
Özge Horasan’ın “Dünya Kendisine Benim İçimden Bakıyor” başlıklı ilk kişisel sergisi Tuba Kocakaya küratörlüğünde 16 Eylül - 10 Ekim tarihleri arasında KOLİ Art Space’te sanatseverlerle uluşuyor.
Kadıköy Belediyesi’nin desteği ile düzenlenen Mahalle Festivali kapsamındaki paralel etkinliklerden biri olan “Dünya Kendisine Benim İçimden Bakıyor” sergisinde Özge Horasan’ın tekstil, fotoğraf, toprak ve kâğıt işleri yer alıyor. Sanatçının nedensellik ve bağlantılar üzerinden doğa ile kurduğu ilişki, malzemeyi ve süreci iş üretme pratiğinin merkezine alan bir meditasyon biçimine benziyor. Biyoloji eğitiminin ardından bitki biyolojisi üzerine yüksek lisans yapan sanatçı, doğa ile ilişkisini karşılaşmalar, kendiliğindenlik ve doğal malzeme ile uyumlanma içeren açık bir oyun olarak tanımlıyor. Sanatçının doğaya olan hayranlığının bir dışavurumu gibi titiz, derinlikli ve hassas olan sergide sanatçı yaşamın büyüsünü yüceltirken, kendi içgüdülerinin sesini dinleyerek kadın olmanın verdiği üretkenliği kutluyor.
Özge Horasan şunları söylüyor: “Doğal malzeme ile kurduğum ilişki, beni terbiye ediyor. Dolanıyorum, bitkiler, taş ve toprak buluyorum. Beni çağırdıkları yerlere gidiyorum, vermek istedikleri kadarını alıyorum. Nereden geldiği belli olmayan düşünceleri izliyorum. Eziyor, parçalıyor, yeniden bir araya getiriyorum. Uzaktan bakıyor, içine dalıyor, kendi küçük laboratuvarımda çalışıyorum. Suyunu çıkarıyor, özünü ödünç alıyor, çoğaltıyor, dağıtıyorum. Renk alıyor, renk veriyorum. Cismini ve şeklini özümsüyor, onu elimin düşüncesine dönüştürüyorum. Maddenin ağırlığı bende böyle hafifliyor.”
Özge Horasan’ın “Dünya Kendisine Benim İçimden Bakıyor” başlıklı kişisel sergisini 16 Eylül - 10 Ekim tarihleri arasında Kadıköy Yeldeğirmeni’nde yer alan KOLİ Art Space’te ziyaret edebilirsiniz.
Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, 14-18 yaş aralığındaki gençlerin katılabileceği bir yaratıcı yazarlık eğitimi başlatıyor.
Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretim Üyesi Zeynep Uysal’ın öykü, roman, senaryo yazmayı amaçlayan gençler için temel yaratıcı yazarlık kavramlarını tanıtmak üzere uygulamalı olarak tasarladığı derste kurmacada zaman, mekân ve karakter kurulumu, hikâyeden olay örgüsüne geçiş, başlangıçlar ve sonlar yazma, metinde diyaloğun, iç konuşmanın anlamı gibi temel konular ele alınacak. Sadece yazmak için değil hayatı anlamak ve anlamlandırmak için hikâye kurmanın önemi; eleştirel ve yaratıcı bir okur olmanın yolları araştırılacak.
Eğitim, 4 Ekim – 22 Kasım tarihleri arasında sekiz hafta sürecek ve çevrim içi olarak Zoom uygulaması üzerinden gerçekleşecek. Kayıt olmak ve ayrıntılı bilgi edinmek için buraya tıklayınız.
Vincent Baykal Ada ve Hiko Hikmetov’un birlikte yazıp seslendirdikleri “Boşuna” isimli şarkıları müzikseverlerle buluştu.
2010 ile 2017 yılları arasında faal olan, birlikte kurdukları Sapan grubunun dağılmasından sonra müzik çalışmalarına solo olarak devam eden Ada ve Hikmetov, Hiko Hikmetov’un 2021 yılında yayımladığı “Yollar” ve “Kalbin Odaları” isimli şarkılarında da birlikte çalışmıştı. Tanışıklıkları eskiye dayanan ikili “Boşuna” isimli yeni şarkılarını birlikte yazıp seslendirdi. Vincent Baykal Ada’nın evinde kaydedilen şarkının müzik, söz ve düzenlemesi her iki müzisyenin imzasını taşıyor. Şarkının mix ve mastering’i ise Tahsin Güngör Aktürk’e ait. Melankoli ve coşkuyu bir arada barındıran “Boşuna” şarkısı geçmişte yaşanan burukluklara rağmen geleceğe daha umutlu bakmak isteyen bir zihnin izlerini dinleyiciye aktarıyor. Şarkı Marcel Carné’nin 1938 yapımı Hôtel Du Nord filminden repliklerle sona eriyor.
Vincent Baykal Ada ve Hiko Hikmetov’un “Boşuna” isimli yeni şarkısını buradan dinleyebilirsiniz.
Dorian Sarı’nın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Zır Zır, Kaşıntı Geri Döndü” 11 Eylül - 13 Kasım tarihleri arasında Öktem Aykut’ta sanatseverlerle buluşuyor.
Dorian Sarı’nın sanat dili, çağdaş sanata mahsus çok disiplinli ifade tekniklerini ters yüz ederek izleyicinin gündelik yaşam alışkanlıklarını, konfor alanlarını ve gerçeklik algılarını tartışmaya açıyor. Sanatçının on yılı aşkın bir süredir malzeme kullanımı ve teknik tercihleri ile ayrışan kendine ait yerleştirme üslubu, hem günümüz gençliğinin gündelik yaşam açmazları ile siyasi salınımlarına hem de tüketim toplumu bireylerinin ketlenme ve şartlanmalarına dair bir yaklaşım sunuyor.
Sanatçı Kunstmuseum Basel’da düzenlenen “Post-Trut” başlıklı kişisel sergisinde vurguladığı temaları “Zır Zır, Kaşıntı Geri Döndü” sergisinde yer alan yeni eserleriyle devam ettirerek çeşitlendiriyor. Ekim ayında Paris’teki çağdaş sanat fuarı FIAC’ta Dorian Sarı’nın eserlerini gösterecek olan Öktem Aykut, Basel ve İstanbul’daki sergilerinin ortak bir özetini de sunmayı hedefliyor.
Dorian Sarı’nın “Zır Zır, Kaşıntı Geri Döndü” başlıklı kişisel sergisini 11 Eylül - 13 Kasım tarihleri arasında Öktem Aykut’ta ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
The *itch is Back, No:1 / Kaşıntı Geri Döndü, No:1, 2021
Archival pigment print, glass, stone / Arşivsel pigment baskı, cam, taş, 125x125x11 cm
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla gerçekleştirilen 49. İstanbul Müzik Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne besteci Pēteris Vasks layık görüldü.
Ödül 6 Eylül Pazartesi akşamı Rahmi M. Koç Müzesi’nde gerçekleştirilen bir törenle pandemi kısıtlamaları sebebiyle törene katılamayan Pēteris Vasks adına Letonya Cumhuriyeti Büyükelçisi Pēteris Vaivars’a takdim edildi. Törende daha sonra dünyanın en seçkin konser serilerinde yer almış, kayıtlarıyla pek çok ödüle layık görülen Modigliani Quartet, Vasks’ın son eseri Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, no.6’nın Türkiye prömiyerini gerçekleştirdi. İstanbul Müzik Festivali, Essen Philharmonie, Riga Güz Oda Müziği Festivali ve Wigmore Hall ortak siparişi olan, Hoffmann Vakfı Başkanı André Hoffmann’ın desteğiyle hayata geçirilen bu eserden sonra konser Schubert’in Yaylı Çalgılar Dörtlüsü no.15 ile sona erdi. Modigliani Quartet “Bir Prömiyer: Vasks” konseri Berrin Erengül, Elvan Tuğsuz Güven ve Eva Barlas’ın gösteri eş sponsorluğunda gerçekleştirildi.
49. İstanbul Müzik Festivali kapsamında gerçekleştirilen etkinlikler 16 Eylül’e kadar devam ediyor. Festival programına buradan ulaşabilirsiniz.
Gama Art Gallery, Ulaş Bakır’ın “Söylenecek Çok Şey Var / So Much Things To Say” başlıklı ilk kişisel sergisini 14 Eylül - 09 Ekim tarihleri arasında sanatseverlerin beğenisine sunuyor.
Görülmemiş, bilinmeyen, hayal ürünü karakterleri tuval, ahşap gibi farklı materyaller üzerine resmeden Yugoslav kökenli soyut resim sanatçısı Ulaş Bakır’ın ilk kişisel sergisi “Söylenecek Çok Şey Var / So Much Things To Say”, Aslı Jackson’ın kreatif direktörlüğünde gerçekleştirilecek. Çalışmalarında genellikle bebeğin dünyaya geliş anını ve ana rahminden hayata kafadan giriş yapmasını betimleyen sanatçının eserlerindeki özgün anime karakterler, kimlik arayışlarını sürdürüyorlar. Sanatçının eserlerinin ortak noktasını oluşturan oyunsu bir sanatsal ifade olarak karakterlerin ağızlarının oldukça büyük olması aslında izleyiciye “Söylenecek Çok Şey Var” diyor.
Sanatçı tablolarının yanı sıra moda tasarımcısı Aslı Jackson’dan ilham alarak her biri tek ve biricik olan giyilebilir sanat ürünleri tasarlıyor. Ünlü isimlere sahne ve klip kostümleri hazırlayan sanatçı, gözden çıkarılmış giysileri, mobilyaları ya da bazen bir duvarı tuvaline dönüştürüyor.
Ulaş Bakır’ın “Söylenecek Çok Şey Var / So Much Things To Say” başlıklı ilk kişisel sergisini 14 Eylül - 09 Ekim tarihlerinde pazar ve pazartesi günleri hariç her gün 13:00 - 19:00 saatleri arasında Gama Art Gallery’de ziyaret edebilirsiniz.
Gudrun Mebs’in Almanya'nın sevilen çocuk klasiklerinden biri hâline gelen kitabı Anneanne ile Frieder, Ayşe Sarısayın’ın çevirisiyle Can Çocuk’tan yayımlandı.
Rotraut Susanne Berner’in resimlediği Anneanne ile Frieder, 6 yaş ve üzeri genç okurlara birbirinden eğlenceli ve yaratıcı on beş hikâye sunuyor. Anneanne ile Frieder harika bir ekiptir: Anneannesi, Frieder'in bütün muzipliklerine, oyunlarına, lakırdılarına ayak uydurur, şnitzeli torununun tabağına oyuncak bir kepçe yardımıyla koyar, planladıkları pikniği yağmur yağınca tramvay durağına taşır, bahçeye bir jelibon ağacı diker ve daha neler neler...
“'Annane!' diye sesleniyor Frieder, anneannesinin eteğini çekiştirerek. 'Söylesene annane, benim doğum günüm ne zaman?'
'Düş yakamdan çocuk!' diye homurdanıyor anneannesi. 'Ve bağırma öyle, sağır değilim!'
'Annane!' diye bağırıyor Frieder, sesini daha da yükselterek. 'Hadi söyle artık! Doğum günüm ne zaman?'
'Hemen şimdi, sabırsız çocuk!' diyor anneannesi. 'Üç dakika içinde!' Ardından Frieder'in odasına gidiyor ve kapıyı sıkıca kapatıyor.
Frieder heyecandan yerinde duramıyor. Doğum günü hemen şimdi! Üç dakika içinde! Anneannesi böyle söyledi. Anneannesi söylüyorsa doğrudur!”
MUBI, illüstratör ve sokak sanatçısı Furkan Nuka Birgün ve yaratıcı tasarım projelerini hayata geçiren Gökhan Yücel’le bir araya gelerek, Kadıköy sokaklarına büyük usta Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filminden ilham alan bir mural çalışması gerçekleştirdi.
Furkan Nuka Birgün’ün yaptığı mural çalışması Kadıköy Belediyesi’nin destekleriyle 6 Eylül’de tamamlandı. Proje hafızalara kazanan “Ben resmine âşığım, ölünceye kadar da onu seveceğim” repliğiyle birlikte, Erksan’ın aşk, suret ve hakikat üzerine düşünen filminin ruhunu sokağa taşıyor. Mural çalışması Kadıköy, Moda, Rıza Paşa Sokak, 33 numarada, nostaljik tramvayın Moda caddesini kestiği yollardan birinde yer alıyor.
Kreatif ajans Fikr’et ile iş birliği içinde hayata geçirilen “Klasiklere Övgü” projesi kapsamında Sevmek Zamanı da dahil olmak üzere Türk sinemasından pek çok önemli eser MUBI’de yayımlanacak. Bu klasiklerle özdeşleşmiş imgeler, afişler, günümüzün en önemli illüstrasyon sanatçıları tarafından yeniden yorumlanacak.
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün Arka Oda Toplantıları’na bu ay tarihçi Ümit Kurt’u konuk oluyor. 13 Eylül’de gerçekleşecek konuşmada 100 yıl önce Adapazarı’nda yaşanan bir pogrom girişiminin merkez-taşra ilişkisi üzerinden ele alınacak.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün İstanbul çalışmalarına farklı bir boyut kazandırmak amacıyla düzenlediği Arka Oda Toplantıları’nın bu bölümünde Ümit Kurt, İstanbul’daki siyasi atmosferin taşrada yaşanan bir pogrom girişimine nasıl etki ettiğine odaklanacak.
25 Şubat 1911 günü Adapazarı’nda ikamet eden üç Ermeni ve iki Rum erkek, hayatını fahişelik yaparak kazanan Boşnak bir Müslüman kadınla bir Ermeni’ye ait hamamda “toplu zina” yaparken yakalanır. Faillerin hâkim karşısına çıkarılarak mahkûm edilmelerini isteyen kaymakam Sırrı Bey, 1909 Adana Katliamı’nın da etkisiyle olaya siyasi bir içerik kazandırmaya çalışır. “Yirminci Yüzyıl Başlarında Osmanlı Toplumunda Bir Pogrom Girişimi: Adapazarı Adana Olmasın!” başlıklı konuşmada Ümit Kurt, Adapazarı’nda gerçekleşen fuhuş olayı ve sonrasında yaşanan gelişmeler ışığında devlet ve toplum arasındaki ilişkileri yerel ve mikro ölçekte ele alacak. Kurt konuşmasında İstanbul’daki siyasi atmosferin taşrayı nasıl etkilediğini ve merkezi yönetimin bu olaya nasıl tepki verdiğini mercek altına alacak. Ayrıca konuşmada bu gelişmelerin dönemin İstanbul siyasetine ve siyasi aktörlerine yansımaları da işlenecek.
Yerel tarih, modern Türk milliyetçiliği, kolektif şiddet ve soykırım konularında araştırmalar yürüten Ümit Kurt’un katılımıyla gerçekleşecek çevrim içi konuşmayı 13 Eylül Pazartesi günü saat 18.00’de Zoom uygulaması üzerinden ücretsiz olarak izleyebilirsiniz. Etkinlik hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Künye: Adapazarı Ermeni mahallesi (1911), Orlando Carlo Calumeno Koleksiyon ve Arşivi
Sarah Pinsker’in kaleme aldığı hayatı pandemiyle altüst olan bir müzisyenin dünyayı değiştirme hikâyesi Yeni Bir Güne Şarkı, Sevda Ertaş’ın çevirisiyle İthaki Yayınları'ndan yayımlandı.
Nebula En İyi Roman Ödülü kazananı ve Locus En İyi İlk Roman Ödülü adayı olan Yeni Bir Güne Şarkı, yolları rock’n’roll ruhuna sadık bir şekilde kesişen Rosemary ve Luce ile tanıştırıyor okuru. Luce bir rock gitaristidir ve son halka açık konseri de o verir. Bir süre kendini yeni normale alıştırmaya çalışsa da müzik ağır basar. Yasaklar nedeniyle yeraltı kulüplerinde çok az kişinin bildiği konserler düzenlenmektedir. Rosemary ise bu gizli konserleri veren grupları StageHolo isimli müzik şirketi için keşfetmekle görevlidir.
“ABD’de terör olayları ve ölümcül virüslerin sebep olduğu salgın bir anda patlak verince hükümet sokağa çıkma yasaklarıyla halkı “evde kalmaya” çağırır. Artık insanlar evlerinden sanal gerçekliğe bağlanarak yeni normallerini yaşar. Eğitim, toplantılar, konserler hatta bar buluşmaları bile “ser-âlem” adlı sanal dünyada gerçekleşir.”