07 OCAK, ÇARŞAMBA, 2026

Hafızanın Ritmi, Unutmanın Sessizliği: “Elma Labrador Çimen”

Nergis Öztürk ve Engin Hepileri’yi aynı sahnede buluşturan, hatırlamanın ve unutmanın sınırında, bir ömür boyu süren sevginin gücünü anlatan Elma Labrador Çimen adlı oyun hakkında bir yazı.

Hafızanın Ritmi, Unutmanın Sessizliği: “Elma Labrador Çimen”

Elma Labrador Çimen, bir çiftin Alzheimer ekseninde elli senelik evrimlerini, kırılganlıklarını ele alan bir oyun. tiyatro.iN prodüksiyonu, Onur Ünsal yönetmenliğindeki oyunda Nergis Öztürk ve Engin Hepileri oyuncu kadrosunda yer alıyorlar. Matthew Seager’ın uluslararası ödüllü oyunu In Other Words’ün Türkiye uyarlaması olan Elma Labrador Çimen, ismini nörolojik muayenelerde hafızayı test etmek için kullanılan birbirinden bağımsız kelime setlerinden alarak, hatırlamanın ve unutmanın sınırında, Alzheimer’a direnen sevginin gücünü merkezine alıyor. Oyun, ABBA’nın “Dancing Queen”ini harç, bir motif olarak kullanıyor. Bunun yanı sıra negative space’in dolu dekorlara tercih edilmesi de silikleşen hafızayı, hatırlayamamanın içerisinde iki tarafın vurgulanması adına kullanılmış. Minimalist dekor, günümüz tiyatrosunda Aşil tendonu hâline gelse de Elma Labrador Çimen'de bu durumun aksine, negative space ve minimalist dekor, oyunculukları ve hikâyeyi besleyen bir elemente dönüşüyor.

Unutmanın Gölgesindeki Dans

Oyun, düz çizgisel olmayan bir şekilde ilerliyor. İki sevgilinin tanışma anları, romanslarının doruğu, unutkanlıkların başlaması ve giderek demansın / Alzheimer’ın yıkıcı etkileri gerek ses kurgusu gerek dramaturjide kendini gösteriyor. Özellikle Engin Hepileri, kendi karakterinin Alzheimer’a geçiş sürecini ustalıkla yansıtıyor. Saliseler içinde farklı zamanlardaki doktor seansları yahut karakterlerin tahayyülünde gerçekleştiğini varsaydığımız dördüncü duvarın yıkıldığı sahnelerde oldukça ikna edici bir oyun sergiliyor. Nergis Öztürk ise sevgilisinin/kocasının giderek Alzheimer’a sürüklenişiyle bir partnerin yabancıdan sevgiliye, akabinde kendisinin annelikten bakıcılığa doğru evrilen sürecini başarıyla yansıtıyor. Ayrıca oyun içerisinde aralarındaki dinamiğin bir mayın tarlası gibi kurulması da Alzheimer sürecinin iki taraf için yıpratıcılığını, kırılganlığını da yansıtıyor.

​Seager'ın demans hastalarının kelimeleri unutsalar dahi melodileri anımsayabildikleri bilgisinden yola çıkarak kurguladığı bu oyunda; orijinal temsilinde “Fly Me To The Moon”un yerine Ünsal’ın rejisi ABBA’nın klasikleşen şarkısı “Dancing Queen” oyunda leitmotiv olarak karşımıza çıkıyor. Bu değişim, basit bir şarkı seçiminden ziyade dramatik yapıyı destekleyen bilinçli bir tercih olarak okunabilir. Zira “Fly Me To The Moon”, özünde tekil bir ricaya, birinin diğerinden beklentisine dayanan bir şarkıyken; “Dancing Queen” işteşliği, karşılıklı bir oluşu ve eylemi çağrıştırıyor. Barda tanıştıkları andan itibaren romantik anlarının fonuna yerleşen bu şarkı, karakterlerin silikleşen hafızalarında onları birbirine bağlayan, dağılmalarını önleyen bir harç işlevi görüyor. Unutmanın gölgesi her yanı sararken, o melodi sayesinde iki karakter, silinen anıların ve insanların arasında süzülerek “beraber” dans etmeye devam ediyor.

Silik Anılardan Sızan Sevgi

Elma Labrador Çimen, negative space’i esasında Engin Hepileri’nin oynadığı karakterin nazarında insanlar ve mekânların silindiğini; fakat Nergis Öztürk’ün oynadığı karakter, anıların bıraktığı duygular ve “Dancing Queen” şarkısının baki olduklarını göstermek adına kullanması bir anlamda akıllıca bir tercih. Zira, tiyatro seyircisinin oyunlarda “dekorsuzluk”tan yakınması alıştığımız bir şikâyet hâline geldi. Ancak her oyun, nesnelerle ve dekorlarla dolmuş bir uzamla anlatılmayabilir. Aksine, oyuncular nesnelerin varlığını kendi hareketleri ve negative space’in akıllıca kullanımıyla seyirciyi ikna edebilmektedir. Hafıza söz konusu olunca Alzheimer hastasının gözünde nesneler ve diğer unsurlar kolayca kaydedilmez. Bu durumda Ayça Özkan’ın ses kurgusu ve Abdullah Karanfil’in ışık tasarımları ile Berfin Dincel’in ışık uygulaması bu boşluğu anlamlandırarak oyunun atmosferini tamamlıyor.

Ses ve ışığın sürekli değişimi, Ünsal’ın rejisiyle silikleşen hafızanın devingenliği ve sevginin gücünü yansıtıyor. Böylece oyunun tanıtım metninde de geçen “Hatırlamanın ve unutmanın sınırında, bir ömür boyu süren sevginin gücünü anlatıyor”, cümlesi oyunun negative space ve ışık - ses iş birliğinde de kendini göstermiş oluyor.

Elma Labrador Çimen, gerek rejisi, metni, tekniği gerekse oyunculuklarıyla bir çiftin 50 senelik ilişkileri içerisinde Alzheimer’ın yıkıcı etkisine karşın direnen sevgilerini merkezine alan dokunaklı bir oyun olarak karşımıza çıkıyor.

Elma Labrador Çimen’i i 18 Ocak’ta Paribu Art, 22 Şubat’ta DasDas, 25 Şubat İzmir İstinye Art ve 1 Mart’ta Moda Sahnesi’nde izleyebilirsiniz

0
314
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage