01 KASIM, SALI, 2022

"Kelimelerle Çalışırken Çok Daha Fazla 'Farkındayım'"

Müzisyen, şarkı yazarı ve yazar Jenny Hval ile Cennet Çürüdü romanı odağında, 16 Kasım’da Türkiye’de gerçekleştireceği konserin detaylarını da içeren bir sohbet gerçekleştirdik.

Umami Kitap farklı dillerde çok okunan kuir seçkileri Türkiye’deki okurlarla buluşturmaya devam ediyor. Rita Mae Brown’un kaleme aldığı Yakut Orman’ın ardından başta kuzey dilleri olmak üzere İngilizce ve İspanyolcaya da çevrilen, çok satanlar listelerinin ilk sıralarında yer alan Cennet Çürüdü’yü okurlarının beğenisine sundu. Han Kang'ın Vejetaryen ve Yoko Ogawa'nın Hafıza Polisi kitaplarını severek okuduysanız Cennet Çürüdü’nün dili ve olayların ele alınışı tam size göre. Jenny Hval’ın Norveççe kaleme aldığı Cennet Çürüdü, Dilek Başak’ın çevirisiyle yayımlandı.

​Hem müzisyen hem de yazar olan Jenny Hval ile kitabını odağına alan, 16 Kasım’da Babylon’da gerçekleştireceği konserin detaylarını da içeren bir söyleşi gerçekleştirdik. Jenny Hval’ın son derece samimi ve ufuk açıcı cevaplarıyla Türkçedeki ilk söyleşisini keyifle okumanız dileğiyle.

Perlebryggeriet 13 yıl önce yayımlandığında geniş kitlelere ulaşıp çok sevilmişti. Şimdi ise, tam 13 yıl sonra, LGBTİ+’ların her geçen gün daha fazla baskıyla karşılaştığı Türkiye'de yayımlandı. Kitap oldukça güzel yorumlar aldı ve şimdiden kendi kitlesini oluşturdu. Kitabınızın Türkçeye çevrileceğini ne zaman öğrendiniz?

Yaklaşık iki yıl önce Norveç'teki ajansımdan kitabın Türkçeye çevrilebileceği haberini aldım ve çok şaşırdım, çok mutlu oldum ve belki biraz da dehşete düştüm. Kitabımın oralara kadar gidebilmiş olmasına inanamadım. Ama derken 2014'te İstanbul'da sahne aldığımı ve konserden sonra en inanılmaz insanlarla tanıştığımı hatırladım. Hepsi çok açık, çok politik, edebiyata meraklı, ilgili ve cesur insanlardı. Çok seyahat ettim, birçok ülkede performans sergiledim ama bunun gibi bir şey hiç yaşamadım. Kitabımla ve konserimle geri döndüğüm için çok mutluyum.

Kitap Türkçede de İngilizce ve İspanyolca tercümelerine benzer bir şekilde Cennet Çürüdü (Paradise Rot) adıyla yayımlandı. Roman boyunca meyvelerdeki, duvarlardaki ve hatta insan vücudundaki değişikliklere yakından bakıldığında bence oldukça yerinde bir tercih. Çalışmanıza Norveççe Perlebryggeriet (İnci Bira Fabrikası) adını verdiniz. Çoğumuzun kitabı Norveççe okuma fırsatı maalesef ki yok. Başlığı nasıl seçtiniz, Cennet Çürüdü neye karşılık geliyor?

“Çürük Cennet” ya da “Cennet Çürüdü” başlığını seviyorum. Norveççede kullandığımız başlığı hiç sevmedim. On üç yıl önce, uzun ve kötü başlık listeleri yüzünden paniklemiştim ve o zaman dahi listeden bir başlık seçememiştim. Bu yüzden nazik ve anlayışlı yayıncımın beğendiği rastgele bir başlığı kullandık. Yıllar sonra İngilizce tercümesi yapılırken işin içine epeyce dahil oldum ve daha sonra Paradise Rot başlığı aklıma geldi. İngilizce çeviri yapılana kadar kitap bitmemiş gibi hissediyordum. Şarkı sözlerimi İngilizce yazdığım ve performanslarım sırasında farklı ülkelerden insanlarla çalıştığım için olabilir belki de. Ne zaman yazsam sanki ufak bir kalabalığın önünde performans gerçekleştiriyormuşum gibi hissediyorum.

Günümüzde kuir edebiyatın giderek popülerleştiğini ve içinde LGBTİ+ karakterlerin olduğu daha fazla kitabın yayımlandığını görüyoruz. Kitabınızı yazarken Norveç'teki edebi atmosfer nasıldı? Bir yazar olarak bu atmosferde değişiklik hissettiniz mi?

Bunu duyduğuma sevindim. Bence kuir edebiyat dediğimiz şey milyonlarca farklı şekilde olabilir, kurgu, kurgu olmayan ya da ikisinin arasında bir şeyler... Genel olarak insanların kendi hikâyelerini, kendi düşünme biçimlerini anlatmasına ihtiyacımız var. Yoksa çağdaş sanat dediğimiz şey çağdaş toplumu yansıtmaz olur ve bu da onu bizim için işe yaramaz yapar, değil mi?

​Bu kitabı yazarken hikâye kuir olmalı diye yola çıkmamıştım. O zamanlar bunu feminist teorideki temaların keşfinden çok bir hikâye olarak düşündüğümü sanıyorum. Kitabın ana karakterini, ana akım cinsiyet ve cinsellik fikirleriyle karşılaşmak ve keşif için boş (!) bir tuval, bir kap gibi gördüm. Bu fikirlerin gerçek duyular dünyasında hiçbir anlam ifade etmediğini fark ettim. Ve sonra kitap benim için orada bitti. Sanırım bu kitabı şimdi yazsaydım hikâye, karakter ve yazar olarak kendim hakkında farklı düşünürdüm. Belki de hiç yazmazdım! Her şeyin kendi zamanı olduğuna inanıyorum. Çoğu işim için bu hissiyatım var.

Çok somut ve detaylı anlatımlar sayesinde Jo'nun yabancı bir ülkede kendini nasıl hissettiğini anlıyoruz ve bu bizim onun dünyasıyla bağlantı kurmamızı sağlıyor. Yazarken karakterin gelişimi için bir yol haritanız var mıydı?

Karakter için gerçekten bir yol haritam yoktu ama başka haritalar düşünmüştüm: Şehrin, karakterlerin yaşadığı ve çürüdüğü evin haritaları gibi.

Uzun zaman oldu ama Cennet Çürüdü bizim için henüz yeni, bu hikâyenin aklınıza nasıl geldiğinden ve yazma sürecinizden hatırladığınız kadarıyla bahseder misiniz? Yazmanız ne kadar vakit aldı? Ve Jo'nun taşındığı şehrin gerçekte var olmayan bir yer olduğunu biliyoruz ama yine de Jo'nun yabancı bir ülkede öğrenci olarak yaşadığı deneyimlerin ne kadar otobiyografik olduğunu merak ediyorum.

İlk sahneleri, Jo'nun evi bulmadan önce yaşadığı otelde yazdım. 2005 yılında İskoçya'ya yaptığım bir gezi sonunda Norveç'e dönüş uçağımı kaçırmıştım ve deniz kenarında gerçekten tozlu bir otelde bir gece geçirmek zorunda kaldım. O yüzden bütün gün yazdım. Kitabı bitirmem dört yılımı aldı ama o sırada ilk iki albümümü çıkardım, çok sayıda makale yazdım ve epeyce gezdim, bu yüzden de çok önemsemedim bu kadar uzun sürmesini.

Kitapta kullanmış olduğunuz dilden ve olay örgüsünden çok etkilendim. Yaptığınız gözlemler, durumlarla ilgili açıklamalarınız beni tamamen kendi dünyamdan soyutlayıp yarattığınız hayali dünyaya doğru çekti. Bu kadar canlı ayrıntılara yer vermenizi dünyayı algılama biçiminize bağlayabilir miyiz?

Dünyayı yalnızca yazarken, şarkı söylerken ya da ateşim olduğunda böyle deneyimliyorum. Bunlar bana göre çok benzer durumlar. Ama aynı zamanda gün içinde kafamın içinde görüntüler ve hisler çakıyor, git gide büyüdüklerini ve beynimde epey yer kapladıklarını hissediyorum. Sanırım herkes böyle zaten, değil mi?

Photography: Jenny Berger Myhre

Okumalarımda fark ettim, Chris Kraus, Cennet Çürüdü kitabınızdan ötürü sizi “sessiz korkunun ustası” olarak tanımlamış. Benzer bir tür olan “bedensel korku” veya “biyolojik korku” da son yıllarda kuir hikâyelerde popüler hâle gelmekte. Korkunun kitabınızla ve genel olarak kuir edebiyatla ilişkisini nasıl görüyorsunuz?

Kuirlik, korkuda her zaman baskın bir tema oldu ama bu zamana kadar hep dışarıdan gözlemlenerek kaleme alındı. Kuirlik, tıpkı dişil fikri gibi, öteki ve hatta (heteroseksüel) insanın içindeki insanlık dışı, bastırılması gereken bir canavarlık hâli olarak görüldü. Cennet Çürüdü’nün tam olarak böyle bir eser olduğunu düşünmesem de oluşmuş olan bu algı; kuir korkuya neden ihtiyaç duyduğumuzun çok açık bir yanıtı.

Müziğe gelecek olursak, müziğin hiçbir çeviriye ihtiyaç duymadan evrensel bir şekilde insanlarla buluşabilmesi ise tamamıyla büyüleyici bir durum. Diğer yandan çeviri sanatı; eserinizin farklı coğrafyalardaki farklı dillere sahip pek çok insanla buluşmasını sağlıyor. Bu çevirilerden okumaya çalıştığınız oldu mu ve bu durum size nasıl hissettirdi?

Çevirilere bakarım ama sadece İskandinav dillerini, İngilizceyi ve biraz da Almancayı anlıyorum. Bu yüzden Türkçe ve İspanyolca versiyonları bana çok gizemli geliyor ve bir şeyler değiştirilse bile anlayamam. Bu dillerde hiçbir kontrolüm olmaması durumunu seviyorum.

Şarkılarınızı deneyimlerinizden yola çıkarak kaleme aldığınızı biliyoruz. Buradan yola çıkarak müzikle ilgilenmenin yazı yazmaya göre farklı hissettirdiği sonucuna varabilir miyiz? Her iki alanla da ilgilenmekten ötürü yaşadığınız zorluklar var mı yoksa yaratıcı sürecinizin iki farklı disiplinle zenginleştiğini düşünüyor musunuz?

Evet, müzik benim için farklı. Daha çok bir meditasyon gibi çünkü genellikle ilk olarak kayıt ve doğaçlama yapıyorum. Benzer bir şekilde de yazıyorum. Fakat kayıt yaptığımda daha çok dinleyici oluyorum ve sesin beni nereye götürdüğünü takip etmek için beynimin çoğunu kapatabiliyorum. Kelimelerle çalışırken çok daha fazla “farkındayım”.

​Müzisyen olarak yaptığım işlerin çoğu; kendi dramaturgum olmaya ve kaydettiğim her parçanın daha geniş bağlamını görmeye çalışmakla ilgili. Çoğu kez sözcükler böyle ortaya çıkıyor, gerçi bazen önce sözleri yazıyorum.

Bugünlerde ne okuyorsunuz? Okuyucularınız için önerileriniz var mı?

Şu anda birkaç Olga Tokarczuk kitabı okuyorum çünkü daha önce hiçbir kitabını okumamıştım. Bitirdiğimde Yoko Tawada'nın Scattered All Over the Earth’ünü okumayı dört gözle bekliyorum. Olga Ravn'ın Türkçeye çevirdiği bir şey var mı bilmiyorum. Eğer varsa onun kitaplarını okumanızı şiddetle tavsiye ederim! Danimarkalı iyi bir yazar.

16 Kasım'da İstanbul'da, Babylon’da bir konser vereceksiniz. Bu hem okuyucularınız hem de dinleyicileriniz için çok heyecan verici bir haber. İstanbul'a gelmeden önce Türkiye'deki hayranlarınıza bir mesajınız var mı?

Kimseyi mesajlarımla yönlendirmek istemem. Aksine dinleyicilerin bana bir mesajı varsa duymayı çok isterim!

Jenny Hval’ın 16 Kasım’da Babylon’da gerçekleşecek konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca Jenny Hval ile 5 Kasım Cumartesi günü Beats By Girlz Türkiye Festivali kapsamında Büşra Mutlu moderatörlüğünde festivalin YouTube kanalı üzerinden bir söyleşi gerçekleştirilecek.

0
2720
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage