
Otobiyografik romanı Sekiz Dağ ile uluslararası çapta bilinirlik ve pek çok ödül kazanan Paolo Cognetti’nin öyküsünü anlatmaya devam ettiği kitabı Bıldırcın Karı – Dağ Günlükleri, Yelda Gürlek’in çevirisiyle Kafka Kitap’tan çıktı.
Paolo, şehir yaşamının onun için bunaltıcı bir hâl aldığı bir zamanda İtalyan Alpleri’ne kaçar ve bu kaçışın üzerinden on yıl geçtikten sonra döndüğü dağ evi sayesinde yaşamı yeniden keşfetmeye koyulur. Hiçliğin ortasında edindiği dostlar, yabani yaşam, durmaksızın yağan kar ve yalnızlığın kesif sessizliği hakim olur bu anlatıya.
Cognetti’nin lirik anlatımıyla doğanın gücünü, sürekli sorgulayan bir aklın gerekliliğini ve insan ruhunun direncini kısacık bir kitapta anıtlaştırıyor. Tıpkı ona ismini veren kar türü gibi, yalnızca birkaç saat sürse de olanca gücüyle bastırıp mevsimi değiştirmeye yetiyor.
“Kesintiye uğrayan ilkbaharın çiçekler, böcekler ve etrafta gördüğüm kuşlar için bir haksızlık olduğunu düşünerek kendi kendime onlara ne olacağını sorarken Rigoni Stern’in geç gelen karların sınıflandırmasını yaptığı bir öyküsünü buldum. Martta yağan “kırlangıç karı”, nisandaki “gugukkuşu karı” ve sonuncusu da “bıldırcın karı” idi. “Kuzeyden gelen bir bulut kümesi, bir esinti, aniden düşen hava sıcaklığı ve işte, mayıs karı. Sadece birkaç saat sürer, ama bu süre yuvalarındaki kuşları ürkütmeye, kovanlarının dışındayken baskına uğrayan arılara ölüm saçmaya ve doğurmayı bekleyen dişi karacaları endişelendirmeye yeter.”
Fotoğraf: © Maki Galimberti
Pera Müzesi, güncel sergisi “Zevk Meselesi” kapsamında Hayırlı Evlat ile 21 Nisan saat 19.00’da (bu akşam) Zoom uygulaması üzerinden çevrim içi bir söyleşi gerçekleştirecek. Sanatçının üretim pratiğine ve kitsch kavramıyla ilişkilenme biçimlerine odaklanan “Hayırlı Evlat’ı Yakından Tanıyalım” başlıklı söyleşinin moderatörlüğünü küratör Ulya Soley yapacak.
Kitsch kavramının günümüz görsel kültürüyle kurduğu yakın ilişkiye ve beğeninin şekillenmesindeki kritik rolüne odaklanan “Zevk Meselesi” başlıklı sergide Bırak Kendini (2019) videosuyla yer alan Hayırlı Evlat’ın bu çalışması anket sonuçlarına göre yıllardır Türkiye’nin en mutlu şehri seçilen Sinop’tan yola çıkarak yazılan bir pop şarkısı ve video klipten oluşuyor. Sanatçının Sinoplulara yönelttiği soruların yanıtlarına göre, turizm şirketlerinin işine yarayan bu istatistik gerçek değil. Türkiye’nin siyasi ortamında mutlu olmayı “yumuşak bir direniş” olarak tarif eden Hayırlı Evlat, kumsaldan ormana, oradan sahilde bir okey masasına ve son olarak rakı sofrasına uzanan bu videoda ortaya koyduğu sahte oyunculuklarla turizm reklamlarında yaratılan mutluluk tablolarına gönderme yapıyor.
“Senkron: Eş Zamanlı Video Sergileri” kapsamında düzenlenen bu etkinliğe katılmak için buradan kayıt olabilirsiniz.
Arter Kurucu Direktörü Melih Fereli’nin küratörlüğünde, Arter Koleksiyonu’ndan çoğu müzikle güçlü bağlar kuran 23 yapıtı bir araya getiren “Dinleyen Gözler İçin” başlıklı grup sergisinin kitabı Arter Yayınları tarafından yayımlandı.
2 Ocak 2022’ye kadar ziyaretçilerle buluşmaya devam edecek olan “Dinleyen Gözler İçin”, Arter’in “Sesli Dizi” serisi kapsamında düzenlenen üçüncü sergisi. Sergi, ziyaretçileri galeri alanına hâkim olan sessizliğin içinde yapıtlardan yükselen “sesleri” keşfetmeye ve hayal etmeye davet ediyor.
John Cage’in “mutlak bir sessizliğin imkânsızlığına” odaklanan önermesinin izinden giden sergiyle aynı başlığı taşıyan yayın, Arter Kurucu Direktörü ve serginin küratörü Melih Fereli ile Süreyyya Evren tarafından hazırlandı. Kitap Fereli’nin, John Cage’in müzikte olduğu kadar tüm sanatsal üretiminde sessizlik, belirsizlik ve rastlantısallığı bir arada kullanan deneysel yaklaşımını ele aldığı yazısıyla açılıyor. Kitap ayrıca 2019’da elektro-akustik müziğe katkılarından dolayı SEAMUS Ödülü alan besteci Gordon Mumma’nın kaleme aldığı bir metin, Hasan Cem Çal ve Furkan Keçeli’nin “buluntu ses” kavramına odaklanan yazıları ile John Cage’in Silence [Sessizlik, 1961] ve A Year From Monday [Pazartesiden Bir Yıl Sonra, 1963] başlıklı kitaplarından derlenen kısa öykülere yer veriyor. Tasarımını Vahit Tuna’nın yaptığı yayında, Hadiye Cangökçe’nin ve flufoto’dan Barış Aras ve Elif Çakırlar’ın çektiği yapıt ve sergiden görünüm fotoğrafları da bulunuyor.
Dinleyen Gözler İçin başlıklı kitap, Arter Kitabevi’nden satın alınabilir veya kitabevi@arter.org.tr e-posta adresi üzerinden sipariş edilebilir. Salı-Cuma günleri arasında 11:00–17:00 saatlerinde ücretsiz ziyaret edilebilen Arter Kütüphanesi’nde kitabı inceleyebilirsiniz.
Künye:
1. Carles Santos
Parçalanmış Piyano ve Fotoğrafı
2008
Parçalanmış piyano, renkli fotoğraf
Arter Koleksiyonu
Dinleyen Gözler İçin sergisinden
Fotoğraf: flufoto
2. Osman Dinç
Ahlat’a Ağıt
1984–2014
Nota sehpaları, siyah beyaz fotoğraflar
80 adet fotoğraf; 13 × 18 cm (her biri)
80 adet nota sehpası; 116,5 × 43 × 43 cm (her biri)
Arter Koleksiyonu
Dinleyen Gözler İçin sergisinden
Fotoğraf: flufoto
Vision Art Platform, “Senkron” kapsamında “Beyond Vision/Görünenin Ardında” başlıklı çevrim içi sergisini sanatseverlerle buluşturuyor. Sergide Gökhan Balkan, Mehmet Öğüt, Özgün Şahin ve SABO’nun eserleri yer alıyor.
Çevrim içi ve 3d olarak deneyimlenmek üzere hayata geçirilen sergi, Vision Art Platform’un Akaretler’deki yeni mekânında gerçekleşen ilk sergi olma özelliği taşıyor. Sergide Mehmet Öğüt’ün kâğıt üzerine yakma tekniğiyle oluşturduğu resimleri, Özgün Şahin’in “Müşterek Alanda Kusursuz Tekrar” videoları ve tuval üzerine yağlı boya çalışmaları, Sabo’nun John Fowles’tan esinlenmiş Magus serisi resimleri, Gökhan Balkan’ın kültür ve doğayı insan sonrası bir perspektifle ilişkilendiren kayıt üzerine UV baskı işleri yer alıyor. Sergideki bu yöntemsel çeşitlilik, görünenin akışkan varlıkla ilişkisini sorguluyor ve kavramsal bir birlik yaratıyor.
“Beyond Vision/Görünenin Ardında” akışın, tekrarın, dönüşümün, yaşam döngüsünün göze getirilmesinde imgenin imkânlarını sorguluyor. Bu döngü fikri Mehmet Öğüt’te ontolojik bir bağlama yerleşirken Özgün Şahin’de kentsel, Gökhan Balkan’da ekolojik, Sabo’da edebi bir derinlikte köklerini buluyor.
“Beyond Vision/Görünenin Ardında” sergisi 15 Mayıs tarihine kadar buradan 3d tur ile çevrim içi olarak görülebilir.
Künye:
1- Mehmet Öğüt, Hürmüz, 2019, Pyrogravure / Kâğıt Üzerine Yakma Tekniği, 85 cm x 115 cm (çerçeveli)
2- Sabo, The Magus / Büyücü, 2016, Tuval üzerine yağlıboya, 50 x 50 cm
3- Gökhan Balkan, Kingdom Within A Kingdom / Krallık İçinde Krallık, Mat Fibre Kağıt Üzerine Fine Art Baskı, 1 + AP , AP, 110 x 115 cm
4- Özgün Şahin, Flawnes Repeat in the Collective Area II / Müşterek Alanda Kusursuz Tekrar II, 2019, Video, 5 dk (sonsuz döngü), 2160 x 2160 piksel renkli video, 5.1 kanal çevresel ses Dolby Surround
Edward W. Said’in Batı “yüksek kültürü”nün emperyalizmle ilişkisini sorgularken bu ilişkiyi ortaya çıkarmaya çalıştığı; buna maruz kalanların, sömürgeleştirilenlerin emperyalizme düşünsel ve edebi direnişlerini incelediği Kültür ve Emperyalizm, Necmiye Alpay’ın çevirisiyle Metis Yayınları’ndan çıktı.
Kültür ve Emperyalizm, Edward W. Said’in Şarkiyatçılık’la başladığı tasarının bir parçası. Said, kitaptaki incelemelerde Batı romanı ve müziğine; Joseph Conrad, Jane Austen, Charles Dickens, Rudyard Kipling, Albert Camus, André Gide gibi yazarların yanı sıra Verdi’nin Aida’sına yoğunlaşıyor. Ele alınan yapıtların emperyalizme (varsa) neler borçlu olduğunu, içinde yer aldıkları emperyal dünyayı, sömürgeleri, sömüren ile sömürülen arasındaki ilişkileri ne ölçüde ve nasıl yansıttıklarını, yansıtmadıkları takdirde neleri görmezden geldiklerini gösteriyor, romanı (ve sanatı) “dünya”ya bağlayan hatları vurguluyor.
Öte yandan İngiliz ve Fransız emperyalizmine maruz kalmış eski sömürgelerde gelişen kurtuluş ve bağımsızlık mücadelelerine eşlik etmiş antiemperyalist düşüncelerin, kuramsal ve edebi tepkilerin içeriklerini araştırıyor ve ulusçuluk, yerlicilik gibi ideolojilerin zaaflarını ve sömürgelikten çıkmış ülkelerdeki “iktidar patolojileri”nin sonuçlarını ele alıyor. Said, her iki dünyaya mensup ama ikisine de tam ait olmayan biri olarak, bir yanda tahakkümün öbür yanda “içine kapanma”nın alternatifi üstüne düşünüyor.
Kundura Sinema’nın çevrim içi izleme platformu Kundurama “Rüyanın Öte Yakası” isimli yeni seçkisini sinemaseverlerin beğenisine sundu. İzleyicinin hafızasını, zihnini ve duygularını harekete geçirmeye hazır ikisi kısa olmak üzere üç filmin yer aldığı seçkinin küratörlüğünü New York merkezli bağımsız ve deneysel film platformu Kinescope’un kurucusu ve sinema yazarı Pawel Wieszczecinski yaptı.
Seçki kapsamında İngiliz sanatçı ve yönetmen ikili Daniel & Clara’nın 2019 yapımı belgeselleri Notes From A Journey / Bir Yolculuktan Notlar ve Berlin ve Cannes festivallerinin geleceğin yönetmenlerinden biri olarak işaret ettiği ve programlarıyla desteklediği Hindistanlı Payal Kapadia’nın Afternoon Clouds / Öğleden Sonra Bulutlar (2017) ve And What Is The Summer Saying / Ve Yaz Ne Söyler ki… (2018) adlı ödüllü kısaları izleyiciyle buluşacak.
Kundura Sinema ve Kinescope ortaklığında hazırlanan “Rüyanın Öte Yakası” seçkisindeki filmler 19 Temmuz tarihlere kadar Kundurama’da Türkçe altyazıyla ücretsiz bir şekilde izlenebilecek. Seçki hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Osmanlı döneminde, tozlu raflarda unutulmuş bir kadın yazar Salime Servet Seyfi’nin yazdığı günlük roman türündeki eseri Bir Hatıra-i Pejmürde (Bir Perişanın Hatıraları) Merve Köken’in günümüz Türkçesine çevirisi ve sadeleştirmesiyle Karakarga Yayınları’nın Kayıp Kitaplar Kütüphanesi’nde okurlarla buluştu.
Salime Servet Seyfi’nin kaleme aldığı bu döneminin ötesinde eser hadiselere kadın tarafından bakan ilk günlük-roman örneği olma özelliği gösteriyor.
Bir Hatıra-i Pejmürde (Bir Perişanın Hatıraları), Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, II. Meşrutiyet’in oluşturduğu atmosferde ilk kez çocuk yaşta evlilik, esirlik, annelik ve dönemin sosyal statüleri gibi kavramlara değinen; başrole genç bir kadını koyan ve tüm bu konuları iç burkan bir anlatıyla okuyucuyla buluşturan özel bir eser. Bir Hatıra-i Pejmürde, karakterlerin ruh hâllerini betimlemedeki sadeliği ve vuruculuğuyla göz dolduran, kayıp bir yazarın kaleminden çıkmış gizli bir hazine.
Fikret Reyhan’ın yazıp yönettiği Çatlak filmi İstanbul galasını mayıs ayında 40. İstanbul Film Festivali’nde yapacak. Nizam Reyhan’ın yapımcılığını yaptığı film, festivalin Ulusal Uzun Film Yarışması’nda Altın Lale için jüri karşısına çıkacak.
57. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan Çatlak, burada Jüri Özel Ödülü’nün sahibi oldu ve kadın oyuncuları Canan Atalay, Elif Ürse, Gülçin Kültür Şahin, Süreyya Kilimci ve Tuğçe Yolcu’ya En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandırdı.
İstanbul’da aynı binada birlikte yaşayan bir ailenin yaşadıklarını anlatan film, tek bir günde geçiyor ve geçmişte ödenmemiş bir borcun aile içinde yarattığı sarsıntıyı ele alıyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise Hakan Salınmış, Hakan Emre Ünal, Tuğçe Yolcu, Süreyya Kilimci, Giray Altınok, Elif Ürse, Mehmet Bilge Aslan, Gülçin Kültür Şahin, Süleyman Karaahmet, Görkem Mertsöz, Emir Ünver, Canan Atalay, Cihat Süvarioğlu ve Taha Bora Elkoca bulunuyor.
Filmin görüntü yönetmenliğini Macaristanlı yönetmen Márton Miklauzic, yürütücü yapımcılığını Ragıp Türk, uygulayıcı yapımcılığını Cansu Eskiocak, yardımcı yönetmenliğini Serap Aydoğan, sanat yönetmenliğini Meral Aktan yaptı. Ses tasarımı ve miksajı ise Serdar Öngören ve renklerini Jano Fekete imzası taşıyor.
Müze Evliyagil bünyesinde kısa süreli sergi ve projelerin de gerçekleştiği ArtOda, “Türler Arası” başlıklı sergiyi sanatseverlerle buluşturuyor.
Küratörlüğünü Büşra Kaya’nın üstlendiği sergide Asya Tok, Ayça Ceylan, İrem Hasçiftçi, Melisa Kılıç, Sadık Arı ve Seda Gazioğlu’nun eserleri yer alıyor. Bu altı sanatçı beden politikaları, ekoloji, ekofeminizmi ve ‘türler arası’ gelişen beden endüstrisini farklı disiplinlerdeki üretimleri üzerinden sorguluyor.
Sanatçılar sergi metninde şu sözlere yer veriyor:
“Yüzlerce yıldır felsefenin sorguladığı konulardan biri olan ‘hayvan’ meselesi çeşitli sorulara gebe olmuştur. Günümüzde bu tartışmalar, toplumsal hareketlerin kemikleşen parçaları olma yolunda ilerlemektedir. İnsan merkezci bakış açısından sıyrılarak, günlük hayattan yakalanan enstantanelerle türler arasında kurulan metabolik uçurumu gözlemlemek mümkündür. Bu harmonik bağlama, sadece insan dışı hayvanları koyarak eksik bir denkleme girmek yerine biyolojik kapsamı geniş tutarak toprağın, suyun yaşattığı diğer türlere de perdeleri aralayarak bakmalıyız. Görünenler gerçek ve altıncı kitlesel yok oluşun eşiğindeyiz.
Ekosisteme yabancılaşan, evini kaybeden aslında hepimiziz. Bir yanılsamadan ibaret olan insan hegemonyasının kurduğu toplumsal dinamikler yarattığı gerilimler ile meta fetişizmini normal ilan etmektedir. Sezgisel olarak yaptığımız/yapmadığımız bu tercihler, kalıtımsal olarak afişe edilip ardından kenara itilerek sürecin tıkanmasına yol açar. Farkında olarak/olmayarak günlük hayat parçaları içerisinde doğaya ve kendimize ötekileştiğimiz bu metodolojiye sıkıca sarılıp davranışlarımızın bedelini es geçmekteyiz.
Sürdürülebilirliği düşünülmeden verilen en ufak karar başka bir canlı türünün topyekûn yok oluşuna kadar uzanabilir. Kolları kocaman ırmağın endüstriyel kullanım için tek tek uzuvlarını kesip atmakla, kobay olarak nitelendirilmiş bir tavşanın sistematik şekilde işkenceye uğraması temelde aynı sorunun göstergeleri olabilir.
Yapıyorum-ediyorum, en ufak bir hareketin yarattığı sirkülasyonu idrak edebiliyor muyum?”
“Türler Arası” başlıklı sergi 22 Mayıs tarihine kadar Ankara’da Müze Evliyagil ArtOda’da görülebilir.
Künye:
1- Sadık Arı, İsimsiz, 2013, Kağıt Üzerine Mürekkep, 24x33cm
2- Melisa Kılıç, Movere, 2021 Keten bez üzerine bitki özsuyu baskı, 10 adet, 20x30cm
Türkiye’nin yeni nesil içerik platformu GAİN, nisan ayında müziğin iki efsane ismi David Bowie ve Leonard Cohen’i güncel iki belgesel ile izleyiciyle buluşturuyor.
Leonard Cohen’in hayatını anlatan I'm Your Man belgeselinde sanatçının müziği ile kariyerlerini etkilediği Nick Cave’den Rufus Wainwright’a kadar birçok sanatçı Cohen şarkılarını yorumluyor. Belgeselde ayrıca Mayıs 2005’te New York’taki Slipper Room’da film için özel olarak çekilen ve sanatçının sahneyi U2 ile paylaştığı bir performans da yer alıyor.
HBO yapımı David Bowie: The Last Five Years ise David Bowie’nin en üretken dönemi olarak görülen son 5 yılına odaklanıyor. Belgesel Bowie’nin son iki albümü The Next Day ve Blackstar’ın hazırlanış sürecini ve kendisinin en büyük hayallerinden Lazarus müzikaliyle ilgilendiği dönemi ele alıyor. Prömiyerini DOC NYC belgesel film festivalinde gerçekleştiren belgeselin yönetmenliğini ise Francis Whately üstleniyor.