
SAHA Derneği, Amsterdam, Berlin ve New York’taki sanat kurumları ile ortaklıklar kurarak Türkiye’den beş sanatçı ve küratörün misafirlik ve araştırma programlarına katılımını gerçekleştiriyor.
10. senesini kutlayan SAHA Derneği, 2021 Sonbahar ve 2022 Bahar döneminde New York’taki The International Studio & Curatorial Program (ISCP) için açık çağrıyla seçilen sanatçılar Sümer Sayın ve Barış Göktürk’ün üç aylık programa katılımı için destek oluyor. Slavs and Tatars Studio’nun İstanbul Bienali, Pera Müzesi, SAHA ve SALT’tan aldığı öneriler arasından davet ettiği Nihat Karataşlı ve küratör Aylime Aslı Demir SAHA desteğiyle iki ay Berlin’de yaşayıp Slavs and Tatars ekibiyle çalışmalar gerçekleştirecek. Uluslararası açık çağrıyla seçilen sanatçı Cihad Caner ise SAHA’nın desteğiyle Amsterdam’daki Rijksakademie’de iki yıllık kapsamlı misafirlik programına dahil olacak.
SAHA, ISCP ile 2013 yılından beri yaptığı iş birliği kapsamında kurumun misafir sanatçı programına Türkiye’den davet edilen bir sanatçının üç̧ aylık program ve yaşam masraflarına destek oluyor. Berlin merkezli Slavs and Tatars studio ve araştırma programıyla 2020 yılında başlattığı iş birliği ile Türkiye’den sanatçı ve küratörlerin iki ay süren programa katılımını, Berlin sanat ortamıyla tanışmasını ve araştırma yapmasını destekliyor. 2014 yılından itibaren Rijksakademie ile kurulan iş birliğiyle ise kurumun her yıl 50’den fazla sanatçıyı ağırladığı uluslararası misafir sanatçı programına bir ya da iki yıl boyunca Türkiye’den kabul edilen sanatçılara desteklerini sunuyor.
Miyase Sertbarut'un görmezden gelinenler ile görünmezliğin izini sürenlerin düşlerinin kesiştiği, iyiliğin ve koşulsuz sevginin her türlü dayatmaya göğüs gerebileceğine işaret eden, Merve Atılgan’ın resimlediği romanı Bir Gün Herkes..., Tudem Yayınları’ndan çıktı.
Kitap, yaşadıkları çevrede kabul görmeye çabalayan çekirdek bir ailenin hayatını küçük mucizelerle doldurup inanılmaz kılmayı başarıyor. Bir gün herkes 15 dakikalığına iyilik yapsa dünyanın iyilikle dolacağına ve yeni bir cennet aramaya ihtiyaç kalmayacağına vurgu yapıyor. Sertbarut, farklı olana karşı istemsizce geliştirilen refleksleri, ayrımcı, önyargılı düşünce ve davranışları toplumsal bir ''mesele'' olarak ele alıyor. Bir Gün Herkes..., görünmez olmanın mı yoksa görünür olmanın mı hayatı kolaylaştıracağını sorgulatarak okurun zihnini ters köşeye yatırıyor.
Fahir, sınıfın yenisidir. Çekingen ve ürkek kişiliğiyle etrafına karşı hep temkinlidir. Diğer çocuklarla iletişim kurmaktan çekinir. Âdeta kalabalıklar içinde sessizce dolaşan bir hayalet gibidir. Onun bu durumunu fark eden okulun rehberlik öğretmeni, sınıftan iki öğrenciyi Fahir'in ''iyilik perisi'' ve ''iyilik prensi'' olarak görevlendirir! Asmin ve Ender ''zoraki'' arkadaşlarını gözlemeye, yavaş yavaş hayatına girmeye çalışır. Çok geçmeden de tuhaf davranışlarının ardında yatan gizemi keşfederler. Fahir görünmezliğin peşindedir. Bunun için kitaplar okumakta, deneyler yapmakta ve hatta bir formül üzerine çalışmaktadır. Peki ama 7. sınıfa giden bir çocuğa bu odaklanmayı, bu takıntıyı, bu umudu, bu azmi veren sebep nedir? Diyelim ki formülü buldu ve görünmez adam oldu, bununla ne planlayacaktır?
Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul’dan ilham alan “Müzede Suare” başlıklı film programını 14 - 18 Eylül tarihleri arasında boğaz manzaralı terasında sinemaseverlerle buluşturuyor.
İstanbul’a beyazperdeden bakacak programda her biri Türk sinemasının usta isimlerinin imzasını taşıyan İstanbul’la özdeşleşen filmler bulunuyor. Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi iş birliğinde hazırlanan seçki, İstanbul’un farklı dönemlerine ve farklı yüzlerine yönelik bir perspektif sunuyor. Program kapsamında Ömer Lütfi Akad’ın Kocamustafapaşa’nın mütevazı sokaklarıyla, Beyoğlu’nun ışıltılı mekânları arasında mekik dokuyan filmi Vesikalı Yarim, Memduh Ün’ün emeğini İstanbul sokaklarından çıkaran yoksul insanların yarı buruk yarı neşeli öyküsüne odaklandığı melodram klasiği Üç Arkadaş, değişime kapalı bir İstanbul beyefendisiyle kentin yeni renklerini buluşturan Atıf Yılmaz filmi Ah Güzel İstanbul, klâsik batı masallarını İstanbul’un mistisizmiyle günümüze uyarlayan ve oyuncu kadrosuyla dikkat çeken Anlat İstanbul ve Reha Erdem’in ergenlik çağındaki genç bir karakter üzerinden farklı bir şehir portresi çizdiği filmi Hayat Var izleyicilerle buluşacak.
"Müzede Suare" Programı:
Üç Arkadaş (1958)
14 Eylül Salı, 20.00
Yönetmen: Memduh Ün
Oyuncular: Muhterem Nur, Fikret Hakan, Salih Tozan, Semih Sezerli
Ah Güzel İstanbul (1966)
15 Eylül Çarşamba, 20.00
Yönetmen: Atıf Yılmaz
Oyuncular: Sadri Alışık, Ayla Algan, Ahmet Danyal Topatan
Vesikalı Yarim (1968)
16 Eylül Perşembe, 20.00
Yönetmen: Ömer Lütfi Akad
Oyuncular: Türkan Şoray, İzzet Günay, Ayfer Feray, Selahattin İçsel
Hayat Var (2008)
17 Eylül Cuma, 20.00
Yönetmen: Reha Erdem
Oyuncular: Elit İşcan, Erdal Beşikçioğlu, Levent Yılmaz
Anlat İstanbul (2005)
18 Eylül Cumartesi, 20.00
Yönetmen: Ümit Ünal, Ömür Atay, Selim Demirdelen, Kudret Sabancı, Yücel Yolcu
Oyuncular: Özgü Namal, Nurgül Yeşilçay, Çetin Tekindor, Nejat İşler, Altan Erkekli
Bir yıl boyunca dört ülkede, altı sanat mekânında sergilenecek olan Breaking Boundaries ilk kez 15 Eylül’de Karşı Sanat’ta sanatseverlerle buluşacak.
Sekiz küratör tarafından seçilen on iki sanatçıyı bir araya getiren Breaking Boundaries için özel olarak tasarlanmış içerisinde tüm sanat eserlerin yer aldığı sandık, yolculuğuna 15 Eylül - 15 Ekim tarihleri arasında Karşı Sanat'ta başlayacak, ardından Maastricht’ten Meldkamer, Venedik’ten Atopos ve Officina 15, Amsterdam’dan Patty Morgan’a kadar yolculuğu devam edecek. Sergi yolculuğunu Münih Sanat haftasında Centercourt’ta tamamlayacak.
Breaking Boundaries kapsamında Gözde İlkin, Sevim Sancaktar, Miriam Salamander, Janina Totzauer, Simone Micciche, Giulia Cacciuttolo, Eva Chiara Trevisan, Giulio Polloniato, Tjobo Kho, Anne Büscher, Willem de Haan ve Suzie van Staaveren’in eserleri sergilenecek.
Sergi, posta yoluyla altı mekân arasında taşınarak sanatseverlerle buluşacak. Ayrıca sergi kapsamında 17 Eylül’de Anne Buescher Tea Ceremony adlı bir performans gerçekleştirilecek ve sanatçı konuşmaları da yapılacak. Detaylı bilgi için Karşı Sanat’ın sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz.
Süreyyya Evren'in "yokuş" deneyiminden yola çıkarak hayata bakışımızı tazelediği, muzip, felsefi ve yaratıcı romanı Hurra Aşağılara, Yokuş Aşağılara!, Can Yayınları’ndan çıktı.
Evren, Hurra Aşağılara, Yokuş Aşağılara!’da evinden çıkıp bir hastaneye iş başvurusuna gitmek isteyen genç hemşire K'nın başından geçenleri anlatıyor. Genç kız sokakta birçok zorlukla karşılaşıyor, yolu giderek çetrefilleşerek birbirinden ilginç karakterlerle hatta tuhaf varlıklarla kesişiyor. Ne var ki güçlükler karşısında kendisi de güçleniyor, can kurtardıkça kendine can katıyor, yaşam gücü artıyor.
Başlarda her şey günümüzde olduğu gibi, biraz karanlık, biraz nihilizan, biraz karamsar… hayatın anlamsızlığı belirip duruyor ufukta. Gelgelelim ilerledikçe bir esneklik ve kendiliğindenlik hissettiriyor kendini; direnmek ve mücadele etmek kadar yeri geldiğinde akışa bırakmak gerektiğini de hatırlatır gibi.
Zilberman, Azade Köker’in “Bir Katlin Provası” başlıklı kişisel sergisini 4 Aralık’a kadar Mısır Apartmanı’ndaki ana mekânında sanatseverlerle buluşturuyor.
Köker’in Zilberman’daki beşinci kişisel sergisi olan “Bir Katlin Provası”, sanatçının kadın cinsiyeti, kimliği ve bedenine yönelik sorgulamalarını yansıtıyor. Sanatçının eserlerinde kullandığı görsel referanslar, günümüzde kadına yönelik sıklıkla rastlanan taciz ve şiddet sahnelerini ortaya koyuyor. Sergideki Antik Yunan döneminin ve fütüristik yapıların karanlık izlerini taşıyan heykeller, izleyiciyi bugünden farklı zamanlara götürüyor.
Sanatçının pratiğinden aşina olduğumuz yüzey katmanlama geleneği, bu kez kullandığı kâğıt materyallerde varoluşu, yokluğu ve geçirgenliği birbirine karışmış gizemli formlara yansıyor. Uçucu olduğu kadar hacimli duran bedenler, tepeden inme kimliklendirme süreçlerinin aksadığı noktaları öne çıkarıyor ve cinsiyet sisteminin kurmacalığını belli ediyor. Arafta asılı kalmış hafif kimlikler, arasından süzülüp akabileceği çatlakların izini sürüyor. Sergiye Burcu Pelvanoğlu ve Alev Özkazanç’ın yazıları, Carol J. Adams’ın Etin Cinsel Politikası Feminist - Vejeteryan Eleştirel Kuram başlıklı kitabından bir pasaj, Azade Köker ve Naz Kocadere’nin sohbeti ve Naz Kocadere’nin önsözünün yer aldığı bir katalog da eşlik ediyor.
Azade Köker’in “Bir Katlin Provası” başlıklı kişisel sergisini 4 Aralık’a kadar Zilberman’da ziyaret edebilirsiniz.
Amerikalı yazar Wallace Stegner’ın ailesinin hikâyesini yazmaya koyulan, tekerlekli sandalyeye mahkûm olmuş emekli bir tarihçinin gözünden kişisel, tarihi ve coğrafi bir keşif hikâyesi anlattığı Pulitzer ödüllü romanı Doyma Ânı, Arzu Altınanıt’ın çevirisiyle Kafka Kitap’tan çıktı.
Stegner, bir Amerikan ailesinin dört neslinin portresini çizerken bakışlarını ülkenin geçmişine de çeviriyor. Romanın arka planında okurlar, geçmişin ve bugünün medeniyetine, doğasına, aşkına, ahlakına, ekonomisine, eğitimine, evliliklerine, cinselliğine de tanıklık ediyor.
Emekli tarih profesörü Lyman Ward, yakalandığı bir kemik hastalığı yüzünden bir bacağını kaybedince babaannesiyle dedesinin eski evine çekilir. Orada, babaannesinin hayatı kadar kendi geçmişiyle de baş başa kalır ve yazmaya karar verir. Bir tarihçi için birinin geçmişine bakmak, herkesin geçmişine, o ülkenin de geçmişine bakmak demektir. Bir anda Batı’nın büyüleyici kanyonları, yaylaları, madenler etrafına kurulmuş kasabalarının ve aralarında hayranlıkla, merakla, arzuyla dolaştığımız insanların içinde buluruz kendimizi. Lyman’ın geçmişe çevirdiği bu bakıştan, geçmişin ve bugünün medeniyeti, doğası, aşkı, ahlakı, ekonomisi, eğitimi, evlilikleri, cinselliği de nasibini alır. Ward, hafızanın romantik oyunlarına gelmez, pembe tuzaklarına hiç düşmez. Pulitzer ödüllü Stegner’ın Lyman’ı geçmişe bakarken hafızaya, Proust’un kayıp zamanın izini süren Marcel’i kadar muhtaç değildir. Lyman Ward bir tarihçidir; geçmişi elindeki belgelerle kurar ve öyle hatırlar.
Şule Gazioğlu Art & Design, Boyacıköy’de yer alan yeni galerisinin açılışını 25 Eylül’de Ayşe Türemiş’in “Suya Dökülen Renkler” başlıklı sergisi ile yapıyor.
İstanbul’un mimari ve kültürel hazinelerini suluboya tekniğiyle kayıt altına almayı hedefleyen Ayşe Türemiş, yeni sergisinde İstanbul Boğazı etrafında şekillenen renkli ve zengin yaşama dair bir arşiv çalışmasını izleyiciye sunuyor. Sergi yalıları, vapurları, iskeleleri ve sürekli değişen bir şehir yaşamı içerisinde gözden kaçan detayları, boğaz yaşamının kaybolmaya yüz tutmuş unsurlarını suluboyanın ışık ve renk oyunlarıyla tekrar gün yüzüne çıkarıyor. Sanatçı alışılagelmiş imgesel boğaz anlatılarından farklı olarak, boğaz yaşamını çağdaş ve rafine bir perspektiften gözlemleyerek eserlerini oluşturuyor. Çalışmalarında, mimari detayları, yapıların dönem ve üslup özelliklerini, kullanılan malzemenin dokularını tüm doğallığıyla ortaya koymaya çalışan sanatçı, yalın bir renk skalası kullanarak sanat dilini ışık ve gölge manevralarıyla oluşturuyor.
Ayşe Türemiş’in “Suya Dökülen Renkler” başlıklı sergisini 25 Eylül - 16 Ekim tarihleri arasında Şule Gazioğlu Art & Design’da ziyaret edebilirsiniz.
Ödüllü kısa filmleriyle tanıdığımız yazar ve yönetmen Nazlı Elif Durlu’nun ilk uzun metraj filmi Zuhal, ilk kez 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Uzun Film Yarışması’nda izleyici karşısına çıkacak.
Nazlı Elif Durlu ve Ziya Demirel’in senaryosunu birlikte kaleme aldığı, Anna Maria Aslanoğlu’nun yapımcılığını üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Nihal Yalçın, Sadi Celil Cengiz, Nur Sürer, Serpil Gül, Sencar Sağdıç, Aysan Sümercan, Burcu Halaçoğlu, Şebnem Sönmez, Çağdaş Ekin Şişman yer alıyor. Filmin görüntü yönetmenliğini Sebastian Weber üstlenirken, kurgusunu Buğra Dedeoğlu ve Selda Taşkın, sanat yönetmenliğini de Osman Özcan yaptı. Filmin müziklerinde ise genç müzisyenler Alexander Lawrence ve Yusuf Tan Demirel’in imzası bulunuyor.
Film, başarılı bir avukat olan ve İstanbul’un merkezinde yalnız yaşayan Zuhal (Nihal Yalçın) adlı bir kadının evinin derinlerinden gelen bir kedi sesinin peşinde çıktığı çaresiz arayışı ve o güne dek yüzlerini bile görmediği komşularıyla yaşadığı absürt karşılaşmaları konu alıyor.
istos film’in yapımcılığında ve Almanya’dan Jamila Wenske (Achtung Panda!), Türkiye’den Tanay Abbasoğlu (TN Yapım), Tolga Karaçelik (Karaçelik Film) ve Öykü Canlı’nın (Yumurta Yapım Sanat) ortak yapımcılığında gerçekleşen Zuhal, Almanya-Türkiye Ortak Yapım Geliştirme Fonu, Özmen Foundation, Film Independent ve Asteros Film’den Kanat Doğramacı’nın katkılarıyla hayata geçti.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri Aygaz, Opet ve Tüpraş sponsorluğunda hayata geçirilen 25. İstanbul Tiyatro Festivali, yerli ve yabancı toplam 25 tiyatro, performans ve dans gösterisinden oluşan programı ile 22 Ekim - 20 Kasım tarihleri arasında sahnelerde ve çevrim içi olarak gerçekleşecek.
25. İstanbul Tiyatro Festivali, “Bu Zamanda Tiyatro” sloganıyla yeni bir normal arayışındaki dünyaya tiyatronun gözünden bakan ve pek çoğu yeni olan yapımı tiyatroseverlerle buluşturacak. Programda yer alan 25 yapımın bir bölümü çevrim içi gösterimlerle tüm Türkiye’den izlenebilecek. Diğer bölümü ise Alan Kadıköy, Atlas 1948 Sineması, Profilo Kültür Merkezi Batı Ana Sahne, Duru Ataşehir, Moda Sahnesi, Caddebostan Kültür Merkezi, Müze Gazhane, Yapı Kredi bomontiada ve Zorlu PSM’de fiziksel olarak gerçekleştirilecek. Festivalde uluslararası yapımlar gösteri sponsoru ENKA Vakfı’nın desteğiyle yurtdışından 11 fiziki ve çevrim içi yapım izleyiciyle buluşacak. 14 yerli yapım ise Türkiye prömiyerini festival kapsamında yapacak. Ayrıca Öğrenme ve Gelişim Programı kapsamında paneller, atölye çalışmaları, söyleşiler, okuma tiyatroları gibi ücretsiz yan etkinlikler de gerçekleştirilecek. Festival programına ve ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Festivalin çevrim içi gösterimler festival boyunca passostudio.com adresinden seyredilebilecek. Festival biletlerini ise İKSV Lale Kart üyelerine özel 20 Eylül’de başlayacak indirimli ön satış döneminin ardından 24 Eylül Cuma gününden itibaren passo.com.tr üzerinden veya İKSV ana gişeden satın alabilirsiniz.