
Serkan Türk’ün merkezinde bir köpeğin yer aldığı, insanın ötekiyle kurduğu ilişkiye, dostluğuna dair bir hikâye anlattığı romanı Rex üzerine bir yazı.
Serkan Türk’ün yeni romanı Rex, insan ile hayvan arasında geliştirdiği ilişki, dostluk kurmanın farklı yollarına/yöntemlerine dair heyecanı, kişinin dünyayla yeniden bağ kurmasını önceleyen tavrıyla dikkat çeken bir kitap. Romanın merkezindeki köpek Rex, yalnızca insanların yanında bulunan, onların yalnızlıklarını azaltan sevimli bir canlı değil, aynı zamanda insanın başka türlerle ilişkisini, merhametin gündelik hayattaki karşılığını sorgulayan geniş bir anlam alanı oluşturmasıyla da özel bir varlık. Roman boyunca Rex’in çevresinde kurulan hayat, farklı yaş, kuşak ve geçmişlerden gelen insanların kendi içlerine kapanmış dünyalarını birbirine açar ve hikâye gelişir.
Roman, bir gazete ilanıyla açılır. Peride Hanım, köpeğini her gün yürüyüşe çıkarabilecek birini aramakta, bunun için de bir gazeteye ilan vermektedir. Çok geçmeden bu ilana bir öğretmen başvurur. Uzun süredir yeni bir arayışta olan, hayatında büyük bir açmaza giren, ne yapacağını bilmeyen ve yörüngesini kaybetmek üzere olan bir öğretmen. Rex ile açılan perde Peride Hanım ve öğretmenle giderek karakter şemasını şekillendirir.
Peride Hanım’ın Rex’in davranışlarını öğretmene anlatırken kullandığı dil, hayvanı mekanik bir varlık olarak değil, okunması ve anlaşılması gereken bir özne olarak gördüğünü ortaya koyar. Rex’in çocukları izlemekten hoşlandığını, mutlu olduğunda dilini çıkarıp kuyruğunu kaldırdığını, tasmasının belirli durumlarda gevşetilmesi gerektiğini söyler. Ardından, “Hayvanların dilini anlamak için sabırlı olmak gerekir. İnsanı anlamaktan kolaydır onların dili” der (Türk, 2026: 11). Bu söz, romanın insan-hayvan ilişkisindeki temel yaklaşımını özetler niteliktedir. Onunla iletişim, onun insan dilini öğrenmesini beklemek değil, insanın kendi merkezî konumundan vazgeçerek bedensel işaretlere, bakışlara, hareketlere ve sessizliklere dikkat etmesini gerektirir.
Bu noktada “sabır” vurgusu da ayrıca önemlidir. İnsan, hayvanla ilişkisinde yalnızca konuşan ve anlam veren taraf değil; aynı zamanda gözlemleyen, bekleyen ve karşısındaki canlının ritmine uyum sağlayan kişidir. Bu nedenle Rex’le ilişki kurmak, öğretmen açısından bir tür yavaşlama ve sabır eğitimine dönüşür. Hayvanın hızına göre yürümek, onun durduğu yerde durmak, ilgisini çeken şeyleri fark etmek ve tasmasını ne zaman gevşetmesi gerektiğini öğrenmek, insanın gündelik hayatın aceleci ve araçsal düzeninden uzaklaşmasını sağlar. Rex, öğretmeni dünyaya kendi alışılmış algı kalıplarının dışından bakmaya zorlar.
Merhamet, bütün bu ilişki ağını şekillendiren en önemli kavramlardan biridir. Merhamet, başka bir canlının acısının gerçekliğini kabul etmek ve bu acı karşısında sorumluluk üstlenmek anlamına gelir. Peride Hanım’ın Rex’le kurduğu bağın başlangıcında, ağır biçimde yaralanmış bir hayvana kayıtsız kalmama iradesi vardır. Köpeğin bedeni, insan şiddetinin sonuçlarını taşır. Bu bedene yönelen bakım ise kötülüğün ortadan kaldırılamadığı bir dünyada ona verilebilecek somut bir cevap niteliğindedir.
Peride Hanım’ın Rex’i bulduğu anı anlatırken, “Dünya bunca kötülüğe rağmen nasıl dönüyor bilmiyorum,” demesi, bireysel bir hayvana uygulanan şiddetle dünyanın genel ahlaki düzeni arasında ilişki kurduğunu gösterir (Türk, 2026: 13). Köpeğin yarası, burada tekil bir olay olarak kalmaz; insanın başka canlılara, doğaya ve kendi türüne yönelttiği şiddetin bir işaretine dönüşür. Fakat roman, bu kötülük karşısında soyut bir insanlık eleştirisiyle yetinmez. Peride Hanım’ın yarayı temizlemesi, pansuman yapması ve köpeğin iyileşmesini beklemesi, merhametin düşünceden eyleme geçtiği noktadır.

Bir başkasına/ötekine bakmak, romanda etik bir pratik olarak görünür ve anlatıcı tarafından farklı şekillerde tartışmaya açılır. Burada başka bir canlıya bakmak, yalnızca onu beslemek veya bedensel ihtiyaçlarını karşılamak anlamına gelmez. Bakım, süreklilik gerektirir; gündelik hayatın yeniden düzenlenmesini, zamanın paylaşılmasını ve kişinin kendi rahatlığından vazgeçmesini içerir. Bir hayvana merhamet etmek anlık olabilir, fakat onun sorumluluğunu üstlenmek uzun süreli bir bağlılık ister. Rex, merhameti ancak bakımın devamlılığı içinde anlamlı kılar. Peride Hanım’ın onunla ilişkisi de tam olarak bu süreklilik sayesinde derinleşir. Bu ilişki, insan ile hayvan arasındaki bağı sahiplik kavramının ötesine taşır. Peride Hanım, daha önce yaşadığı kediden söz ederken “Ben mi ona yâr oldum, o mu bana, belli değil,” der (Türk, 2026: 12). Bu ifade, evcil hayvan ilişkisindeki tek yönlü sahiplik düşüncesini tersine çevirir. İnsan, hayvanın sahibi olduğunu düşünebilir; fakat hayvan da insanın hayatını düzenler, onun alışkanlıklarını değiştirir, yalnızlığını paylaşır ve yaşama bağlılığını güçlendirir. Dolayısıyla aralarındaki ilişki, birinin veren diğerinin yalnızca alan olduğu bir hiyerarşiye indirgenemez. Romanın bu yaklaşımı, hayvanı insanın mülkü veya yardım nesnesi olmaktan çıkarır. Hayvanın insan hayatındaki işlevi, insanın ona verdiği anlamla sınırlı değildir. Rex’in kendine özgü davranışları, istekleri ve tepkileri vardır. Parkta çocukları seyretmekten hoşlanması, belirli güzergâhlara alışması, başka bir eve geçtiğinde kapının altından sızan ışığı izlemesi, sahibinin yokluğunu araması ve yanında bulunan insanın ruh hâline bedensel yakınlıkla karşılık vermesi, onun anlatıdaki öznel konumunu güçlendirir. Roman hayvanın iç dünyasını insanlaştırarak açıklamaya çalışmaz; fakat davranışlarını anlam taşıyan işaretler olarak sunar.
Öğretmenin Rex’le ilişkisi, Peride Hanım ile Rex arasındaki ilişkiyle belirli noktalarda örtüşür, belirli noktalarda birbirinden ayrışır. Bu ilişki başlangıçta sınırlı bir görev üzerine kurulsa da zamanla karşılıklı bir yakınlığa dönüşür. Öğretmen, köpekle yürürken onunla konuşmaya başlar. Anlattıklarına bir cevap beklemez; buna rağmen Rex’in kendisini dinlediği izlenimine kapılır. Roman, “İçinde bir yerde üzüntü bulutu yükseldiğinde gelir bacağına sürünür yahut ayakucuna yatardı. Neşelenmesini sağlardı bu ilgi,” diyerek hayvanın bedensel yakınlığının öğretmen üzerindeki etkisini dile getirir (Türk, 2026: 30-31). Burada iletişim, sözcüklere değil, birlikte bulunmaya dayanır.
Rex’in dinleyiciliği, insan ilişkilerinin çoğu zaman taşıdığı yargılama ve cevap verme zorunluluğundan uzaktır. Öğretmen, insanlara söylemekte zorlandığı düşünceleri ona rahatlıkla anlatabilir. Rex, onun sözlerini yorumlamaz, karşı çıkmaz veya kendi hikâyesini öne sürmez. Fakat bu sessizlik kayıtsızlık değildir. Hayvanın bacağına sürünmesi veya ayakucuna uzanması, sözlü olmayan fakat güçlü bir karşılık oluşturur. Bu nedenle Rex’in sessizliği, insanın yalnızlığını büyüten bir boşluk değil, kişinin kendisini anlatmasına izin veren bir kabul alanıdır.
“Can yoldaşı” ifadesi, Rex’in öğretmenin hayatındaki yerini açıkça ortaya koyar. Yoldaşlık, sahiplikten farklı olarak ortak bir zaman ve mekân paylaşımını içerir. Yoldaşlar birbirlerinin hayatına dışarıdan eklenmez; aynı yolun üzerinde birlikte hareket ederler. Bu nedenle Rex’in öğretmen açısından anlamı, yalnızlığını gideren bir nesne olmaktan daha geniştir. Köpek, onun günlük hayatının ritmini belirler; ne zaman dışarı çıkacağını, hangi yolları izleyeceğini ve gün içinde hangi sorumlulukları üstleneceğini etkiler. Öğretmenin yaşamındaki dağınıklık ve amaçsızlık, Rex’in ihtiyaçları sayesinde belli bir düzene kavuşur.
Yürüyüşler, romanın insan-hayvan ilişkisini somutlaştıran en önemli pratiklerden biridir. Yürümek hem insanın hem de hayvanın birlikte gerçekleştirdiği, fakat her ikisinin farklı biçimlerde deneyimlediği bir eylemdir. Öğretmen için yürüyüş, evin kapalı alanından, ekranlardan ve kendi zihninin tekrarlarından uzaklaşma imkânıdır. Rex içinse çevreyi koklamak, başka canlıların izlerini algılamak, parkı ve çocukları gözlemlemek anlamına gelir. Aynı güzergâh, iki farklı türün duyusal dünyalarının kesiştiği ortak bir mekâna dönüşür.
Romanın salgın döneminde geçmesi, yürüyüşün anlamını daha da güçlendirir. Öğretmen, günlerini kapalı bir daire içinde, ekran karşısında geçirirken mekânla ve dış dünyayla ilişkisini kaybetmiştir. Rex hayatına girdikten sonra yaşadığı “daire”nin genişlemesi bu dönüşümü açık biçimde ifade eder: “Rex hayatına girdikten sonra bu daire biraz daha genişlemişti” (Türk, 2026: 132). Burada daire hem öğretmenin yaşadığı evi hem de hayatının sınırlarını anlatır. Rex, fiziksel olarak onu evden çıkarırken ruhsal olarak da içine kapandığı çemberi genişletir.

Yürüyüş, bu bakımdan yalnızca bir yerden başka bir yere gitme eylemi değildir. Her gün tekrarlanan güzergâh, öğretmenin çevresiyle aşamalı olarak ilişki kurmasını sağlar. Daha önce yalnızca geçip gittiği sokaklar, park, evler, çocuklar ve başka hayvanlar dikkat alanına girer. İnsan, köpekle yürürken yalnızca kendi varacağı noktaya odaklanamaz; hayvanın durmaları, koklamaları ve yön değiştirmeleri yürüyüşün çizgisini bozar. Bu kesintiler, insan merkezli zaman anlayışını gevşetir. Rex’in yürüyüşü, amaçlı ve hızlı hareket yerine çevreye açık, yavaş ve duyusal bir deneyim önerir.
Öğretmenin “Yürümeli, Rex’le birlikte parka kadar gidip gelmeli” diye düşünmesi, yürüyüşün ruhsal bir çıkış yolu hâline geldiğini gösterir (Türk, 2026: 100). Yürümek, onun için bir sorun çözme yöntemi değildir; fakat düşüncelerinin kapalı çevriminden çıkmasını sağlayan bedensel bir harekettir. Rex’le yürüme fikri, öğretmenin kendisini bütünüyle yalnız hissettiği anlarda bile başka bir canlıyla ortak bir eylem gerçekleştirebileceğini hatırlatır. Bu ortaklık, insanın kendi sorunlarından geçici olarak uzaklaşıp karşısındaki canlının ihtiyaçlarına yönelmesini mümkün kılar.
Yürüyüşlerin başka bir önemli işlevi, öğretmen ile Peride Hanım arasında doğrudan bir ilişki kurması, geliştirmesiyle ilgilidir. Rex’le çıkılan kısa gezintilerin ardından yapılan uzun konuşmalar, hayvanın iki insan arasında bir geçiş alanı oluşturduğunu gösterir. Öğretmen başlangıçta Peride Hanım’la doğrudan bir yakınlık kurmak için değil, köpeği yürütmek için eve gelir. Ancak bu tekrar, karşılaşmayı güvene dönüştürür. Gündelik hayatın düzenli fakat iddiasız birlikteliği, derin kişisel anlatıların kurulabileceği bir zemin hazırlar. Roman, büyük yakınlıkların her zaman büyük sözlerle başlamadığını; bazen bir hayvanın tasmasını teslim etmek, kapıyı her gün aynı saatte çalmak ve birlikte birkaç adım yürümek gibi küçük tekrarlar içinde oluştuğunu gösterir. Bu bakımdan Rex, romandaki insanlar arasında bir “ilişki kurucu”dur. Peride Hanım ile öğretmen birbirlerinden farklı kuşaklara, geçmişlere ve hayat deneyimlerine sahiptir. Doğrudan karşılaşmış olsalar aralarında bu ölçüde kalıcı bir bağ kurulmayabilirdi. Fakat Rex’in ihtiyaçları, her ikisine de ortak bir sorumluluk verir. Hayvanın yaşamını sürdürmesi için oluşturulan bakım ağı, zamanla insanları da içine alan bir dayanışma ağına dönüşür. Böylece bir köpeğin gündelik gereksinimleri, insanların birbirlerinin kırılganlığını fark etmelerini sağlar.
Öte taraftan Rex’in öğretmen üzerindeki etkisi yalnızlığı azaltmakla sınırlı değildir. Köpek, onun kendi geçmişiyle kurduğu ilişkiyi de değiştirir. Öğretmen, Rex aracılığıyla çocukluğundaki hayvanları, açık alanlarda geçirdiği günleri ve daha korunaksız fakat daha canlı hissettiği dönemleri hatırlar. Romanda köpeği gezdirme düşüncesinin “çocukluğundaki o saf, korunaksız zamanların kapısını” aralayabileceği belirtilir (Türk, 2026: 66). Bu nedenle Rex yalnızca şimdiki zamanın yoldaşı değil, geçmişe açılan bir bellek aracıdır.
Peride Hanım’ın Rex için yıllarca emek vermesi, geçmişteki yaraların başka bir ilişki biçimine dönüştürülebileceğini gösterir. Ancak bu dönüşüm, basit bir iyileşme veya unutma anlatısı değildir. Hayvanla kurulan bağ, geçmişin ağırlığını silmez; onu taşınabilir kılar. Rex, acının yerine geçen bir teselli nesnesi değildir. Aksine geçmişin hatırlanmasını sürdürürken yaşama bağlılığın da devam edebileceğini gösteren ikili bir figürdür.
Rex, insan-hayvan ilişkisini yalnızlık giderici bir dostluk anlatısının sınırlarının ötesine taşır. Roman için hayvan, insanın kendi duygularını yansıttığı boş bir yüzey değil, bakım ve sorumluluk gerektiren başka bir canlıdır. Rex’in varlığı, Peride Hanım ile öğretmenin gündelik hayatlarını düzenler, aralarında bir yakınlık kurulmasını sağlar, öğretmeni evinden çıkarır ve geçmişe açılan anıların hareketlenmesine yol açar. Yürüyüşlerse bu ilişkinin somutlaştığı, insan ile hayvanın aynı yolu farklı duyular ve ihtiyaçlarla paylaştığı ortak deneyimlere dönüşür.
Romanın asıl gücü, merhameti büyük sözlerde değil, gündelik eylemlerde aramasından kaynaklanır. Bir hayvanın başını okşamak, suyunu tazelemek, onunla parka gitmek, korktuğunda yanında durmak ve eve dönmesini beklemek, anlatının ahlaki dünyasını kurar. Bunlar tarihsel felaketleri, insan kötülüğünü veya kayıpları ortadan kaldırmaz; fakat dünyanın bütün şiddetine rağmen başka bir canlıyla şefkate dayalı bir ilişki kurulabileceğini gösterir.
Rex’in çevresinde kurulan hayat bu nedenle yalnızca bir köpeğin insanlar üzerindeki olumlu etkisini anlatmaz. Daha temelde roman, yaşamın başka yaşamlarla kurulan bağlar sayesinde sürdürülebildiğini öne sürer. İnsan kendi yalnızlığından yalnızca konuşarak veya geçmişini açıklayarak çıkmaz; bazen başka bir canlının sorumluluğunu üstlenerek, onunla aynı yolu yürüyerek ve sessiz varlığına yer açarak dünyaya yeniden bağlanır. Rex, insanın hayvana gösterdiği merhametin sonunda yine insana dönen bir kazanç olmadığını; esas değerini karşılık beklemeden başka bir yaşamı koruma iradesinden aldığını düşündüren güçlü roman olarak görülebilir.