GÜNDEM
  • 13-01-2022

    Hazal Özkan Art Gallery, genç sanatçı Hazal Özgür’ün “Saklambaç” başlıklı ilk kişisel sergisini 12 Şubat tarihine kadar sanatseverlerle buluşturuyor.

    Renklerin etkileyici dünyasını ve renklerin ardında gizlenenleri gözler önüne seren serginin küratörlüğünü Hazal Özkan üstleniyor. Etkileşimli bir sanat deneyimi sunan sergide tek kişilik küçük stüdyoda, tek bir tuval tüm ziyaretçilerin dokunuşuna açık olacak. İzleyiciler bu dokunuşla, resim sanatı ile birincil dereceden ilişki kurarken, zamanda ve tuvalde iz bırakacak bir deneyimin parçası olma fırsatı bulacaklar. Sergide sanatçının 16 resim ve etkileşimli bir enstalasyonu yer alıyor. Hazal Özgür ilk kişisel sergisinde maskeleme tekniği ile tekrar, düzen, kontrol gibi biçimsel sorulara cevap vermeye çalışmakla birlikte Josef Albers’in renk teorisinden yararlanarak boyanın, yanıltıcı özelliklerini ön plana çıkarıyor.

    Hazal Özgür, yoğunlaştığı alan olan soyut sanatı ise şöyle açıklıyor: “Benim için soyut sanatın en temelinde başarması gereken şey, negatif ve pozitif alan arasındaki diyalektik ilişkiyi ön plana çıkarması. Kendi kişisel hayatlarımızda ve hatta tarihi süreçlerde görebildiğimiz diyalektik bir ilişki bu. Anladığımız, ifade edebildiğimiz, görebildiğimiz her şey dilin içinde var oluyor. Dilin sınırları içinde gelişen, gerileyen, var olan ve yok olan sistemlerin birer parçasıyız. Dilin belirlediği bu alan pozitif ise, dil dışında kalan bir negatif alandan bahsetmek zorundayız. Bu negatif alan, biz göremesek de dilin içinde var olabilecek her şeyi belirliyor. Soyut resim bize bu ilişkiyi; şekil ve formların içlerini, dışlarının belirlediğini göstererek kanıtlıyor.”

    Serginin küratörü Hazal Özkan ise şunları söyledi: “Hazal Özkan Art Gallery olarak Hazal Özgür’ün ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyuyoruz. Hazal Özgür, oldukça yetenekli ve kavramsal altyapısı çok güçlü genç bir kadın sanatçı. Bu sergi hem renklerle hem de birbiri içine geçen çizgilerle değişen ve dönüşen bir görsel deneyim sunuyor. Renk, ışık ve boyanın materyal özelliklerinin öne çıktığı ‘Saklambaç’ta hiçbir rengin tekrar etmemesi de eserlerin ve sanatçımızın üretim sürecinin önemli özelliklerinden biri. Ziyaretçiler eserleri dikkatle incelediklerinde; ön planla arka planın sürekli değiştiğini, maskeleme tekniğinin keskin çizgileri arasında gizlenen fırça darbelerini gözlemleyebilirler. Herkesi, soyut sanatın sunduğu algısal özgürlüğün tadını çıkarmaya davet ediyoruz.”

    Hazal Özgür’ün “Saklambaç” başlıklı ilk kişisel sergisini 12 Şubat tarihine kadar Hazal Özkan Art Gallery’de ziyaret edebilirsiniz.

    ​Adres: Vişnezade Mahallesi, Hüsrev Gerede Caddesi, Şehit Mehmet Sokak No:11 Maçka Business Center 1.Kat Beşiktaş/İstanbul

    0
    0
    2596
  • 13-01-2022

    Sait Faik Abasıyanık anısına her yıl bir öykücüye armağan edilen, Darüşşafaka Cemiyeti ile İş Bankası Kültür Yayınları iş birliğiyle düzenlenen 68. Sait Faik Abasıyanık Hikâye Armağanı’na başvurular başladı.

    Son başvuru tarihi 28 Şubat olan yarışmaya katılacak hikâye kitaplarının 2021 yılında yayımlanmış olması, daha önce herhangi bir ödül almamış olması gerektiği ve daha önce aynı armağanı kazanmış yazarların yarışmaya katılamayacağı vurgulandı. Doğan Hızlan’ın başkanlığında toplanacak Seçiciler Kurul, Hilmi Yavuz, Nursel Duruel, Prof. Dr. Jale Parla, Prof. Dr. Murat Gülsoy, Metin Celal ve Beşir Özmen’den oluşuyor.

    Yazarlar, başvuru yapacakları hikâye kitabından on (10) nüshayı, 28 Şubat Pazartesi günü Saat 17:00’ye kadar Darüşşafaka Cemiyeti’ne elden ya da posta yoluyla ulaştırması gerekiyor. Başvurular iki aşamalı bir değerlendirme sürecinden geçecek. Ön değerlendirmeyi geçen 10 kitaplık bir kısa liste 15 Nisan Cuma tarihinde duyurulacak, nihai sonuç mayıs ayı içinde açıklanacak.

    Sait Faik Abasıyanık Hikâye Armağanı’nı geçtiğimiz yıl Deli Tarla adlı öykü kitabıyla Şermin Yaşar’a verilmişti. Ödüle dair ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1799
  • 12-01-2022

    Netflix’in beIN MEDIA GROUP’un sahibi olduğu Hollywood stüdyosu MIRAMAX ile birlikte çektiği, distopik bir geleceği anlatan Mother/Android isimli gerilim filmi gösterime girdi.

    Yakın bir gelecekte geçen Mother/Android, ülkeleri yapay zekâ ile beklenmedik bir savaşın içinde olan iki gencin hikâyesini ele alıyor. Film Georgia (Chloë Grace Moretz) ve Sam (Algee Smith) adlı iki ana karakterin yeni bir distopik gerçeklikle ilgili deneyimlerini anlatıyor. Filmin ortak yapımcılığını beIN’in MIRAMAX’ından Bill Block ile birlikte Matt Reeves, Adam Kassan ve Charles Miller üstleniyor.

    ​Ayıca beIN’in küresel film ve televizyon stüdyosu olan MIRAMAX’ın bir aksiyon gerilim filmi olan Operation Fortune’u mart ayında yayımlamaya hazırlanıyor. Guy Ritchie’nin yönetmen koltuğuna oturduğu filmde Hugh Grant ve Jason Statham gibi ünlü isimler rol alıyor.

    0
    0
    2868
  • 12-01-2022

    Yapı Kredi bomontiada, Finlandiya Büyükelçiliği ile iş birliğiyle Finlandiya eski Cumhurbaşkanı C.G. Mannerheim’ın 1900’lü yılların başında Orta Asya’dan Çin’e uzanan yolculuğu boyunca çektiği fotoğraflardan oluşan “Batıdan Doğuya Asya” başlıklı sergisini 15 Ocak - 6 Şubat tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.

    Sergide 1944 - 1946 yılları arasında Finlandiya’da Cumhurbaşkanlığı da yapan Fin askeri lider ve devlet adamı Carl Gustaf Emil Mannerheim’ın 1906 - 1908 yılları arasında gizli bir görev için gittiği Orta Asya’dan Çin’e uzanan seyahati boyunca çektiği fotoğraflar yer alıyor. “Batıdan Doğuya Asya C.G. Mannerheim’ın Seyahat Fotoğrafları (1906-1908)” sergisinde, genç Yarbay Mannerheim’in Orta Asya’daki iki yıllık yolculuğunda körüklü makineyle çektiği ve 1900’lü yılların başında İpek Yolu bölgesindeki insanların tarih olan geçmişlerinin adeta renkli bir belgeselini sunan 48 fotoğraf izleyicinin beğenisine sunuluyor. Finlandiya Ulusal Müzesi’nde yer alan ve 1.100’den fazla parçadan oluşan Mannheim’in koleksiyonu, askeri amaçla çekilmiş fotoğrafların yanı sıra, antropolojik çalışmasının bir parçası olarak Orta Asya ve Çin’in şu anda büyük ölçüde yok olmuş ya da en azından değişmiş olan halklarını ve kültürlerini anlatan bir seyahatnameden oluşuyor.

    ​Finlandiya eski Cumhurbaşkanı C.G. Mannerheim’ın fotoğraflarından oluşan “Batıdan Doğuya Asya” sergisini 15 Ocak - 6 Şubat tarihleri arasında Yapı Kredi bomontiada Galeri’de ziyaret edebilirsiniz.

    0
    0
    1975
  • 12-01-2022

    Kalben’in ilk romanı Eski Dünyanın Yangını, 17 Ocak’ta Holden Kitap tarafından yayımlanacak. Ve romandan ilham alınarak icra edilmiş aynı adlı albüm de kitapla ile birlikte dinleyiciyle buluşacak.

    Eski Dünyanın Yangını, birlikte büyüyen iki kadının, Kantante ile Koda’nın hikâyesini anlatıyor. Erkek egemen dünyada hayatta kalmaya çalışan kadınların mücadeleleri, hayalleri, sevme ve sevilme biçimleri üzerinde duruyor. Annelerinin küskün ve hüzünlü gölgesinde yeryüzüne kök salmaya çalışırken birbirine yaren olan iki yalnız çocuğun şarkısı bu roman.

    Roman, küçük bir sahil kasabasındaki ilkokulda yolları kesişen, benzer acılardan müşterek bir gelecek yaratmaya çalışırken özgürlüğün keskin köşeleriyle yaralanıp ayrı yönlere sürüklenen Koda ve Kantante'nin "bütün katillere" vedası. Koda ve Kantante, aile kurumunun yarattığı travmalardan kurtulmaya çalışırlar. Büyüdüklerinde evden uzaklaşır, daha iyi bir yaşam için mücadele verirler. Oysa dışarısı da en az bir “yuva” kadar tehlikelerle doludur. Birlikte büyüyen iki arkadaşın yolları zamanla ayrılır. Ortalıktan bir anda kaybolan Kantante’nin nereye gittiğini, kimse bilmemektedir. Koda, Kantante’nin günlüğünü bulur ve yazdıklarından yola çıkarak onu bulmaya çalışır.

    “Yaşamak, görmek, bilmek istiyorum bu bahçede. Göz ucuyla izlediğiniz bir kedi kadar neşeli oldunuz mu hiç? Sıcacık sarı kürkünüz, uzun havadar kuyruğunuz ve ihtiyacınız olan her şeyin müziğini işiten kulaklarınız var mı? Siz hiç, bir baltaya sap olamamış kedi gördünüz mü? Göremezsiniz çünkü kediler öyle düşünmez. Biz, insan evlatlarına, ağaçlardan yonttukları baltaların sapları olmayı öğretiriz. İnsanları baltalaştırmayı severiz. İnsanı insanla keser, parçalarız.”

    0
    0
    2535
  • 12-01-2022

    İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından gerçekleştirilen İKSV Galaları’nda Jonas Poher Rasmussen'in yönettiği Flee, 19 Ocak Çarşamba 21.30’da City’s Nişantaşı-Cinewam ve 20 Ocak Perşembe 21.30’da Kadıköy Sineması’nda sinemaseverlerle buluşacak.

    Cannes’dan Sundance’e, Avrupa Film Ödülleri’nden Oscar’a, yılın en çok konuşulan filmlerinden, çokça övgü ve ödül toplayan Flee, çocuk yaşta Afganistan’dan Danimarka’ya mülteci olarak gelen Amin’in gerçek hayat hikâyesini anlatıyor. Evlenmek üzere olan Amin, yirmi yıl boyunca kendinden bile sakladığı, zorluklarla kurduğu hayatın alt üst olmasına yol açabilecek korkunç sırrıyla yüzleşmek zorunda kalıyor ve göç sürecini ilk defa dile getiriyor. El çizimi canlandırma sekanslarla arşiv görüntülerini bir araya getiren Flee’nin yapımcıları arasında ünlü oyuncular Riz Ahmed ve Nikolaj Coster-Waldau da yer alıyor.

    2022 Oscar’larda En İyi Uluslararası Film dalında Danimarka’nın adayı olarak kısa listede yer alan Flee, En İyi Uzun Metraj Belgesel ve En İyi Animasyon dalında aday adayı gösterildi. Cannes 2020 etiketini alan film, dünya prömiyerini yaptığı 2021 Sundance Film Festivali’nde Dünya Sineması Belgesel dalında Büyük Jüri Ödülü’nün sahibi oldu. Flee, Bağımsız Ruh Ödülleri'nde En İyi Belgesel, New York Eleştirmenler Birliği En İyi Kurmaca Olmayan Film, Avrupa Film Ödülleri En İyi Avrupa Belgeseli, En İyi Avrupalı Uzun Metraj Canlandırma Film ve Avrupa Üniversite Ödülü, Britanya Bağımsız Film Ödülleri’nde En İyi Uluslararası Bağımsız Film, Gotham Ödülleri'nde Özgürlük Ödülü, Annecy Canlandırma Film Festivali’nde Cristal En İyi Film, Dağıtım Ödülü, En İyi Özgün Müzik ödülleri gibi 50’yi aşkın ödül kazandı.

    Flee’nin biletleri 14 Ocak Cuma günü saat 10.30’da passo.com.tr üzerinden, Passo perakende noktalarından ve İKSV gişesinden genel satışa açılacak.

    0
    0
    2263
  • 12-01-2022

    Anna Laudel, sanatçı Cem Sonel’in “Bir ve Sıfır İki Eder” başlıklı kişisel sergisini 13 Ocak - 27 Şubat tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.

    “Bir ve Sıfır İki Eder” sergisinde Cem Sonel’in dijital tabanlı seri işleri ve grafitileri dahil olmak üzere farklı tekniklerde üretilmiş kapsamlı bir seçki yer alıyor. Sonel, sergide “0” rakamının felsefede mevcut olmama durumu, mutlak anlamda yokluk ve hiçlik anlamına gelen göreli hiçlik üzerine yoğunlaşıyor. Sanatçı sorgulamaları sonucunda ortaya çıkan sanatsal üretiminde ise sokaktan besleniyor.

    Çoğunlukla tüketim kültürünü eleştiren grafiti tabanlı işler üreten sanatçının ileri dönüşüm projelerinden murallarına ve “Code of Conquer” başlığı altında bir araya gelen dijital tabanlı seri işlerine kadar uzanan eserleri, varlık ve yokluk kavramları üzerindeki bireysel çatışmasını temsil ediyor. Sonel’in temsilinde varlık ve yokluk iki ayrı kavram olarak değil, birbirlerini var eden ve besleyen kavramlar olarak yer alıyor. Sanatçının yaklaşımında lambaların varlığı, yanma durumundan ya da sönme durumundan daha değerli oluyor. Sanatçı kendisine sorduğu “0’ın hiçlik olarak kabul edildiği günümüz düşünce yapısında, 1 ve 0’ın aynı değerler olduklarını ileri sürmek sizce daha uzlaşmacı bir yaklaşım değil midir?” sorusunu ziyaretçilere yöneltiyor.

    ​Cem Sonel’in “Bir ve Sıfır İki Eder” sergisini 13 Ocak - 27 Şubat tarihleri arasında Anna Laudel’in Kazancı Yokuşu, 45 adresinde yer alan yeni galeri mekânında ziyaret edebilirsiniz.

    Künye:
    1. Cem Sonel, İlk Temas_The First Contact, Led panel, mdf üzeri neon boya_Led, neon paint on Mdf, 80 x 220 x 10 cm, 2019
    2. Cem Sonel, Loading…, Led panel, Mdf üzeri neon boya, Pleksi_Led, neon paint on Mdf, plexi, 40 x 48 x 8 cm, 2020
    3. Cem Sonel, Fetihin İlk Kızı_First Daughter of Conquest, Led Panel, Mdf üzeri neon boya_Led, Neon paint on Mdf, 124 x 96 x 10 cm, 2019
    ​4. Cem Sonel, Zülküf, Atık Mdf üzeri karışık teknik_Mixed technique on waste Mdf, 80 x 60 cm, 2021

    0
    0
    3107
  • 12-01-2022

    Yazar Heinz Janisch ile illüstratör Sahar Bardaie’nin birlikte hazırladığı, Gustav Klimt’in en bilinen tablolarından biri olan Hayat Ağacı’nı çocuklarla tanıştıran Güneş Ağacı adlı kitap Olcay Geridönmez’in çevirisiyle Ginko Çocuk’tan çıktı.

    Öykünün kahramanı “mavi kelebek” neşe ve sevinç içinde keşfetmeye davet ettiği ışıltılı bahçede çocuklara rehberlik ediyor. Bir sanat eserine yaklaşma, keşfetme, bakmaktan öte görme, hissetme deneyimini yaşatıyor. Güneş Ağacı kitabının sonunda hem ünlü ressamın duvar freskinin tamamı hem de ressam hakkında aydınlatıcı bilgiler yer alıyor.

    Janisch, kitabı şu sözlerle özetliyor: “Bu öyküde geçen ‘ünlü ressam’ın adı Gustav Klimt’tir. Anlatılan tablo, ‘Hayat Ağacı’ olarak bilinir. Daha büyük bir eserin, ‘Stocklet-Frizi’ adıyla anılan duvar mozaiğinin bir parçasıdır aslında.

    Bu tabloda da mavi bir kelebek vardır…

    ​İstedim ki bu mavi kelebek hem Gustav Klimt’in hem de Sahar Bardaie’nin resim dünyasında gezinsin, aralarında bağ kurulsun. İstedim ki söz ve resim, kültürlerarası diyaloğun, geçmişle şimdiki zamanın buluşmasına vesile olsun.”

    0
    0
    1518
  • 11-01-2022

    Hollandalı senfonik metal grubu Epica, yeni albümü Omega’nın lansmanı kapsamında 9 Haziran’da KüçükÇiftlik Bahçe’de müzikseverlerle buluşuyor.

    Epica, yeni albümü kapsamında URU ve Epifoni ortak organizasyonu, %100 Metal katkılarıyla KüçükÇiftlik Bahçe’de konser verecek. Altı yıl önce KüçükÇiftlik Park’ta sahne alan Epica, 9 Haziran akşamı bir kez daha KüçükÇiftlik Bahçe’de müzikseverlerle buluşacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    ​2003 kurulan Epica, ilk albümü The Phantom Agony ile güçlü bir çıkış yakaladı. Grup 2009 yılında çıkardığı Desing Your Universe albümüyle tüm dünya çapında adını duyurdu. Simone Simons’un vokalleriyle büyük beğeni toplayan Epica, şarkılarında metal ve orkestrayı, koroyu ve oryantal enstrümanları bir araya getiriyor.

    0
    0
    1717
  • 11-01-2022

    Annie Ernaux'nun babasının hayatı ve ilişkileri üzerine kaleme aldığı Babamın Yeri ve tutkunun kişinin iradesini hiçliğe indirgeyip körleştirebileceğini anlattığı Yalın Tutku romanları Can Yayınları’ndan çıktı.

    Siren İdemen’in çevirisiyle okurla buluşan Babamın Yeri’nde Ernaux, babasının hayatı ve ilişkileri üzerine dokunaklı ve dürüst roman sunuyor. Ernaux; öğretmenlik sınavlarını verdikten iki ay sonra babası ölür. Yazar bu ölümün ardından babasının işçilikten küçük esnaflığa geçişini, toplumdaki konumunu ve kendisiyle ilişkisini irdeleyerek bir "sınıf" hikâyesi anlatıyor.

    ​Yaşar Avunç’un çevirisiyle yayımlanan Yalın Tutku, hangi toplumsal konuma ait olursa olsun, tutkunun kişinin iradesini hiçliğe indirgeyip körleştirebileceğini anlatan bir yüzleşme. Ernaux ispatsız, sade üslubuyla cinsellik temelinde kurulan bir ilişkinin dinamiklerini, beklentilerini, arzulanan erkeğin varlığıyla özdeşleşmedikçe katlanılmaz olan günlük işleri, sıradan olayları cesurca ortaya koyuyor. 

    0
    0
    3610
DAHA FAZLA
Geldanlage