımların anlamını yitirdiği, sınırların bulanıklaştığı günümüzde teatral bir anıt, tüm zamanlara bir soru işareti olarak sembolleşiyor. Eserin ötesinde bir manifesto niteliği taşıdığı çeşitli sanat otoritelerince vurgulanan Açık Yapıt’ın tasarımcısı Bulut, bu yıl aynı zamanda Royal Academy of Arts’ın yaratıcı kurul üyeleri arasında yer alıyor.
Açık Yapıt, HalkBank ana sponsorluğunda, Türk Hava Yolları taşıma sponsorluğunda ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı resmi desteği ile sergileniyor.
Künye:
1-2. Fotoğraf: Mehmed Arda
3. Fotoğraf: Erdem Dilbaz
Kingsley Amis’in hem alternatif tarihe ilginç bir bakış sunan hem de dini dogmatizmin insanları kişisel ve toplumsal açıdan nasıl etkilediğine dair romanı Değişim, Püren Özgören’in çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Değişim, 1976’da en iyi bilimkurgu dalında John W. Campbell Ödülü kazanırken ve Philip K. Dick’in Yüksek Şato’daki Adam eseriyle birlikte anılıyordu. Yıl 1976. Prens Arthur’un hiç ölmediği, dolayısıyla VII. Henry’nin tahta hiç geçmediği, Reform’un, Protestanlığın ve Sanayi Devrimi’nin hiç gerçekleşmediği bir İngiltere. Henüz pek çok bilimsel keşif yapılmamış, motorlu taşıtlar yeni bir icat. Demokrasiden ve bilimden yoksun bu dünyaya Papalık hükmediyor. Kral III. Stephen kısa süre önce ölmüş. Koronun yetenekli sopranosu, on yaşındaki Hubert Anvil cenaze törenindeki ayin sırasında performansıyla herkesi bir kez daha büyülüyor. Ancak Tanrı’nın yüceliğini vurgulamak adına sanatı korumayı arzulayan papanın ve din adamlarının Hubert’in sesinin güzelliğini korumak için birtakım planları var.
“Hubert kendisine söylenenlerin tamamına inanıyordu, ama olacakların en önemli kısmı, yıllar sonra yetişkin bir erkeğe dönüştüğünde dünyanın ona hangi gözle bakacağı söylenmemişti. İşin o faslını anlatabilecek tek bir sözcük bile yok gibiydi: Coğrafi konumu dışında hiçbir şeyini bilmediğin bir ülkede yaşamak gibi bir şeydi bu.”
Michael Frayn’ın kaleme aldığı, Noyan Ayturan’ın yönetmenliğini üstlendiği, Umut Beşkırma, Yaman Ceri ve Burcu Ger’in rol aldığı, Hausbühne yapımı Kopenhag, 30 Kasım’da DasDas Açık Sahne’de, 4 Aralık’ta ise Zorlu PSM %100 Studio’da tiyatroseverlerle buluşacak.
“20. yüzyılın en büyük atom fizikçilerinden Niels Bohr ve Werner Heisenberg 1941 yılında Kopenhag'da tarihin akışını değiştiren bir görüşme yaparlar. Hakkında Hitler için atom bombası yaptığı iddiaları dolaşan Heisenberg, Nazi işgali altındaki Danimarka'ya, yarı-Yahudi eski arkadaşı ve hocası Bohr'u ziyarete gider. Yanlış anlaşılmalar ve belirsizliklerle dolu bu görüşmenin sonucunda İkinci Dünya Savaşı'nın gidişatı ve milyonlarca insanın kaderi belirlenir. Heisenberg, Bohr ve Margrethe'ın huzura kavuşamayan ruhları, hayattayken yanıtlayamadıkları bir sorunun cevabını aramaktadır: ‘Heisenberg Kopenhag'a neden geldi?’
Belirsizlik, bellek, nezaret ve perspektif temalarını konu eden Kopenhag; bilimin ve sosyal hayatın temeli olan "belirsizlik" labirentinde modern fizik, felsefe ve ilişkilere dair bir anlatı kuruyor. Hâkimi, savcısı ve sanığı sürekli olarak değişen sürreal bir davanın etrafında şekillenen sahneleme fikri, politik söylemlerin git gide sertleştiği çağımızda alınan kararlar ve sorumluluklar üzerine etik bir tartışma açıyor.”
Kopenhag’ın 30 Kasım Perşembe saat 21.00’de DasDas Açık Sahne’de gerçekleşecek gösteriminin biletine buradan, 4 Aralık Pazartesi saat 20.30’da Zorlu PSM %100 Studio’da gerçekleşecek gösteriminin biletine ise buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Yazan: Michael Frayn
Yöneten: Noyan Ayturan
Çeviren: Noyan Ayturan
Yönetmen Yardımcıları: İrem Dilaver, Cansın Asarlı Dramaturji: Melike Saba Akım
Kostüm Tasarımı: İrem Dilaver
Işık Tasarımı: Ayşe Sedef Ayter
Müzik: Çağrı Beklen
Afiş Tasarımı: Emre Yunusoğlu – Cansın Asarlı Oyun Fotoğrafları: Emre Yunusoğlu
Reji Asistanı: Sera Armağan
Danışman: Ferdi Çetin
Oyuncular: Umut Beşkırma, Yaman Ceri, Burcu Ger
Sinan Logie’nin “Vasat Mimarlara Kabir” başlıklı kişisel sergisi 24 Kasım 2023-13 Ocak 2024 tarihleri arasında Öktem Aykut’ta sanatseverlerle buluşuyor.
Sinan Logie’nin yeni sergisi “Vasat Mimarlara Kabir”, günümüz dünyasında mimari üretimin görkemli vasatlığına bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Sergide sanatsal üretimini sınırlı bir kurallar bütününün içinde tanımlayan sanatçı, galeri mekânının içinde yeni bir alan yaratarak, dar bir biçim ve yöntem kapsamına sadık kalarak, dünyanın her köşesinde üretmeye devam eden vasat mimarların yaşam ve ölümleri için bir kutlama sunuyor.
“Sinan Logie, geçtiğimiz yıllarda mekânsal akışkanlık üzerine sürdürdüğü araştırmalarını, anıtsal mimari alanını da kapsayacak şekilde genişletti. Bu sorgulamalar, sanatçının İstanbul ve çeperinin tarihsel katmanlarına yönelik akademik araştırmalarının rehberliğinde devam etti. Son olarak, odağını Marmara Denizi'nin etrafında dur durak bilmeden dönüşmekte olan kentsel alanı kapsayacak şekilde tanımladı. Gümüşlük Akademisi, Bodrum'daki Bir Anıtın Doğuşu (2017); Bilsart, İstanbul'daki Mabet içinde Mabet (2018); Ark Kültür, İstanbul'daki Mekansal Durumlar (2019) ve Tartışık, Asos'taki Namazgah (2023) isimli yerleştirme ve sergileri, Logie'nin anıtsal formlar üzerine sanatsal önermeleri olarak anılabilir.
Öktem Aykut'un galeri mekânındaki yeni tek kişilik sergisinde Logie, günümüz dünyasında mimari üretimin görkemli vasatlığına bir saygı duruşu arz ediyor. Form Follows Finance (Princeton Architectural Press, 1995) isimli kitabında Carol Williams, kapitalizmin yükselen baskısı sebebiyle mimarların tamamen rant uğruna düzenlenmiş kısıtlı bir kurallar bütünü altında çalışmak zorunda kaldıklarını belirtir. Bu kapsamda, yalnızca çok az sayıda profesyonel istisnalar üretmeye kadirdir. Küreselleşen dünyanın gelişmekte olan yörelerinde ise kitlesel yaşam alanı inşaatları, kaçırılan fırsatlar ve terk edilmişlik hissinin tanımlaya geldiği bir peyzaj ortaya koyarlar. Ne var ki, bu yeni kentselliği üretmek için çoğunlukla elverişsiz şartlarda çalışan mimarlar, geleceğin de kurucuları olmaktadırlar. Bütün dünyada karşımıza çıkan bu jenerik mekânlarda insanlar sevişmeye, çocuklar büyümeye, bireyler hakikati aramaya devam etmekte... Geleceğin bilim insanları, yazarları, sanatçıları ve müzisyenleri bu mekânlarda kimliklerini kurgulamakta, kent merkezlerinde yaşayan elitlerin gözlerinden ırak kendilerini oluşturmaktalar.
‘Vasat Mimarlara Kabir’de Logie, sanatsal üretimini sınırlı bir kurallar bütününün içinde tanımladı. Galeri mekânının içinde yeni bir alan yaratarak ve dar bir biçim ve yöntem kapsamına sadık kalarak, Logie dünyanın her köşesinde üretmeye devam eden vasat mimarların yaşam ve ölümleri için bir kutlama sunmakta.”
Künye:
1. Sinan Logie Oil on canvas Tuval üzerine yağlı boya 172 x 130 cm
2. Sinan Logie Steel Çelik 150 x 150 cm Fluid Structures (Phase 23) Akışkan Yapılar (Faz 23), 2023
Milan Vukašinović ve Nilüfer Şaşmazer’in küratörlüğünü üstlendiği Türkiye’den ve yurt dışından 15 sanatçının eski ve yeni üretimlerini bir araya getiren “Çeviride Âlemler” sergisi 29 Kasım 2023 - 27 Ocak 2024 tarihleri arasında Depo’da ziyarete açılıyor.
Sergide Alev Ersan, Allora & Calzadilla, Annabelle Binnerts, Cansu Çakar, Daniel Otero Torres, Dejan Kaludjerović, Elsa Sahal, Fikos, Lika Tarkhan-Mouravi, Lucie Kamuswekera, Mercedes Azpilicueta, Rehan Miskci, Setareh Fatehi, Stephanie Misa, Walid Siti’nin çeviri, kültürel aktarım ve hikâye anlatımı konularına ve kavramlarına farklı yaklaşımları bir araya getiriliyor.
Sergi, farklı coğrafyalarda ve zamanlarda gezen anlatılar ile çevirinin bir âlem kurma gücüne odaklanıyor. Temelini Uppsala Üniversitesi çatısı altındaki “Retracing Connections” adlı proje kapsamında yürütülen akademik araştırmadan alan sergideki sanatçıların yapıtları, projenin de odaklandığı, farklı Ortaçağ dillerine seyahat etmiş ve Bizans İmparatorluğu’nun içinde ve çevresinde ortak birer anlatı evreni yaratmış olan temel metinlerle ilişki kuruyor. Bu evrende fabllar ile sınır-alanlara dair epik anlatılar, Buda’nın önce bir Müslüman münzeviye, ardından Hıristiyan bir azize dönüşmesiyle, ya da Büyük İskender’in gökleri ve denizleri kaftanı ve türbanıyla fethedişiyle yanyana yer alıyor.
Sergi için yeni üretim yapmaya davet edilen sanatçılar Ortaçağ anlatılarını çeviri çalışmalarından ödünç alınan kavramlarla harmanlayarak çeviri ve hikâye anlatımı arasındaki bağlantıları keşfederken, mevcut işleri ile sergiye davet edilen sanatçılar ise yeni bir bağlam içerisinde, zamanlar ve mecralar ötesi bir diyalog yaratıyor.
Açılış öncesinde Alev Ersan ve Matthew Reynolds’ın Milan Vukašinović moderatörlüğündeki “Çeviri: Çeşitlilikler ve Çokluklar” başlıklı söyleşisi Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’nde 28 Kasım saat 19:00’da gerçekleşecek. Sergi açılışı sırasında ise setareh fatehi ile Ogutu Muraya, “(ben) beni anlattığın hikâyen” projesiyle ilişkili bir serbest şiir diyaloğu gerçekleştirecekler.
İstanbul İtalyan Kültür Merkezi’nin Cinecittà iş birliği ile düzenlediği 14. İtalya Sinemasıyla Buluşma programı, 27 Kasım-3 Aralık tarihleri arasında İtalyan Kültür Merkezi ve Sinematek/Sinema Evi’nde sinemaseverlerle buluşacak.
Türkiye’nin İtalyan Büyükelçiliği ve İstanbul İtalya Başkonsolosluğu’nun himayesinde her yıl düzenlenen program kapsamında çağdaş İtalyan sinemasından örnekler sunan seçki izleyicilerin beğenisine sunuluyor. 14. İtalya Sinemasıyla Buluşma kapsamında Venedik Film Festivali ve Roma Film Festivali başta olmak üzere uluslararası festivallerde gösterilen geçtiğimiz yılın İtalyan film üretimini temsil eden sekiz film izleyici karşısına çıkacak.
14. İtalya Sinemasıyla Buluşma, İtalya adına 96. Akademi Ödülleri 2024’te “Uluslararası Uzun Metraj Film Ödülü” kategorisinde “En İyi Yabancı Film” dalında yarışacak olan Matteo Garrone’nin Kaptan Benim filmiyle 27 Kasım’da başlayacak. Programda; Sandro Veronesi’nin aynı adlı romanından uyarlanan Edoardo De Angelis imzalı Komutan, 2023 Venedik Film Festivali’nde Premio Lizzani ödülünü alan Simone Massi’nin animasyonu Hiçbir Yerde, Venedik’ten üç ödülle dönen Enrico Maria Artale imzalı Cennet, Ginevra Elkann’ın olağanüstü bir oyuncu kadrosuyla çektiği Sana Söylemiştim, Giorgio Diritti’nin yönetmen koltuğuna oturduğu Lubo, Venedik Film Festivali’nin Orizzonti Bölümü’nde Jüri Özel Ödülü’nü ve FIPRESCI Orizzonti Ödülü’nü alan Alain Parroni’nin Sonsuz Pazar filmi izleyicilerle buluşacak. Buluşmanın kapanışını ise 2023 Roma Film Festivali’nin açılış filmi olan Paola Cortellesi’nin ilk yönetmenlik deneyimi olan Hâlâ Umut Var filmi yapacak.
14. İtalya Sinemasıyla Buluşma programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Bilsart ve Monoco, Ahmet Rüstem Ekici ile Hakan Sorar’ın “Rest in Pieces” başlıklı ilk ortak sergisini 2-30 Aralık tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Arkeolojik verilerin ve yüzeylerinin hikâye anlatım biçimlerinden ilhamla oluşmuş kurgusal bir yolculuk olan “Rest in Pieces”, Ahmet Rüstem Ekici ve Hakan Sorar’ın sanat ve arkeoloji alanlarındaki disiplinler arası çalışmalarını yansıtıyor ve geçmişten alınan ilhamla güncel tekniklerle yeni bakış açıları sunuyor. Beden ve mekânsal ilişkiler üzerine çalışan sanatçılar bu sergide ölüm ve kalıcılık ekseninde izlere, iz bırakmaya odaklanıyor. Kelimelerden oluşan görüntülerin dönüşebileceği formlar üzerine çalışıyorlar. Böylece imgenin, zihinden kelimelere, kelimelerden imaja ve imajdan 3D nesneye dönüşümü, video, üç boyutlu PLA, reçine ve kil baskı, lazer kazıma gibi tekniklerle harmanlanıp, insan/makine çıktısı olarak izleyicilerle buluşuyor. Serginin çıkış noktası, kurbağaların üreme yolculuğundan ilhamla, yaklaşık 5000 yıl önce yapıldığı düşünülen, günümüzde Kütahya müzesinde sergilenen kurbağa biçimli ritonlar oluşturuyor. Kütahya’nın Domaniç ilçesinde her yıl Mart-Mayıs aylarında gerçekleşen, dişi kurbağaların sırtlarında erkek kurbağaları taşıyarak Palazoğlu göletine yaptıkları göçün gözlemi ile üretilmiş olma ihtimali olan bu kaplar, gündelik bir olayın bir nesneye dönüşümüne ve günümüzdeki arkeolojik verileri yorumlamaya iyi bir örnektir. İkili bu örnek üzerinden yola çıkarak, günümüzde arkeolojik nesne olarak tanımlanan çoğu objenin üretim biçimlerine ve doğadan esinlendikleri taklit yeteneklerine odaklanıyor.
Kurbağa biçimli ritonlardan ilhamla skeuomorfizm* üzerine düşünen ikili, kalıcılık ve parçalara ayrılmanın nesnel hâli olan lahitlere, mezarlara ve mezar kalıntılarına bırakılan izlerine odaklanıyor. İkilinin sergi hazırlık boyunca yolculukları, çeşitli arkeolojik kazı alanlarını ve müzeleri kapsıyor. 3D tarama teknolojileri ile arkeolojik nesnelerin yeniden biçim bulmasına odaklandıkları sergide, kelimeden görüntü, 3D nesne ve video üreten yapay zekâ araçları ve el işçiliğini birleştiren deneyler yapılarak, görüntünün evrileceği çeşitlilik üzerinde duruluyor. “Rest in Pieces”, 3D kil baskı teknolojileri, oyun motorları, görüntü teknolojileri ile çeşitlenirken lahit yüzeyleri, rölyef paneller, ölü maskları gibi nesneler ile geleceğe bilgi aktarmaya çalışan bir müze taklidi yapıyor. İkili bu sergi ile arkeolojik verilere sanat perspektifinden bakmayı, geçmişin izlerini yeniden yorumlayarak ihtimaller üzerine düşünmeyi, yapay zekâ araçlarının potansiyellerini incelemeyi ve bu araçların günümüzdeki kapasitelerinin kaydını tutmayı amaçlıyor.
Sergi kapsamında hazırlanan katalogda sanatçıların daha önce ikili olarak yollarının kesiştiği koleksiyoner, küratörler, mimarlık ve arkeoloji alanından isimlerin yazıları yer alıyor. Arda Bülbül, Aylin Alpüstün, Ayşegül Sönmez, Asena Kumsal Şen Bayram, Ceylan Önalp, Esra Özkan, Feride İkiz, Fırat Arapoğlu, İnana Abdelli, Nergis Abıyeva - Uras Kızıl, Onur Baştürk, Sera Yelözer, Sinan Eren Erk’in yazılarına ek olarak Kalben’in “Hatıraların Gölgesi” isimli şarkısı ilk kez sergideki aynı isimli videoda dinleyicilerle buluşacak.
Künye:
1. nasıl yakalamıştık saçlarından baharı, video still
2. lament, AI Generated image and video
3. Rest in Pieces
Yazar ve akademisyen Zehra İpşiroğlu’nun son dönemlerde kaleme aldığı interaktif tiyatro oyunlarında yarattığı dünyayı yeniden kurduğu romanı Hatırlayamadıklarımız, Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıktı.
Yıllardır tiyatro oyunlarıyla Türkiye’deki toplumsal cinsiyet sorununa odaklanan İpşiroğlu, bu romanda sonu her şeye rağmen umuda açılan bir anlatı sunuyor. Derin, Suzan, Selen, Selim ile Yunus’un yaşadıkları ve anlattıkları, bu ülkede yaşanan nice şiddet olayının birer küçük örneği. Parçalanarak çöp torbasına atılan, gözü dönmüş bir minibüs şoförünün parçaladığı, öldürüldükten sonra intihar ettiği söylenen Münevver’lerin, Özgecan’ların, Şule’lerin, Hatice, Melike, Selen veya ismini bilmediğimiz daha onlarcasının hikâyesine dokunuyor.
“Birden yoğun bir yaşam sevincini hissettim içimde, ayak uçlarımdan bacaklarıma, bacaklarımdan karnıma, karnımdan göğsüme ve kollarıma doğru yükselen inanılmaz bir güç ve enerji yayıldı bütün bedenime, koşmak istiyordum, evet yine koşacaktım. Ama yaşamdan kaçmak için değil, tersine yaşamın akışını yüreğimin çok çok derinlerinde duymak için...”
Müzisyen ve besteci Mert Pekduraner, 29 Kasım Çarşamba akşamı saat 20.30’da The Circle’da konser verecek.
Mert Pekduraner, Venedik Bienali için bestelediği “Kıyı” parçası ve ardından yayımladığı stüdyo albümleriyle kendine has dinleyici kitlesini oluşturdu. Pekduraner, yer yer melodilerine sarıldığı yer yer de anlık buluştuğu seslerden oluşan solo performansıyla 29 Kasım’da müzikseverlerle buluşacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Adres: Tomtom Mah., Kumbaracı Yokuşu, Tercüman Çıkmazı. No:16/1, Beyoğlu/İstanbul
Özer Toraman’ın “Zihnin Bahçesi” başlıklı kişisel sergisi 2 Aralık 2023-27 Ocak 2024 tarihleri arasında Pi Artworks İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak.
Özer Toraman’ın yeni sergisi “Zihnin Bahçesi”, izleyiciyi hayali manzaralarla gerçeğin harmanlandığı bir dünyaya davet ediyor. Dünyanın farklı ülkelerinde çekilen fotoğraflardan ilham alan Toraman’ın eserleri, hayali olan ile figüratif olanı birleştirerek, sanatçının başka bir dünyaya açılan pencereler olarak gördüğü atmosferi yaratıyor. Gezinen figürler ve pastoral plaj sahneleri, izole olarak sürreal bir biçime bürünürken, durgun çimenler üzerindeki piknik manzaraları ve samimi portreler, gerçekliğin sınırlarından bağımsız hâle geliyor. Zihnin Bahçesi, fikirlerin ve içsel duyguların kök salıp gelişebileceği zihinsel manzarayı, izleyicilerin keşfedebileceği öznel bir gerçeklik alanını temsil ediyor.
Sanatçı sergide yer alan eserlerinde, kırmızı pelerin gibi yeni nesnelerle ve kompozisyonlarla denemeler yaparak, bu son seriyi diğerlerinden farklı kılıyor. Kendi çocukluk anılarıyla içgüdüsel bir bağlantı kurarak eserlerinde pastel tonlarını tercih eden sanatçı, özellikle mavi rengi baskın olarak kullanıyor. Mavi, Toraman’ın “sınırsız hayal kurmasına” olanak sağlıyor ve bu hikâyeleri bir rüya manzarasının pencereleri veya kısa bakışları olarak konumlandırıyor. Sanatçının imza niteliğindeki düz renk yüzey kullanımları, titizlikle detaylandırılmış özelliklerle bir araya geliyor, sabit anlamlardan kaçıyor ve izleyicileri her sahneye özgü kişisel anlam yüklemeye teşvik ediyor.
İnsanlarla doğal dünya arasındaki ilişkiye odaklanan sergi, bizi hayal gücümüzle bilincimizin örtüştüğü, yaratıcılığımızın etrafımızdaki dünyaya dair deneyimlerimize sızdığı alanı kucaklamaya davet ediyor. Sanatçının sürreal ve gerçek arasındaki sınırları silikleştirmesi sayesinde, kimliklerin, bölünmelerin ve fiziksel sınırlamaların olmadığı, bu “pencerelere” girip hayal gücümüzü serbest bırakarak deneyimleyebileceğimiz bir dünyanın anlık görüntülerini yaratıyor.