13 AĞUSTOS, ÇARŞAMBA, 2014

Yapılı çevreye iki farklı bakış: Hütte ve Sugimoto

14. Venedik Mimarlık Bienali, küratörü Rem Koolhas ve belirlediği kavramsal çerçeveleri Fundamentals (Esaslar) ve Absorbing Modernity (Moderniteyi Özümsemek – Soğurgan Modernite) üzerinden tartışılmaya devam ediliyor. Türkiye’nin de ilk olarak bir pavyonla temsil edildiği bu sene kendi şahsi ilişkim nedeni ile Venedik’i bir bienalin açılış günlerinde deneyimleme şansını yakaladım. 

Yapılı çevreye iki farklı bakış: Hütte ve Sugimoto

Şahsen beni heyecanlandıran ve özgün yaklaşımlarıyla kendilerinden oldukça bahsettiren Güney Kore, Şili, Bahreyn, Polonya Pavyonları bir kenara, bu yazının konusu bienal ile eş zamanlı olarak kurgulanmış, Venedik’in köklü vakıflarından Bevilacqua La Masa Vakfı’nın [1] organize ettiği iki fotoğraf sergisi olacak: Hiroshi Sugimoto’nun Modern Times ve Axel Hütte’nin Fantasmi e realtà. Modena Fotoğraf Vakfı’nın direktörü Filippo Maggia’ nın küratörlüğünü yaptığı bu sergiler mimarinin özünü fotografik olarak inceliyorlar. 

Venedikli sanatçılar Ettore ve Luigi Tito’nun eskiden yaşamış olduğu Palazetto Tito’da Japonya’dan Hiroshi Sugimoto’nun Modern Times başlığı altında bir araya getirdiği bir dizi fotoğrafı izlemek mümkün. 1948 doğumlu fotoğrafçı nesneleri, mekânları ve coğrafi unsurları ulvileştiren bakışı ile tanınan bir fotoğrafçı. Sinemaların içinde ürettiği fotoğraflardan oluşan Theaters serisi ve denizin yüzeyine odaklandığı Seascapes serilerinde uzun pozlamaları ile tanıdık peyzajları ve mekânları soyutlayan fotoğrafçının mimari fotoğraflarından başka tanınan diğer çalışması ise Portraits. 1999 senesinde Deutsche Guggenheim için bir sipariş olarak başladığı bu seride çok daha yüksek seçiklikteki fotoğraflarla Londra Madame Tussaud’daki mum heykelleri klasik resimde sıkça kullanılan ışıklandırma teknikleri ile görüntülüyor. Sugimoto aynı zamanda Gini Vakfı’nda fotoğraflarından esinlenerek tasarlanmış bir Japon Çay Bahçesi ile de bienalin paralel etkinliklerinde yer alıyor.

Modern Times’daki fotoğraflar diğer serilerinde tekniklerden uzak bir yaklaşım hâkim olduğu bir sergi. 9 büyük boy siyah beyaz baskının yer aldığı sergide çalışmaların ortak yönü mimari deneyimi fotografik yöntemlerle soyutlamak olarak özetlenebilir. Taniguchi tarafında tasarlanan MOMA’daki ışıklığı fotoğrafladığı üçlü seride mekânda kısa zaman aralıklarında ışığın yarattığı farklı duysal ve grafik etkileri belirgin kılıyor. 

Serginin diğer bir odasında Frank Lloyd Wright’ın Johnson Wax Binası, Mendehlsohn’un Einstein Kulesi ve Antonio Sant'Elia’nın eskizlerinden esinlenerek Terragni’ nin tasarladığı Monument to the Fallen yer alıyor. Zamansal ve coğrafi olarak birbirinden oldukça ilişkisiz gibi gözüken bu modern yapıların dev boyuttaki baskılarından Sugimoto rahatlıkla kullandığı netsizlikle yapıların hacimlerini, ışıkla ilişkilerini ön plana çıkarmayı zahmetsizmişçesine başarıyor. Sergi mekânın farklı odalarında benzer bir teknikle Giuseppe Terragni, Oskar Schlemmer gibi mimarlık tarihinin önemli isimlerinin yanına Herzog ve de Meuron ve Taniguchi gibi daha güncel isimlerin yapıları (ya da MOMA’ da yeniden üretilmiş halleri ile yapısal elemanları) eşlik ediyor.

 1 Bienalin başlangıcından kısa bir süre sonra, 1898 senesinde kurulan Bevilacqua La Masa Foundation ilk zamanlaında Boccioni, Casorati, Semeghini, Gino Rossi and Arturo Martini gibi genç sanatçıların çalışmalarında bir sıçrama tahtası görevini görmüş, 100. Senesinden itibaren Jean-Michel Basquiat, Louise Bourgeois ve Joseph Beuys gibi güncel sanatın köklü isimlerine de ev sahipliği yapmış bir kurum. Mimarlık Bienaline paralel olarak düzenledikleri bu iki sergide ise pratiklerinde mimari ve kente süregelen bir ilgi gösteren iki tecrübeli fotoğrafçının sergisine yer vermeye karar vermişler.

Mimar ve eleştirmen Luca Molinari sergi için kaleme aldığı metninde Sugimoto’ nun “kökten modern olan bir biçimsel sürekliliği” [2] incelediğini vurguluyor. Bu noktada sanatçının sanat kurumları için üretilmiş olan mimariye yoğun bir şekilde odaklanmış olması şahsımca Wright, Sant’Elia ve Mendelsohn’u yan yana getirdiği oda kadar kuvvetli bir etki yaratmıyor.

Adeta bir akrabalığa işaret eden bu yanyanalık, bana Sarkis’in 2007’de 10. İstanbul Bienali için Sedad Hakkı Eldem’in Ataturk Kitaplığına yaptığı müdaheleyi hatırlatıyor. Neon ışıklı harflerle “Sinan Louis Kahn” yazısından oluşan bu müdahale yine zaman ve coğrafyadan kopuk bir düşünsel sürekliliğe işaret ediyor gibi hissettirmiştir bana hep.

Axel Hütte’nin Fantasmi e realtà (Öngörü ve Gerçek) sergisi ise San Marco meydanındaki galeride yer alıyor. 1951 doğumlu Alman fotoğrafçı, 1973-1981 yılları arasında Becher’lerin öğrencisi olmuş ve Gursky, Ruff, Höfer ve Struth gibi Düsseldorf Okulu fotoğrafçılarından olarak görülüyor. Axel Hütte’nin Venedik’teki anıtsal iç mekânları belgelediği fotoğraflarından sergi mekânının alt katından sunulurken, ikinci katta sanatçının gece ürettiği şehir manzaralarına yer veriliyor.

Hütte, Venedik’ten Santa Maria dei Frari ve Palazzo Loredan gibi orta çağ mekânlarında ışık ve karanlık arasındaki ilişkiyi Düsseldorf okuluna mahsus mükemmeliyetçi bir durgunlukla fotoğraflanmış. Bu seriye özel olarak denediği ayna üzerine baskı tekniği ile sunulan fotoğraflar alışılagelmişin dışında üç boyutlu bir his yaratıyor. Tarif edilmesi oldukça zor olan bu özel hissin dışında tarihi mekânlar ve orta çağ mimarisine meraklı olmayan bir izleyici için sıkıcı gelebilecek durağan görüntüler bu deneysel teknikle hapsedici bir nitelik kazanmış.

Serginin ikinci katında ise yine büyük renkli baskılarla Alman kentlerinden gece fotoğrafları yer alıyor. Venedik fotoğraflarındaki durgunluk burada gecenin karanlığından kaynaklanan enerjik bir ürkütücülüğe dönüşüyor. Sergi mekânının sonunda bir havai fişek gösteresine odaklanan video ile bu ürkütücü anlatı coşkulu bir şekilde sonlanıyor.

Maggia’nın bu iki ismi mimarlık bienaline paralel bir etkinlikte, aynı kuruma ait ve birbirine çok yakın iki mekânda sergilemeyi tercih etmesi takdir edilesi bir seçim. Sugimoto’ nun mimarlığı ham malzeme olarak alan fotoğrafları ile Hütte’nin teknik bir mükemmellikle görüntülediği yapılı çevreler mimarlık ve fotoğrafta yaygın olan iki farklı yaklaşımı birbirine kontrast oluşturuyor. Sugimoto ışık ve hacim ilişkisine odaklanırken, Hütte’nin karanlığı bir hacim olarak kullandığı söylenebilir.

Bevilacqua La Masa Vakfı’nın düzenlediği bu sergiler modernitenin etkilerinin uluslararası bir bağlamda tartışıldığı 14. Venedik mimarlık bienalinde, mimari üretimin yayılmasını ve dolayısıyla da kendisini etkileyen en önemli modern buluşlardan fotoğrafı, bu alanda uzun süredir çalışan Sugimoto ve Hütte’nin güncel sanatçıların kullanımı üzerinden düşünmek ve Arsenale ve Giardini’deki kalabalık sergi alanlarından uzaklaşmak isteyen Venedik ziyaretçileri için bulunmaz bir fırsat.

2 Hiroshi Sugimoto Modern Times sergi kataloğundan, 2014


Dogana, Italy, 2013 (Punta della Dogana, Venezia) Diasec 205 x 155 cm

0
1774
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle