0 YAPILAN YORUMLAR
4722 GÖRÜNTÜLENME
5 TAKİPÇİ
0 BEĞENİ
Sanatta Tekilleşmeler ve Biraraya Gelişler

SANATTA TEKİLLEŞMELER ve BİRARAYA GELİŞLER

Ters Dönmüş Kaplumbağa ve Ekphrasis Üzerine Bir Söyleşi/ Elif Tanrıyar

Sanat tarihçisi Barış Acar'ın biri Sel Yayınları, diğeri Kült Neşriyat'tan olmak üzere iki çağdaş sanat kitabı Nisan ayında ard arda yayımladı. Ters Dönmüş Bir Kaplumbağa ile Sanat Üzerine Konuşmalar (2000'ler Türkiyesi'nden Çağdaş Sanat Manzaraları) çağdaş sanat tarihi yazımı, avangardizm, sanatın politikası gibi teorik sorunlar etrafında dönüyor. Ekphrasis ise Kült Neşriyat tarafından üç cilt olarak yayımlanacak bir dizinin ilk kitabı. İlk cildin alt başlığı Görünür ve Söylenir Arasında Geçitler. Her iki kitap da çağdaş sanat alanındaki kimi polemikleri, sergi değerlendirmelerini ve sanatçı analizlerini barındırıyor. Akademinin sorgulanmasından, çağdaş sanat eleştirisinin yavanlığına ve Marksizmin çağdaş sanatla olan mesafesine kadar tartışmalı birçok konu üzerine yazılmış makaleler. 

Franz Erhard Walther  

Franz Erhard Walther  - Werksatz (1963-69)

Elif Tanrıyar: Kitabınızın “Kaplumbağalara ve Tavşanlara Dair Eksik Bir Mesel” adlı giriş bölümünde, Osman Hamdi’nin “Kaplumbağa Terbiyecisi” ile Joseph Beuys’ün “Ölü Bir Tavşana Resimler Nasıl Açıklanabilir” performansının karşılaştırmasını yapıyorsunuz (ki bu bir yandan da kitapta anlatılanların genel özeti denilebilir). Bu karşılaştırma fikri nasıl doğdu? Ve ayrıca bu karşılaştırmayı kısaca burada da özetleyebilir misiniz?

Barış Acar: Osman Hamdi'nin Kaplumbağa Terbiyecisi tablosu Türkiye sanat tarihinde üzerine en çok konuşulan, en çok yorumlanan eserlerden biri. Ancak yorumlara bakıldığında iki ana olgu hemen dikkat çeker. İlki, Osman Hamdi'nin kişiliğinde görülen aydınlanmacı karakterin vurgulanması ve bir türlü yola girmeyen toplumun (kaplumbağaların) durumu karşısında “aydın”ın duyduğu melankolidir. İkinci eğilim ise Osman Hamdi'nin Batı'ya yönelişi ve resim anlayışından hareketle onun “oryantalizmi”dir. İki olgu kümesi de haklılık paylarına sahiptir, ancak dikkatli bakarsanız bu yaklaşımların sosyolojik kökenli olduğunu fark edersiniz. Yani bütün bu olgu dökümleri sanat yapıtının ürettiği estetik rejim üzerine söz almazlar. Bu makalede beni tam olarak ilgilendiren şey yapıtın ürettiği görme biçimi; Osman Hamdi'nin kişiliği ya da geç Osmanlı'nın toplumsal yapısı değil. Bu yüzden, anakronik bir yöntemle, hayvanlarla iletişim kuran iki yapıtı karşı karşıya getirip onlarda “sanat” olarak gördüğümüz şeye yaklaşımlardaki farklılığı anlamaya çalışıyorum. Beuys, ölü bir tavşana resimleri açıklamaya çalışır. Amacı insanlık adına bir nevi özür dilemektir. Kültürün yıkıcılığına, insanmerkezciliğe karşı sanatçı olarak öne çıkar. Elbetteki böyle bir tavır Osman Hamdi'nin dönemi için düşünülmesi mümkün olmayan bir şeydir. Zaten kıyas da burada değildir. Osman Hamdi, hantal ve hiçbir şey öğrenemeyen kaplumbağaları “eğitme”ye çalışmaktadır. Ancak bugüne dek bu tabloya bakan kimse kaplumbağaların neden bir eğitime tabii tutulduklarını sorgulamamış. Buradaki alegori kabul edilip, asıl soru geçiştirilmiş. Kaplumbağaların pozisyonuyla neden kimse ilgilenmiyor?

Özellikle entelektüel dünyamıza baktığımızda ne demek istediğimi hemen anlayabilirsiniz. Örneğin Türkiye'de “aydın” kavramı öznenin “devlet” karakterini çok güzel yansıtır. Osman Hamdi'nin ressam olmak isterken Akademi'ye müdür olması, arkeolog olmak isterken müze müdürü olması bu trajik tarihi harika örnekler. Bireyselleşemeden özne haline gelmiş karakterler. Kaplumbağa terbiyecisinin asıl melankolisi burada gizlidir. Kaplumbağaların (halkın) yola gelmemesinde değil, “kendi” olmayı başaramamış bir öznenin ruh halini topluma yansıtma çabası asıl melankolik olan.

Elif Tanrıyar: “Ters Dönmüş Kaplumbağa” da aslında kendi içinde bir oyun, bir bakış meselesi barındırıyor…

Barış Acar: Elbette. Tam bu noktada ben soruyu çağdaş sanatın bugün neden anlaşılmadığını düşünebilmek için kullanıyorum. Sanatçının ürettiği tekilleşmeler neden hesap dışı tutuluyor? Bu insan için olduğu kadar diğer canlılar için de, yapıtlar için olduğu kadar kavramlar için de geçerli. Bununla özneleşme pozisyonlarının ve aynı zamanda birey öncesi oluşum süreçlerinin tartışılmaya açılmamış olmasını kastediyorum. Bu sorular cevaplanmadan çağdaş sanatın bugün neden anlaşılmadığını ortaya koyamayız. Avangard hareketler ve yüzyıl ortasındaki çağdaş sanat çıkışlarından sonra sanat tarihi, malzeme dökümüyle ya da kültür tarihine endekslenmiş tarihyazımıyla hiçbir yere gidemez. Önce sanat felsefesinin ve estetik teorisinin temel sorunlarını ele almak zorunda.

Avangard her zaman bir kaçma mekanizmasıdır. Nomos'u/ yerleşik olanı yerinden etmeye, yeniden tanımlamaya meyleder. Zaman zaman bunu başarır, lakin bu başarı toplumsal dönüşümlerden bağımsız değildir elbette. Avangard yön ile kastım ise çok açık. Klasik sanat anlayışının malzeme ve form kullanımı ile yapıt üretme rejimine başkaldıran, tarihsel avangard ve 1960lar avangardının dünyaya bakma biçiminden izler taşıyan değişen ve dünyanın da kendisiyle birlikte değişmesini talep eden bir hareket kast ettiğim. 1992-2006 arasında üretilmiş işlere baktığınızda, ana akımından alternatif mecrasına bunu görebilirsiniz. 

Genco Gülan

Genco Gülan - Terbiye - 2013

Elif Tanrıyar: Kitapta dört ana bölüm yer alıyor. Bu bölümleri nasıl belirlediniz? Ayrıca bu bölümlerde yer alan yazılarınızı nasıl seçtiniz? (Yani genel olarak ne kadar sürelik bir zaman diliminde yer alan yazılardan ne tür bir metotla seçildi bu yazılar?)

Barış Acar: Kitap, kökeni 90'lı yıllar Türkiyesi'nde olan ama kavramlaştırmaları ancak 2000li yıllarda yapılabilen dört olgu ekseninde hareket ediyor. Bunların ilki söz konusu dönemde bütün çağdaş sanatçılarda rastladığımız avangard eğilimler. Ben bunları “geç-avangard” olarak isimlendiriyorum. Bu konu üzerine yazdığım bir dizi makale kitabın çıkış bölümü. Hemen arkasından da, az önce de vurguladığım, sanat tarihi yazımı problemi geliyor. Keza sanat tarihi bir yandan akademik bir alan tanımlar, bir yandan da piyasa kurar. Bu yüzden onun çifte karakterini yaratan “yazım” nosyonu üzerinde yeniden yeniden durmak gerekiyor. Küratörlük kuşkusuz Türkiye için 90'lı yıllarda çağdaş sanatın en önemli semptomuydu. Tartışmanın ele alınış biçimi ve yine sanat tarihinin alanı kuşatmadaki sıkıntıları bu bölümde gözler önüne serilebildi sanıyorum. Son olarak da Gezi Direniş'inde karşımıza dikilen “sanattaki tekilleşme arzusu”nu değerlendiren yazılar var. Yani, Osman Hamdi'deki tekilleşme eksikliğiyle açılan kitap, Gezi Direniş'inde tüm o avangard semptomların sonucunda iyice görülür olan, benim “estetik” demekten çekinmeyeceğin birey öncesi arzuyla düğümleniyor. Tabii nasıl Osman Hamdi'nin resmini doğru düzgün değerlendiremediysek, çağdaş sanat dünyamızda da bu saptamaları yapabilmiş değiliz hâlâ. Yapılan tartışmalara bakıldığında bunun eksikliği gün gibi ortaya çıkıyor.

 Elif Tanrıyar: Necmi Sönmez kitabınızın önsözünde “Ters Dönmüş Bir Kaplumbağa ile Sanat Üzerine Konuşmalar” 2000’li yıllarda çağdaş sanatın üzerine çöken ağır sıkıntının nedenlerini sorgulamakla kalmayıp, yanıtlarını da veren bir Barış Acar kitabı” diyor. Bu görüş için kitabınızın aynı zamanda doğuş nedeni diyebilir miyiz? Yani bu kitabın ana meselesi, çağdaş sanatın –geniş bir zaman perspektifi içinde– sıkıntılarını sorgulamak ve çözüm yolları aramaktır denebilir mi? Ve başka hangi ana meselelere sahip?

Barış Acar: Evet, özetle, çağdaş sanat için eksik olan sanat tarihi yazımının olanaklılık koşulunu araştıran makeleler bunlar. Türkiye özelinde çağdaş sanata dair alımlama probleminin kökeninde sanat tarihsel bir bakış açısı eksikliği yattığını düşünüyorum. Bu mesele herhalde kitaplarımın ana meselesi diyebilirim. Keza sanat tarihi yazımı dünya ölçeğinde epey sorgulamaya konu olmuş, daha kökenlerinden itibaren (Warburg örneğini düşünelim) imge üretimi rejimiyle onun yorumu arasındaki oldukça müphem bir alanda şizofrenik denebilecek bağlantıların peşinde olmuş bir disiplindir. Oysa bizde öyle değil. Biz “bilimsellik” nosyonunu kaybetmemek/ ondan taviz vermemek adına sürekli pozitivist yönteme, empirik malzeme araştırmasına bel beğlamışız. Böyle olunca da çağdaş sanatın algılanmasının en önemli ayağı olan “anlam ve bağlam” tartışmaları sanat tarihinin bakış açısından uzakta olmuş hep. Oysa Wölfflin'in bile yazdıklarında biçimciliğin çok dışına uzanan bir yorum mekanizması bulmak mümkündür. Panofsky'nin yöntemi de suyunu buradan alır doğrudan.

Benim tezlerim elbette Türkiye ölçeğinde işlendiler, ama Viyana Üniversitesi'nde sürdürdüğüm doktora araştırmamın kuramsal zemininden pek çok iz taşıyorlar. 90'lar sanatının politikasının incelenmesi üzerine yaptığım bu araştırma, yoğun olarak sanat tarihi kuramına ve estetik teorisine uzanıyor.

Elif Tanrıyar: Kitabınızın diğer bir özelliği de yorumlarınızın yoğun felsefi bir arka plana sahip olması… Bunun nedeni sizin özgün yazı üslubunuzdan mı kaynaklanıyor yoksa yalnızca tarihsel saptamalar ve analizlerden oluşan belgeler ortaya koymanın ötesinde okuru da işin içine katan bir süreçleri yorumlama ve sonuçlar ortaya koyma amacından mı besleniyor?

Barış Acar: Türkiye'de sanat tarihi yazımına kuramsal düzlemde katkı sunan iki isimden söz edilebilir: İsmail Tunalı ve Mazhar İpşiroğlu, ki ikisi de sanat tarihinden gelmezler. Tarih, eğer ki onu tarih felsefesinin sorularıyla sürekli sınayarak ele almazsanız kronoloji olur. Sanat tarihi de, eğer ki estetik teorisinden ve kuramsal yapıdan soyutlanarak ele alınırsa geriye kalan, bir resim için kaç kilo boya harcandığı ve hangi eseri, kimin, kaça koleksiyonuna aldığı olur; envanter dökümü yani. Ters Dönmüş Kaplumbağa'nın amacı yapıta ilişkin yeni bir bakma önerisi getirmek elbette. Alımlayıcı estetiğini dışlamayan, çoğul ve “isteme”nin gücünden beslenen taze bir bakış.

Okurun ve genel anlamda çağdaş sanat için söyleyecek olursak alımlayıcının kafasının çok karışık olduğunu söyleyebiliriz. Bunun en önemli nedeni de “kötü eleştiri”dir bana kalırsa. Eleştirmenlerde iki başat eğilim var; çağdaş sanat konusundaki ilgisizliği ya da reaksiyoner tavrı ya alımlayıcının eğitilmemişliğine bağlıyorlar ya da tartışmalı örneklerini işaret ederek bütün bir çağdaş sanatı silmeye kalkıyorlar. Bunlar inanılmaz derecede indirgeyici ve, hadi sosyolojik açıdan düşünelim, verileri bilinçli olarak çarpıtan, vasat yorumlar. İşlerine geldiğinde kendilerine göre iyi örnekleri sıralıyorlar, işlerine geldiğinde tüm çağdaş sanat zan altına alınıyor. Oysa böyle basit iyi-kötü diyalektikleri kurmadan sanat yapıtını değerlendirebilmek lazım. Rönesans'ın da, Barok'un da, Empresyonizm'in de “Bu adamlar ne yapıyor böyle” dedirtecek örnekleri vardı. Sanat yapıtına bakarken farklı dönemlerin kendilerine özgü olan alımlama rejimlerini görmezden gelerek yargı sunamazsınız. Böyle yaparsanız karşısında savaştığını düşündüğünüz “piyasa değerleri”ne ya da artık o neyse, ona arka kapıdan malzeme yetiştirirsiniz. Çünkü mevcut/ genelgeçer algılama rejiminin bekasına oynuyor olursunuz.

Avangardı özellikle ve inatla bu yüzden vurguluyorum. Avangard her seferinde başka bir strateji geliştirerek mevcut düzeneği eleştirmeyi başarmıştır. Sanatta yenilik de, farklı dünyaların olanağı da ancak buradan gelir.


---

* Bu söyleşi İstanbul Art News gazetesinin Mayıs sayısında“Sanat Kütüphanemiz” köşesi için yapılmış ve yazıda ancak küçük bir kısmına değini olarak yer verilmiştir. Söyleşinin tamamı ilk kez yayımlanmaktadır.

0
4722
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle