
Sergilerden vizyona giren filmlere, tiyatro oyunlarından konserlere, yeni çıkan kitaplardan platform filmlerine haftanın kaçırılmaması gereken kültür sanat içeriklerini sizin için bir araya getirdik.
Yeni yılın ilk haftasını geride bırakırken, şehrin temposu yeniden yükselmeye başlıyor. Soğuk kış günlerinin etkisini iyice hissettirdiği bu günlerde, haftanın yoğunluğuna molalar vermek her zamankinden daha önemli hâle geliyor. Şehrin öne çıkan etkinliklerine katılmak ya da evde kaliteli vakit geçirmek isteyenler için hazırladığımız bu liste, farklı disiplinlerin öne çıkan işlerini ve etkinliklerini bir araya getiriyor. Ajandalarınız hazırsa, bu haftanın öne çıkan duraklarına birlikte göz atalım.
Sinema:
Hizmetçi (The Housemaid)
Freida McFadden’ın dünya çapında çok satan romanından beyaz perdeye uyarlanan Hizmetçi, izleyiciyi gizem dolu bir malikânenin içerisine davet ediyor. Paul Feig’in yönettiği filmde başrolleri Sydney Sweeney ve Amanda Seyfried paylaşıyor. Film; güven, güç ve manipülasyon temaları etrafında ilerleyen karanlık bir hikâye sunuyor.
Geçmişini arkasında bırakıp yeni bir başlangıç yapmak isteyen Millie, dışarıdan kusursuz görünen zengin Winchester ailesinin yanında hizmetçi olarak işe başlar. Ancak bu lüks evin duvarları arasında saklanan sırlar ve Millie’nin tanık olduğu tuhaf olaylar, kısa sürede işlerin göründüğü gibi olmadığını ortaya çıkaracaktır.
Başka Yolu Yok (No Other Choice)
Oldboy, The Handmaiden, Decision to Leave gibi modern klasiklerin ünlü yönetmeni Park Chan-wook’un imzasını taşıyan Başka Yolu Yok, modern toplumun acımasız rekabet ortamını sarsıcı bir dille ele alıyor. Lee Byung-hun ve Son Ye-jin’in başrollerinde olduğu yapım; gerilim, komedi ve dramı ustalıkla harmanlıyor. Film, çaresizlikten doğan öfkeyi ve ahlaki sınırların giderek silinmesini sert ama ironik bir dille anlatıyor.
Uzun yıllar emek verdiği kâğıt şirketinden aniden işten çıkarılan Man-soo, hayatını yeniden düzene sokmaya çalışırken çaresizliğin eşiğine gelir. Yeni bir iş arayışında engellerle karşılaştıkça Man-soo, rakiplerinden kurtulmak ve hayatta kalmak için radikal bir karar alır.
Tiyatro:
Gonzago’nun Öldürülüşü – Moda Sahnesi / 9, 10 ve 11 Ocak
Bulgar oyun yazarı Nedyalko Yordanov’un Gonzago’nun Öldürülüşü, Shakespeare’nin Hamlet oyunundan hareket ediyor. Gonzago’nun Öldürülüşü; Hamlet’teki kralın katil olduğunu ortaya çıkartan oyuncular kumpanyasının Elsinore Sarayı’na gelişiyle başlıyor. Dinleyenle dinlenenin birbirine karıştığı, Danimarka’da çürümüş bir şeylerin olduğunu anlatan Bulgar yazar Nedyalko Yordanov’un iki perdelik komedisinde casuslar, dalkavuklar, geleceği kuranlar ve tiyatro oyuncuları iç içe geçiyor. Kemal Aydoğan’ın yönettiği bu modern yorum hem düşündüren hem de sahneler arası sınırları zorlayan bir deneyim sunuyor. Gonzago’nun Öldürülüşü 9, 10 ve 11 Ocak’ta Moda Sahnesi’nde sahnelenecek.
Fındıkkıran (The Nutcracker) – Zorlu PSM / 15, 16 ve 17 Ocak
Kış mevsiminin ve yeni yıl ruhunun en klasik simgelerinden biri olan Fındıkkıran (The Nutcracker), Gürcistan Devlet Balesi yorumuyla, 15, 16 ve 17 Ocak’ta Zorlu PSM sahnesinde izleyiciyle buluşuyor. Çaykovski’nin büyüleyici besteleri eşliğinde, küçük Clara’nın hediye edilen bir fındıkkıranla başladığı düşsel yolculuk, izleyicileri şekerleme diyarından karlı ormanlara kadar götürüyor. Efsanevi sanatçı Nina Ananiashvili’nin sanat yönetimi ve koreografisi ile sahnelenecek gösteri; karlar altındaki büyülü sahneler, rengârenk kostümler, görkemli dekorlar ve Tchaikovsky’nin zamansız müzikleriyle, 1892’deki prömiyerinden bu yana dünyanın en sevilen klasik bale eserlerinden biri olmayı sürdürüyor. Piu Entertainment organizasyonuyla sahnelenecek Fındıkkıran (The Nutcracker); 15, 16 ve 17 Ocak’ta İstanbul’da, 18 ve 19 Ocak’ta ise Ankara’da izleyici karşısına çıkacak.
Müzik:

Soft Analog – Blind / 16 Ocak
80’li ve 90’lı yılların synth-pop ve nu-disco tınılarını modern bir dokunuşla günümüze taşıyan Soft Analog, Blind sahnesinde müzikseverlerle buluşuyor. Ömer Akalın ve İdil Tavşanlı’dan oluşan ikili, retro-fütüristik atmosferleri ve enerjik sahne performanslarıyla izleyicilerle bir araya gelecek. Hem nostaljik hem de taze bir müzikal yolculuğa çıkmak, dansın ritmine kapılmak isteyenler için bu konser haftanın önemli duraklarından biri olacak.

Can Güngör – Babylon / 14 Ocak
Kendine has sakin vokal tarzı ve derinlikli şarkı yazarlığıyla modern Türkçe müziğin sevilen isimlerinden Can Güngör, 14 Ocak akşamı Babylon’a konuk olacak. “Yalnız Ölmek” gibi kalbe dokunan şarkılarından son dönem çalışmalarına uzanan geniş bir repertuvar sunmaya hazırlanan sanatçı, dinleyicileri melankolik ama bir o kadar da huzurlu bir yolculuğa çıkaracak. Soğuk bir kış gecesinde Can Güngör’ün melodileriyle ısınmak isterseniz, bu konseri ajandanıza not etmeyi unutmayın.
Sergi:
“İkil ve Çoğul Alpagut Gültekin için Yapıtlar: Sarkis” – Öktem Aykut / 6 Ocak – 7 Şubat
Alpagut Gültekin için, Ayşe Orhun Gültekin’in küratörlüğünde gerçekleşen, Sarkis’in eserlerinden oluşan “İkil ve Çoğul Alpagut Gültekin için Yapıtlar: Sarkis” başlıklı sergi 7 Şubat tarihine kadar Öktem Aykut’ta sanatseverlerle buluşuyor.
“İkil ve Çoğul özel bir sergi: Ayşe Orhun Gültekin’in, Norgunk’un kurulduğu 2002’den beri yayımladığı kitaplar ve süreli yayınlar arasından seçtiği 116 başlık, Sarkis tarafından bu sergi için birer ‘kitap-saat’e dönüştürüldü. Daha önce de kitaplara yalın saat mekanizmaları ekleyerek onları yapıtlaştıran sanatçı, İkil ve Çoğul’da benzer bir süreci bu kez Norgunk’un yaşayan belleği için uyguluyor; 2024 yılında aramızdan ayrılan dostu, Norgunk’un kurucularından Alpagut Gültekin için yayınevinin külliyatını çoğul bir kalp atışı, bir nefes, bir yerleştirme hâline getiriyor.
Galeri mekânının tamamına yayılarak ziyaretçiyi çevreleyen 116 eserin ortasında ise, Sarkis’in kendi el yazısıyla Norgunk için ürettiği çift taraflı neon bulunuyor. Norgunk’un iki kurucusu Alpagut Gültekin ve Ayşe Orhun Gültekin’in başlattıkları süreç, İkil ve Çoğul’da kendi zamansallıklarını taşıyan ‘kitap-saat’lere dönüşerek yayınevinin belleğini nesneleştiriyor. Kitap-saatler mekânla zamanı, okuma eylemiyle bedeni, okurla izleyiciyi, kitap nesnesiyle saat mekanizmasını birbirlerine eklemlendiriyor ve her okur-izleyicinin zihninde farklı zamanlarda akan düşsel bir kütüphane öneriyor. Ama bilmiyoruz, sonuçta, iki taraf arasındaki bir konuşmanın dibinde oluyor, her ne oluyorsa!”
Çağrı Dizdar “ARAF” – Nelumbo Studios’ / 11 Aralık – 8 Şubat
Çağrı Dizdar’ın ikinci kişisel sergisi “ARAF”, 11 Aralık – 8 Şubat tarihleri arasında Nelumbo Studios’ta izleyicilerle buluşacak. Yasemin Green küratörlüğünde düzenlenen sergi, gerçeklik ile imaj arasındaki tekinsiz eşiği merkezine alarak Jacques Rancière’in “duyumsanabilir olanın paylaşımı” yaklaşımı doğrultusunda sanatın politik ve estetik sınırlarına yeniden bakmayı öneriyor.
Minyatür ve tezhip gibi köklü kitap sanatlarını üretim pratiğine odaklanan Dizdar, bu disiplinlerin yapı taşlarını özünü koruyarak ele alırken; onları çizgi roman estetiği, çağdaş illüstrasyon ve güncel görsel anlatı dilleriyle ilişkilendiriyor. Sanatçı, minyatürün Batı resim geleneğinin normlarıyla kıyaslanmasına karşı çıkarak bu pratiğin kendi estetik imkânlarıyla bugün yeniden yorumlanabileceğini savunuyor. Sergi, bu yaklaşımı kâğıt yüzeyler, seramik uygulamalar, interaktif kurgular ve dijital ara yüzlere yayılan geniş bir üretim alanı üzerinden görünür kılıyor.
Dijital Platform:
Geber Aşkım (Die, My Love) – MUBI
Sezonun iddialı yapımlarından biri olan, Jennifer Lawrence ve Robert Pattinson’ı başrollerde buluşturan Lynne Ramsay imzalı Geber Aşkım (Die, My Love) MUBI’de izleyicilerle buluşuyor. Yönetmen Lynne Ramsay’in; Ariana Harwicz’in sarsıcı romanından uyarladığı Geber Aşkım, annelik ve evlilik kıskacında sıkışmış bir kadının içsel buhranlarına odaklanıyor. Jennifer Lawrence’ın etkileyici performansıyla hayat verdiği karakter, taşrada izole bir hayat sürerken gerçeklik ile sanrı arasındaki çizgide giderek kaybolmaya başlıyor. Film, aile hiyerarşisini ve toplumsal beklentileri rahatsız edici ama bir o kadar da estetik bir dille sorguluyor.

Efsanevi grup Depeche Mode’un 2023 yılındaki kapalı gişe Mexico City konserlerini ve “Memento Mori” turnesine odaklanan belgesel, Netflix’te izleyiciyle buluşuyor. Sadece bir konser filmi olmanın ötesine geçen yapım; müziğin iyileştirici gücünü, yas sürecini ve Meksika kültüründeki ölüm algısıyla grubun temalarını ustalıkla birleştiriyor. Andy Fletcher’ın kaybının ardından grubun geçirdiği dönüşümü ve hayranlarıyla kurduğu sarsılmaz bağı izlemek isteyen müzikseverler için kaçırılmaması gereken bir yapım.
Kitap:

Stephen King – Karanlığı Seversin / Altın Kitaplar
Gökçe Yavaş’ın çevirisiyle Altın Kitaplar’dan çıkan Stephen King’in yeni kitabı Karanlığı Seversin, yazarın yaşamın hem mecazi hem de gerçek anlamdaki karanlık yanlarına inen 12 öyküsünü bir araya getiriyor. King, yazarken “gündelik, sıradan hayatı geride bırakmanın coşkusunu” hissetmek istediğini söylüyor. Bu kitapta da kader, ölüm, talih ve gerçekliğin içinde her şeyin mümkün olduğu kıvrımlar üzerine kurulmuş yeni öyküleri okurlarıyla buluşuyor. Bu öykülerde yazar fanilik, şans ve gerçeklik üzerine hikâyeler anlatıyor.
Kitaptaki “İki Yetenekli Serseri” adlı öyküde uzun süredir bazı yeteneklerin ardında saklı kalan sırlar ortaya çıkıyor. “Danny Coughlin’in Kötü Rüyası” kısa ve benzeri görülmemiş bir rüyanın onlarca hayatı altüst etmesini anlatıyor. “Çıngıraklı Yılanlar” Kujo’nun devamı niteliğinde bir öykü; yaşlı bir adam, biraz huzur bulmak için Florida’ya gidiyor ama orada şartları çok ağır, beklenmedik bir mirasla karşılaşıyor. “Rüya Görenler”, içine kapanık bir Vietnam gazisinin bir iş ilanına yanıt vermesi ve evrenin bazı köşelerinin keşfedilmemesi gerektiğini öğrenmesi üzerine. “Cevapçı” ise önsezinin iyi şans mı yoksa kötü şans mı olduğunu sorguluyor ve dayanılmaz trajedilerle dolu bir hayatın bile anlamlı olabileceğini hatırlatıyor.

ÇEVBİR (Çevirmenler Meslek Birliği) – Kedi Öyküleri / Koridor Yayıncılık
ÇEVBİR (Çevirmenler Meslek Birliği) tarafından kolektif bir çalışmayla hazırlanan, 10 dilden 26 yazarı 26 çevirmenle buluşturan ve Koridor Yayıncılık’tan çıkan Kedi Öyküleri, Bülent O. Doğan, Oğuz Tecimen, Saliha Nilüfer’in yayına hazırlandı. Kitapta Aleksandr Kuprin, Anton Çehov, Booth Tarkington, Charles Baudelaire, Charles G. D. Roberts, E. F. Benson, Émile Zola, Emilia Pardo Bazán, Emily Dickinson, Federico García Lorca, Francisco de Quevedo, Giovanni Francesco Straparola, Grigorios Ksenopoulos, Grimm Kardeşler, Honoré de Balzac, Joachim du Bellay, John Keats, Kurt Tucholsky, Lafcadio Hearn, Mark Twain, Natsume Soseki, Pierre Loti, Rav’a Sunbul, Saki, Samed Behrengi, William Wordsworth’un çoğu Türkçeye ilk kez çevrilen metinleriyle klasikleşmiş kedi öyküleri ve şiirler yer alıyor. Kitapta çevirmenler olarak Ari Çokona, Aslı Takanay, Ayberk Erkay, Çiçek Öztek, Ebru Kılıç, Elif Gökteke, Fahri Öz, Filiz Karaküçük, Günay Çetao Kızılırmak, Hüseyin Can Erkin, Kenan Karabulut, Levent Bakaç, Mehmet Hakkı Suçin, Nihan Özyıldırım, Nilüfer Uğur Dalay, Nuray Önoğlu, Özge Çelik, S. İpek Ortaer Montanari, Saliha Nilüfer, Seda Çıngay Mellor, Selahattin Özpalabıyıklar, Şule Ölez, Yiğit Yavuz, Zehra Aksu Yılmazer, Zeynep Öztekin Yıldırım yer alıyor.