26 KASIM, CUMA, 2021

“Ait Olmadıkları Yerlere Konumlandırılmış İnsan ve Şeyler”

Bir süredir ev kavramı üzerine düşünen ve çalışan sanatçı Hale Güngör Oppenheimer ile Pg Art Gallery’de sanatseverlerle buluşan ve izleyiciye farklı manzaralardan kesitler sunan dördüncü kişisel sergisi “Yükseklik” üzerine söyleştik.

“Ait Olmadıkları Yerlere Konumlandırılmış İnsan ve Şeyler”

“Tam olarak hangi coğrafyaya ait olduklarını bilemediğimiz bu doğa görüntüleri tek ve ortak bir ev olarak Dünya gezegenine mi gönderme yapmaktadır?”

Yapıtlarında yer alan her çizgiyi bir desen ortaya çıkartmaktan çok hacim sağlamak, derinlik vermek ve yükseklik yaratmak üzere kompozisyonlarına yerleştiren Hale Güngör Oppenheimer, yeni sergisi “Yükseklik”te 2017 yılında gerçekleştirdiği “Subaquatic” ile üretiminde var olan perspektiften bir adım geriye doğru çekilerek, eve artık içeriden değil dışarıdan bakıyor. Oppenheimer’ın eserlerinin temelini oluşturan, sorguladığı “ev” kavramına doğrulttuğu bakış yer değiştiriyor, evin dışına çıkıyor ve olduğu yerden uzaklaşıp yükselerek binalara yöneliyor. “Yükseklik” sergisi kapsamında seyircisiyle buluşan A Geological Study serisinde ise bu bakış daha da “yükseliyor”. Oppenheimer, evin içinde ya da binanın hemen dışında değil çok daha yukarıda pozisyon alarak seyircisine dağları, taşları, tepeleri, denizleri, kumsalları ve ormanları gösteriyor. Oppenheimer’ın galeri duvarına çizilmiş bir dağ imgesinin farklı noktalarına yerleştirdiği değişken boyutlardaki yapıtlar, paspartusuz şekilde iki camın arasında sunularak sergiye hâkim olan bütünlük fikrini tamamlıyor. Hayatı boyunca dünyanın farklı yerlerinde yaşayarak edindiği deneyimlere dair düşünüş şekillerini çalışmalarına yansıtan Oppenheimer’ın bugün belki de olduğu yere çok daha uzaktan bakabildiğini söyleyebiliriz.

Sergiye hazırlık sürecinizle başlayalım. “Yükseklik” sizin Pg Art Gallery’deki dördüncü kişisel serginiz. “Yükseklik” sergisi için nasıl bir çalışma yürüttünüz? Bu işler nasıl bir sürecin sonunda seyircisiyle bir araya geldi?

Ben genellikle elimle düşünen birisi olduğum için “Yükseklik”e hazırlanmaya başladığımda da öncelikle elimin yol göstermesine izin verdim. Bundan kastettiğim herhangi bir beklenti ya da plan olmadan sadece masaya oturup çizmeye başlamak. Yavaş yavaş işler şekil almaya başlayınca da gidecekleri yöne karar vermem ve serginin kavramsal çerçevesini belirlemem daha doğal ve kolay oldu.

​İşler tamamlandıktan sonra benimle beraber Stockholm’den İstanbul’a uçtular ve uzun süredir beraber çalıştığım Çukurcuma’daki çerçevecim tarafından benim için önceden milimetrik olarak hazırlanmış çerçevelerin içerisine girdiler. Galerinin duvarlarını saracak dağın rengi için ise ben halen Stockholm’deyken boya siparişi verildi ve ben geldiğimde dağı grafik olarak yerine oturtmak ve işleri dağın üst çizgisini takip edecek şekilde farklı yüksekliklere yerleştirmek kaldı.

Serginin kavramsal çerçevesinden bahsedebilir misiniz? Ev, doğa ve insan kavramlarını ele alırken ve bir noktada bunları tartışmaya açarken beslendiğiniz kaynaklar neler oldu?

Sanırım hâlen beslendiğim ana kaynak çocukluğumu geçirdiğim ve ev kavramının kafamda yer edinmeye başladığı İsviçre’deki küçük kasaba Mollis’tir. Pg Art Gallery’deki üçüncü kişisel sergim olan “Subaquatic”te Google Earth’de çıktığım yürüyüşler sırasında yeniden karşılaştığım Mollis’teki evleri konu almıştım. Bu sergimde ise dağlara ve yüksekliklere tırmanıyorum, bunun da Mollis’in dağlarla çevrili bir vadide yer alıyor olmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. “Yükseklik”te evden uzaklaşarak evin çevresini incelemeye başlamamı belki de bir sonraki adımımın ne olacağını belirlemek adına çıktığım bir araştırma gezisi olarak görmemiz mümkün olabilir.

Manzara görüntüleri üzerine sulu boya ve kara kalem çalışmaları gerçekleştiriyorsunuz. Bu görüntülerin kaynağı nedir? Farklı teknikler kullanmanızı, çalışma prensibinizi nasıl açıklıyorsunuz?

Öncelikle malzeme olarak kâğıdı seçmemin sebebi kağıdın çok değişken ve affedici olması diyebilirim. Örneğin, çizdiğim herhangi bir şeyin bütününü kullanmamayı tercih edersem kâğıdı istediğim şekilde keserek işin akışını değiştirebilirim. Üzerine dilersem kara kalem ile çizebilir, dilersem akrilik ya da suluboya ile boyayabilir, dilersem kolaj yapabilirim ve bütün bu teknikleri aynı yüzey üzerinde bir arada kullanabilirim. İçime sinmeyen bir şey olursa çok büyük ya da zorlayıcı bir karar vermeme gerek kalmadan bir taslağı imha edebilirim. Aynı zamanda çerçevelenme yöntemlerinin çeşitliliğinden her şekilde yararlanabilirim. Teknik seçimimi bu şekilde açıklayabilirim.

Kullandığım manzara görüntüleri türlü seyahat dergilerinden bulduğum görsellerden oluşuyor. Bu imgeleri seçerken onların hangi kesitlerinin nasıl kullanılabileceğini, içerilerindeki çizgilerin nasıl devam ettirilebilip nereye gidebileceklerini ve renklerin nasıl bir bütünlük sağlayabileceklerini elimden geldiğince öngörmeye ve planlamaya dikkat ediyorum. Görsellerin nereden geldiklerini ise bilinçli bir şekilde görmezden gelmeye çalışıyorum. Bunun sebebi ise kendilerine yeni bir yerleşim bulup türlü dönüşümlere uğrayacaklarını bildiğim için, herhangi bir verilenin ya da kafamda o manzaraya dair oluşabilecek bir görüntünün bunu etkilemesini tercih etmemem diyebilirim.

Eserlerinizdeki geçişlerde mükemmel bir armoni var. Sergileme tekniğinizle birlikte de tüm eserler birbirlerine eklemleniyor. Eserler arasında nasıl bir diyalog kuruyorsunuz?

Önce işlerin üretim aşamasında ve sonra serginin kurulum aşamasında en çok dikkat ettiğim nokta buydu diyebilirim. Apayrı yerlerden gelen ve birbirlerinden tamamen kopuk parçaların birbirlerine ve bir yere aitlermiş gibi algılanmalarını sağlamak en büyük önceliğimdi. Bu illüzyonu yaratma sürecinde her milimetrenin çok büyük önemi vardı. Çerçevelenmiş işlerin duvara asılma süreci bu nedenle tahmin edersiniz ki oldukça uzun sürdü.

Burada renk seçimleriniz üzerine de konuşmak istiyorum, renk seçimlerinizi belirleyen temel şey ne oluyor?

İlk olarak seçmiş olduğum kolaj öğelerinin renklerini kılavuz olarak kullanarak kâğıdın üzerinde kullanacağım renkleri biraz da olsa netleştirebiliyorum. Elbette çalışma aşamasında bu renkler nüans ve kompozisyona bağlı olarak değişim geçiriyorlar. Kolaj öğelerini seçerken ise sanırım gözüm ve elim etrafımda görmeye alışık olduğum ve beni evimde hissettiren renklere gidiyor. Bunlar da genelde doğada görebileceğimiz, yapay olmayan renkler oluyor.

Özellikle bu serginizde yer alan eserlerinizde daha çok doğa görüntülerine yer veriyorsunuz ve “ev” konusunu irdeliyorsunuz. Eserleriniz içinde “insan” kendine nasıl bir yer ediniyor? Doğa, ev ve insan arasında kurduğunuz ilişkiyi bize açabilir misiniz?

Hem işlerimde uzun süredir kullandığım kolaj tekniğini hem de sıkça karşınıza çıkan kaya ve taş imgelerini hayali bir çığın ürünleri olarak betimlemek isterim. Bütünden kopmuş ve yeni mekânlarda yerleşim kurmuş bu parçalar ve ait olduğu ilk yerden ayrılıp kendini yeniden konumlandırmış insan arasındaki paralelliği ben bu şekilde kuruyorum. Önceki serilerimde aynı fikri evin içerisinden çıkartılıp doğaya yerleştirilmiş eşya ve mobilyalar aracılığıyla da irdelemiştim. En kısa ve öz hâliyle açıklamaya teşebbüs edecek olursam öncelikli ilgi alanım ait olmadıkları yerlere konumlandırılmış ve buralarda kendilerine yer açabilmiş insan ve şeyler diyebilirim

Bir önceki seriniz “Subaquatic”te bakışınızı evin dışına çıkartarak olduğunuz yerden uzaklaşıp yükselerek binalara yöneltmiştiniz. “A Geological Study” serinizde ise bakışınızı çok daha yukarıda pozisyon alarak dağlara, taşlara, tepelere, denizlere, kumsallara ve ormanlara yönlendiriyorsunuz. Bu değişimin bir sanatçı olarak size sunduğu imkânlardan ve izleyicide bırakmak istediğiniz etkilerinden bahseder misiniz? Eserlerinizin nasıl bir karşılık bulmasını istiyorsunuz?

Kariyerimin büyük bir bölümünü ev kavramı etrafında düşünerek ve üreterek geçirmiş olmamın sebebi sanırım aşikârdır. Erken yaşta başlayıp yetişkin hayatımda da devam eden yer değiştirmeler beni bu konu hakkında çok düşünmeye itti. Uzunca bir süre işlerim aracılığıyla evin içini irdeledim. Eşyaların, mobilyaların ve sahip olunan diğer şeylerin gerekliliğini, sembolizmini ve anlamını sorguladım. Bir süre sonra dışarı çıkıp evin cephesini inceledim. Şimdi ise evin bulunduğu yerlere ve etrafına odaklanıyorum. Merakı daim bir sanatçı olarak bakış açısı değiştirmek beni çok heyecanlandıran bir şey. Aynı konuya farklı yerlerden bakarak hem kendimi geliştirebiliyor hem de umuyorum ki izleyiciye taze bir şeyler sunabiliyorum. Beklediğim karşılık sanırım izleyicinin bir yerlerden bir şeyleri tanıması, sıkça yaptığım gibi beklenmedik yerlere sakladığım küçük ipucu ve detayları belki yakalaması ve sergide kendini bir bağlamda evde ya da bir yere ait hissetmesi diyebilirim.

Henüz yeni bir serginiz var ama ben yine de gelecek planlarınızı da öğrenmek istiyorum. Yurt dışında yaşayan bir sanatçı olarak Türkiye’de veya başka bir yerde planlarınız var mı? Sizinle nerelerde, hangi eserlerinizle karşılaşacağız?

Şu anda hâlen İstanbul’da Pg Art Gallery´de devam etmekte olan kişisel sergim dışında Arnavutluk’ta devam eden bir grup sergisinin bir parçasıyım. Yeni işlerimi son on senedir olduğu gibi başta Contemporary Istanbul olmak üzere İstanbul’daki çeşitli fuarlar kapsamında görebileceksiniz. Yurt dışında yaşayan bir sanatçı olduğum için kişisel sergilerimin arasında Türkiye’deki izleyicilerle bağlantımın ve diyaloğumun sürekliliği açısından özellikle fuarların önemi büyük. Aynı zamanda 2022’de ikamet ettiğim Stockhom’de birkaç proje ve serginin parçası olmayı planlıyorum.

Hale Güngör Oppenheimer’ın “Yükseklik” başlıklı kişisel sergisini 2 Aralık 2021’e kadar Pg Art Gallery’de ziyaret edebilirsiniz.

0
4971
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage