25 EKİM, SALI, 2022

“Başkalarının Bahçesi Çiçeklerle Doluyken Bizim Bahçemiz Dikenli Sanabiliyoruz”

Ayça Karaman ile Karar Ver, Planla, Harekete Geç kitabı bağlamında ne tür tercihler yapmalı, nasıl odaklanmalı ve ihtiyacımız olan değişimleri nasıl gerçekleştirmeliyiz gibi sorular üzerine konuştuk.

“Başkalarının Bahçesi Çiçeklerle Doluyken Bizim Bahçemiz Dikenli Sanabiliyoruz”

Ayça Karaman; Karar Ver, Planla, Harekete Geç kitabında Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde öğretim görevlisi unvanıyla uzun yıllardır verdiği derslerden edindiği ve dijital mecralarda 2018 yılından itibaren bireylerin kişisel gelişimlerini destekleyici çalışmalardan yola çıkarak sağladığı tecrübelerini bir araya getirerek okura sunuyor. Dünyanın hızlı değişimlerine ayak uydurup karar vermek, planlamak ve harekete geçebilmek bunların hepsi zor fakat imkânsız değil.

Boğaziçi Üniversitesi mezunusunuz ve 2013 yılından beri aynı üniversitede öğretim görevlisi unvanıyla dersler vermektesiniz. 2018 yılından itibaren de çeşitli dijital mecralarda bireylerin kişisel gelişimlerini destekleyici sunumlar yapmaktasınız ve pandemi dönemi ile birlikte sosyal medyada sosyal sorumluluk projeleri başlattınız. Eğitimci kimliğinizin buralara kadar geleceğini düşünmüş müydünüz hiç?

Mevcut eğitim sistemini destekleyecek ve bireylerin ayakları üzerinde durabilmelerine yardımcı olacak eğitici çalışmalar benim 2010 yılından beri bilinçli olarak üzerinde çalıştığım bir konu. 10 yıl öncesinde 21. yüzyıl becerileri, yaşam becerileri ve hatta sosyal duygusal öğrenme alanına yönelik ülkemizde kapsamlı akademik çalışmalar bulmak mümkün olmuyordu. Sadece ülkemizde değil dünyada bile standart eğitim sisteminin yetersiz olduğu ve içinde bulunduğumuz yüzyılda artık okullarda eleştirel düşünme, etkili iletişim, duygusal dayanıklılık gibi becerilerin öğretilmesi gerektiği eğitim dünyasında yeni yeni konuşuluyordu.

Ben de bu dönemde çalıştığım kurumdaki mevcut müfredata eleştirel düşünme ve sosyal becerilerin entegrasyonu üzerine bir çalışma yapmaya başladım. İki yıl içerisinde çalışmalarımı büyük oranda tamamladım fakat o dönemde bu tür çalışmaların önemi yeteri kadar anlaşılamadığı için son aşamada akademik çalışmalarımı yükseköğretim kurumlarındaki etkin öğretmen yetkinlikleri üzerine devam ettirmek zorunda kaldım.

​Bu dönemdeki çalışmalarımla ilgili yaşadığım zorluklar beni inandığım değerlerden uzaklaştırmadı. Aksine insanların hayatlarını doğru eğitimler ile kolaylaştırabileceğimizi anlatmak adına beni daha çok motive etti. Ben de o dönemde devam ettiremediğim akademik çalışmayı nasıl bir sosyal projeye dönüştürebileceğime dair kafa yormaya başladım. Önce internet sitemde konuya ilişkin yazılar yazmaya başladım. İnternet sitemde paylaştığım yazılar, sosyal medya üzerinden oluşturduğum içerikler ve pandemi döneminde başlattığım eğitim projesi derken işler bir kitap projesine kadar evrildi. Bu çabamın etki alanının zamanla genişleyeceğinden en başından beri emindim çünkü deneyimlediğim ve gözlemlediğim büyük bir ihtiyaç vardı fakat bir kitap projesinin bu kadar hızlı karşıma geleceğini açıkçası ben de tahmin etmiyordum.

Karar Ver, Planla, Harekete Geç kitabınız odağında sizin sorduğunuz soruyu, “Bu kitap size nasıl yardım edebilir?”i yardımcı bir unsur niteliğinde alarak; kitabı yazma sebepleriniz nelerdi diye sormak isterim. Zaten dijital mecrada önemli işler yapıyorsunuz, sosyal içerikli mecralarda da katılımcılarınız çok, çevreniz geniş, neden bir de kitap olarak çıkmasını istediniz?

Dijital mecraların dinamikleri ile rehber bir kitabın dinamiği birbirinden çok farklı. Dijital mecralardaki algoritmalar ve kullanıcıların gittikçe kısalan dikkat süreleri nedeniyle, buralarda buna uygun içerik üretmeniz ve hap bilgiler paylaşmanız gerekli. Kitap ise kendi içinde bütünlüğe sahip kapsamlı bir rehber. Dijital mecralarda bulunan içeriklerden hem daha derin hem de daha kişisel ihtiyaçlara yönelik. Üstelik içerisinde birçok alıştırma olduğu için dijital mecradaki içeriklerden daha verimli. Okuyabilirsiniz, üzerine notlar alabilirsiniz, içindeki alıştırmaları yapabilirsiniz ve aklınıza takılan bir konu olduğunda ilgili bölümlere yeniden dönüp bakabilirsiniz.

​Bir de tabii kitap projesinin bana teklif edilme hikâyesi de beni motive etti. Uzun zamandır dijital dünyadaki içeriklerimi takip eden yayınevi ve bu içeriklerden çok fayda sağlamış olan yardımcı editör, bu içerikleri daha kapsamlı bir kitap projesi ile Türkiye’nin dört bir yanındaki okurlarla buluşturmak istediğini söyledi. Kitaba çok inandılar ve en başından beri büyük bir heyecanla beni desteklediler.

İnsanlar sıkıntılı, zorlayıcı, onları mutsuz eden, dönüm noktalarına gitmeleri ve bir karar vermeleri gerektiği noktalarda bu zor süreçlerin sadece kendilerinin başına geldiğini düşünmeye başlıyorlar ilk etapta. Neden? Eğitimlerinizde birbirinden çok farklı ve son derece kişisel hikâyelerle karşılaşıyorsunuzdur fakat neden insanlar bir zorlukla karşı karşıya kaldıklarında en zor durum içinde kendilerinin olduğu algısı ile hareket etmeye meyillidirler?  

Ben genellemeleri çok sevmeyen bir insanım. Evet, böyle düşünenler var fakat her zaman böyle düşünmeyenlerin de olduğunu biliyorum. İnsanlarla yüzeysel ilişkiler kurduğumuz zaman bize hep bildiğimiz o genel hikâyeyi anlatıyorlar ama ilişkileri derinleştirmeyi başardığımızda aslında bu genellemelerin hem ne kadar yanlış hem de ne kadar kısıtlayıcı olduğunu görebiliyoruz.

Benim gözlemim sadece sonuçlara odaklanmanın hepimizi mutsuz ettiği ve toplum olarak ilişkimizi çok yüzeysel bir düzeye indirdiği yönünde. Hepimiz içinde bulunduğumuz süreç ve konumumuz ne olursa olsun zorlanabiliyoruz, kendimizi yetersiz hissedebiliyoruz veya başarısızlığa uğrayabiliyoruz. Fakat birçoğumuz bunları paylaşacak cesareti ve samimi ortamı bulamıyoruz. Bu yüzden de başkalarının bahçesi çiçeklerle doluyken bizim bahçemiz dikenli sanabiliyoruz.

​Bundan birkaç sene önce sosyal medya aracılığı ile tez dönemimde yaşadığım bir başarısızlık nedeniyle kaldırımın kenarında oturup saatlerce ağladığımı anlatmıştım ve birçok kişiden mesaj almıştım. Hepsi aşağı yukarı benzer kelimelerle “Siz de mi başarısız oldunuz yani?” yazmıştı. Tabii ki oldum. Hem de defalarca ama demek ki o zamana kadar bunları ben de yeteri kadar anlatmıyormuşum. O günden beri özellikle başarısızlıklarımı ve zorlandığım zamanları paylaşmaya ve bunları konuşmayı normalleştirmeye çalışıyorum. Zorlandığımız zamanların olabileceğini ve aslında bu konuda yalnız olmadığımızı hatırlatıyorum ve her seferinde çok olumlu reaksiyonlar alıyorum. 

Motive olmakta ve odaklanmakta büyük zorluklar yaşıyoruz. Sadece modern dünyaya, dijitalleşmeye, tüketim toplumları yaratmaya, büyük sistemin kapitalist çarklarına bağlayarak sorunlardan/sorunlarımızdan uzaklaşabilir miyiz gerçekten? Aslında bizi zorlayan meseleler ne, neden bu kadar zorlanıyoruz?

Zihnimizin çalışma prensibi şöyledir: Neye odaklanırsak, onu daha çok görürüz. Sorun ararsak, sorun buluruz. Çözüm ararsak da çözüm. Bu tabii ki var olan büyük sistemi veya küresel sorunları yok saymak demek değil. Bu sadece zihnimizin nasıl çalıştığını bilerek hayatımızı iyi bir yönde değiştirmek için bilinçli bir tercih meselesi. Günümüzde bizi en çok zorlayan mesele zihnimizin odak noktasını istediğimiz yerde tutabilmek. Dünyada bu kadar sorun varken, zihninize hükmedebilip doğru yere odaklayabilir misiniz? Esas sormamız gereken soru aslında bu.

Karar vermek, öğrenmeye açık olmak, istikrar. Bu üç bileşen düşünüldüğünde kişinin kendini tanıması faktörü ne kadar önemli? Aslında biraz da başarılı olmanın gereklerinden de bahsediyorsunuz burada, öyle değil mi?

Başarılı olmanın tek bir formülü yok ne yazık ki fakat başarıyı etkileyen önemli faktörler var. Kitapta da bu faktörlerden bahsediyoruz ve kendi yolumuzu seçip kendi tanımımıza göre iyi bir şekilde ilerleyebilmek için bu faktörlerden nasıl yararlanabileceğimizi de konuşuyoruz.

​Bu konuda kendimizi tanımak karar vermenin ön koşulu. Sağlıklı kararlar verebilmek için kim olduğumuzu, ne istediğimizi, neyi sevip neyi sevmediğimizi bulmamız önemli. Ve bütün bunları anlamak yani kendimizi tanımak zaman isteyen bir süreç. Karar Ver, Planla, Harekete Geç de bu süreçte her ihtiyaç duyduğunuzda başvurabileceğiniz iyi bir rehber.

Bölüm başlığı olarak şu soru çok önemli: Başkalarının tavsiyeleri bizim işimize neden yaramaz? Buranın bileşenleri de bireysel farklılıklar, olumsuz filtreler, hazır olmamak diye sıralanıyor. Ben burada hazır olmamaktan ilerlemeyi seçerek neden hazır olmayız yerine ne zaman hazır oluruz, bunun bir formülü var mı? diye sormak isterim.

Bir şeyleri değiştirmek istiyorsak, hayatımızın sorumluluğunu kendi elimize almaya cesaret etmemiz gerekiyor. Fakat yetişirken cesaretimizi kırmışlarsa, bir yetişkin olduğumuzda hayatımızın sorumluluğunu kendi elimize almaya hazır olmamamız oldukça normal. Hele bir de ekonomik olarak başkalarına bağımlıysak ve zor bir durumdaysak.

İçinde bulunduğumuz koşullar ne olursa olsun değişim bir süreç. Üstelik içerisinde belirsizlik barındırdığı için kaygılandırıcı ve korkutucu bir süreç. Hazır olmak için kolay bir formül veya sihirli bir değnek yok. Hatta bazen ihtiyacınız olan hazır olmak için biraz daha beklemek de olabilir. Günün sonunda aslında kimseyle yarışmıyoruz. Bu hayat bizim ve bu konuda vereceğimiz kararlar da bizim kararlarınız.

​Fakat eğer bir şeyleri değiştirmek için hazır olmak istiyorsanız, o zaman kontrollü riskler alarak konfor alanını biraz genişletmek gerekiyor. Bunu soğuk suda yüzebilmek için birden buz gibi suya dalmak yerine kendinizi yavaş yavaş suyun soğuğuna alıştırmak gibi düşünebilirsiniz. Ben diyorum ki: “Birden buz gibi suya atlamak istememenizi anlıyorum. O zaman hadi biraz ayaklarımızı suyun soğuğuna alıştırarak işe başlayalım.” Örneğin, farklı bir alanda mı çalışmak istiyorsunuz? Birden işi bırakmak gözünüzü korkutabilir. Bu büyük bir değişim. Bunun yerine çalışmak istediğiniz alanda yeni insanlarla tanışmak ve sektör değişimi için tavsiye almak hem daha küçük hem de daha kontrollü bir risk olacaktır. Kontrollü risklere de hazır değilseniz, düşünce yapınıza bakın. Orada hazır olmanızı engelleyen bir şeyler mutlaka vardır.

Ayça Karaman

Değişim, değişebilmek, değişimin yolları, güvenli alandan çıkmak… Bu maddelerin hepsi çok zor, herkesin yapabileceği bir şey değil hakikaten. Değişmek neden bu kadar zor? Zihnimiz, duygularımız, bedenimiz neden sürekli güvenli alanları tercih ediyor? Değişim olabilse yukarıda konuştuğumuz tüm bileşenler doğru yöne doğru kanalize olabilecekler aslında öyle değil mi?

Beynimiz farklı olan her şeyi ilk seferde varlığımıza bir tehdit olarak algılıyor. Değişimin bu kadar zor gelmesinin nedeni bu. Kendi konfor alanımızda varlığımız tehdit altında değil. Nefes almaya ve varlığımızı sürdürmeye devam ediyoruz. Öte yandan yaşamak sadece nefes alıp varlığımızı sürdürmekten ibaret değil. İyi bir yaşam deneyimi de istiyoruz. Ancak içinde bulunduğumuz koşulların hiçbiri bize iyi bir yaşam deneyimi vadetmiyor. Sorun da burada başlıyor.

​Diyorum ki madem koşullar zor, biz de kendi zorumuzu kendimiz seçelim. Öyle ya işsizlik de zor iş aramak da. İngilizce bilmemek de zor, İngilizce öğrenmek de. Sabah alarmı defalarca ertelemek de zor, alarm ilk çaldığında yataktan kalkmak da. Hangi zor bizim iyi yaşam tanımımıza daha yakınsa ve koşullar ne olursa olsun iyi bir yaşam deneyimi sürmemize katkıda bulunacaksa, o zoru seçecek iradeyi gösterelim. Hem de atabileceğimiz en küçük adımları atarak. Sonrası adım adım hayatımızın kontrolünü eline almak zaten.

Kitabınızın sonunda yürümeye devam diyorsunuz. Tam da buradan el alarak son sorumu sormak istiyorum. Uzun bir pandemi dönemi, ölümler, sonrasında sıcak savaş ve dünya çapında ciddi bir ekonomik kriz. Dünya yenileniyor deniyor sürekli. Yenileniyor mu gerçekten, umudunuz var mı? Dünya içindeki insanlarla birlikte yürümeye nasıl devam edecek sizce?

Dünya yenileniyor mu bilmiyorum ama hızla değişiyor. Bakın iki sene önce gündemimiz olan pandemiden bile artık öyle fazlasıyla bahsetmiyoruz. Her şey kontrolümüzün dışında çılgın bir hızla değişiyor. Değişmeye de devam edecek. Cevaplamamız gereken soru şu: Biz bu çılgınlığın içinde kontrolsüzce savrulmak mı istiyoruz yoksa kendi hayatımıza, kendi koşullarımıza ve kendi hedeflerimize mi odaklanmak istiyoruz? İnanın bütün gün haberlere bakıp vah vah deyip kendimize acımak aslında işin en kolayı. Zor olan kendi hayatımıza bakıp kendi bahçemizi ekebilecek iradeyi gösterebilmek. Benim umudum bu iradeyi gösterecek insan sayısının gün günden artacağından yana. Kitabımın okurlarının artan sayısı da bu umudumu her gün güçlendiriyor. Her okur kitabımı paylaştığında iyi ki bu projeye evet demişim diyorum. 

0
3143
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage