
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Garanti BBVA sponsorluğunda düzenlenen ve bu yıl 30. yaşını kutlayan İstanbul Caz Festivali, Genç Caz+ projesinin üçüncü albümünü yayımladı.
İKSV ve Sony Music Türkiye iş birliğinde, İKSV Genç Sanatçı Fonu ve Mehmet Uluğ Fonu desteğiyle yayımlanan Genç Caz+ 23 albümünde 30 yaşın altındaki genç müzisyenlerden oluşan 6 müzik grubunun kendilerine ait ve daha önce yayımlanmamış birer özgün besteleri yer alıyor. Bu yıl 21. yaşına giren Genç Caz+ programı için yapılan başvurular arasından seçilen gruplar ve solo projeler, tarzlarına göre eşleştirildikleri deneyimli müzisyenlerle birlikte çalıştı. Eggmann Quartet’e Volkan Öktem, BÜMK Orkestra’ya Korhan Futacı, Keskin Band’e Okan Kaya, Zonda 4’e Ayşe Tütüncü, Projektiles’a Selen Gülün, Esra Gürçay Quartet feat. Peter Shalamov’a ise Önder Focan prodüktör olarak destek verdi. Kayıtlar Hayyam Stüdyoları’nda yapıldı. Albümün lansman konseri ise 7 Aralık Perşembe akşamı Pera 77’de gerçekleştirilecek.
Genç Caz+’nın seçici kurulunda bu yıl müzisyen Ayşe Tütüncü, müzisyen Cenk Erdoğan, müzisyen Selen Gülün, müzisyen Ogün Sanlısoy, müzisyen Volkan Öktem, radyo programcısı Dr. Hakan Rauf Tüfekçi, yazar Yekta Kopan, Sony Music Türkiye Genel Müdürü Özden Bora, Pozitif ve Babylon’un kurucularından Ahmet Uluğ ve İstanbul Caz Festivali Direktörü Harun İzer yer aldı.
Genç Caz+ 23 albümünü buradan dinleyebilirsiniz.
Genç Caz+ 23 Albüm Şarkıları:
Projektiles / “Şeytan Pazarı”
Esra Gürçay Quartet feat. Peter Shalamov / “For Next Season”
Zonda 4/ “Time Invariant”
BÜMK Orkestra / “Did I Fall?”
Eggmann Quartet / “Crowded Windows”
Keskin Band / “Gökyüzü”
Fotoğraflar: Fatih Yılmaz
Uras Kızıl’ın küratörlüğünü üstlendiği, Kıymet Daştan ve Başak Kaptan’ın eserlerinden oluşan “Yeni(den) Başlayanlar İçin Kullanım Kılavuzu” başlıklı sergiyi 22 Kasım 2023-5 Ocak 2024 tarihleri arasında Kasa Galeri’de sanatseverlerle buluşacak.
Kıymet Daştan ve Başak Kaptan’ın değer, nesne, bellek odaklı düşünme pratiklerine odaklanan “Yeni(den) Başlayanlar İçin Kullanım Kılavuzu” sergisi, sanatçıların insan-olmayan ötekiyi problematize eden ve düşünce pratiğine açan video, yerleştirme, gravür ve kullanım nesneleri odaklı yapıtlarını bir araya getiriyor. İkilinin üretimleri insan-olmayan şeylerle kurulan ilişkiyi düşüncenin merkezine çekerek, amaç için araçsallaştırılan nesnelerin kendilikleri ve yeni anlamları çerçevesinde ortak üretimin vurgusunu amaçlıyor. Yeni ile yeni(den) arasındaki gerilimi üsteleyen sergi, yeni olanın neye nazaran yeni olduğunu, yeni(den)nin ise konumunu belirlemeyi hedefliyor. Sergi; ortak üretime yaptığı vurguyla, insan olmayan öteki olanı düşünce pratiğine açıyor.
Künye:
1. Kıymet Daştan
2. Başak Kaptan
Fanny Briant, Emmanuelle Delacomptée, Christian Regouby’nin birlikte hazırladığı, gastronomiye önyargıyla yaklaşan bir gencin gözünden sofra ve yemek kültürüne dair bakış açılarını çeşitlendiren grafik roman Büyük Şefler, Damla Kellecioğlu’nun çevirisiyle Desen’den çıktı.
Yazarlardan Fanny Briant’ın aynı zamanda resimlediği bu eser, Fransa'nın beş bölgesinden sekiz büyük şefin gelenekselden moderne uzanan imza yemekleri eşliğinde tüm duyuları harekete geçirecek bir damak şöleni vadediyor okuruna. Fransız mutfağında devrim yaratan bu sekiz şefin anıları, tanıklıkları ve çok özel tarifleriyle şekillenen belgesel tadında bir anlatı sunuyor. Büyük Şefler, “Yemek sadece yemek için değildir; mutfak bir ruh hâlidir, dünyayla ve hayatla ilişki kurmaktır,” görüşünü savunan bir kitap.
“Tarhun otuyla biberiye arasındaki farkı ayırt edemeyen Guillaume, ömrünü mutfağa adamış bir yemek eleştirmeni olan büyükbabasının kariyerini küçümser. İleride önemli bir savaş muhabiri olmayı hayal eden genç adam için yemek eleştirmenliği, restoranlara bedava gidip ''Tournedos Rossini''nin ya da adı havalı bir başka yemeğin tuzu biberi yerinde mi diye düşünüp yazmaktan öte değildir. Bu duruma içerleyen büyükbabası, torununa çalıştığı dergide stajyerlik teklif eder ve onu ''Büyük Şeflerin Sanatı'' konulu bir dosya hazırlaması için Fransa'nın en önemli şeflerinin yanına gönderir.
Guillaume, zoraki çıktığı bu yolculukta öncelikle her şefin bir vizyonu, tarzı ve estetik yaklaşımı olduğunu öğrenir. Ardında büyük emek ve özveri yatan restoranlarda Japon bahçelerini andıran tabaklardan yemek yer, kuşların ötüşü gibi yemek pişiren şeflerin tablo yemeklerini seyre dalar, kimi zaman da sadece kokularla doyar. Şeflerin anlattıklarından değerli hayat dersleri çıkarır, çevreye duyarlılığını artırır. Ama her şeyden öte, enfes yemeklerin kat kat tadına bakıp, yolculuğu cennet katında tamamlar.”
Hakan Bıçakcı’nın filmleri türlerine, dönemlerine, coğrafyalarına değil, hikâyelerine bakarak yan yana getirdiği yeni sinema kitabı Alakalı Filmler - 1 Tema 3 Film, 33 Yazı, İletişim Yayınları’ndan çıktı.
Bıçakcı, hikâyenin anlatılış biçiminin, karakterin içinde bulunduğu durumun, hatırlananların, unutulanların, kâbusların, tesadüflerin, olup bitenlerin veya bir türlü olamayanların ortaklığından yola çıkarak sıralıyor filmleri.
Sondan başlayan akışlar, iki taraf arasında savrulan kahramanlar, yaşamla ölüm arasında çırpınanlar, yuvaya sızan yabancılar, cinayeti görür gibi olanlar, bedensiz sevgililer, bilip de anlatamayanlar, masumken suçlananlar, takım elbiseli uzaylılar, hayırsız sonlar ve diğer alakalı durumlar.
Ferdi Çetin’in yazdığı, Kayhan Berkin’in yönettiği Annemden Kalan Gül Ağacı Masanın Üzerinde Çaydanlık Beyaz Bir İz Bıraktı oyunu 26 Kasım saat 20.30’da Metrohan’da tiyatroseverlerle buluşacak.
Mekâna özgü bir oyun olarak tasarlanan Annemden Kalan Gül Ağacı Masanın Üzerinde Çaydanlık Beyaz Bir İz Bıraktı, gerçek ve rüya arasında uzanan ilişkiler, kayıplar ve yas duygusunun altını çizerek bugünün canlı bir tablosunu ortaya çıkarıyor. ba-tiyatro ve H6 Act’in ortak yapımcılığında hazırlanan oyunda Ayşe Lebriz Berkem, Kayhan Berkin, Nergis Öztürk ve Okan Urun’a vokal performansıyla Anıl Aslan eşlik ediyor.
“Bir yazarın çalışma odası ile bir ressamın stüdyosu arasında uzanan mekânın buluşma noktası ise Nişantaşı’nda bir evin salonu. Eşleri kırılmış fincanlar, kenarları çatlamış kadehler, açık kalmış bir televizyon, akıp giden görüntüler, unuttuğumuz duygular ve anlatamadığımız hikâyeler bir müzede seyirci karşısına çıkıyor. Bir enstalasyon olarak tasarlanan oyun mekânı bir hikâye anlatmanın ne kadar imkânsız olduğunu gösteriyor.”
27. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamındaki gösterimlerinin ardından 26 Kasım saat 20.30’da yeniden Metrohan’da sahnelenecek Annemden Kalan Gül Ağacı Masanın Üzerinde Çaydanlık Beyaz Bir İz Bıraktı oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Yazan: Ferdi Çetin
Yöneten: Kayhan Berkin
Dramaturg: Noyan Ayturan
Dekor Tasarımı: Merve Yörük
Kostüm Tasarımı: Gül Geçer
Işık tasarımı: Ayşe Sedef Ayter
Ses Tasarımı ve Performans: Anıl Aslan
Fotoğraflar: Aydan Çınar / Sanem Arslantürk / Noyan Ayturan
Prodüksiyon Asistanı: Furkan Kamil Güder, Dilan Küçük
Reji Asistanı: Beyza Elçin Işığan
Yapım: ba-tiyatro & H6 Act
Oyuncular: (alfabetik sırayla) Ayşe Lebriz Berkem, Kayhan Berkin, Nergis Öztürk, Okan Urun
Fotoğraflar: Salih Üstündağ
Güneş Terkol’un “Kabin Fantastik” başlıklı kişisel sergisi 23 Kasım-20 Aralık tarihleri arasında Ferda Art Platform’da sanatseverlerle buluşacak.
“Kabin Fantastik” sergisinde Güneş Terkol’un bu yıl altı ayını geçirdiği Paris merkezli misafir sanatçı programı Art Explora’da ürettiği ve İstanbul’da üretimine devam ettiği daha önce görülmemiş son dönem işleri yer alıyor. Sergide sanatçıyla özdeşleşen uçuşan, girdiği mekâna göre hâl ve durum değiştiren, sanatçının adeta ikinci bir derisi hâline dönüşen tül üzerine dikiş yapıtlarına tarot kartlarını andıran Rüya Günlüğü isimli kumaş üzerine dikiş işleri eşlik ediyor. Bu seri Terkol’un Paris’te gün içinde karşılaştığı anları fantastik bir hikâyeye dönüştürüyor. “Kabin Fantastik” Terkol’un bizi gerçeklikten hafif ve keyifli bir şekilde uzaklaştıran işlerinin yanında sanatçının özellikle kadın dernekleri ve çeşitli STK’lar ile çalışarak ürettiği kolektif yapıtları olan “pankart” eserleri ile seyirciyi karşılıyor. Sanat ve aktivizmin nasıl melez bir alan yaratabileceğini gözler önüne seren bu işler toplumsal ve politik alanı sanatın iyileştirme ve dönüştürme gücüyle buluşturuyor.
Sanatın alışagelmiş üretim biçimini alaşağı edip yine de Terkol’un üslubundan ve yaratıcılığından uzaklaşmadığı bu eserler farklılıkların birlikte olma hâliyle daha da güçlü olarak ortaya çıkıyor. Terkol’un Paris merkezli yerel kadın dernekleri “le Bureau des Heures Invisibles”, “la Debrouille”, “la Maison des Femmes” ve İstanbul’da Örnektepe mahalle evinde İBB ve UNHCR iş birliği ile Suriyeli göçmen kadınlarla çalışarak üretilen iki pankart eser sanatçının neredeyse sürrealist desen ve karakterlerinin yanında aslında ayaklarının ne kadar da yere bastığını ve bu dünyadan beslediğini kanıtlıyor. Terkol’un tüm eserlerinin başlangıç noktası olan kâğıt üzerine desenleri de ilk defa “Kabin Fantastik” sergisiyle Ferda Art Platform’da izleyici karşısına çıkacak. Paris Günlükleri serisinde sanatçı gün içinde karşılaştığı anları sonrasında kendi yorumunu da içene katarak küçük hikâyelere dönüştürüyor.
Annie Ernaux’nun hayatı boyunca yazmayı düşündüğü kitap olarak tanımladığı, bugünün Ernaux’suyla 1958’deki genç kızı buluşturan Kızın Hikâyesi, Siren İdemen’in çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
1958 yazı. On sekiz yaşındaki Annie Duchesne, küçük bir kafe-bakkal işleten ve varoluşlarıyla kendisini utandıran ailesinin yanından bir yaz kampında eğitmen olarak çalışmak üzere ayrılır. İlk kez yalnız ve özgürdür. Sofistike Fransız gençleri arasında onlar gibi olmaya, onlar gibi hissetmeye can atan bir genç kızdır. Çok geçmeden kamptaki baş eğitmenle geçirdiği ilk gecenin ardından iradesini onunkine teslim edecek ve kendini bir başkasının iradesi ve arzusu karşısında ezilmiş bulacaktır.
“Nasıl ki son bir sevgili, son bir bahar varsa son bir kitap da mutlaka olacaktır fakat bunun hangisi olduğunu anlayacak hiçbir işaret yok. Başından beri “58’deki kız” adını koyduğum o kız hakkında bir şey yazamadan ölebileceğim düşüncesi zihnimi kemiriyor. Bir gün, onu hatırlayacak hiç kimse kalmayacak. Bir başkasının değil, o kızın yaşadığı şey açıklanmadan kalacak, bir hiç uğruna yaşanmış olacak.”
Yunanistan’dan EMEIS Kültür Kolektifi ve Türkiye’den istos film ile istos yayın’ın ortaklığında gerçekleştirilen Yunanistan Sineması Günleri, 21-26 Kasım tarihleri arasında Pera Müzesi’nde sinemaseverlerle buluşacak.
Bu sene ikincisi düzenlenen Yunanistan Sineması Günleri kapsamında 60’lardan 90’lara uzanan bir zaman diliminden toplam 24 film, restore edilmiş kopyalarıyla Türkiye’de ilk kez izleyici karşısına çıkacak. Yunanistan’ın tarihini keşfetme ve bugününü anlama fırsatı sunan Yunanistan Sineması Günleri’nin programı bu yıl, tarihi bellek, insan hakları, göç ve diaspora temalarına odaklanıyor ve belgesel ile kurmaca arasında sınırların birbirine karıştığı örnekleri bir araya getiriyor.
Yunanistan Sineması Günleri açılışını; Jules Dassin’in bir bodrum katında gizlice çektiği ve Melina Mercouri, Mikis Theodorakis, Lillian Hellman, Arthur Miller gibi isimleri rol aldığı Prova (The Rehearsal, 1988) filmi ile yapacak. Rififi, Brute Force ve The Naked City gibi unutulmaz film noir’ların yönetmeni Jules Dassin’in en sıra dışı filmlerinden biri olan Prova, 1973 yılında Atina Politeknik Üniversitesi’nde yaşanan öğrenci isyanını yeniden canlandırıyor.
Yunanistan Sineması Günleri programında yer alan kurmaca uzun filmler arasında; Theo Angelopoulos’un Yeni Yunanistan Sineması’nın zirvesi kabul edilen dört saatlik epik başyapıtı Kumpanya (The Travelling Players, 1975), Pantelis Voulgaris’in 1976 Selanik Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini almış politik draması Mutlu Gün (Happy Day, 1976), Dimos Avdeliodis’in Berlin’den ödüllü etkileyici büyüme filmi Yaralı Ağaç (The Tree We Hurt, 1986), Costas Vrettakos’un Dionysis Haritopoulos’un aynı adlı çok satan romanından uyarlanan ve İç Savaş’tan 80’lere uzanan trajik bir hikâyenin anlatıldığı Helidona’nın Çocukları (Children Of Helidona, 1987), Fotos Lambrinos’un seyirciyi 14. yüzyıla ışınlayacak kahramanlık destanı Doxobus (1988) ve Giorgos Korras ve Christos Voupouras’ın ülkenin göçmen politikalarına sert eleştirisi Görüşürüz (See You, 1997) bulunuyor.
Yunanistan Sineması Günleri’nin programında biyografik hikâyeler de yer alıyor. Program kapsamında Yunanistan modern sanatının öncül halk ressamı Theofilos Hatzimichail’in yaşamı ve ölümünü anlatan Theofilos (1987), 20. yüzyıl bohem şairi Napoleon Lapathiotis'in yükseliş ve çöküşünün dokunaklı hikâyesini konu alan Meteor & Gölge (Meteor & Shadow, 1985) ve 19. yüzyıl romantik şairlerinden Lord Byron’ın benzersiz bir portresini sunan Byron: Şeytan İçin Bir Ezgi (Byron: Ballad For A Deamon, 1992) filmleri izleyicilerle buluşacak.
Yunanistan Sineması Günleri bu yıl, modern Yunanistan belgesel sinemasının dönüm noktası olmuş filmlerden önemli bir seçkiyi izleyicinin beğenisine sunuyor. Yunanistan’ın politik ikonlarından Grigoris Lambrakis'in öldürülmeden önceki son saatlerini ve cenazesinde yaşananları anlatan Mayıs’ta 100 Saat (100 Hours In May, 1964), ülke tarihinin en ciddi ekolojik felaketlerden birini anlatan Megara (1972), 70’lerde Yunanistan ve Türkiye’den göç etmiş ve Kreuzberg ilçesinde yeni bir hayat kuran işçileri izleyen Son Durak Kreuzberg (Last Stop Kreuzberg, 1975), iş gücünde cinsiyet eşitliğinin mümkünlüğüne eşsiz örnek Fournoi, Bir Kadın Toplumu (Fournoi, A Female Society), 1965-1975 yılları arasında yaşanan toplumsal dönüşümü belgeleyen Öteki Mektup (The Other Letter, 1976), Avrupa’daki Romanların yaşamlarını takibe alan ROM (1989), etnografik sinemanın ilk önemli örneklerinden Makedon Düğünü (Macedonian Wedding, 1960), Atina’daki Larissa Tren İstasyonu’nda bir geceyi orada yaşananların gözünden izleyen Atina (Athinai, 1995) 70’ler Atina’sından ilhâm verici bir kadın hikâyesi Betty (1979), 50’lerdeki iç göç ve bunun kentte yarattığı dönüşümün tanığı Tourkovounia (1982) ve baraj inşaatı tehdidi altındaki bir köyde yaşananların hikâyesi Herakles, Akhelous Nehri ve Büyükannem (Hercules, The River Achelous, And My Grandmother, 1997) sinemaseverlerle buluşacak.
Programda yer alan kısa filmler arasında; Thodoros Maragos’un yoksul bir mahalledeki hayatın geçişini sıradan bir arsada ve üç mevsim boyunca anlatan Arsa (The Plot, 1971), Lakis Papastathis’in 120’den fazla kartpostal ve fotoğrafı kullanarak Yunan Göçü’nü anlattığı Amerika’dan Mektuplar (Letters From America, 1972) ve Pantelis Voulgaris’in Selanik’te En İyi Kısa Film Ödülü’nün yanı sıra Film Eleştirmenleri Birliği Ödülü’nü alan draması Kaplan Jimmy (Jimmy The Tiger, 1966) filmleri yer alıyor.
Yunanistan Kültür Bakanlığı’nın katkıları ve Yunan Film Merkezi’nin destekleriyle ve Pera Müzesi’nin iş birliğinde yapılacak Yunanistan Sineması Günleri’ndeki tüm gösterimler ücretsiz olacak. Detaylı programa buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Modern’in “Müzeler Konuşuyor” serisinin ikinci konuğu Palazzo Grassi ve Punta della Dogana’nın operasyon direktörü Mauro Baronchelli olacak. Baronchelli “Venedik’teki Pinault Koleksiyonu: Kısa Bir Tarih” başlıklı sunumunu 24 Kasım Cuma günü saat 19.00’da İstanbul Modern Oditoryum’da gerçekleştirecek.
İstanbul’daki İtalya Başkonsolosluğu desteği ve İtalyan Kütür Merkezi iş birliğiyle düzenlenen “Müzeler Konuşuyor: Konuğumuz İtalya” programına konuk olacak Mauro Baronchelli, yaklaşık 50 yıldır gelişmeyi sürdüren Pinault Koleksiyonu hakkında bilgiler aktaracak. Venedik Bienali sayesinde çağdaş sanat atlasının en önemli merkezlerinden olan Venedik’teki Palazzo Grassi ve Punta della Dogana’yı İstanbullulara operasyon direktörü Baronchelli anlatacak.
İtalya’nın Bergamo kentinde belediyenin kültür politikaları için çalışmalar yürüten ve çeşitli sanat dallarına odaklanan proje ve etkinliklerde görev alan Baronchelli, aynı zamanda gençlerin sanata erişimi üzerine de çalışıyor. 2008 ve 2015 yılları arasında yenileme nedeniyle kapalı olan Accademia Carrara’nın yeniden açılışı sürecinde de görev alan Baronchelli, İstanbul Modern’de yapacağı konuşmada Palazzo Grassi ve Punta della Dogana’da düzenlenen sergilerden, kurumun işleyişinden ve geleceğe ilişkin planlarından bahsedecek.
Yapı Kredi Galeri’nin İstiklal Caddesi’ne açılan ve portiko olarak adlandırılan bina girişinde başlattığı kamusal programı “Portiko Okumaları ve Performansları”nda bu ay Alara Çakmakçı, Filistinli Çağdaş Şair Mahmud Derviş’in şiirlerini okuyacak.
Her ay iki kez çarşamba günleri 18:00’de yapılan program, 22 Kasım Çarşamba günü yazar ve araştırmacı Alara Çakmakçı’nın Derviş’in Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Bu Şiirin Bitmesini İstemiyorum kitabından bir seçki okumasıyla başlayacak. Çakmakçı daha sonra Mahmud Derviş şiiri üzerine kısa bir konuşma yapacak.
Didem Yazıcı, Burcu Çimen, Fisun Yalçınkaya’nın program küratörlüğünü yaptığı “Portiko Okumaları ve Performansları”nda performans sanatçıları özellikle mimari ve kamusal alanla ilişkilenen çalışmalarıyla Portiko’ya davet edilirken, okuma programında sanatçı, yazar, şair, editör, araştırmacı ve kültür çalışanlarının kendi yazdıkları ya da onlara ilham veren metinler yer alıyor.
1. Portiko ©Koray Şentürk
2. Alara Çakmakçı