
İstanbul Modern’in “Hep Buradayız” sergisi kapsamında düzenlediği “Performatif Yöntemler” başlıklı söyleşi, sergide yapıtları yer alan sanatçılardan Mehtap Baydu ve Zeynep Kayan’ın katılımıyla 29 Kasım Çarşamba günü saat 18.00’de gerçekleşecek.
Bank of America’nın sponsorluğunu üstlendiği “Hep Buradayız” sergisi, Türkiye’deki kadın sanatçıların üretimlerini desteklemek, bilinirliğini artırmak ve müze koleksiyonuna yeni yapıtlar kazandırarak kadın sanatçıların temsillerini güçlendirmek amacıyla kurulan İstanbul Modern Kadın Sanatçılar Fonu’nun desteğiyle koleksiyona dahil edilen yapıtlardan oluşuyor. Serginin asistan küratörlüğünü yapan Melodi Gülbaba moderatörlüğünde gerçekleşecek konuşmada sanatçılar sanat pratiklerini genel hatları ve sergideki çalışmaları doğrultusunda aktarırken, üretim biçimlerinde performans ve performatif kavramlarının rolünü anlatacak.
29 Kasım Çarşamba saat 18.00’de İstanbul Modern Oditoryum’unda gerçekleşecek “Performatif Yöntemler” söyleşisi hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
BİFO ile birlikte dünyaca ünlü keman sanatçısı Nemanja Radulović, 7 Aralık Perşembe günü saat 20.00’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde müzikseverlerle buluşacak.
Konserde, klasik müzik alanındaki önemli markalarından Deutsche Grammophon etiketiyle iki albüme imza atan Nemanja Radulović, keman repertuvarının en sevilen yapıtlarından biri olan ve Beethoven’ın bu çalgı için yazdığı tek konçertosu olan op.61 Re Majör konçertoyu seslendirecek.
BİFO’nun yanı sıra Philharmonia, Staatskapelle Dresden, Radio France Filarmoni ve Kraliyet Filarmoni’nin de aralarında bulunduğu güçlü orkestralarla konserler veren Nemanja Radulović, geride bıraktığımız sezon içinde Vivaldi’den romantik dönem repertuvarına uzanan müzik ufkunda, keman için yazılmış başyapıtlardan seçtiği programlarıyla dinleyicilerle buluşacak.
Konserde BİFO’nun şefliğini Londra Filarmoni Orkestrası, Vancouver Senfoni, NDR Hamburg, Leipzig Gewandhaus, BBC Filarmoni gibi dünyanın önde gelen pek çok orkestrasıyla bir araya gelen George Pehlivanian yürütecek.
7 Aralık Perşembe günü saat 20.00’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Amerikalı grafiti sanatçısı ve ressam Chris DAZE Ellis’in “People and Places” başlıklı Türkiye’deki ilk kişisel sergisi 31 Ocak 2024 tarihine kadar Sevil Dolmacı İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak.
“People and Places” sergisi, Ellis’in Amerika’daki stüdyosunda ürettiği eserler ile 2022’de İstanbul’da Sevil Dolmacı Art Residency Programı kapsamında yaptığı üretimleri izleyiciye sunuyor. Sanatçının kâğıt, seramik ve tuval çalışmalarından oluşan sergi, izleyicileri Ellis’in New York şehrindeki günlük yolculuğunun bir parçası ve/veya tanığı olmaya ve yaşadıkları şehirlerdeki kendi günlük yolculuklarını hatırlamaya ya da yolculuk etselerdi ne tür hikâyeler, insanlar ve mekânlarla karşılaşacaklarını hayal etmeye davet ediyor.
1980’li yıllarda, Andy Warhol’un destek verdiği sokak sanatçılarının arasında yer alan Chris DAZE Ellis, Jean-Michel Basquiat, Keith Haring, Kenny Scharf ve Futura gibi günümüzde efsaneleşmiş sanatçılarla birlikte çalışarak eserler üretti ve karma sergilerde yer aldı. Sanatçı, günlük yaşamda parçası olduğu ya da tanık olduğu gündelik sahneleri yakalayarak, gözlemlerini ve izlenimlerini sanatı aracılığıyla izleyiciye aktarıyor. Sergi, adından da anlaşılacağı gibi, sanatçının “Big Apple” [Büyük Elma] lakaplı efsanevi şehir New York’ta otobüsler, metrolar ve sokaklarda gözlemlediği kişilere ve gün içerisinde geçtiği mekânlara odaklanıyor. Sanatçı sergisiyle, izleyiciyi dışarıdan hoş görünen ancak daha az işlevsiz ve kaotik olmayan bir metro yolculuğuna davet ediyor. Mesela, bu yolculukta yolcular kendilerini hoş olarak nitelendirilemeyecek bir yere yönlendirilmiş hâlde bulabiliyor.
Sanatçı, sokakta anlık olarak yanından geçen ama bilinçaltında iz bırakan ya da yolculuğu esnasında gördüğü kişilerin aklında kalan görüntülerini derleyerek eserlerindeki karakterleri oluşturuyor. Sergide sanatçı dışavurumcu fırça darbeleri ve yoğun boya kullanımı ile ürettiği tuval işlerinin yanı sıra 2022 senesinde Türkiye’ye ilk kez geldiğinde İstanbul’dan aldığı ilhamla ürettiği seramik işleri de sergiliyor. Kendi tarzında boyadığı seramik çömlekler, sanatçının dinamik imgeleme tarzı ve renk paletini yansıtıyor. Sanatçı, çalışmalarında boyayı sistemli bir işlemle uyguluyor ve kalın fırça darbelerinin uygulandığı alanlarda şeffaf renk katmanlarının oluşmasına olanak tanıyor. Akrilik boya, sprey boya, kömür ve ponzadan oluşan karışık bir yöntem kullanarak soyut ve temsilinin aynı sanat eserinde var olmasını ve birbirini tamamlamasını sağlıyor.
Gazeteci ve program yapımcısı Guillaume Pitron’un iki yıl boyunca dört kıtada sürdürdüğü araştırmasıyla dijital dünya serabının ardındaki karanlık gerçeği, adı sanal olan bir teknolojinin anatomisini gözler önüne serdiği kitabı Dijital Cehennem – Bir Like’ın Ucuna Yolculuk, Alp Tümertekin’in çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı.
Pitron, iletişim kurmak, çalışmak ve tüketmek için kullandığımız dijital teknolojinin sandığımızdan çok daha somut olduğunu ve önümüzdeki onyıllarda dünyanın biyofizik sınırlarının aşılmasında başrolü oynayacağını öne sürüyor.
“Ekolojik ayakizinin en iyi şekilde küçültülmesini sağlayan araç olarak göklere çıkartılan dijital yaşam tarzı, küresel ısınmaya en büyük katkıda bulunan ve en kalıcı damgayı vuran malzemeleri oburca tüketmektedir.”
Dou Print Stüdyo’nun bu sene ikincisini düzenlediği Türkiye’de Litografi Günleri kapsamında düzenlenen “Denizden Çıkan Taşlar” başlıklı sergi, 30 Aralık tarihine kadar Ka’da sanatseverlerle buluşuyor.
Dou Print Stüdyo tarafından Türkiye ve Avrupa’dan 8 konuk sanatçı, Ahmet Doğu İpek, Alessandro Rizzi, Cora Texier, Bartłomiej Chwilczyński, Burcu Yağcıoğlu, Nermin Er, Selim Birsel ve Sibel Horada’nın davet edildiği program boyunca Haziran 2023’ten bu yana ürettikleri litografi baskıları, Elâ Atakan küratörlüğünde sanatseverlerle buluşuyor. Taşın geçmişine, sudaki derinliğine, fosillere, başkalaşmış hâllerine, çağrışımlarına, durağanlığına, yakından ve çok uzaktan bakarak zaman dışılığın içerisinde yeni işler üreten sanatçılar, kireçtaşının bir zamanlar denizin içinde yer alıyor oluşundan yola çıkışı, onun zamansal düzlemde kapsadığı alanı ve belki de bir insan yaşamı tarafından asla tahayyül edilemeyecek olmasından esinleniyor. Projeye katılan sekiz sanatçı da atölyede kullandıkları tek taşın yaşamında çok kısa bir aralığı temsil ediyor. “Denizden Çıkan Taşlar” sergisi en saf hâliyle taş anlamına gelen lithos [λıθος] kelimesinden ilham alıyor. Kelimenin kökeni daha derinlerde Antik Yunanca’da denizden çıkan taş anlamına gelen λᾶς’a dayanıyor. Bundan yüz elli milyon yıl önce suyun derinliklerinde olan ve sadece dünyadaki bazı mağaralardan, taş ocaklarından çıkarılan litografi taşları, yeryüzünün zamanını tutan kireçtaşlarıdır. İçlerinde nadiren de olsa küçük deniz canlılarının, kabukluların, ilkel yaşam türlerinin izlerini taşırlar.
“Bir jeolog olan Marcia Bjornerud Yeryüzünün Zamanı kitabında, Arktik Okyanusu’nda Svalbard takım adalarına, yeryüzünün katmanlarını incelemek için gittiği yolculuğu anlatır. Bu bölge, haritanın altındaki sınıflandırmaya göre gri renktedir ve Resmi Zamanı Yok anlamına gelir. Araştırmacı, ‘zaman ölçüleriyle zincirlemeye direnmiş, dakikaların ya da saatlerin olmadığı, bir programın tahakkümünden tümüyle bağımsız yerler olduğu düşüncesiyle büyülenir.’ Litografi tekniğini de taşın içinde taşıdığı milyon yıllık doğal geçmişi, sanatçıların her defasında taşta bıraktıkları izlerle buluşturur. Sanatçıyı, adeta resmi zamanı olmayan bir zaman dışılığa, taşta kalmaya davet eder. İyi bir baskı için taşı tanımak, mürekkebe vereceği tepkiyi bilmek ve beklemek gerekir. Bu süreçte, bir yolculuk eşlikçisi gibi master printer, sanatçının üretim yolculuğunda ona yol gösterir, taşı ona anlatır.”
Adres: Cinnah Cad. 1/B, Çankaya/Ankara
Elif Tekneci’nin yönetmenliğini üstlendiği Nilipek.’in “Geçmiyor Zaman” şarkısının klibi, Buenos Aires Music Video Festival’de Uluslararası Pop kategorisinde yarışıyor.
“Geçmiyor Zaman”, 2019’dan beri her sene Arjantin’de gerçekleştirilen ve sadece müzik videolarına odaklanan Buenos Aires Music Video Festival’de Harry Styles, Olivia Rodrigo ve Troye Sivan gibi isimlerin kliplerinin yer aldığı kategoride yarışıyor. Yılın en yaratıcı yapımlarını ödüllendirmeyi ve uluslararası yönetmen, yapımcı ve müzisyenleri bir araya getirmeyi amaçlayan festival kapsamında her sene Video Prisma ödülleri dağıtılıyor. Kazananlar 27 Kasım2da açıklanacak.
Nilipek.’in Mayıs 2023’te yayımlanan şarkısının Elif Tekneci yönetmenliğinde çekilen klibi, zararlı bir ilişkinin sıkışık hissinden ve bıraktığı yaralardan kurtulma umudunu sembolik bir dille anlatıyor. İzleyicilere renkli ama tekinsiz bir duygusal dünya sunan klibin yapımcılığı Elif Mermer (Mörmır Film), sanat yönetmenliği ve maskelerin yapımı ise Nur Şevval Yılmaz’a ait.
Kısa bir zaman ve kısıtlı bir bütçeye yoğun bir emeği sığdırdıklarını belirten Nilipek., Türkçe bir şarkının klibiyle pop kategorisinde bu kadar popüler isimlerle ve bu kadar büyük prodüksiyonlarla yarışmasından gurur duyduğunu belirtiyor.
Nilipek.’in “Geçmiyor Zaman” şarkısının klibini buradan izleyebilirsiniz.
Künye:
Yönetmen: Elif Tekneci
Yapımcı: Elif Mermer
Görüntü Yönetmeni: Faruk Emin Kaba
Kamera Operatörü: Alper Özdemir
Sanat Yönetmeni: Nur Şevval Yılmaz
Kurgu: Elif Mermer
Colorist: Elif Tekneci
Prodüksiyon Asistanı: Hande Alpaslan
Backstage Fotoğraf: Emre Gargu - Hande Alpaslan - Nur Şevval Yılmaz
Maske Tasarım: Nur Şevval Yılmaz - Nilipek.
Maske Üretim: Nur Şevval Yılmaz
Oyuncular: Nilipek. Murat Gökhan Doğan
Dağıtım: The Orchard
Mörmır Film 2023
Elif Tekneci’nin yönetmenliğini üstlendiği Nilipek.’in “Geçmiyor Zaman” şarkısının klibi, Buenos Aires Music Video Festival’de Uluslararası Pop kategorisinde yarışıyor.
“Geçmiyor Zaman”, 2019’dan beri her sene Arjantin’de gerçekleştirilen ve sadece müzik videolarına odaklanan Buenos Aires Music Video Festival’de Harry Styles, Olivia Rodrigo ve Troye Sivan gibi isimlerin kliplerinin yer aldığı kategoride yarışıyor. Yılın en yaratıcı yapımlarını ödüllendirmeyi ve uluslararası yönetmen, yapımcı ve müzisyenleri bir araya getirmeyi amaçlayan festival kapsamında her sene Video Prisma ödülleri dağıtılıyor. Kazananlar 27 Kasım’da açıklanacak.
Nilipek.’in Mayıs 2023’te yayımlanan şarkısının Elif Tekneci yönetmenliğinde çekilen klibi, zararlı bir ilişkinin sıkışık hissinden ve bıraktığı yaralardan kurtulma umudunu sembolik bir dille anlatıyor. İzleyicilere renkli ama tekinsiz bir duygusal dünya sunan klibin yapımcılığı Elif Mermer (Mörmır Film), sanat yönetmenliği ve maskelerin yapımı ise Nur Şevval Yılmaz’a ait.
Kısa bir zaman ve kısıtlı bir bütçeye yoğun bir emeği sığdırdıklarını belirten Nilipek., Türkçe bir şarkının klibiyle pop kategorisinde bu kadar popüler isimlerle ve bu kadar büyük prodüksiyonlarla yarışmasından gurur duyduğunu belirtiyor.
Nilipek.’in “Geçmiyor Zaman” şarkısının klibini buradan izleyebilirsiniz.
Künye:
Yönetmen: Elif Tekneci
Yapımcı: Elif Mermer
Görüntü Yönetmeni: Faruk Emin Kaba
Kamera Operatörü: Alper Özdemir
Sanat Yönetmeni: Nur Şevval Yılmaz
Kurgu: Elif Mermer
Colorist: Elif Tekneci
Prodüksiyon Asistanı: Hande Alpaslan
Backstage Fotoğraf: Emre Gargu - Hande Alpaslan - Nur Şevval Yılmaz
Maske Tasarım: Nur Şevval Yılmaz - Nilipek.
Maske Üretim: Nur Şevval Yılmaz
Oyuncular: Nilipek. Murat Gökhan Doğan
Dağıtım: The Orchard
Mörmır Film 2023
https://www.youtube.com/watch?v=nDBlYK3O1Fs
Echoes Sahne’nin 2023 Mart ayında prömiyerini yaptığı, geçtiğimiz eylül ayında 5. Fringe İstanbul Festivali ile ikinci sezonunu açan Herkes Yolunda oyunu, 27 Kasım’da Kadıköy Boa Sahne’de, 2 Aralık’ta Kumbaracı50’de, 14 Aralık’ta Koma Sahnesi’nde ve 17 Aralık’ta Ankara Aralık Sahne’de tiyatroseverlerle buluşacak.
Yakın çevresindeki insanların aksine “gitme”yi henüz hiç deneyimlememiş genç bir kadının, gitmeye cesaret edişini anlatan Herkes Yolunda, Meltem Gürlevik’in yazıp yönettiği ve aynı zamanda oynadığı ilk oyun olma özelliği taşıyor. Özgün ses tasarımının ve oyuncu bedeninin fiziksel sınırlarını araştırmaya yönelik düzenlenen hareketlerin merkezde olduğu bir hikâye anlatıcılığı biçimi kullanılarak oyunun masalsı dünyası kuruluyor. Oyuncunun, hareket ritmi, zaman, mekân ve seyirci ile kurduğu ilişki sahnede, karaktere özgü olan “oyunsu” tavrı oluşturuyor. Karakterin; kent, sokak ve kadın-erkek ilişkilerine dair meseleleri ile kurduğu ilişki direkt, alaycı ve sorgulayıcı bir tavır üzerinden gerçekleşiyor.
“Karakter, seyirciyle birlikte önce odanın dışından sokağa, sokaktan ormana, denize ve en son bozkıra varan masalsı bir yolculuğa çıkmaktadır. Genç kadın, gitme ve değişme cesaretini kıran toplumsal düzene, ikili ilişkilere, aile yapısına ve büyükşehir yaşantısına karşı dürtüsel tepkiler vermek yerine, kendine özgü alaycı üslubuyla bunları sorgular ve tüm bu olgularla baş etme mücadelesi verir.”
Herkes Yolunda oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Yazan, Tasarlayan ve Oynayan: Meltem Gürlevik
Işık Tasarımı: Seril Aksoy
Ses Tasarımı ve Müzik: Doruk Koç
Oyun Asistanı: Gökçe Gizem
Uzun Işık Operatörü: Melisa Damla
Telli Yapımcı: Meltem Gürlevik
Ortak Yapımcı: Gökhan Civan
Yapım: Echoes
Sahne Süre: 60 dk
Tek perde
Melek Zeynep Bulut’un performatif, deneysel bir mekân kurgusu olan eseri Açık Yapıt, 10 Aralık tarihine kadar AKM’de sanatseverlerle buluşuyor.
Cumhuriyet’in 100. yıl kutlamaları kapsamında 29 Ekim’de, AKM’de sanatseverlerle buluştu. Türkiye’de ilk kez gösterime giren Açık Yapıt, Haziran 2023’te London Design Biennale’de tarihi Somerset House’un avlusunda sergilenmesinin ardından 47 ülke ve 22 üniversite arasından seçilerek Public Award’ı kazandı.
Tüm anıt ve temsillerine nazik bir soru işareti olan bu kent yerleştirmesi, sergi boyunca bir manifesto olarak değerlendirildi ve bu sergilemenin hemen ardından London Design Festival 20. Yıl Özel Seçkisi’ne davet edildi. Tarihi Thames Nehri üzerinde, Londra siluetinde bu kez “asılı bir anıt” olarak sergilenen eserin kürasyonu “yer, aidiyet temaları üzerine bir düşünce” olarak belirlendi. Bu sergileme ile de Mayor of London, Victoria&Albert Müzesi gibi değerli oluşumların jüriliğinde hazırlanan Son 20 Yılın En Etkili İşleri’nin listelendiği The Red Book | Kırmızı Kitap’ta yer alan 30 eserden biri oldu.
Aidiyet ve kent vurgusunu temel alarak “dünya dediğimiz bu katılığa” özel kürasyonu ile iki bakışlı bir sergi, şehrin ortasında yerine yerleşmeyen, dünyaya aidiyetimizi sorgulayan, yer yer sıkışık, yer yer eğreti bir teatral anıt olarak ziyaretçilerle buluşan Açık Yapıt, tanımların anlamını yitirdiği, sınırların bulanıklaştığı günümüzde teatral bir anıt, tüm zamanlara bir soru işareti olarak sembolleşiyor. Eserin ötesinde bir manifesto niteliği taşıdığı çeşitli sanat otoritelerince vurgulanan Açık Yapıt’ın tasarımcısı Bulut, bu yıl aynı zamanda Royal Academy of Arts’ın yaratıcı kurul üyeleri arasında yer alıyor.
Açık Yapıt, HalkBank ana sponsorluğunda, Türk Hava Yolları taşıma sponsorluğunda ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı resmi desteği ile sergileniyor.
Künye:
1-2. Fotoğraf: Mehmed Arda
3. Fotoğraf: Erdem Dilbaz
Kingsley Amis’in hem alternatif tarihe ilginç bir bakış sunan hem de dini dogmatizmin insanları kişisel ve toplumsal açıdan nasıl etkilediğine dair romanı Değişim, Püren Özgören’in çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Değişim, 1976’da en iyi bilimkurgu dalında John W. Campbell Ödülü kazanırken ve Philip K. Dick’in Yüksek Şato’daki Adam eseriyle birlikte anılıyordu. Yıl 1976. Prens Arthur’un hiç ölmediği, dolayısıyla VII. Henry’nin tahta hiç geçmediği, Reform’un, Protestanlığın ve Sanayi Devrimi’nin hiç gerçekleşmediği bir İngiltere. Henüz pek çok bilimsel keşif yapılmamış, motorlu taşıtlar yeni bir icat. Demokrasiden ve bilimden yoksun bu dünyaya Papalık hükmediyor. Kral III. Stephen kısa süre önce ölmüş. Koronun yetenekli sopranosu, on yaşındaki Hubert Anvil cenaze törenindeki ayin sırasında performansıyla herkesi bir kez daha büyülüyor. Ancak Tanrı’nın yüceliğini vurgulamak adına sanatı korumayı arzulayan papanın ve din adamlarının Hubert’in sesinin güzelliğini korumak için birtakım planları var.
“Hubert kendisine söylenenlerin tamamına inanıyordu, ama olacakların en önemli kısmı, yıllar sonra yetişkin bir erkeğe dönüştüğünde dünyanın ona hangi gözle bakacağı söylenmemişti. İşin o faslını anlatabilecek tek bir sözcük bile yok gibiydi: Coğrafi konumu dışında hiçbir şeyini bilmediğin bir ülkede yaşamak gibi bir şeydi bu.”