11 ŞUBAT, ÇARŞAMBA, 2026

Keşif, Dönüşüm, Beklenmedik Karşılaşmalar: Salon İKSV 2026’ya Hazır!

Salon İKSV Yöneticisi Rânâ Uludağ ile göreve geldiği günden bugüne deneyimlerine, Salon İKSV’nin farklı müzik türlerinde üreten isimlerini ağırlayacağı keşif dolu programına, müzik sektörüne dair merak ettiklerimizi konuştuk.

Keşif, Dönüşüm, Beklenmedik Karşılaşmalar: Salon İKSV 2026’ya Hazır!

İstanbul’un kültür ve sanat yaşamındaki önemli duraklarından biri olan Salon İKSV, 2026’da da alternatif müziğin sevilen ve yeni isimlerini ağırlayacak. Geçtiğimiz günlerde açıklanan program müzik tutkunlarını Londra’nın arka sokaklarından Şikago’nun caz kulüplerine, Kanada indie rock rönesansının kök saldığı sahnelerden Lübnan ve Filistin’e uzanırken güncel sahnenin öne çıkan isimleriyle buluşturacak. Peki “Kim Bu İsimler?” diye sorarsanız da açıklanan isimlerle şunları sayabilirim: Londralı post-punk grubu bar italia, Kanada’nın kendine has indie rock ikonu The Dears, R&B’yi Arap ezgileriyle buluşturan Zeyne, İngiliz indie elektronik müzik ikilisi TENDER ve grotesk ve görkemli indie rock grubu The Veils yer alıyor. Geleneklerine bağlılığını füzyon folk-pop’la aktaran Selin Sümbültepe, Garanti BBVA Uluslararası Caz Günü Konserleri kapsamında mekâna ve ana özgü doğaçlama ritimleriyle Makaya McCraven, müdanasız bir rock & roll ziyafetiyle The Ringo Jets, çöl blues’unun hipnotik melodileriyle Gitkin ve Alman indie rock ve elektronik grubu The Notwist. Program sadece bu isimlerden de ibaret değil üstelik. Radyo Modart Salon’da: AGAB, Korhan Futacı, Second, Dilhan Şeşen, Onurr “Methiyeler”, Islandman, Gitkin de programa yeni eklenenlerden.

12 Şubat akşamı bar italia ile başlayacak ​Salon İKSV’nin post punk’tan caza, folk pop’tan indie müziğe uzanan keşif dolu programını yöneticisi Ranâ Uludağ ile konuştuk.

Rânâ Uludağ @Muhsin Akgün

Salon İKSV’nin yönetimi iki yıla yakın süredir size emanet. Göreve gelişinizden bugüne zaman sizin için nasıl geçti? Beklentileriniz ve deneyimleriniz ışığında süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Açıkçası zaman geçtikçe daha çok içine girdiğim bir süreç oldu. Gündüzünüzü ve gecenizi aynı mekânda geçirdiğinizde, bir noktadan sonra Salon bir iş yerinden çok, insanın evi gibi hissettirmeye başlıyor. Göreve başlarken bunun zorlayıcı olacağını biliyordum ama aynı zamanda çok tatmin edici olacağını da tahmin ediyordum. Bu anlamda yanılmadım. Beni en çok şaşırtan şey Salon dinleyicisiyle kurulan ilişkinin ne kadar güçlü ve karşılıklı olmasıydı. Bu bağı fark ettikçe aldığım kararların sorumluluğu da derinleşti.

Deneyimlerinizin günden güne değiştiğini söylüyorsunuz. Daha önce bir sanatçısı, dinleyicisiyken bugün mutfağın şefi olmak nasıl hissettiriyor? Farklı kimlikler, sorumluluklar yönetici konumda size nasıl yaratıcılık alanları sağlıyor?

Bunu büyük bir sorumluluk olarak görüyorum. Sahnenin hem önünde hem arkasında bulunmuş olmak, programlama yaparken tek bir perspektife sıkışmamamı sağlıyor. Sanatçı tarafını bildiğim için sahnenin ihtiyaçlarını, dinleyici tarafını bildiğim için de mekânın duygusunu gözetmeye çalışıyorum. Yönetici pozisyonu, yaratıcılığı kısıtlayan bir yer gibi algılanabiliyor ama benim için tam tersine doğru çerçeveyi kurduğunuzda yaratıcı alanlar açan bir rol, çünkü sahnelemeyi seçtiğiniz programlar konusunda esasen Salon’da neredeyse sınırsız bir oyun alanınız var.

bar italia, The Dears, Jen Sessions, Second, Selin Sümbültepe, Korhan Futacı

Alternatif isimlerle tanıştığımız, İstanbul’un sevdiğimiz sahnelerinden biri Salon. Geçtiğimiz yılı ses getiren konserlerle kapattınız. 2026’nın açıklanan isimlerine de oldukça heyecanlandık. Bu isimleri konuşmadan önce programlamada nasıl bir yönteminiz olduğundan, seçkilerdeki önceliklerinizden bahseder misiniz? Dinleyicilere Salon’da neler sunmayı hedefliyorsunuz?

Programlamada sezgisel ama sistemli bir yaklaşımım var. Bir yandan global sahnede olup biteni yakından takip ederken, diğer yandan Salon’un ölçeğine, akustiğine ve ruhuna gerçekten yakışan isimleri düşünmeye çalışıyoruz. Yalnızca özgün müzik değil, sahnede bir karşılığı, bir hikayesi ve bir bağ kurma potansiyeli olması önemli rol oynuyor. Salon’da dinleyiciye tek bir tür ya da duygu değil, keşif, dönüşüm ve bazen de beklenmedik karşılaşmalar sunmayı hedefliyoruz.

O hâlde 12 Şubat’ta bar italia ile başlayacak 2026 programından bahsedelim mi? Nasıl bir yıl bekliyor Salon dinleyicisini? Bu programda neler öne çıkıyor?

bar italia’nın yanı sıra global sahneden Kanada çıkışlı külteşmiş indie-rock gruplarından The Dears, benim sezon favorilerimden. Yıldızı parlamakta olan Filistinli R&B sanatçısı Zeyne, güncel neo cazın önemli temsilcilerinden Makaya McCraven, Salon’da ilk defa ağırlayacağımız yerli sahnenin en önemli pop punk temsilcilerinden Second ve yine Salon’da ilk kez ağırlayacağımız yeraltı hiphop sahnesinin önde gelen yeteneklerinden AGAB bulunuyor. Ancak bu sezon programımızda olan ve daha açıklamadığımız birkaç heyecan verici sürpriz ismimiz daha var.

The Veils, Gitkin, Radyo Modart Salon'da AGAB, Dilhan Şeşen, Onurr

Müzikal çeşitliliği korumak için nelere önem verdiniz? Programda keşfedileceğini ya da dinleyiciyi dönüştüreceğini düşündüğünüz isimler var mı?

Müzikal çeşitliliği sadece türler üzerinden değil, farklı anlatım dilleri üzerinden de değerlendiriyoruz. Programda dinleyicinin aşina olduğu isimlerin yanı sıra, keşif alanı açan projelere de yer vermeye çalışıyoruz. Bu denge, Salon’un canlı ve güncel kalması açısından önemli oluyor.

​Bu sezon örneğin Jen Sessions, doğaçlama ve birlikte üretme hâlini sahneye taşıyan çok canlı bir format sunuyor. Dilhan Şeşen, alternatif rock ve elektronik arasında kendine ait bir dili olan yerli sahnenin genç ve dikkat çeken isimlerinden. Grammy adaylığı bulunan Gitkin, groove ve psikedelik rock etrafında dönen dünyasıyla programda farklı bir alan açıyor. Selin Sümbültepe ise söz, caz vokali ve çok katmanlı müziğiyle dinleyiciyi başka bir yerden yakalayan işler üretiyor. Bir de Bongo Joe Records’ın 10. yılını dünyanın dört bir yanında verdikleri kutlama konserleriyle eş zamanlı olarak, label’dan iki grupla Salon’da kutlayacağımız özel bir gece var, onu da özellikle önemsiyoruz.

Sizin de söylediğiniz gibi Salon’un dinleyicisiyle de güçlü bir bağı var, bir bakıma da güvenli alanı. Dinleyici tercihleriyle kürasyonunuz arasında nasıl denge kuruyorsunuz?

Salon’un dinleyicisiyle kurduğu güven ilişkisi programlama sürecinin temel unsurlarından biri. Bu güveni korurken aynı zamanda yeni alanlar açmayı önemsiyorum. Dinleyici beklentilerini tamamen belirleyici kılmadan, onlardan kopmadan ilerleyen bir kürasyon anlayışı benimsiyoruz.

​Bu yaklaşımın bir parçası olarak her sezon Peçeteye İstek uygulamamız yer alıyor. 2026’nın ilk açıklanan isimlerinden TENDER da bu uygulama üzerinden gündemimize giren gruplardan biriydi. Elbette Peçeteye İstek’e gelen her öneriyi anında değerlendirmek mümkün değil. Booking süreçleri, yalnızca taleplerden değil pek çok farklı dinamikten etkileniyor. Ancak dinleyiciden gelen önerileri düzenli olarak takip ettiğimizi ve bu listenin her zaman radarımızda olduğunu söyleyebilirim.

Zeyne, Makaya, The Ringo Jets, Islandman, Tender, The Notwist

Türkiye’de kültür sanat sektöründe üreten tarafta olmak pek de kolay bir iş değil. Programları hazırlarken, geleceğe dair planlar yaparken sizi en çok zorlayan durumlar neler oluyor? O zamanlarda nasıl bir yol izliyorsunuz?

Belirsizlik ve öngörülebilirliğin azalması süreci zorlaştıran en temel başlıklar. Özellikle döviz kuru üzerinden çalıştığınızda, uluslararası sanatçıları erişilebilir bilet fiyatlarıyla dinleyiciyle buluşturmak ve uzun vadeli plan yapmak her geçen gün daha karmaşık hâle geliyor. Bu noktada esnek kalmak ve süreci gerçekçi bir çerçevede yönetmek kaçınılmaz oluyor.

Öte yandan yerel sahne açısından ciddi bir daralma söz konusu. Küçük ve orta ölçekli mekânların azalması, Türkiye’de üreten müzisyenlerin daha büyük sahnelere uzanan yolculuğunu zorlaştırıyor. Salon gibi mekânların bu geçiş alanlarını ayakta tutabilmesi her zamankinden daha önemli.

​Ancak bizim de sürdürülebilirliğimizi sağlayan en kritik unsurlardan biri sponsorlarımız. Bu tür sahnelerin varlığını devam ettirebilmesi, uzun vadeli finansal planlama ve güçlü iş birlikleriyle mümkün. Bu noktada sponsorların yalnızca destekçi değil, aynı vizyonu paylaşan paydaşlar olması gerekiyor. Bu dengeyi kurmak ve sürdürülebilir kılmak ise ciddi bir emek gerektiriyor.

Müzik dünyasını yakından takip ediyorsunuz. Dijital dünyanın adaletsizlikleri, yapay zekâ destekli şarkıların artışı, yıl sonu dinleme listelerinde öne çıkan pop, arabesk eğilimler... Sektörde yükselen trendleri, dinleyici yatkınlıklarını, günümüz müzik dünyasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dijitalleşme müziğe erişimi hiç olmadığı kadar kolaylaştırdı ama aynı zamanda ciddi eşitsizlikleri de görünür hâle getirdi. Algoritmalar, yapay zekâ destekli üretimler ve hızlı tüketim döngüsü hem müziğin nasıl üretildiğini hem de seyirci dinleme alışkanlıklarını doğrudan etkiliyor. Bugün birçok dinleyici müzikle daha kısa süreli, daha parçalı bir ilişki kuruyor.

Öte yandan canlı müziğin ve fiziksel mekânlarda kurulan deneyimlerin insan üzerindeki etkisinin hâlâ çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Pandemi döneminde bu deneyimden eksik kalmanın yarattığı boşluğu hepimiz bireysel olarak yaşadık. O yüzden canlı müziğin yerini tamamen doldurabilecek bir alternatifin ortaya çıkacağını sanmıyorum.

Dinleme alışkanlıklarının ve öne çıkan türlerin de büyük ölçüde dönemin ruhuyla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Pop, arabesk ya da başka ana akım eğilimler, toplumsal ve psikolojik hâllerin bir yansıması olarak dönem dönem öne çıkabiliyor. Ana akım trendler değişiyor, dönüşüyor ama birçok türün her zaman kendine ait bir dinleyicisi oluyor.

​Bizim programlama tarafında yaptığımız şey de tam olarak bu dengeyi gözetmek. Bir yandan güncel eğilimleri ve yeni üretimleri takip ederken, bir yandan da daha niş sayılabilecek türlere alan açmak. Farklı müzik dillerini takip eden dinleyicilerin ihtiyaçlarını aynı çatı altında karşılayabilmek, Salon’un en temel yaklaşımı olmaya devam ediyor.

Rânâ Uludağ @FatihYilmaz

Bir profesyonel olarak bu yıl sahnede hangi isimleri mutlaka dinlemek istiyorsunuz? Belki o isimlerden bazılarını siz de ağırlayacak olabilirsiniz, ne dersiniz olabilir mi?

Salon programındaki tüm isimleri tabii ki heyecanla bekliyorum :). Ancak onun dışında bir yerlerde kesinlikle yakalamak isteyeceğim isimlerden ilk aklıma gelenler arasında Super Bowl performansından sonra Bad Bunny, sahnelere geri döndüğünü açıklayan Lola Young, Geese veya Cameron Winter, Smerz ve Fcukers geliyor.

Henüz çok da uzun sayılmayan bir zaman geçti, belki geleceğe dair düşünmek için erken olabilir ancak sormak isterim Salon İKSV’ye kendi vizyonunuzdan neler kazandırmak istersiniz?

Salon’un açık fikirli, dönüşebilen ve güncel bir performans sahnesi olarak varlığını sürdürmesini önemsiyorum. Yeni seslere ve farklı disiplinlere alan açarken hafızasını ve karakterini koruyan, aynı zamanda seyirci kitlesini çeşitlendiren ve genişleten bir mekân olarak etki alanını büyüterek dönüşmeye devam etmesi benim için temel hedeflerden biri.

Salon İKSV’nin 2026 yılın ait programına ve detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

0
255
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage