
Martch Art Project tarafından hayata geçirilen Martch Studio’nun ikinci edisyonu için başvurular 5 Aralık 2021 - 5 Ocak 2022 tarihleri arasında yapılacak.
Martch Studio misafir sanatçı programı Ayvalık’ta konumlanan mekânında yerli ve yabancı sanatçılara konaklama, çalışma ve araştırma fırsatı sunuyor. Seçici kurul tarafından belirlenecek iki sanatçıya 2022’in Mart ve Haziran ayları süresince konaklama, atölye ve maddi destek sağlanacak. Daha sonra Martch Studio program sürecinde üretilen eserlerden oluşacak süreli bir sergi düzenlenecek. Programın seçici kurulunda Murat Alat, Haldun Dostoğlu, Ali Kazma, Agah Uğur ve Serra Yentürk yer alıyor.
Martch Studio hakkında daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz ve sorularınız için info@martch.art adresine e-posta gönderebilirsiniz.
“Sosyalist-anarşist-feminist” yazar Marge Piercy’nin denemelerini, şiirlerini, anılarını, söyleşilerini, inişlerini ve çıkışlarını bir araya getirdiği kitabı Benim Hayatım, Benim Bedenim, Elif Zeynep Yıldırım’ın çevirisiyle Düşbaz Kitap’tan çıktı.
Piercy, işçi sınıfına ait bir feminist olarak kendisinin gelişim hikâyesini, TV kültürünün artılarını eksilerini, bir yazarın hayatındaki ego danslarını, evsizleri ve ev kadınlarını, Allen Ginsberg’i ve Marilyn Monroe’yu, feminist ütopyaları, kurmacanın neden fizik olmadığını ve elbette ki şöhreti, seksi, parayı –tam olarak bu sırayla olmasa da– tartışıyor.
“Özellikle kadınlardan bahseden kitaplar yayımlamak kalbinizi kıracak mektupların gelmesine yol açar: kendi çocuklarının velayetini kaybetmiş kadınlar, sırf ücretsiz ev işçisi olmaya başkaldırdıkları ya da kendilerine kadın bir âşık buldukları için deli olarak nitelendirilen kadınlar, başları akla gelebilecek her türlü belaya girmiş kadınlar.” (s. 40)
Işıl Kasapoğlu’nun çevirip yönettiği, Ayşenil Şamlıoğlu ve Reha Özcan’ın rol aldığı İki Kişilik Hırgür oyunu, aralık ayında İstanbul, Kocaeli, Eskişehir ve Konya’da tiyatroseverlerle buluşacak.
Absürt tiyatronun önde gelen temsilcilerinden Eugène Ionesco’nun II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan toplumsal erozyonu, şiddetin ve umutsuzluğun bireyler üzerindeki yıkıcı etkilerini ele aldığı metni İki Kişilik Hırgür, savaşın ardından insanlığın içine düştüğü anlamsızlığı, kendi küçük dünyalarına kapanan bir adamla bir kadın üzerinden aktarıyor. Ionesco’nun ilk dönem oyunları arasında yer alan İki Kişilik Hırgür’de Işıl Kasapoğlu savaşın karanlığını ve kirini sahneye taşıyor. Dekoru Hakan Dündar, kostümleri Nalan Alaylı, ışık tasarımı Mustafa Karakoyun, müzikleri Serdar Öztop’a ait olan oyunun dramaturjisi ise Bilgesu Kasapoğlu imzasını taşıyor.
İki Kişilik Hırgür, 2 ve 3 Aralık’ta Kocaeli’de, 7 Aralık’ta Konya’da, 8 Aralık’ta Eskişehir’de, 11 ve 22 Aralık’ta İstanbul’da sahnelenecek. Oyunun biletlerini Biletix ve Passo üzerinden satın alabilirsiniz.
“Ve bu hep böyle devam edecek. Ve devam edecek... Fırtına olmadığı zaman demir yolları grevi, grev olmayınca grip salgını, grip olmadığı zaman savaş. Savaş olmadığı zaman gene savaş. Ne kolay. Ve zaman geçtikçe ne olacağını gene zaman gösterecek.”
Fotoğraflar: Deniz Köylü
Sanatın her alanından farklı sesleri ve ifade biçimlerini sergilemek amacıyla herkes için ulaşılabilir sanat ortamı sunan UNIQ Expo, 25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’ne özel olarak “Kadın” temalı birçok sergiyi 31 Aralık’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
UNIQ Expo, resim, heykel, seramik, illüstrasyon, enstalasyon, duvar sanatı ve video-art gibi farklı disiplinlerden 70’den fazla bağımsız genç sanatçının 100’den fazla eserinin sergileneceği karma sergi ile birlikte seramik sanatçısı Seçil Nebioğlu’nun ağıttan umuda uzanan “Toprakla Ağıt” başlıklı sergisi ve Erhan Us’un önceki yıllarda 5 kıta, 26 ülkede sergilenmiş enstalasyonlarından oluşan “Ataerkilled” başlıklı 11. kişisel sergisini izleyicinin beğenisine sunuyor. Ayrıca blockchain teknolojisini kullanan Artiox ile kurulan iş birliği çerçevesinde UNIQ Expo’nun temmuz ayında arz edilmiş ilk sanat yatırım sepeti SE1’de yer alan eserler de sergileniyor.
Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında düzenlenen sergide ayrıca İyilik İçin Sanat Derneği ve Ege Yapı iş birliğiyle gerçekleştirilen Atölye Cer projesinde yer alan sanatçıların eserleri de izleyiciyle buluşuyor.
Seramik sanatçısı Seçil Nebioğlu, ülkemizde ve dünyadaki kadına şiddete ve kadın cinayetlerine sanatın sesi ile yakarış amacı taşıyan projesi için atölyesini tüm sanatçıların ve gönüllülerin katılımına açtı. Sanatçının seramikten üretimini başlattığı çeşit çeşit masklar ve kuru dallara asılı seramikten askıda elbiseler, yitirilen kadınların “yokluğunu” ve “boşluğu” temsil ederek ağıt niteliği taşıyor. Sanatçı kuru kafa görünümündeki maskları ölüme inat, renk renk, desen desen üreterek, kadınların anısına saygı ve yaşamın dirimliğini, dişil enerjinin önemini vurguluyor.
Sanatçılar, eserleri ve manifestoları hakkında bilgilerin de bulunduğu sergiler kapsamında sanatçı buluşmaları da gerçekleştirilecek. “Kadın” temalı sergiler, 31 Aralık tarihine kadar UNIQ Expo’da ziyaret edilebilir.
Künye:
1. Erhan Karagöz - The Portrait of Harin / Tuval Üzerine Karışık Teknik / 2020
2. Seda Kadakçı - Uygarlığın Evi / 90x100 / Tuval Üzeri Akrilik / 2019
3. Nevin Keskin Dalyan - WOMAN / 50x100 / Tuval Üzerine Kolaj / Akrilik Karışık Teknik / 2021
4. Ghazal Bagheri - İsimsiz / Tuval Üzerine Akrilik / 50x70 / 2021
Westworld ve Legion gibi dizilere danışmanlık ve senaristlik yapan Charles Yu’nun ikinci romanı İç Mekân Çin Mahallesi, Avi Pardo’nun çevirisiyle İthaki Yayınları tarafından 1 Aralık’ta yayımlanacak.
2007 yılında Ulusal Kitap Vakfı tarafından gelecek vadeden beş yazar arasında gösterilen, Time, Wall Street Journal, The New Yorker, Vice gibi yayınlara makaleleri ve öyküleriyle katkıda bulunan Yu, bu romanıyla da 2020’de Ulusal Kitap Ödülü’nü kazandı.
İç Mekân Çin Mahallesi, toplumsal önyargıların belirlediği sınırların ötesindeki göçmenlerin ve figüranların arasında, sahnenin gerisinde kalan ötekilerin romanı olarak okurun karşısına çıkıyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nin tamamı baştan sona bir film seti âdeta ve Willis Wu hayatının ana karakteri değilmiş gibi hissediyor kendini, sanki herhangi bir televizyon dizisinde figüran sadece. Her gün Altın Saray’a, sürekli aynı polisiye dizinin, Siyah ve Beyaz’ın çevrildiği o restorana çalışmaya gidiyor. Klişe Asyalı Adam değil, Kung Fu’cu Adam olmayı hayal ettiği, en sonunda göçmen ailesinin ve Çin Mahallesi’nin gerçek tarihini öğreneceği o yere.
Amerikalı indie rock topluluğu DIIV, PSM Loves Summer konserleri kapsamında 16 Haziran 2022’de Zorlu PSM %100 Studio’da dinleyicileriyle buluşacak.
Alternatif rock, shoegaze ve post-punk gibi türlere kendine özgü yorum getiren DIIV, ilk albümü Oshin’i 2012’de, ardından 2016’da Is the Is Are ve son olarak 2019’da Deceiver ile birlikte üç stüdyo albüm yayımladı. Zachary Cole Smith’in solo kayıt projesi olarak başlayan grup, vokalde Zachary Cole Smith, gitarda Andrew Bailey, bass gitarda/klavyede Colin Caulfield ve davulda Ben Newman'dan oluşuyor.
DIIV, 2022 Avrupa turnesinin kapanışını PSM Loves Summer kapsamında 16 Haziran 2022’de, Zorlu PSM %100 Studio’da yapacak. Etkinliğin biletleri 29 Kasım’da passo.com.tr üzerinden satışta olacak.
Galerist, TUNCA’nın iki buçuk yıla yayılan bir araştırma ve diyalog sürecinin ürünü olan “Bedbahtlıklar ve Yeni Hazlar” başlıklı kişisel sergisine 11 Aralık’a kadar ev sahipliği yapıyor.
TUNCA’nın Galerist’teki ikinci kişisel sergisi olan “Bedbahtlıklar ve Yeni Hazlar”, sanatçının sahaf veya mezatlardan topladığı efemeralar üzerinden tarihi mekân, olay ve kişilerin izini süren pratiğine yeni bir sayfa ekliyor. Küratörlüğünü Serra Yentürk’ün üstlendiği sergi ismini Cravan’ın otobiyografik metninden alıyor. Serginin odak noktasını sanatçının yıllar önce bir mezatta karşısına çıkan ve 1910’lı yıllarda Georg Gerlach’ın Berlin’deki stüdyosunda çekildiği anlaşılan, fakat İstanbul’a nasıl ulaştığı bilinmeyen altı fotoğrafta görülen boksör figürü oluşturuyor. Sanatçı Sabri Mahir adlı bu boksörün fotoğraflarını, uzun yıllardır ana malzemesi olan füzenle kâğıt üzerinde büyük ebatlı olarak yeniden üreterek izleyiciyle buluşturuyor.
Orijinalleri birer hatıra kartpostalı olarak üretilmiş olan, dolayısıyla belgelediği kişinin tarihsel bir önem ifade ettiğini (ya da etmeye niyetlendiğini) düşündüren bu fotoğraflar, Mahir’in öyküsünü aydınlatmakta yetersiz kalıyor. Nitekim, tarih yazmaya duyulan doyumsuz arzuyla öne sürülen ve zaman içerisinde doğru kabul edilmeye başlanan çeşitli bilgiyle, bir mitosun ana kahramanına dönüşen Sabri Mahir, gerçeklikten saptırılmış bir popüler kültür anlatısına hapsoluyor. Sabri Mahir’den birkaç yıl önce doğan, benzer bir mizaca sahip olduğu anlaşılan ve tıpkı Mahir gibi ölümüne dair detaylar meçhul olan boksör-şair Arthur Cravan, sergide Mahir’in karakterini tamamlayıcı ve tanımlayıcı bir rol alıyor. Dönemin sanat ve edebiyat çevrelerinde ayrıksı karakteri ve kışkırtıcı tavırlarıyla nam salan Cravan’ın şiirlerinden alıntıların sergideki portrelerle yan yana getirilmesiyle, iki şahsiyetin sınırları erimeye ve birbirine karışmaya başlıyor.
TUNCA’nın “Bedbahtlıklar ve Yeni Hazlar” başlıklı kişisel sergisini 11 Aralık tarihine kadar Galerist’te ziyaret edebilirsiniz.
William Howard Armstrong’un ilk kez 1969 yılında yayımlanan ve bir gençlik edebiyatı klasiği olan kitabı Sounder: Sahibini Bekleyen Av Köpeği, Doğu Rüzgâr Özer’in çevirisi ve Ahmet Can Palüza’nın resimleriyle VakıfBank Kültür Yayınları’ndan çıktı.
Sounder, 1969 yılında yayımlanmasından kısa bir süre sonra Birleşik Devletler’de çocuk edebiyatı için verilen en prestijli ödüllerden John Newbery Madalyası ve Lewis Carroll Edebiyat Ödülü’nü kazandı ve 1972’de beyaz perdeye uyarlandı.
Roman, 1930’lu yıllarda Amerika’da köleciliğin ardından gelen “ortakçılık” isimli bir tarım sisteminde varoluş mücadelesi veren siyahî bir ailenin hikâyesini konu alıyor. Okuru, ailesine bağlı, onurlu ve güçlükler karşısında yılmaz bir çocuğun dünyasına şahitlik etmeye çağıran roman, renk ve sınıf farklarından güçlü olan sevgi bağlarına, hayvanlara ve var olanın olduğu gibi kucaklanmasına dikkat çekiyor.
Ailesini dönemin zorlu koşullarına rağmen geçindirmeye çalışan baba, çoğu zaman av köpeği Sounder ile kulübelerine eli boş döner. Bir gün eve yiyecekle dönmeye başarır ama aile bireylerinin sevinci uzun sürmez. Eve gelen öfkeli bir şerif ve iki yardımcısı, çocuğun babasını, hayvanı bir çiftlikten çaldığı iddiasıyla tutuklar.
“Sounder’ın sesine paha biçilemezdi. Bu ses, büyük göğüs kafesinden ve geniş çenesinden âdeta bir mağaranın içinden yankılanıp geliyormuşçasına çıkıyordu; daha dışarıya ulaşmadan yarı yankıya dönüşüyordu. Avını ağaca kaçmak zorunda bırakan Sounder’ın geceyi dolduran ani havlamasını duyan bir yabancı, ağacın altında bir değil, altı köpek olduğunu düşünebilirdi. Ama kırsalın tamamında, verandalarının direklerine yaslanmış veya kulübelerinin kapılarında dikilmiş olan komşular, bu sesin Sounder’a ait olduğunu biliyorlardı.”
Müzisyen ve şarkı yazarı In Hoodies’in “Planetarium / Set Sail Sinking” isimli yeni teklisi müzikseverlerle buluştu.
İklim krizi, özgür düşüncenin kısıtlanması gibi temaları ele alan “Planetarium / Set Sail Sinking”, dinleyiciyi distopik bir zamana ve gezegene davet ediyor. Üretimlerini işitsel ve görsel disiplinlerin kesişim noktasında konumlayan In Hoodies, şarkıyı illüstratör Bülent Gültek’in “Planetaryum” başlıklı kişisel sergisine paralel olarak yazdı.
“Planetarium / Set Sail Sinking” ve “Planetarium / Set Sail Sinking (Nebula’s Theme)” olmak üzere iki versiyonla paylaşılan şarkıda In Hoodies’e synthesizer ve drum machine’de Zeynep Oktar, çelloda Yasemin Özler eşlik ediyor. HOOD Base’de kaydedilen şarkının prodüksiyonunu Zeynep Oktar ve In Hoodies, miks ve mastering’ini Zeynep Oktar üstleniyor. Şarkının kapak ve canvas tasarımı ise Bülent Gültek imzası taşıyor.
In Hoodies’in “Planetarium / Set Sail Sinking” isimli yeni teklisini Spotify, Apple Music, Deezer ve YouTube üzerinden dinleyebilirsiniz.
In Hoodies fotoğraf: Ece Latifaoğlu
Gaffer: Oğuzhan Gençtürk
Işık Asistanı: Yağmur Baran
Nilbar Güreş, ilhamını sosyopolitik unsurlardan alan “Alkış / Applause” isimli solo sergisini bugün (26 Kasım) Tel Aviv’deki Hamidrasha Gallery'de açıyor.
Bu yıl İsviçre’de Pasquart Kunsthaus'ta gerçekleşen “Sour as a Lemon” adlı monografik sergisi ile Prix Maud Mottier Ödülü'nü kazanan ve sanat alanında prestijli ödüllerin sahibi Nilbar Güreş, bu sergisi ile ikinci kez Tel Aviv’li sanatseverlerle buluşuyor. Sergiyle, Güreş’in son bir buçuk yılda pandemi koşullarında ürettiği işlerin yanı sıra Hamidrasha Galerisi için özel olarak hazırladığı dev boyutlarda yeni fotoğrafları da yer alıyor.
Güreş, fotoğraf, resim, video, tekstil çalışmaları ve heykellerinin yer aldığı “Alkış / Applause”ta sosyal adaletsizlik, cinsiyet rolleri, queer kültürü ve kültürel kimlik kodları gibi konulara temas ediyor.
Güreş, ilhamını kadınlardan temin ettiği nesne veya kumaşların yanı sıra geçmişindeki mekânlardan, hatıralardan, günümüzden, siyasetten ve insan ilişkilerinden alıyor. Kültürel sembolleri, yöresel zanaatları ve geleneksel adetleri (çeyiz sandığının parçaları gibi) kullanıyor ve bunların çağrışımlarını, bağlamlarını ve çevrelerini değiştiriyor. Onları queer semboller ve dille karşı karşıya getiriyor. Bu eylemler aracılığıyla, geleneksel bir toplumda, toplumsal cinsiyet rollerine ve kültürel geleneklere meydan okuyor.
Fotoğraf: Reha Arcan
Sanatçı ve Galerist'in izniyle