06 ARALIK, CUMA, 2019

Sanat Yarışmalarında Öncü Bir ROTA

İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nin ev sahipliğinde ikinci kez gerçekleştirilen ROTA 2 Çağdaş Sanat Yarışması, 9 Ekim 2019’da kapılarını açtı. Lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin yanı sıra lise kategorisinden katılımcılara da açık olan ve bu yönüyle oldukça dikkat çeken yarışma, bu bağlamda sanat yarışmaları içerisinde bir ilke de imza atıyor. İstanbul dışından gelen öğrenciler içinse sağladığı pek çok destekle sanatın demokratik ve birleştirici etkisini vurgulayan ROTA 2 Çağdaş Sanat Yarışması sergilenme hakkı kazanan yapıtları izleyiciyle bir araya getiriyor. ROTA 2 Çağdaş Sanat Yarışması, 22 Aralık tarihine dek Plato Sanat’ta ziyaret edilebilir.

Sanat Yarışmalarında Öncü Bir ROTA

Başvuru ve sergilenme aşamasında farklı eğitim düzeylerini yan yana getiren ROTA Çağdaş Sanat Yarışması, sonraki süreçlerde sanat ve kariyer eğitimi de veriyor. Sergilenme hakkı kazanan sanatçılara verilen eğitimde, yaşam ve üretimlerinin sürdürülebilirliği için sanat piyasasına dair önemli bilgiler veriliyor. Güzel sanatlar fakültesi ya da lise gibi kurumlarda eğitim alma zorunluluğunu kaldıran yarışma, Anadolu’dan gelen katılımcılarına da nakliye ve konaklamada ciddi bir destek veriyor. ROTA Çağdaş Sanat Yarışması’nda ikinci kez jüri üyeliği yapan ve serginin küratörlüğünü üstlenen Marcus Graf ile ROTA ve genç sanatçılar üzerine konuştuk.

ROTA Çağdaş Sanat Yarışması, farklı akademik düzeyleri bir araya getiren ve güzel sanatlar alanında eğitim almayan öğrencilerin de başvurabileceği bir platform. Bu bağlamda, katılımcılara sağlanan söz konusu yaklaşım gerek yarışmanın dinamiğini gerekse eser ve katılımcı ilişkisini nasıl etkiliyor?

ROTA'nın lise, lisans, yüksek lisans- doktora olmak üzere üç seviyesi bulunuyor. Üstelik lise öğrencilerinin güzel sanatlar eğitimi alması da yarışma kapsamında zorunlu olmayan bir yaklaşım. Bu bağlamda, farklı farklı seviyelerin bir sergi içerisinde yan yana durması, bana göre seyirciler için çok etkileyici ve çekici. Biz sergilenmeye hak kazanan sanatçıları sergi mekânında iç içe geçiriyoruz ancak bir bölümde lise, bir bölümde lisans ve bir bölümde yüksek lisans gibi farklı bölümlere ayrılan sergileme düzenini de tercih edebilirdik. Oysaki biz onları yan yana koyduk ve iddia ediyorum ki bu sergide, kimi zaman uzaktan bakıldığında lisans mı yoksa yüksek lisans mı pek ayrıştıramadığın bir tavır ortaya çıkıyor. Özellikle liseden katılan genç sanatçı ya da sanatçı adaylarının çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Serginin seyirciye böyle bir oyun sunması hoş, dolayısıyla farklı seviyelerin yan yana olması da bir anlamda sanatın çoğulcu ve heterojen yapısını çok iyi yansıtıyor bence. İkinci olarak, katılan genç sanatçılar için söz konusu durumun iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum çünkü lisedeyken Marmara Üniversitesi’nde doktora yapan birinin yanındasın ve açılışta beraber sohbet edip tanışarak bir tür network ağı oluşturabiliyorsun. ROTA’nın sergi katılımcılarına yalnızca sergilenme hakkı ya da maddi destek değil ödül olarak eğitim de veriyoruz. Eğitim ve seminerlerde farklı akademik düzeylerin beraber olması elbette ki farklı bir öğrenim süreci oluşturuyor. Ben bu durumu hem bir seyirci hem bir küratör hem de eğitim ödülünde ders veren bir hoca olarak çok önemsiyorum. Bu bağlamda lisans ve yüksek lisans gibi eski kategorilerin de yavaş yavaş kalktığını düşünüyorum. Hatta artık ROTA’da Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun olmak ya da orada okumak gibi şartları da kaldırdık çünkü bizim açımızdan katılımcıların okuması yeterli oluyor. Nitekim çağdaş sanatın gidişatı de öyle; daha inter-disipliner ve daha süreç odaklı bir olgu. 

Gerek ROTA Sanat Yarışması gerekse sanat ortamında yaptığınız gözlemler bağlamında “genç sanatçı” kavramını nasıl tanımlıyorsunuz? Genç tanımı sanatçıların yarışmalara, üretim disiplinlerine, sanat platformlarına hatta kendi aralarındaki ilişkilerine nasıl bir etki yaratıyor? 

Genç kavramı üçe bölünebilir aslında. Tabii ki yaş faktörü var ama çok da önemli değil. Örneğin 40 yaşında bir sanatçı olarak da genç kalabilirsin ama bu biraz da senin tavrına bağlı diye düşünüyorum. Ne var ki bu tip yarışmalara genellikle yaş sınırı konuluyor ve 35 yaşın altındakiler “genç” sayılıyor gibi bir durum da olabiliyor. Bizde öyle bir yaş sınırı yok, varsa onu da kaldırdık çünkü günümüzde 32 de 46 da genç olabilir. Dolayısıyla “genç” bir tavır oluyor aslında. Çağdaş, genç, güncel gibi yapıların birbiriyle oldukça yakınlık kurabilen bir tür tavır ve kavramlar ilişkisi olduğunu düşünüyorum.  

​Bir bakıma genç, aslında “yeni başlamak” anlamına da geliyor. Örneğin sen 40 yaşındasındır ama 35 sene başka alanlarla ilgilenip son 5 yılda bizim alanımıza gelmiş olabilirsin. Sık sık böyle örnekler görüyoruz. Jeff Koons bile daha öncesinde başka kariyerler yapıp sonrasında bizim alanımıza gelen sanatçılardan mesela. Bu yüzden, belki yaş olarak genç olmayabilirsin ama bana göre yürüdüğün yolda erken bir dönemde olduğun için gençsindir. 

Üçüncü olarak genç algısının “tavır” kavramıyla ilişkilendirebilir olduğu kanısındayım. Çünkü asi, deneysel, hareketli, cesur gibi kavramları gençlere daha layık görüyoruz. Bu bağlamda yaş olarak olgun birisi de bu şekilde çalışıyorsa ben ona “genç” diyorum. Öbür tarafta tabii ki ters olan bir şey de var. Örneğin; çok genç olan bir sanatçı çok muhafazakâr, tutucu, sıkıcı ve yaşlı işler de üretebilir. 

​Biz ROTA’da yaş sınırını kaldırdık. Diğer yandan yalnızca Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerine çağrı yaptık ancak meslek yüksek okulu ya da farklı yerlerden başvurmak isteyenler de vardı. Sonra şunu gördük ki yarışmaya başvurmak için neden Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okumak zorunlu bir yaklaşım olsun ki? Bunu da kaldırdık. Başvuru koşullarını mümkün olduğu kadar esnek tutmaya çalıştık ancak genç meselesi derken, jüri olarak bizler tipik bir öğrenci olmayan, biraz aykırı ve sık sık görmediğimiz fakat çok değerli bulduğumuz stratejileri seçmeye çalıştık. Sıradan olan peyzajları, figürleri ya da hoş boyanmış, iyi yapılmış ama aslında atölyede de görebileceğimiz işleri seçmemeye çalıştık mesela. Daha minör hatta belki de bir öğrencide görmeyi beklemediğimiz, tuhaf fakat başka öğrencilere de örnek olabileceğini düşündüğümüz işleri seçtik. Genç, dinamik, eleştirel, cesur, aykırı olan sanatçıları seçmeye çalıştık çünkü bunlar önemli ve değerli. Belki bunlar sanat piyasasında veya ortamında çok kolay yer bulamıyorlar çünkü popülist yaklaşımı kullanmıyorlar. Fakat bizim için uzman olarak öyle yaklaşımlar önemli çünkü bu tarz yaklaşımlardan yenilikler doğar ve bizim de ROTA olarak öyle sanatçıları desteklememiz gerekiyor. Hem maddi hem de manevi olarak. Belki de bu nedenle tipik öğrenci sergilerine hiç benzemiyor. ROTA sergileri, Plato Sanat’ta yaptığım diğer sergilerden ya da başka kurumlarda yaptığım sergilerden kalite, estetik ya da farklı bakış açılarıyla baktığımda da hiçbir fark göremediğim bir atmosfere sahip. Bu sergi hakikaten bir öğrenci sergisi gibi değil de tam tersine profesyonel bir çağdaş sanat sergisi gibi oldu. Bu durum büyük ihtimalle jüride ve ROTA’da tuttuğumuz odak noktasından kaynaklanıyor. 

Üretim ve tavırdan bahsetmişken, günümüz genç sanatçılarının dijital üretimlere eğilim gösteren bir yaklaşımla algılandığı izlenimi ediniyorum. Bu bağlamda ROTA’nın farklı disiplinlerden gelen jüri üyelerinden birisi olarak, sözü geçen algı ve/ya eğilime dair elde ettiğiniz izlenimleri ve bu konudaki düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

Öncelikle şunu söyleyebilirim ki her genç sanatçı iyi değildir ancak her olgun sanatçı da iyi ya da güçlü bir sanatçı değildir. Bu sene hem BASE’te hem de ROTA’da jüri üyesiydim ve davet edildiğim daha pek çok jüri üyeliğinde de fark ettim ki güçlü sanatçı sayısı gerçekten çok az. Tabii ki güçlü nedir sorusu tartışılabilir ama az önceki açıklamamın doğruluğuna eminim çünkü en nihayetinde her şey çok öznel ya da göreceli değil. Söylediğin gibi jüride farklı disiplinlerden pek çok önemli isim bir aradaydı; Yasemin Bay yazar, Ayşegül Çinici Yazıcı tasarımcı, Saruhan Doğan koleksiyoner, Ferhat Özgür sanatçı ve küratör olarak da ben vardım. Bizler her disiplinde birini seçtik ve hiçbir sanatçı oylamasında da büyük bir tartışma da yaşamadık. Güçlü bir yapıt ortaya çıkıyor ve kendini zaten belli ediyor, bu nedenle yapıt seçimlerinde de çok nadiren tartışmalar olur. Dolayısıyla katılan sanatçıların en iyi, en güçlü ve bir şekilde ortaya çıkan yapıtlarını seçtik. Çok net biçimde şunu gördük, çağdaş sanatta ve günümüzde disiplinlerarası bir dağılım, major ve minör eğilimler var. Şöyle ki, eskiden major ve minör olan resim - heykel bugün çağdaş sanatta minör oldu. Onun yerine major olarak şimdilerde fotoğraf ve video var. Fakat ROTA’da şunu gördük ki fotoğraf ve video disiplininde yapıtlar pek yoktu; bu alanda olan işler de çok zayıftı ve bizler de şaşırdık. Bunun nereden geldiğini sana çok net söyleyebilirim; Türkiye’de bugün video sanatına dair herhangi bir eğitimi var mı? Yok. Bazı Güzel Sanatlar Fakülteleri sağ olsun bir dönem tek bir ders içeriği olarak fotoğraf ya da video eğitimi koyuyorlar. Fakat yurt dışında video sanatı okumak istediğinde Bill Viola, Nam June Paik gibi video sanatçılarının olduğu, dört senelik bir eğitim alıyorsun. Bu yüzden bizim genç sanatçı dediğimiz ve video alanında çalışmak isteyen sanatçı da hâliyle bir şeyleri tek başına, kendi kendine öğreniyor. Dolayısıyla video ya da fotoğraf gibi dijital üretimler yapan sanatçılar da daha zor çıkıyor. Elbette video sanatçısı çıkabilir ama üretim sürecinin en başında değil, mesela beş yıl sonra çıkar. Medya sanatı da öyle performans da.

​Fotoğraf eğitimiyse bambaşka; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve daha pek çok yerde fotoğraf eğitimi var ancak oralardan iyi fotoğrafçı çıkıyor da iyi bir sanatçı çıkmıyor. Bunun nedeni hedef noktanın fotoğrafçı ve sanatçı arasında farklı bir seçim yapmış olması. Fotoğraf kullanan görsel sanatçı çıkmıyor mesela oradan. BASE’te de benzer bir izlenim edindim. Orada da çok video yoktu fakat yapılan videolar da fena değildi diyorum mesela. Bir iki fotoğraf çok güçlüydü ancak onun dışında çizim ve pentür çok iyiydi. Bu bağlamda bizde, geleneksel alanda bir ağırlık var diye düşünüyorum.

ROTA’nın sergi sonrası verilen eğitimlerini sormak istiyorum. ROTA’ya duyulan ihtiyaçla bağdaştırarak, verilen eğitimlerin sanatçıların üretimi ve piyasadaki süreçlerine dair hangi açıdan, nasıl bir katkı sağladığını düşünüyorsunuz?

ROTA’yı yapma ihtiyacımız çok basit bir sebep aslında. ROTA’yı, Plato Sanat’ın sanatsal ve toplumsal vizyonunun devamı olarak görüyoruz. Plato Sanat, kâr amacı gütmeyen, çağdaş sanatı inceleyen, tartışan, sergileyen ve paylaşan bir alan. Bu durum 10 senedir devam ediyor ve bu noktada biz neredeyse, otomatik olarak genç sanatçılarla çalışır hâle geldik. Dolayısıyla Plato Sanat da bir ihtiyaç meselesi olarak başladı. Öyle bir mekâna ihtiyacımız vardı ve o ortamın da kâr amacı gütmeyen, deneysel ama profesyonel bir sanat mekânı olmasını istedik. 2010 yılında söz konusu platformlar da çok yoktu; SIMENES Sanat vardı kapanmak üzereydi, Akbank Sanat da vardı ama gördüğün gibi sayıca çok azdı. Bu yüzden o dönemler Plato Sanat da bir boşluğu doldurmaya başlaması bakımından önemli oldu. Yine o dönemler öğrencilere yönelik bir şey yapsak mı acaba diye düşünüyorduk, Mamut Art Project vardı ama BASE yoktu henüz. Mamut Art Project, öğrencilere yönelik değil genç sanatçılara yönelikti. Biz bu fikri geliştirdiğimiz dönemde BASE de çıktı çünkü o da böyle bir şeyin varlığına ihtiyaç duydu. Ancak BASE mezun olmak üzere olan öğrencileri sergiliyor. Bu noktada biz bir adım erken başlıyoruz hatta liseden başlıyoruz. Bütün dalları birleştiren başka bir yarışma bildiğim kadarıyla yok, varsa da dediğim gibi ben bilmiyorum. Dolayısıyla ROTA’da genç sanatçılar sanat yolu üzerindeyken onlara destek olarak portfolyo ve/ya sergi nasıl yapılır gibi konuları öğrensinler öte yandan maddi bir destek görerek nasıl üretim yapılır onu da görsünler istedik. Ayrıca gerek benim gibi gerekse diğer jüri üyeleri ve pek tabii sanat alanından başka insanlarla da network kurabilsinler istedik. Bu bağlamda son destek olarak ne verebiliriz diye düşündük ve eğitim vermeye karar verdik. Mesela biz galericilik, küratörlük ilişkileri, portfolyo yönetimi, sanat yazarlığı gibi eğitimler veriyoruz çünkü normalde bu eğitimler plastik sanatlar ya da güzel sanatlarda heykel-resim okuyan öğrencilerin görmediği eğitimler. Kendi bölümleriyle ilgili dersleri alıyorlar ancak atölyeden dışarı çıktıklarında kiminle, nasıl ya da neye göre görüşeceklerine dair hiçbir fikirleri olmuyor. Dolayısıyla böyle bir ihtiyaç doğdu ve biz de bu ihtiyacı görerek ona nasıl cevap veririz sorusundan yola çıktık. Bu sene iki günlük bir eğitim yaptık, geçen sene 1 günlüktü. Katılan sanatçılardan çok olumlu bir dönüş aldığımızı söyleyebilirim.

Son dönemlerde Ankara-İstanbul başta olmak üzere sanat piyasasında görünür olan ve belirli bir deneyime sahip isimlerin aralarında kurduğu şehir dinamiğini oldukça heyecan verici buluyorum. Bu bağlamda söz konusu dinamiğin ROTA’ya katılım ve genç sanatçılar üzerindeki etkisini nasıl yorumlarsınız?

Pek çok Anadolu şehrinde bir sanatçı ya da sanat öğrencisi olarak üretiyorsan, bugün “ben üretimimi nerede sergileyeceğim, kime satacağım ya da kiminle iletişimde olacağım?” gibi sorgulamalar yapmak durumundasın çünkü oradaki kişilerin akademi dışında galerileri de genellikle yok. Ben de Anadolu’da pek çok Güzel Sanatlar Fakültesi’ne gittim ve konuşmalar yaptım. Her şeyin fakülte içinde ve öğrencilikte kaldığını gözlemledim. Bu yüzden öğrencilikten profesyonelliğe geçişin sancılı ve zorlu olabileceğini hatta bu geçişi kolaylaştıran bir kurumun da olmadığını görüyorum. Anadolu’da çoğu zaman bir sergi mekânı, galeri, kurum ya da koleksiyoner bulamazsınız. Maalesef bu bir dengesizlik ve sağlıklı bir durum da değil. Bu nedenle herkes İstanbul’a odaklanıyor hâliyle. Bugün yarın oradaki çocuk İstanbul’a gelecek, keşke orada kalabilseydi ama bu bir ütopya ve elbet bir gün o da buraya gelecek ve buradan kişi ve kurumlarla ilişki kuracak. Dolayısıyla söz konusu ilişkileri ne kadar erken kurarsan sanat dünyasında da o kadar da rahat olacaksın demektir. Mezuniyet töreninde “Ne yapacağım?” diye düşünüyorsan o zaman da geç kalmışsın demektir. Diğer mesleklerde staj yapabilirsin ama sanatçı olduğunda böyle bir durumun da olmadığı için bence bu tip yarışmalara katılmak önemli. Beni, Melike Bayık’ı, Öykü Demirci’yi ya da o sergideki başka kişileri tanıyorlar ve dolayısıyla network ağları bu şekilde gelişmeye başlıyor. Hakikaten biz çok uğraşıyoruz, özellikle liselere girmek hiç de kolay değil çünkü MEB’e bağlı kurumlardan söz ediyoruz. Bizimkiler gidiyor, anlatıyor ve afiş asmak için izin almaya çalışıyorlar. Bu bağlamda çok kapalı kurumlar olduğunu söyleyebilirim ancak Plato Sanat, Plato ya da Ayvansaray Üniversitesi sağ olsun çok büyük bütçeler harcayarak billboardlar, internetler reklamları ve Anadolu’da tanıtım turları yaparak buradaki sanatçı ve/ya sanatçı adaylarını İstanbul'a getirmeye çalışıyorlar. İstanbul’dan katılan birisi olursa da çok güzel olur ama ana hedefimiz İstanbul’dan ziyade İzmir, Bursa, Hakkari gibi Anadolu’nun her noktasına ulaşabilmek. Bu hiç kolay değil. Dolayısıyla biz de yarışmada seçilen sanatçılara çeşitli noktalarda destek vermeye çalışıyoruz. Örneğin nakliyat ve konaklama masraflarını biz karşılıyoruz. Bu network ancak bu şekilde oluşabilir ve bu network ne kadar yaygınlaşırsa hem sanat ortamı için hem toplum için o kadar iyi olur. Sanat ve kültür ne kadar çok yaygınlaşırsa o kadar iyi bir ülke, o kadar iyi bir toplum ve o kadar iyi bir demokrasi söz konusu olur. Dolayısıyla böyle bir yarışma yalnızca sanatsal bir boyutta değil toplumsal bir boyutta da etkiye sahip. Çünkü hakikaten öğrencilere destek oluyoruz. Bu öğrenciler yarın bir gün sanatçı olmayabilir ancak yarattıkları etki nedeniyle seyirciler, üreticiler ve dolayısıyla hepsi arasında iletişimsel ve ilişkisel bir bağ kurmamıza olanak tanıyorlar. ROTA’nın toplumsal, kültürel hatta politik bir boyutu olduğunu söylemek de bu noktada doğru olacaktır.

Son olarak, ROTA’ya katılma konusunda hâlâ çekinceleri olan sanatçı adayları varsa onlara yönelik tavsiyeleriniz nelerdir?

İlk olarak, ben ROTA’ya başvurmayanları anlamıyorum gerçekten. (Gülüyor) Kimi zaman tembellik söz konusu oluyor kimi zaman da güvenmiyorlar kendilerine ya da yarışmayı bilmiyorlar. ROTA’ya başvurmak önemli bir şey çünkü öğrenci odaklı ve ROTA gibi olan başka bir yarışma yok. BASE’e başvuranların sayısı 1700’e yakın bir sayı, dolayısıyla oradaki görünürlük okyanusta balık tutmak gibi geliyor. Nitekim bizdeyse başvuru sayısı 2019 senesinde 300’dü ve bu 300 kişi de farklı bölümlere ayrılıyorlar. Hakikaten güçlü, iyi bir sanatçı için ROTA’da seçilme ve görünür olma ihtimali çok daha artıyor ve bu noktada ROTA’yı önemli buluyorum.

İkinci olarak yarışmaları önemsiyorum çünkü böyle bir yarışmayı kazanamasan bile portfolyo hazırlamayı, eserlerini fotoğraflamayı ve CV hâline getirmeyi öğreniyorsun. Bu hazırlıklar profesyonelleşme sürecinin bir parçasıdır. Galerilere başvurduğunda hata yapamazsın ancak ROTA’da böyle bir şansın var ve en azından bir nevi deneme alanı olarak görülebilir.

​Okurlara son tavsiyem de profesyonel sanatçı olmak istiyorlarsa network ağı kurmak zorundalar. Networking için de sanat yarışmaları ya da jürili sergiler çok iyi bir fırsat. Kazanamıyorlarsa üzülmelerine gerek yok çünkü jüri A olmazsa jüri B olur bazen. Bugün olmazsa yarın olur, elbet olur gerçekten, çünkü iyi bir sanatçının günün birinde iyi yerlere gelebileceğine, bir şekilde ortaya çıkacağına ve bir yerlerde tutturacağına inanıyorum. Sanat, bu bağlamda sadece üretim açısından değil paylaşım ve kariyer açısından da bir maraton gibi. Uzun sürer ve bu noktada çalışkan, azimli, istikrarlı ve inatçı olmak çok önemli. Her okur başvursun, ben yetenek diye bir şeye pek inanmam, sıkı çalışmaya inanırım. Bu yüzden herkesin başvurmasını tavsiye ederim.

0
2538
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage