03 ARALIK, CUMA, 2021

Tablodaki Tablo’da Estetik Anlayış

Andre Chastel’in hem bir eserin varoluşunu hem de bir varlığın mevcudiyetini sınırlandıran çerçevenin bulunuşunu sanat tarihi üzerinden sorguladığı kitabı Tablodaki Tablo ile Moritz Geiger’ın türlü sanat dışı tutumları göster­mek ve sanat nesnesine yönelik değerler estetiğine giden yolları açmak istediği kitabı Estetik Anlayış üzerine bir yazı.

Tablodaki Tablo’da Estetik Anlayış

Andre Chastel’in Tablodaki Tablo ve Moritz Geiger’ın Estetik Anlayış kitapları. Bazı kitaplarla ilgili o kitapları incelemekten ziyade duygularımı aktarmak istiyorum fakat bu sefer de duygularımı aktarmakta, ifade etmekte güçlük çekiyorum. Sanat adına, estetik adına, tablolar, resimler, dönemler ve günümüze kadar oluşumunu, gelişimini hiç bitirmeksizin devam eden sanat akımları adına beni çok heyecanlandıran iki kitap üzerine yazmak tabii ki duygularımı da harekete geçiriyor. Bu durum üzerine yazmak istediğim kitaplarla ilgili sorumluluğun tüm kaygılarını ortadan kaldırıyor aslında çünkü sevdiğim konular üzerinden kişisel alanıma yaklaşan ve giren kitaplara duygularımı açmakta, bu türde kitapları duygularım vasıtasıyla yorumlamaktan imtina etmiyorum. Doğu Batı Yayınları tarafından yayımlanan Tablodaki Tablo ve Estetik Anlayış kitaplarından işte bu hissiyatlar üzerinden bahsedeceğim.

​Bir tabloya ne kadar süre bakabilirsiniz; birkaç dakika, yarım saat? Baktığınız tabloya göre değişiklik gösterecek olan bu durum, duygularınızın ne şekilde tetiklendiğiyle ilgilidir aslında. Ve çoğu insan bir tablonun önünden geçerken yarım saliselik bir göz ucu atımıyla yetinir ve tablonun önünde durarak dakikalarca tabloya bakan kişiye hayret eder; “Bu kadar bakacak ne vardır ki?” Konumuz bu değil tabii, fakat çoğu insanın zihni, zihinlerimiz, bilincimiz bir şeyleri (sanatla ilgili olan her şeyi, bir tabloyu, bir tiyatro oyununu, bir kitabı) estetize etmekte güçlük çeker ve bu güçlük bazı insan zihinlerinde estetik anlayışın tamamen ortada kaldırılmasıyla bir daha karşılarına çıkmayacak şekilde yok edilir. Sorumluluk ortadan kalkmıştır. Çok ciddi girişilen hayat mücadelesi içerisinde bir de bu sanat yapıtlarıyla uğraşılmayacaktır artık. Tüm bunlara karşılık sanatçılar neden tablonun içinde başka bir tablo arama ihtiyacını hisseder veya sanatın, güzel-çirkin karşıtlığını aşıp, dünyaya ve insana yöneldiği, bir değerler çokluğunu gerçekleştiren bir eylem olarak görüldüğü çağda, özne merkezli psikolojik yaklaşımın estetik bilimi için yetersiz kalacağı gerçeği nasıl açıklanır sorularını soranlar olacaktır elbet. Ve sanat adına tüm bu olup bitenlerden, oluşumlardan, gelişmelerden, sorulan sorulardan meraklarını cezbedici derecede heyecan duyanlar; yani sanatseverler, bizler olacağızdır hep.

The Art of Painting
1665-67
Oil on canvas, 120 x 100 cm
Kunsthistorisches Museum, Vienna

Konunun Tam Kalbi; Tablodaki Tablo

Andre Chastel’in Tablodaki Tablo kitabından başlayalım. Bu kitap, sanatı sevmekten hiç vazgeçmeyeceğime göre, ömrümün sonuna kadar elimi bırakmayan kitaplar arasında yer alacak. Kitabın kapağı 16. yüzyıl barok ressamlarından Johannes Vermeer’in Ressamın Atölyesi isimli tuval üzerine yağlı boya resmi ile karşılıyor bizleri. Popüler kültürümüz Vermeer’i İnci Küpeli Kız tablosundan tanıyor elbet. Vermeer 17. yüzyıl itibariyle tablo -içinde- tablo akımını yaratmış üç ressam arasında en önemli olanı; diğer iki önemli ressam Rembrandt ve Frans Hals. Ressamın Atölyesi tablosu, tablo içinde tablo örneklemelerinin başında yer alıyor. Kitap ilk olarak bu tablo ile ikinci olarak da şu cümle ile merakımızı cezbediyor: “Bütün ile ayrıntı arasındaki ilişki.” Birbirinden ayırt edemeyeceğimiz, birbirinin içine geçen anlam bütünlüğü, resmin tamamı, tablo ile bir kısmı, motif ile olan ilişki. Sanat içerisinde böyle bir anlatım, edebiyattan da önce, -hatta müzikten de önce- resimle karşımıza çıkıyor olabilir mi?

Andre Chastel konunun hassasiyetinin farkında olarak, “Eksiksiz bir soruşturma mümkün olmadığından ancak merak uyandırıcı veya çarpıcı bazı örnekleri ele almakla yetineceğim.” diyor fakat ilk etapta şunu söyleyerek; “Akdeniz seramiği ve freskinde, Ortaçağ minyatüründe sıklıkla, bir vazonun, bir adak resminin, bir tablonun küçültülmüş imgesini buluruz.” İlk cümleden son cümleye nasıl ayrıntı içeren bir kitapla karşı karşıya olacağımızın sinyallerini de vermiş oluyor böylelikle. 15. yüzyıldan 17. yüzyıla gelinen aşamalar boyunca resim köklü bir şekilde öznelleşecek, motif şaşırtıcı bir şekilde değer kazanacak ve kitap boyunca bu konuda çok değerli örnekler verilerek, resimde sanat tarihine geçmiş ressamların muazzam resimlerini de tüm ayrıntılarıyla görecek, çoğu yerde resme bakmaktan kitabı okumayı bırakır hâle gelerek kitap içerisinde uzun uzun durulan (aynı bir tablonun önünde dakikalarca durur gibi) zaman dilimleri içerisinde bulacaksınız kendinizi. Mesela Rembrandt’ın meşe pano üzerine yağlı boya tablosu, tablo -içinde- tablo örneklerinin en iyileri içinde yer alan, 1646 yılında yaptığı La Sainte Famille (Kutsal Aile) tablosuna bakakalmak, bir kitabın içinde kaybolmaktan farksız.

The Holy Family with a Curtain
1646
Oil on wood, 46,5 x 69 cm
Staatliche Museen, Kassel

“Konunun tam kalbindeyiz; ama bu kalbi çok hafif hafif dinlemek gerekir, zira dünyanın en ünlü ve en etkileyici yapıtlarının bazılarını sorgulamak zorundayız.” Andre Chastel’in ressamlara ve yarattıkları resimlere dair gösterdiği bu hassasiyet ressamların kendilerinden sonra, resmi ve sanatı seven kuşaklarda yarattıkları etkileri açıkladığı kısımlarda gizli.  Ressam kendi sanatının kudretine dair eriştiği keskin bilinci bize haber verdiği zaman Rembrandt etkisi; tablo ressamın düşünsel niteliğini azami düzeyde vurguladığı zaman Vermeer etkisi ve nihayet ressamın gizemli tarafına vurgu yaptığı zaman Velázquez etkisi… Tablo -içinde- tablo ressamlar odağında kompozisyonlara özgü biçimsel kesinliğin en etkin unsuru olarak sunuluyor ki bu durumu Chastel; “Bu büyüklükte üstatların bunca istifade edilmesi için, tablo -içinde- tablo motifinin otuz kırk yıl boyunca yayılması ve iyice işlenmesi gerekiyordu.” diyerek açıklıyor. Johannes Vermeer ile beraber Rembrandt, Frans Hals ve Velázquez tür tablosu diye adlandırılan ve “resme övgü” diye tanımlanan önemli bir türün altına da imzalarını atarlar. Bu yaratım süreçlerinde kışkırtıcı olacak şekilde başrolü alan Rembrandt, bu kışkırtıcı yaratımı seven Velázquez ile beraber resim adına yeni bir kavram olan “ters döndürülmüş çerçeveyi” öne çıkarırlar. Resme övgü, asiller topluluğunun portresi ile atölye temasını, sanatın soylu tarafı ile içli dışlı tarafını bir araya getirerek gerçekleşir. Velázquez’in tuval üzerine yağlı boya 1656 yılı yapımı Las Meninas (Nedimeler) tablosunun önünde duralım mı biraz?

Las Meninas or The Family of Philip IV
1656-57
Oil on canvas, 318 x 276 cm
Museo del Prado, Madrid

“Tablo -içinde- tablonun, iç mekânların resmedilmesi sayesinde, bazen neredeyse asli bir değer ve anlam kazandığı 17. yüzyılın ana safhası ile tablo -içinde- tablonun muzafferane biçimde yeniden ortaya çıktığını göreceğimiz 19. yüzyılın ana safhası arasında resim tarihinin bütün bir kuşağı uzanır; bu kuşakta tarih tablosu ve peyzaj, iç mekân sahnelerine özgü bir motifi dışarıda bırakır, kaldı ki zihinler de ikilemenin ve sembollerin yarattığı oyunlara yatkın değildir.” Hem bir eserin varoluşunu hem de bir varlığın mevcudiyetini sınırlandıran çerçevenin bulunuşunu sanat tarihi üzerinden sorgulatan, bu odakta Andre Chastel’in iki önemli metninin bir araya getirildiği Tablodaki Tablo kitabı 16. yüzyılda filizlenmeye başlayıp 19. yüzyıla ulaşan resim sanatı estetik anlayışını gayet derli toplu bir şekilde önümüze koyarak, resimlerin önlerinde durup kendilerine istediğimiz kadar zaman ayırabilme vaktini bize veriyor.  

Değerler Estetiğine Giden Yollar

Moritz Geiger’ın, Estetik Anlayış kitabı ile devam edebiliriz çünkü 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, özne merkezli psikolojik yaklaşımların estetik bilimi için yetersiz kalmasıyla estetik anlayışın “değerler estetiği” tabiriyle karşımıza çıkması sanat dışı tutumları göstermek ve sanat nesnesine yönelik değerler estetiğine giden yolları göstermesi açısından da önemli. Geliştirilen ve anlamlar kazandırılan resimde tablodaki tablo yaratımlarından değerler estetiğindeki yeni ivmelere; nereden nereye diye düşünmeden edemiyor insan Estetik Anlayış kitabının daha ilk sayfaları itibariyle. ”Estetiğe giriş yolu, temelde, “bizim kendi estetik yaşamımızdan” geçer. Ne kadar derin olursa olsun hiçbir metafizik, ne kadar derin düşünceler taşırsa taşısın hiçbir düşünce sistemi, kendi yaşamımızın yerine geçemez.”

Estetik Anlayış
 kitabının kapağına değinmeden geçemeyiz. İspanyol ressam, illüstratör ve marangoz olan Pere Borrell’in 1874’te yaptığı Eleştiriden Kaçış tablosu çerçevesinden büyümüş gözleri, şaşkınlık içeren yüzüyle fırlayan bir çocuğun sanki hayatımızın odağına yerleşecekmiş izlenimi veren ruh hâliyle dikkatimizi çekerken, tedirginlik hissini de beraberinde getirmekte. Maruz kaldığımız eleştiri ve “eleştiriden kaçış” hâllerimiz tam da bu duygu dalgalanmalarına tekabül etmez mi? Kitabın kapağı bu yüzden dikkat çekmek veya çarpıcı olsun diye değil, Moritz Geiger’ın “estetik anlayışın” 19. yüzyıl ile birlikte değişimiyle ilgili değindiği konu başlıklarına tam ve yerinde bir kitap kapağı seçimiyle örtüşüp, tamamlanmakta.

“Sanat Yaşamında Amatörlük”, “Sanatta Yüzeysel ve Derin Etki”, “Sanatın Ruhsal Anlamı”, “Fenomenolojik Estetik”; bu dört konu başlığından oluşan kitap “estetik anlayış” konusu içerisine adım adım girmemizi sağlıyor, anlaşılır olmaktan ziyade, sanat içerisinde estetik konusunu doğru bir yerden anlatma isteğiyle. Hayatı, insan yaşamını içeren durumlar mevzu bahis çünkü. İlk adım itibariyle sanat yaşamındaki amatörlüğün tutulacak yanı yoktur diyen Geiger; “Sanat yaratımlarında alçakgönüllü bir amatörlük, zararsızdır.” diyor. Muhakkak öyle. Geiger, sanat yaşamındaki amatörlükten birinci olarak, eğer sanat yapıtı kendisinde bulunan değerlerden doğmayan, kaynağı başka bir yerden doğan yaşantılar oluşturursa ve ikinci olarak bu yaşantılar gerçek sanat yaşantıları olarak görülürse söz edilebilir diyor şu tespitini de ekleyerek, “… gerçek sanat yaşamın girdiğini ileri sürmezse, sanat yaşamında amatör sayılmaz.”

​​
“Sanatta Yüzeysel ve Derin Etki” bölümünde estetik teorilerin tepeden bakmalarına değinen Geiger, bu tepeden bakmalara karşı, “karşı akımlar” oluştuğunu, psikolojiye dayanan estetiğin bu akımların sözcüsü olduğu, sade günlük yaşantılar ile sanatın etkisi arasında o zamana kadar kanıksanan teorilerin ileri sürdükleri gibi bir uçurumun bulunmadığını savundu. Bu bölümde anlatılmak istenen sanatta yüzeysel ve derin olan estetiğe yaklaşım üçüncü bölüm olan “Sanatın Ruhsal Anlamı” bölümünü daha nitelikli hâle getirmekte. “Sesler, birbirine katılıyor senfonilerde; çizgiler süslemelerde: ve hep aynı oyun –renklere ve çizgilere ve taşlara bizim üzerimizde duyulmamış bir güç kazandırıyor. Bu nasıl oluyor? Böyle bir mucizeyi gerçekleştiren, her zaman yaşadıklarımızdan nitelik bakımından bambaşka olan, ancak dinsel duyguların ve metafizik bilginin derinden kavranmasına benzeyen etkiler yapan bu ruhsal olay nasıl bir şeydir?” Kitabın bu en uzun bölümü günümüzün yaşamda ve sanatta estetik anlayış boyutunu işte bu kapsamlı sorular eşliğinde irdeliyor. Ve kitabın son bölümü olan “Fenomenolojik Estetik”te estetik anlayışın yöntemleri üzerine söz alıyor Geiger. “Yöntemler denenmek içindir, yöntemler uygulanmak isterler.” Estetik anlayışta sanatçılar ve yapıtlarına ilişkin hayatın ve insan yaşamının üstüne çıkan hangi olağanüstü yapıtlardan örneklerin verildiğini bu bölüm odağında şöyle bir düşünün isterseniz. Bağımsız bir bilim olarak estetik; felsefe disiplini olarak estetik; başka bilimlerin uygulama alanı olarak estetik. Kitabın en kısa bölümünün bu yoğunlukta olması merakınızı cezbedici değil de, nedir?

Bir Sanat Tarihçi, Bir Filozof, İki Çevirmen

İtalyan Rönesansı üzerine, sanat tarihi üzerine önemli araştırmaları ve kitapları bulunan Andre Chastel ve Münih Fenomonoloji okulunun üyesi filozof Moritz Geiger, bu iki büyük akademisyen, sanatın neden var olduğu ve hayata katkıları üzerine gerçekleştirdikleri araştırmalarla sanata en az sanatçılar ve eserleri kadar hizmet ettiler. Onlar olmasaydı bakış açılarımızı ve yapıtları anlama, yorumlayabilme edimlerimizi bu denli geliştirebilir miydik? Anlama ve ilerleme adına koltuk değnekleri olmaktan ziyade, düşüncelerimizi doğru yönde şekillendiren el vazifeleri ile kendi dallarında önemli araştırmalara imza atan bu iki düşünce insanının kitaplarını okumanın niteliği okuyan kişinin düşüncelerini doğru yönde geliştirmesi açısından vazgeçilmez. Doğu Batı Yayınları’nın bu türde kitapların daha nicelerini dilimize kazandırıp okuyucuya sunmakta kararlı bir şekilde ilerleyeceklerine eminim. Estetik Anlayış kitabının çevirmeni çok değerli edebiyat akademisyeni, genelde felsefe kitapları çevirileri ile tanınan Tomris Mengüçoğlu, Moritz Geiger araştırmalarını tanımamızda yadsıyamayacağımız bir değere sahip sanat dünyamız için. Minnetle anıyorum. Tablodaki Tablo kitabının çevirmeni Murat Erşen. Çağdaş çevirmenler arasında değeri tartışılmaz olan, kendisinin vasıtasıyla okuma imkânı bulduğumuz kitaplar adına birçok kez teşekkür ettiğim, fakat bu kitapla ayrıca teşekkür edilmesi gerekir, çünkü resim sanatı söz konusu olduğunda çevirinin içine başka teknik detayların girdiği, dipnotlarına varana kadar iğneyle kuyu kazmaya benzeyen detaylarla çevirinin yapılması gereken bir durumla karşı karşıya kalındığı için, ne kadar teşekkür edilirse edilsin az kalacak bir nitelikle karşı karşıyayız. Zaten uzun bir yazı oldu fakat duygularımı anlatmak adına daha uzun bir yazı da olabilirdi rahatlıkla. Her iki kitabı da alıp okumalısınız, hem kitaplığınızda bulunması gereken kaynak kitaplar olması açısından hem de ne demek istediğimi anlayıp, duygularımın ne kadar derin olduğunun kavranabilmesi açısından. Sadece sanat, bütün ile ayrıntı arasındaki ilişkinin nasıl değerli olduğunu bize hissettirebilip, kavratabilir çünkü.    

Tasarımdaki görsel künyeleri:
Rembrandt - Parable of the Rich Man
1627
Oil on oak, 32 x 42 cm
Staatliche Museen, Berlin

0
5053
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage