
Puruli Kültür Sanat tarafından düzenlenen, 11 - 17 Ekim tarihleri arasında izleyicilerle buluşacak olan 9. Engelsiz Filmler Festivali, gündelik hayatın akışına aykırı Absürt seçkisini izleyiciyle buluşturacak.
Anlam arayışının beyhudeliğini donuk bir gülümsemeyle karşılayan Absürt seçkisiyle, beklenmedik davranışlar, anlam verilemeyen şeyler ve daha önce hiç yan yana düşünülmeyen olaylar izleyicinin karşısına çıkacak. Absürt seçkisi kapsamında Clermont-Ferrand Uluslararası Kısa Film Festivali’nin hazırladığı altı filmlik bir kısa film seçkisi de gösterilecek.
Yönetmen Guido Hendrikx’in Belçika sokaklarında kayda girerek tamamen sessizlik içinde karşısına çıkanları kamerası ile baş başa bıraktığı ve yıllar sonra elindeki materyalleri kurgulayarak ortaya çıkardığı filmi Bir Adam ve Bir Kamera (A Man and A Camera) farklı üslubuyla “Artık hiçbir şeye şaşırmıyorum” diyenlerle festivalde buluşacak.
Cannes Film Festivali’nden sonra Fransa’nın en büyük ikinci festivali olan Clermont-Ferrand Uluslararası Kısa Film Festivali, 6 absürt filmin yer aldığı bir programla Engelsiz Filmler Festivali’nde yer alacak. Festivalin program koordinatörü Jean-Bernard Emery’nin 2002 - 2020 yılları arasından seçtiği yapımlar izleyicilerle buluşacak. Seçkide 2013 yılında Canal+ Ödülü’nü alan yönetmen koltuğunda Evan Morgan’ın oturduğu Acayip Komik Bir Hikaye (A Pretty Funny Story), yine 2013 yapımı Michael Mohan’ın yönettiği İşte Böyle Öleceksin (This is How You Die), Alexandre Poulichot’un 2020 yapımı filmi İyi Ölümler (Bonne Mort), yönetmenliğini Hans Petter Moland’ın yaptığı 2002 yapımı Omuz Omuza (United We Stand), Céline Devaux’un 2015 yapımı bol ödüllü animasyonu Pazar Yemeği (Sunday Lunch) ve yönetmenliğini Max Porter ile Ru Kuwahata’nın birlikte üstlendikleri 2017 yapımı bol ödüllü animasyon Ziyan Olmuş Boşluk (Negative Space) bulunuyor. Engelsiz Filmler Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Ödüllü kitapları Şu Yağmur Bir Yağsa ve Bir Kırık Segâh ile okurun takdirini kazanan Kâmil Erdem'in on öyküden oluşan yeni kitabı Yok Yolcu, Sel Yayıncılık’tan çıktı.
Erdem, yakın tarihimizde kuşaklar boyu dalgakıran etkisi yaratan dönemeçleri ele aldığı gibi edebiyat camiasının tanıtıcı/eleştirmenlerine, sansasyonel kalemlerine ve sahipsiz bırakılan cenazelerine de güncel ve incelikli bir selam gönderiyor. Adını Ece Ayhan’ın dizelerinden alan, “Ayapera!” başlığıyla diğerlerinden ayrılan öykü üçlemesinde ise okurları Beyoğlu, İstanbul ve nihayetinde bir bütün olarak değişen ve dönüşen ilişkiler izleğinde bir yolculuğa çıkarıyor.
"Kâmil Erdem öyküleri bir akarsu gibidir, bir akarsuyun gereğini yapar, öyle olması, akması gerektiği için akar. Suyun uzunluğu, derinliği, içinde mi kıyısında mı, neresinde durmak gerektiği kararını ise okur vermek durumundadır; bu sakin, sessiz, keyif çatılan bir dere kenarı da olabilir, köpürtülü, gürültülü ve tekinsiz bir çağlayan da.
Üçüncü öykü kitabı Yok Yolcu da böyle müphem öyküler barındırıyor; sonsuz bir sonsuzluktan, derin düşüncelerden, koca bir hayat boyu yaşananlardan, çıkarımlardan, süzülenlerden, öyle kendince akanlardan ve dökülenlerden dileyen dilediği kadarını alıyor. Bütün caddeleri, sokakları, evleri, evlerinin içindeki insanları, insanlarının arasındaki ilişkilerin yıkıldığı ve yeniden kurulduğu, bozunuma uğradığı ve onarıldığı, duvarlar ya da sular altında kaldığı Beyoğlu'na da incelikli bir ağıt yakıyor." (Arka kapak metni)
Ekim ayında açılacak olan G&G Sanat Merkezi, çağdaş resim sanatının Türkiye’deki en önemli temsilcilerinden biri olan Devrim Erbil’in “Çeşitlemeler” sergisine 2 Ekim - 2 Kasım tarihleri arasında ev sahipliği yapacak.
Ressam Güher Elçiçek tarafından hayata geçirilen G&G Sanat Merkezi, açılışını Türk resminin önemli temsilcilerinden Devrim Erbil’in “Çeşitlemeler” sergisi ile yapacak. G&G Sanat Merkezi’nin galeri mekânında sanatçının çeşitli dönemlerine ait pentür, baskı ve halı eserlerinden oluşan geniş bir seçki sanatseverlerle buluşacak.
Çiftehavuzlar Beyaz Köşk’te açılacak G&G Sanat Merkezi, yıl boyunca sergilere, seminerlere, workshoplara, söyleşilere ve kurslara ev sahipliği yapacak. Merkez, Türk ve dünya sanatının önemli isimlerinin sergilerin yanı sıra resim, seramik, gravür atölyeleri de gerçekleştirilecek.
Küratörlüğünü Ressam Ahmet Özel’in üstlendiği Devrim Erbil’in “Çeşitlemeler” sergisini 2 Ekim - 2 Kasım tarihleri arasında Göztepe’de yer alan G&G Sanat Merkezi’nde ziyaret edebilirsiniz.
Yazar Camilla Läckberg ile aktör Alexander Karim’in Storytel Original’a özel yazıldıkları epik bir aşk hikâyesi olan Buzul, Deniz Yüce Başarır ve Uygar Özçelik’in seslendirmesiyle Storytel’de dinleyicilerle buluştu.
Yakın zamanda izleyicilerle de buluşan Buzul (Glacier), ölümcül bir virüsün insanlığı yok etmeye çalıştığı bir dönemde iki yabancının otel odalarında sıkı izolasyon koşullarında kaldığı etkileyici bir hikâye sunuyor. Buzul, lüks bir otelde, bir kadın doktorla papazın kendi ayrı odalarında, birbirlerinin varlığından habersiz kaldığı bir hikâye. Otelin dışında patlak veren pandemi nedeniyle girdikleri karantina her iki karakteri koruduğu kadar onlara zarar da verir. Hayatta kalmak için sıkı izolasyon koşullarındalardır, fakat iç dünyalarını uzun süre önce dışarıya kapatmışlardır. Yıkıcı bir hata yasak bir buluşmaya neden olur ve büyüleyici, kuvvetli bir aşkın tohumları atılır. Uğruna ölmeye değer bir aşkın tohumları.
Camilla Läckberg, “Farklı formatlar için bir hikâyeyle bu şekilde çalışmak şahane fırsatlar getiriyor. Sesli kitapta dinleyiciler karakterleri daha derinden tanıyacak ve onların farklı taraflarını görecek olay örgüsü geliştirilebilir, farklı yönlere gidebilir ve yeni patikalar izleyebilirler ve hikâyenin sonu tamamen farklı olabilir. Buzul sınırları aşan, Alexander’la birlikte tutku beslediğimiz bir hikâye. Farklı platformlarda kitlelerine ulaşmasını sabırsızlıkla bekliyoruz” dedi.
Alexander Karim, “Hem kalplerimize yakın bir dram hem de gerçekten tutkuyla dolu bir proje bu. Olay örgüsü, doğal olarak geçen yılki gerçekliğimizden ilham aldı. Yoğun ve inanılmaz bir yıl oldu ve bu inanılmaz sonucu nihayet paylaşabileceğimiz için heyecanlıyım” dedi.
Oğuzhan Kot’un beş şarkıdan oluşan Romantik Komedi isimli ilk albümü müzikseverlerle buluştu.
Aynı anda avukatlık mesleğine de devam eden Kot’un ilk albümünde yer alan beş şarkının dördünün sözü ve müziği kendisine ait. Bir şarkıda ise Ali Haydar Timisi’nin imzası bulunuyor. Romantik Komedi’nin müzik yönetmenliğini ve aranjörlüğünü Ali Haydar Timisi yaptı. Soundhorus Prodüksiyon bünyesinde hazırlanan albümde gitarları Uğur Varol çaldı. Solo kemanda Şaban Gölge, çello ve viyolada ise Murat Süngü yer aldı. Projenin sanat yönetmenliğini Selen Timisi, genel koordinatörlüğünü de Berat Demirtaş üstlendi.
Oğuzhan Kot Romantik Komedi albümü hakkında şunları söyledi: “Romantik Komedi albümü ruhsal çeşitliliğimi aktarmak açısından tam anlamıyla beni anlatan bir albüm. Ayrıca profesyonel müzik kariyerimde çıkardığım ilk albüm olacağı için ayrı bir heyecan içerisindeyim. Müziğin her zaman farklı ruhlara ve psikolojilere hitap ettiğine inanırım. Bu şarkıları yaparken de insanların her bir şarkıyı farklı ruh hâllerinde dinlemesini ve bir şekilde kendilerine bir yerden dokunmasını amaçladım. Ayrıca albümde bana bir şarkısıyla destek olan Ali Haydar Timisi hocama teşekkürlerimi sunuyorum. Bu albümle birlikte müzik dünyasında özgün ve sağlam bir yer edineceğime inanıyorum.”
Oğuzhan Kot’un Romantik Komedi isimli albümünü buradan dinleyebilirsiniz.
Sanatçı ikilisi ha:ar’ın çalışmaları JD Malat Gallery iş birliğiyle 5 - 10 Ekim tarihleri arasında Tersane İstanbul’da gerçekleşecek olan Contemporary İstanbul kapsamında sanatseverlerle buluşacak.
Heykeltıraş Hande Şekerciler ve dijital sanatçı Arda Yalkın’dan oluşan ha:ar’ın eserleri “Pulse: Electric Mannerism” başlığı altında ilk olarak Ankara’da daha sonra da Venedik ve Milano’da sergilendi. Şimdi ise İstanbul’da izleyicilerle buluşacak. Ayrıca J.D Mallat Gallery tarafından temsil edilen heykeltıraş ve yeni medya sanatçısı Hande Şekerciler “ecstasy” adlı heykel serisinde yer alan eserleriyle Contemporary İstanbul’da olacak.
ha:ar’ın çalışmaları, Rönesans ve Barok dönemlerinin büyük ustalarını, geçmişi yeniden yorumlayan bir dizi kompozisyon ile fiziksel ve sanal bir ortamla ilişkilendirerek keşfediyor. Maniyerist bir etki öneren eserlerin her bir ögesi mistik pozlarda tasvir edilirken, Barok resmini anımsatan bulutlarla çevrili dramatik bir bedensel gerilim ile karakterize ediliyor. İnsanlığın yarattığı medeniyetle, ürettiği teknolojiyle ve varoluş biçimiyle çatışma konularına odaklanan ha:ar’ın sergisinde İmkansız Heykeller serisinden işleri bulunuyor. Serinin yeni parçası olan video çalışma da fuar kapsamında ilk kez izleyicilerle buluşacak.
ha:ar’ın üretimleriyle diyalog hâlinde olan Hande Şekerciler’in heykelleri, dijital ve somut gerçekliklerin yansımalarına odaklanıyor. Rönesans yankısına dalmış görünen bir insan figüründen yola çıkan sanatçı, öznelerin kimliğini altüst ederek, onları saç ve giysi gibi karakterize edici unsurlardan arındırıp özgürleştiriyor. İzleyiciye bedenleri anonim olarak, herhangi bir sosyal yapının ötesinde görme fırsatı sunuyor.
Künye:
1. ecstasy self-portrait no:1,92x112x101 cm, 3+1 edition, Bronze with Custom Made Chemical Patina, 2020
2. ha:ar, Impossible Sculptures No:24, CGI (Computer Generated Image) (Bilgisayar İle Üretilmiş Görüntü), Computer Controlled Light Box (Bilgisayar Kontrollü Işıklı Kutu), 200x175, 2021
3. ha:ar, Impossible Sculptures No:23, CGI (Computer Generated Image) (Bilgisayar İle Üretilmiş Görüntü), Computer Controlled Light Box (Bilgisayar Kontrollü Işıklı Kutu), 200x166, 2021
İpek Türeli’nin İstanbulluların şehirlerini tartışırken, hayal ederken, inşa ederken ve tüketirken kendilerini nasıl tanımladıklarını inceleyerek kültürel yaratıcılığı vurgulamayı amaçladığı çalışması İstanbul Açık Şehir - Kentsel Modernitenin Endişelerini Sergilemek, Metis Yayınları’ndan çıktı.
İstanbul Açık Şehir, kent araştırmacılarının ve tarihçilerinin, kültür araştırmacılarının, sanat tarihçileri ve antropologların yanı sıra planlamacıların, mimarların ve sanatçıların ilgisini çekecek özelliklere sahip bir kitap.
Yazılı basına ve fotoğraflara, filmlere, mimari miras sergilerine ve tema parklarına odaklanan kitap ortak temsil pratikleri aracılığıyla bu popüler tasvirler arasındaki bağlantıları araştırıyor. Türeli, kentsel modernliğe farklı bir bakış açısı öneren kitabı hakkında şunu söylüyor: “Şehrin geçmişinin çağrıştırılması yoluyla geleceğinin tanımlanması ve tartışılması hakkındadır bu kitap: Geçmişe ait hayal ve imgeler de, geleceğe dair tahayyüller de, esasen bugüne ait yorumlardır, bugünün endişelerine istinaden üretilirler ve bugünü anlamak için kullanılabilirler. Bu varsayımdan hareketle, bu çalışma ‘İstanbul’un hangi geçmiş(ler)i nasıl dolaşıma giriyor ve yorumlanıyor?’ sorusunu kentin görsel temsilleri üzerinden incelemeyi amaçlıyor.”
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından hayata geçirilen İstanbul Film Festivali, Goethe-Institut iş birliğiyle Alman sinemasının en güncel ve başarılı filmlerinden oluşan Kino seçkisini 24 Eylül - 3 Ekim tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşturuyor.
Alman sinemasından örneklerin yer aldığı Kino seçkisi, Türkiye’nin farklı şehirlerindeki sinemalarda ve çevrim içi olarak gösterilecek. Goethe-Institut’un düzenlediği “Kino 2021: Alman Filmleri Türkiye’de” etkinliği, festivalin çevrim içi gösterim platformu üzerinden izlenebilecek. İstanbul Film Festivali’nin 24 Eylül - 3 Ekim tarihleri arasında çevrim içi platformunda izleyiciyle buluşturacağı on Kino 2021 filmi, 20.00’de gösterime girecek ve beşer gün boyunca izlenebilecek. Filmlerin biletlerini 17 Eylül Cuma saat 10.30’dan itibaren Passo üzerinden satın alabilirsiniz. Program dâhilindeki fiziksel gösterimlerle ilgili bilgilere ise buradan ulaşabilirsiniz. Ayrıca Kino 2021 filmleri yönetmenleriyle yapılacak söyleşiler Kino 2021 YouTube kanalından yayımlanacak.
Kino 2021 Çevrim İçi Gösterim Programı:
24 Eylül 20.00 – 29 Eylül 20.01
İstanbul Bahçesi / Stambul Garden / Räuberhände (İlker Çatak)
25 Eylül 20.00 – 30 Eylül 20.01
Satranç / Schachnovelle / The Royal Game (Philipp Stölzl)
26 Eylül 20.00 – 1 Ekim 20.01
Cesaret / Courage (Aliaksei Paluyan)
27 Eylül 20.00 – 2 Ekim 20.01
Buzağıların Orda Kimse Yok / Niemand ist bei den Kälbern (Sabrina Sarabi)
28 Eylül 20.00 – 3 Ekim 20.01
Nöbetçi / Die Wächterin / The Guardian (Martina Priessner)
29 Eylül 20.00 – 4 Ekim 20.01
Rakip / Rivale / Rival (Marcus Lenz)
30 Eylül 20.00 – 5 Ekim 20.01
Çevrekırım / Ökozid / Ecocide (Andres Veiel)
1 Ekim 20.00 – 6 Ekim 20.01
Prens / Le Prince (Lisa Bierwirth)
2 Ekim 20.00 – 7 Ekim 20.01
Pilotun Karısı / Die Welt wird eine andere sein / Copilot (Anne Zohra Berrached)
3 Ekim 20.00 – 8 Ekim 20.01
Fabian veya Bok Yoluna Gitmek / Fabian oder Der Gang vor die Hunde / Fabian (Dominik Graf)
İstanbul Havalimanı, kültür ve sanata verdiği destek kapsamında bu alanda yapılan tüm çalışmaları İGART çatısı altında bir araya getiriyor. İGART’ın ilk çalışması olan İGART Sanat Projeleri Yarışması kapsamında havalimanının metro çıkış alanındaki “Viyadük altı” yarışmaya açılıyor.
Bugüne kadar havalimanı müzesi ve havalimanı kütüphanesi gibi yenilikçi projelerin yanı sıra çok sayıda sergi, atölye çalışması ve canlı müzik performansına ev sahipliği yapan İstanbul Havalimanı, İGART bünyesinde yapılacak çalışmalarla birlikte sanata daha fazla yer açıp, sanatçılara daha fazla destek vermeyi hedefliyor. İGART kapsamında resimden heykele, mimariden eleştirmenliğe, küratörlükten akademisyenliğe kadar sanatın her alanından projeler gerçekleştirilmesi planlanıyor. Başkanlığını ressam ve akademisyen Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın yaptığı yürütme kurulunda Prof. Dr. Gülveli Kaya, Nazlı Pektaş, Deniz Odabaş, Prof. Dr. Marcus Graf, Gökhan Şengül, Murat Tabanlıoğlu, Mehmet Ali Güveli, Mehmet Fehmi Bilge yer alıyor.
Plastik sanatlar alanında üretim yapan sanatçılara açık olan ve birden fazla farklı proje alanlarından oluşan İGART Sanat Projeleri Yarışması’nın ilk iki etabı için çağrı yapıldı. İGART Sanat Projeleri Yarışması’nda toplamda 17 proje alanı yer alıyor. Yarışmanın ilk etabındaki havalimanının metro çıkış alanındaki “Viyadük altı”nı kapsayan 1. kategori proje alanı sadece 35 yaş altı sanatçılara açık olacak. Geri kalan etaplar da 2022’de yarışmaya açılacak. Yarışmada her bir proje alanı için finale kalacak olan 3 projenin sahiplerine 10’ar bin TL ödül verilecek. Kazanan proje sahibine verilecek büyük ödül için 1 milyon liralık telif bedeli belirlendiği açıklandı. Yarışmanın jürisinde İGART Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hüsamettin Koçan, İGART Yürütme Kurulu Üyelerinden Deniz Odabaş, Prof. Dr. Gülveli Kaya, Prof. Dr. Marcus Graf, Mehmet Ali Güveli, Murat Tabanlıoğlu, Nazlı Pektaş’ın yanı sıra heykeltıraş Seyhun Topuz ve heykeltıraş Seçkin Pirim bulunuyor. Yarışmaya 1 Kasım tarihine kadar başvuru yapılabilecek. Kazanan projenin ise 20 Aralık 2021’de açıklanması planlanıyor.
İGART Sanat Projesi, Eylül ayında gerçekleşecek mekân tanıtım turları ile başlayacak. 21 - 28 Eylül ve 5 Ekim tarihlerinde saat 12:00’de Beşiktaş Vapur İskelesi önünden servis aracı ile ulaşım sağlanabilecek.
Arter, yeni sezonu Candeğer Furtun’un altmış yıla yayılan eserlerini kapsayan ilk retrospektif sergisiyle açıyor.
Yaklaşık üç yıla yayılan bir hazırlık sürecinin ardından düzenlenen sergide, Candeğer Furtun’un 1960’lı yıllardan bu yana ürettiği seramik ağırlıklı heykellerden ve nesnelerden oluşan geniş bir seçki ve üretim süreçlerine eşlik eden arşiv malzemeleri yer alıyor. Küratörlüğünü Selen Ansen’in üstlendiği sergi, Furtun’un seramiğe dair özgün yaklaşımlarını sunarken pratiğinin yaşamsal, felsefi, tarihsel, toplumsal ve siyasi sorunsallardan beslenen katmanlarına da ışık tutuyor. Sanatçının zengin form ve doku dünyasını yansıtan yüzden fazla yapıtını, atölyesindeki araştırma ve üretim süreçlerine yakından tanıklık eden arşiv malzemeleriyle bir araya getiren sergi Candeğer Furtun’un retrospektif niteliğindeki ilk sergisi olma niteliğinde.
Sergi sanatçının seramikten ve kendi üretiminden bahsederken sıklıkla referans verdiği “kabuk” kavramı etrafında kurgulanıyor. Furtun’un sanatında biçimsel ve düşünsel bir öneme sahip doğa ve beden temalarına odaklanan sergi, “Doğayı izlerken bile, her kabukta, tohumda, taşlarda insan figürleri gördüğünü” belirten sanatçının doğayla beden arasında kurduğu ilişkileri ve oluşturduğu geçiş olanaklarını vurguluyor. Sanatçı doğanın süregelen yıkımını ve insanın doğayı ötekileştirerek sebep olduğu ekolojik ve toplumsal felaketleri sıklıkla vurgularken bu karanlık gidişata kendi pratiği ile doğa arasında bir yakınlık, hatta bir içkinlik ilişkisi inşa ederek karşılık veriyor.
Sanatçının 1960’lar ve 1970’lerde ürettiği organik hatlar benimseyen heykelleri, doğadaki mevcut formların taklidine dayanan geleneksel mimetik bir yaklaşımdan ziyade, analojik bir ilişkilenme biçimini benimsiyor. 1980’ler, 1990’lar ve 2000’lerde ürettiği serilerinde parçaları üzerinden öne çıkan insan bedeni ise varlığımızı eksiklik ve sonluluk üzerinden düşünmeye davet ediyor. Sergide bir eşik işlevi gören “kabuk” kavramı, sanatçının yarattığı formlarda vücut kazanan iç/dış, boşluk/doluluk, soyut/somut, parça/bütün ve tekillik/çoğulluk gibi dinamiklere de işaret ediyor.
Sergi Arter’in giriş ve -1. kat galerilerine yayılarak izleyicilere sanatçının altmış yıla yayılan üretimini formların uğradığı evrim ve renk merceğinden deneyimleme fırsatı sunuyor. Bu deneyim alanı toprak ve sonbahar tonlarının hâkim olduğu erken dönem soyut eserlerden başlıyor ve Furtun’un 1980’lerden itibaren daha somut bir dil ile üretmeye başladığı bacak, kol, el ve gövde serilerinde mevcudiyet kazanan ten rengine kadar devam ediyor.
Candeğer Furtun retrospektifini 17 Nisan 2022 tarihine kadar Arter’in giriş ve -1. kat galerilerinde ücretsiz olarak ziyaret edilebilirsiniz.