20 TEMMUZ, PAZARTESİ, 2026

Hatırlamak mı, Var Olmak mı?: “Kayıp Anılar Ekspresi”

Shim Eunjung ile Choi Hyunyu’nun kaleme aldığı, zamanla yarışılan bir yolculukta hafızanın, pişmanlığın ve hatırlamanın bedelini ortaya koyan bir hikâye anlatan Kayıp Anılar Ekspresi romanı üzerine bir yazı.

Hatırlamak mı, Var Olmak mı?: “Kayıp Anılar Ekspresi”

Shim Eunjung ile Choi Hyunyu’nun birlikte kaleme aldığı Kayıp Anılar Ekspresi ilk bakışta ölüm melekleri, öteki dünya, kötü ruhlar ve fantastik tren yolculuklarıyla örülü sürükleyici bir macera gibi görünse de çok daha farklı türden meseleleri tartışmaya açan, aynı zamanda çift yazarlı bir roman olarak ön plana çıkar. Roman boyunca okur, ölümden sonraki yaşamı konu alan sıra dışı bir evren içerisinde ilerlerken aslında hafızanın bireysel kimliği nasıl kurduğu, insanın kendisini geçmişi aracılığıyla nasıl tanımladığı ve unutmanın yalnızca zihinsel değil ontolojik bir kayıp anlamına gelip gelmediği üzerine de özel bir tartışmaya çekilir. Roman, nihayetinde fantastik kurgunun imkânlarını kullanarak modern psikolojinin, nörobilimin ve felsefenin en önemli tartışmalarından biri olan kişisel kimlik problemini edebiyatın merkezine taşır.

Kriz müzakerecisi olarak çalışan Cha Suhan, büyük bir baş ağrısıyla bilincini açtığında kendisini sisler içerisinden ilerleyen tuhaf bir trende bulur. Karşısındaki genç kadın kendisini bir ölüm meleği olarak tanıtır; trense yaşayanların değil ölülerin son yolculuğunu gerçekleştirdiği Samdocheon Ekspresi’dir. Suhan başlangıçta bunun mantıklı bir açıklaması olduğuna inanmak ister; kaçırıldığını, bir komplonun içine düştüğünü veya psikolojik bir kriz yaşadığını düşünür. Ancak trenin saldırıya uğraması, karanlık bir yaratığın ortaya çıkması ve ölüm meleklerinin onu kurtarmasıyla birlikte gerçek giderek belirginleşir. Kısa süre sonra Suhan, aslında öldüğünü ve öteki dünyaya geçtiğini öğrenir. Bu olağanüstü giriş, klasik fantastik romanlarda görülen “eşik geçişi” motifini andırsa da burada esas mesele ölüm değildir. Ölüm yalnızca daha büyük bir sorunun başlangıcıdır; çünkü Suhan’ın anıları parçalanmış, kimliğini oluşturan geçmişi büyük ölçüde yok olmuştur. Roman böylece daha ilk bölümlerde fiziksel ölüm ile zihinsel ölüm arasında önemli bir ayrım kurar. Beden ölmüş ancak burada asıl mesele ölüm değil, hafızanın kaybıdır.

​Hafızanın yalnızca geçmişi saklayan edilgin bir depo olmadığı roman boyunca çeşitli sahnelerde vurgulanır. Ölüm meleklerinin anlattığı sisteme göre ölen her insan, yaşamının en önemli anıları üzerinden yargılanmaktadır. Bu nedenle öteki dünyaya gelen ruhların önce unutulmaya başlayan hatıraları yeniden canlandırılır, ardından bu anılar doğrultusunda kişinin yaşamı değerlendirilir. Bu kurgu son derece dikkat çekicidir; çünkü roman ahlaki kimliği bile hafızaya bağlamaktadır. İnsan iyi veya kötü biri olduğu için değil, yaşamını oluşturan deneyimleri taşıdığı için belirli bir kimliğe sahiptir. Eğer bu deneyimler silinirse yargılanabilecek bir kişilik de ortadan kalkacaktır. Dolayısıyla anılar yalnızca geçmişe ait görüntüler değil, bireyin etik varlığının temelidir. Suhan’ın yaşadığı kriz bu nedenle yalnızca anılarını hatırlayamamaktan ibaret değildir. Roman ilerledikçe okur onun davranışlarında giderek artan bir yabancılaşma hisseder. Suhan mesleğini, bazı reflekslerini ve konuşma biçimini hatırlamaktadır; ancak bu bilgilerin hiçbirisi ona kim olduğunu gerçekten söyleyemez. “Ben bir kriz müzakerecisiyim,” (Eunjung ve Hyunyu, 2026: 15) demesi bile kimliğini yeniden kurmasına yetmez. Çünkü meslek, insanın yalnızca toplumsal rolünü ifade eder. Oysa bireyin karakteri çocukluk deneyimleri, aile ilişkileri, travmaları, sevgileri, korkuları ve seçimleriyle oluşmaktadır. Roman burada önemli bir ayrım yapmaktadır: Bilgi ile hafıza aynı şey değildir. İnsan hakkında birtakım biyografik bilgiler bilinse bile bunların duygusal karşılığı yoksa gerçek kimlik de kurulamaz. Suhan’ın sürekli olarak çevresine yabancılaşmasının nedeni tam da budur. Kendisi hakkında birtakım verileri bilmektedir; fakat bu verilerin hiçbirine duygusal olarak ulaşamamaktadır.

Kayıp Anılar Ekspresi, hafızayı fiziksel olarak parçalanabilir bir nesne gibi ele alır. Kötü ruhun saldırısıyla birlikte insanların anıları Samdocheon Nehri’ne dağılır ve ölüm melekleri bu parçaları tek tek bulmak zorunda kalırlar. Bu anlatı tekniği, soyut bir kavram olan belleği somutlaştırır. Hafıza artık yalnızca zihinsel bir süreç değildir; kaybolabilen, çalınabilen, parçalanabilen ve yeniden birleştirilebilen maddi bir varlığa dönüşür. Böylece okur unutmayı psikolojik bir eksiklik olarak değil, fiziksel bir yıkım olarak deneyimler. Özellikle kötü ruhun “ölülerin anılarıyla beslenmesi”, unutmanın yalnızca bireysel değil toplumsal bir felaket olduğunu da düşündürmektedir. Zira hafıza kaybı arttıkça kötülük güçlenmektedir. Roman bu yönüyle modern çağın kolektif hafıza tartışmalarına da göndermede bulunur. Geçmişini unutan toplumların manipülasyona açık hâle gelmesi gibi, geçmişini unutan birey de kendi benliğini savunamaz duruma düşmektedir.

Bu düşünce, Suhan’ın ilk görevinde daha belirgin hâle gelir. Ölüm meleği Wonjeong ile birlikte yaşlı Profesör Lee Mi-ae’nin kaybolan anılarını bulmak üzere onun geçmişine yolculuk yaparlar. Burada roman yalnızca fantastik bir macera anlatmaz; insan hayatının hangi anlardan oluştuğunu sorgular. Mi-ae’nin çocukluğu, ailesiyle yaşadığı mutlu günler, üniversite yılları ve dostlukları hızla gözlerinin önünden geçerken okur, insan hayatının aslında birbirine eklenmiş sayısız küçük anının toplamı olduğunu fark eder. Kayıp halka ise tam da bu sürekliliğin kırıldığı noktayı temsil etmektedir. Bellekte oluşan boşluk yalnızca birkaç ayın kaybolması değildir; kişinin bütün yaşam anlatısının kopmasıdır. Anlatı kuramı açısından bakıldığında kimlik de zaten insanın kendi yaşamını anlamlı bir hikâye hâline getirebilme becerisidir. Eğer hikâyenin ortasında büyük bir boşluk oluşursa karakterin kendisi de parçalanmaya başlar.

Wonjeong karakteri, davranışları ve romana dâhil ettiği yeni tartışma alanlarıyla bir tür etik merkezi oluşturur. O, her ruhun anısına büyük bir saygıyla yaklaşır. Suhan ise başlangıçta anıları yalnızca kendi hafızasını geri kazanmanın aracı olarak görmektedir. Ancak görevler ilerledikçe başkalarının yaşam öykülerine tanıklık ettikçe empati kurmayı öğrenir. Böylece roman, kimliğin yalnızca bireyin kendi geçmişinden değil, başkalarının hikâyelerini anlayabilme kapasitesinden de beslendiğini göstermektedir. Başkasının anısına tanıklık etmek aynı zamanda kendi insanlığını yeniden keşfetmektir. Bu nedenle Suhan’ın gelişimi yalnızca kayıp anılarını bulmasına değil, başkalarının hayatlarını anlamasına bağlıdır.

Kayıp Anılar Ekspresi’nin tren metaforu da hafızanın ontolojik işlevini güçlendiren önemli unsurlardan biridir. Samdocheon Ekspresi zaman içinde ilerleyen sıradan bir tren değildir; geçmişe, bilinçaltına ve yaşamın dönüm noktalarına doğru hareket eden sembolik bir araçtır. Her vagon farklı bir insanın yaşamına açılan kapıya dönüşür. Raylar doğrusal görünse de yolculuk doğrusal değildir; çünkü hafıza kronolojik değil, duygusal çağrışımlar üzerinden işlemektedir. Bir çocukluk kokusu, eski bir şarkı ya da küçük bir yara izi bütün geçmişi yeniden görünür kılabilir. Romanın anıları tek tek araması, belleğin de aynı şekilde parçalar üzerinden çalıştığını gösterir.

Kayıp Anılar Ekspresi, ölüm sonrası yaşamı anlatan fantastik bir roman olmanın çok ötesinde, hafızanın insan varoluşundaki kurucu rolünü tartışan felsefi bir metin olarak görülebilir. Shim Eunjung ve Choi Hyunyu, polisiye ritmi yüksek bir macerayı psikolojik derinlikle birleştirerek okuru anılar, geçmiş ve bugün arasında gidip gelen bir romanla baş başa bırakır. İnsan, yalnızca yaşayan bir beden değil; hatırladığı kadar var olan, geçmişini taşıdığı ölçüde kendisi olabilen bir varlıktır. Bu nedenle hafızanın kaybı unutkanlık değil, benliğin çözülmesidir. Cha Suhan’ın yolculuğuysa kayıp anıları ararken aslında kendi varlığını yeniden kurma mücadelesine dönüşmektedir. Fantastik atmosfer, ölüm melekleri ve gizemli tren yalnızca bu büyük varoluş sorusunu görünür kılan anlatı araçlarıdır; romanın gerçek ekseniyse insanın “hatırladığı sürece var olduğu” düşüncesidir. Bu yönüyle Kayıp Anılar Ekspresi, çağdaş fantastik edebiyat içinde hafıza ve kimlik ilişkisini en etkileyici biçimde ele alan metinlerden biri olarak değerlendirilebilir.

0
254
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage