GÜNDEM
  • 20-11-2023

    Seda Hepsev’in “Dinazorca Duygular” başlıklı kişisel sergisi 16 Aralık’a kadar x-ist’te sanatseverlerle buluşuyor.

    Kadının toplumsal ve kültürel bağlamdaki rollerini ve aynı zamanda sanatta kadının süregelen sorunsal temsiliyetini irdeleyen Seda Hepsev, “Dinazorca Duygular” sergisinde kumaş üzerine suluboya ve tel heykellerden oluşan 14 parçada özgür kadın hikâyelerini izleyiciye sunuyor. Bu hikâyelerin başrollerinde Yunan mitolojisinde çılgın, güçlü, vahşi ve delilik anlarında oldukça tehlikeli olabilen “Maenad”lar yer alıyor.

    “Atölyede masanın üzerindeki ‘post it’te Maenads veya Maenads will come yazıyor.

    Maenad’ların bir metinde karşıma çıktığını, Yunan mitolojisinde çılgın, güçlü, vahşi, delilik anlarında oldukça tehlikeli olabilen kadınlar olarak tarif edilen bu karakterlere içim ısındığı için bir kenara not ettiğimi hatırlıyorum. Fakat eskiden (ya da hâlâ) çocukları korkutmak için ‘yoksa iğneci-polis-komşu, teyze/amca gelecek’ benzeri, ‘yoksa Maenadlar gelecek’ cümlesini altına niçin eklediğimi, bu tehdidi hangi nedenle bir kenarda sakladığımı çıkartamadım. Sonra defterlerde, kumaşlarda, kağıtlarda zihnimde kurguladığım Maenad’lar -ya da değil- figürler belirmeye başladı.

    Düzensiz, başıboş hareket eden, ortalığa saçılmış gibi görünen bu figürler çoğunlukla dişil, bazen yarı hayvan, yarı canavar ve yarı bitkiydi. İç-dış, alt-üst, kadın-erkek, birlikte-karşı gibi ikiliklerin arasındaki farkın abartılmasıyla yaratılan toplumsal düzene karşılık, çizdiğim bedenlerin marjlarını genişlettim. Tarih boyunca ya canavar ya da hayırsever olarak tasvir edilen dişi bedene dair tabu ve ritüelleri ortadan kaldırıp, temiz, kontrollü, düzgün bedenlerin antitezi olan canavar-hayvansı figürler çizdim.  Kesik, yırtık kumaşlar, sarkan ipler, tam güzel görünecekken kesilip başka bir parçaya tutturulmuş peyzaj parçaları bu figürlerin mekânı oldular.

    Kan, süt, ter, saç. Sınırlar özenle bulanıklaştırılır.

    Monika Maron’un Animal Triste, Jane M. Ussher’in Managing the Monstrous Feminine, Liv Strömquist’in Fruit of Knowledge kitapları, Louise Bourgeois desenleri, Vera Chytilova’nın Daisies filmi, I May Destroy You dizisi, Aylın Aslım’ın Gülyabani şarkısı, Hettie Judah’ın How Not to Exclude Artist Mothers kitabı vesilesiyle Zurih’te yaptığı workshop, bu işlerin başlıca ilhamları oldular, oluyorlar.” - Seda Hepsev

    0
    0
    1859
  • 20-11-2023

    Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından Mualla Eyüboğlu’nun kişisel arşivi temel alınarak hayatı ve 1940’lardan 1980’lere kadar süren meslek yaşantısının incelendiği İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün yeni kitabı Kurmak ve Onarmak: Mimar-Restoratör Mualla Eyüboğlu (1919-2009) yayımlandı.

    Işıl Çokuğraş ve C. İrem Gençer’in birlikte kaleme aldıkları bu kitap, inceledikleri otobiyografik notlar, mektuplar, aile fotoğrafları, mesleki defterler, çizimler, yapı fotoğrafları ve restorasyon süreçlerine ait yazışmalar dönemin mimarlık ve restorasyon, düşün ve uygulama ortamını kavramaya yardımcı oluyor.

    Mualla Eyüboğlu, Türkiye’de ismi anılan az sayıdaki kadın mimardan biri. Eyüboğlu, köye romantik bakışın ötesine geçerek Anadolu’nun sorunlarını ve çıkmazlarını gören, Anadolu’ya karşı sorumlu hisseden bir meslek insanı olarak Cumhuriyet’in en önemli girişimlerinden olan Köy Enstitüleri’nin kuruluşunda aktif rol aldı. Mualla Eyüboğlu, kariyerinin sonraki dönemlerinde İstanbul’daki tarihi yapıların restorasyonunda görev aldı. Kitapta, mimarın Topkapı Sarayı (özellikle Harem Dairesi), Rumeli Hisarı, Siyavuş Paşa Kasrı, Şerifler Yalısı ve Ayasofya’nın bazı birimlerinde yürüttüğü onarım çalışmaları; hasar tespitleri, onarım önerileri, keşif raporları, krokiler, notlar, resmi yazışmalar ve fotoğraflar eşliğinde incelenirken aynı zamanda alanın önde gelen aktörlerine ve restorasyon uygulamaları etrafında gelişen mesleki tartışmalara da yer veriliyor.

    Kurmak ve Onarmak: Mimar-Restoratör Mualla Eyüboğlu (1919-2009) kitabına, kitapçıların yanı sıra Pera Müzesi Artshop’tan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1791
  • 19-11-2023

    GalataPerform’un 2012 yılından bu yana yeni oyun yazarlarını keşfetme amacıyla düzenlediği Yeni Metin Tiyatro Festivali, bu yıl 12. kez, 24 Kasım-4 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

    Yeni Metin Tiyatro Festivali, yurt dışından birçok oyun yazarı ve yönetmenin katıldığı söyleşiler, yeni oyunlar, performanslar, atölyeler ve okuma tiyatroları aracılığıyla hem alanında yeni tartışmaların ve fikir alışverişlerinin kapısını aralıyor hem de uluslararası tiyatro sahnelerini birbirine bağlıyor. Bu sene festival, uluslararası yapısının altını çizerek “Sınırlar Ötesi Tiyatro” kapsamında Türk yazar ve yönetmenlerle yurt dışından gelen sanatçıları buluşturduğu bir alan yaratacak. Her yıl farklı bir tema etrafında şekillenen festival bu yıl “Gerçek” teması ile düzenleniyor. Festival, izleyicilere gerçekliğin farklı yönlerini çeşitli şekillerde ifade eden oyunlarla tanışma fırsatı sunacak. İklim krizi gerçeğiyle yoğrulan ve aynı zamanda dijitalleşme çağında, fiziksel dünyadan farklı sanal dünyalarla tanıştığımız, nesnel gerçekliğin gün be gün kaygan bir zeminde kaybolduğu, dünya dengelerinin, kişisel hayatların dinamiklerinin bu gerçeklik kurgularından etkilenip şekillendiği günümüzde festivalin teması tüm bu sorular ve sorunlar etrafında şekilleniyor. Oyunlar, oyun okumaları, atölyeler, söyleşiler, panel ve performanslar DasDas, Hope Alkazar, Akbank Sanat, Postane Galata, Vacilando Cafe, Bahçe Galata, Balat Monologlar Müzesi, Kadir Has Üniversitesi, Asmalı Sahne, BeReZe Gösteri Evi, Kumbaracı50, Bahçeşehir Üniversitesi BAU Pera Sahnesi, Taksim Ara Sahne, Tatavla Sahne ve Atlas 1498 Sahnesinde gerçekleşecek.

    T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Müdürlüğü’ün “Sınırlar Ötesi Tiyatro” kapsamında verdiği destekle gerçekleşen festivalin uluslararası bağlarını güçlendiren partnerleri arasında Danimarka Konsolosluğu ve Danimarka Kültür Enstitüsü Türkiye, Norveç Büyükelçiliği, İsveç Başkonsolosluğu ve İsveç Sanat Konseyi, British Council ve Portekiz Camões Enstitüsü yer alıyor. Nordik Fokus (Nordic Focus) başlığı altında Danimarka, Norveç ve İsveç’ten gelen yazar ve yönetmenlerin etkinlikleri geçen seneden beri sürdürülebilir bir yapıda devam ediyor. Ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyesi - Visit İstanbul da festivalin destekçileri arasında yer alıyor. Festivalin yurt dışından gelen yazar ve yönetmenlerinin verdiği atölyelerin sponsorluğunu Mey Diageo üstleniyor. Her sene Yeni Metin Atölyelerinde yazılan oyunlar arasından seçilen Senenin Oyunu ödül sponsorluğunu ise Free Stage PPA yapıyor. Ayrıca The Jungle Projesi başlığıyla Good Chance Theatre ile GalataPerform iş birliğinde gelen The Jungle” oyun okuması ve söyleşisi de British Council Creative Collaborations desteğiyle festivale dahil oluyor. Festivalin mekân destekçileri arasında Akbank Sanat, Dasdas, Kadir Has Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi BAU PERA, Salt Galata, Postane Galata, Hope Alkazar, Balat Monologlar Müzesi ve Sendika Beyoğlu bulunuyor. Festivale oyun yazarlarının yeni metinlerinin oyun okumalarını sahnelemek üzere dahil olan ve kapılarını açan Beyoğlu Sahneleri arasında Asmalı Sahne, Bahçe Galata, BeReZe Gösteri Evi, Kumbaracı50, Taksim Ara Sahne ve Tatavla Sahne var.

    Yeni Metin Atölyelerinden çıkan Yeni Yazarların Oyun Okumaları ve Söyleşileri bu sene de programın odak noktasını oluşturuyor. Atölyeler kapsamında “Gerçek” temasıyla yazılan oyunlardan seçilen yazarlar arasında Ülkünur Aslan (Beğenmeyi Unutmayın), Doğukan Korkmaz (En Uzun Gece), Mehmet Salih (Off Road), Deniz Sevilay Bulut (Hepimiz Sustuğumuz Yerden Yaralıyız), Sena Işıldar (Geri Dönüş Yok), Gülperi Karademir (Her Şey Yolunda) bulunuyor. Beyoğlu’nda yer alan Asmalı Sahne, BeReZe Gösteri Evi, Tatavla Sahne, Bahçe Galata, Kumbaracı50 ve Taksim Ara Sahne ev sahipliğinde yer alacak oyunların okumalarının ertesinde yazarlar ve yönetmenlerle söyleşi gerçekleşecek.

    Her sene festival için seçilen metinler arasından belirlenen Senenin Oyunu Ödülü bu yıl genç yazar ve oyuncu Serkan Nejdet Sadıkoğlu’nun kaleme aldığı Yangın Yeri adlı oyuna verilecek. Akbank Sanat Sahnesinde Ayşe Draz’ın yönettiği oyun okumasının ardından yazara ödülü takdim edilecek. Senenin Oyunu okuması ve ödülünü Free Stage PPA yapımı destekliyor.

    ​Yeni Metin Tiyatro Festivali 12 hakkında detaylı bilgiye ve programa buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    2001
  • 19-11-2023

    Fırat Engin’in “Mesafeyi Aşmak” başlıklı kişisel sergisi 30 Kasım’a kadar Merdiven Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.

    Fırat Engin’in “Mesafeyi Aşmak” sergisine aynı isimli sanatçı kitabı eşlik ediyor. Editör ve yazarlığını Derya Yücel’in, tasarımını Vahit Tuna’nın üstlendiği Mesafeyi Aşmak: Fırat Engin başlığındaki kitap, sanat ve hayatın kesiştiği ve birleştiği yollara, Fırat Engin’in sanat üretim sürecine ve pratiğindeki yolculuğuna dair kapsamlı bir değerlendirme sunuyor. Kitap; bellek ve kimlik, sosyal adalet ve aciliyetler, ekonomi politiği ve küresel istila üst başlıkları altında değerlendirilen işler üzerinden, kronolojik bir anlatı yerine sanatçının üretimleri arasında kurulan ilişkisel bir hafızayı kaydetmeyi amaçlıyor.

    “Mesafeyi Aşmak” sergisi, Engin’in son 20 yılda gerçekleştirmiş olduğu ve farklı koleksiyonlarda yer alan çalışmalarından bir kesiti izleyiciye sunuyor. Sergide sanatçının Arınma (2011), Gregor Samsa Anısına (2010), Anavatan (2017), Milenyumun Hayaletleri (2021), 2 soğan, 1 ekmek, 1 çakma Hermes (2021) gibi farklı teknik ve malzeme ile kurgulanmış çalışmaları bir araya geliyor. Ağırlıklı olarak heykel, enstalasyon, video, neon gibi farklı teknikleri kullanan sanatçı, biçim ve içerik kesişimi üzerinden seçtiği konuları kavramsallaştırmaya çalışırken; popüler kültür, gündelik hayat, tüketim, küresel-ulusal politik meseleler vb. konular üzerine çalışmalarını gerçekleştiriyor.

    Künye:
    1. In memory of Gregor Samsa, 2010, Refrigerator, LCD, DVD Player, Sound system (video sculpture)
    ​2. Last Few Years 2018 Neon, aluminium, digital print, electrostatic paint 70x100x15 cm

    0
    0
    1688
  • 19-11-2023

    Mahir Ünsal Eriş’in günlük hayatımızda kullandığımız sözcüklerin aslının ne olduğunu ve nereden geldiğini anlattığı, Gözde Eyce’nin resimlediği kitabı 30 Şahane Kelime, Epsilon Yayınevi’nden çıktı.

    30 Şahane Kelime, dillerin içindeki gizli hikâyeleri ve kültürel zenginlikleri bir dedektif gibi araştırıp ortaya döküyor. Eriş, binlerce yıldır dünyayı dolaşan, başka dillerin parçası olan kelimeler macerasını anlatıyor okura. Genç okurlar hamburgerden leblebiye, örümcekten sehpaya 30 kelimenin serüvenine ortak oluyor.

    0
    0
    1908
  • 18-11-2023

    Güneş Özgeç’in “Olmuyor” isimli yeni teklisi müzikseverlerle buluştu.

    Güneş Özgeç’in söz, müzik, aranje ve prodüksiyonunu kendi başına üstlendiği şarkısının mix’i Alp Turaç, mastering’i Erdem Helvacıoğlu tarafından yapıldı. Fotoğraflar Merve Terzioğlu, kapak ise Deniz Bankal imzası taşıyor.

    Güneş Özgeç şarkı hakkında şunları söyledi: “Geçmişin hüznü, bugünün sevincini, derin, rüyasal ses dünyası ile beraber ilerleyen bir ritmik örgü ile yansıtmaya çalıştım. Akustik ve elektronik enstrümanları harmanladım, yaylı çalgılarla yaşamın sıcaklığı ve beklenmedik yanını vermek istedim. Şarkımın tüm enstrümantal çalımını, düzenlemesini ve prodüksiyonunu kendim üstlendim. Aynı şekilde hazırlamakta olduğum ilk albümüm üzerinde çalışmaya devam ediyorum.”

    Güneş Özgeç ilk üç şarkısını (“Kahve”, “Ikaria” ve “Sonbahar”) akustik biçimde, müzisyen arkadaşlarının da katkısıyla düzenledi. Temmuz 2021’de yayımladığı “Bence Gerçek Hepsi” ile şarkılarının tüm aranje, enstrümanlar ve tüm prodüksiyonunu tek başına yapmaya başladı. “Düş”, “hiç?”, “Gezdir Beni”, “Öpüşünle Boynumdan”, “toksik” ve “Olmuyor” şarkılarını da aynı biçimde, tamamen kendi düzenledi. Şarkılarını tekliler hâlinde yayımlayan Özgeç, ilk albümünü 2024 baharında yayımlamayı planlıyor.

    ​Güneş Özgeç’in “Olmuyor” isimli yeni teklisini buradan dinleyebilirsiniz.

    0
    0
    1710
  • 18-11-2023

    Çağdaş Türk resim sanatının önemli temsilcilerinden Berna Türemen’in “Retrospektif” başlıklı sergisi 18 Aralık’a kadar İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşuyor.

    Sergi, Berna Türemen’in kedili motifleri ve “kâinatın senfonisi”nin peşine düştüğü eserlerini izleyiciye sunuyor. Türemen’in “naiflik ve nahiflik” temelli yapıtlarının ana özelliğini yaşama bakışı ve biçimsel yaklaşımı oluşturuyor. Türemen hakkındaki “naiflik” ortak görüşünün metaforik bir anlam taşıyor, “gerçek” ile hesaplaşmaya sokulmuş bir güç gibi görülüyor ve yapıtlarının içinde sokaktaki pratik ile karşılaşarak kontrast hâlinde hesaplaşma gücünü oluşturuyor.

    ​Berna Türemen’in kedili kompozisyonlarında motifin resme dolaysız girişi, içerik sorununa farklı bir boyut getiriyor ve motifin kişiselleştirilme ölçütlerine vurulduğu metaforik bir düzeyin algılanması öngörülüyor. Yazarlar, eleştirmenler, sanat tarihçileri Türemen’in kedi figürünü kendisiyle özdeşleştirip kedilerin naifliğini kullanarak, çevresinde gelişen her olaya simgesel bir “tırmık izi” bırakmayı denemesi görüşünde birleşiyor.

    0
    0
    2435
  • 18-11-2023

    Mike Gayle’in terk edilmiş bir hatıra kutusundan ilham alan, anılar ve kayıplar, geride bıraktıklarımız ve kendimiz için yarattığımız gelecek hakkındaki, gerçek bir hayat hikâyesine dayanan romanı Sıradan İnsanlar Müzesi, Yasemin Büte’nin çevirisiyle Düşbaz Kitaplar’dan çıktı.

    Gayle, okura bu romanında annesinin ani ölümünün ardından onun evi ve eşyalarıyla baş başa kalan Jess’in yürek burkan hikâyesini anlatıyor.

    “Hâlâ annesinin ani ölümünün etkisinde olan Jess, şimdiye kadar yaptığı en zor şeyi yapmak üzeredir: Satılabilmesi için çocukluğunun evini boşaltmak. Jess bir ömrü barındıran hatıraları gözden geçirirken bir türlü ayrılamayacağı bir şeyle karşılaştığında her şey durur: Eski bir ansiklopedi seti. Tamamen geri dönüşüme hazır, yıpranmış sayfalar. Jess’e göre ise sevgiyi ve annesinin her zaman sahip olmasını istediği geleceği temsil eden kâğıtlar.

    Jess kitaplara yeni bir yuva bulmaya çalıştığı esnada mektuplarla, fotoğraflarla ve eski eşyalarla dolu, depo olarak kullanılan ve Sıradan İnsanlar Müzesi olarak bilinen bir mekân keşfeder. Kendisini bir anda deponun gizemli sahibiyle birlikte müzenin resmi olmayan sorumlusu olarak bulur.

    Bakımını üstlendikleri ve korumaları altındaki objelerin geçmişini araştırırken yalnızca nesillere ve kıtalara yayılan yürek burkan hikâyeleri çözmekle kalmaz, eve ve kendilerine dair uzun süredir gömülü sırları da gün yüzüne çıkarırlar.”

    0
    0
    1814
  • 17-11-2023

    Salt’ın sekiz filmden oluşan “Güncel Polonya Sineması” gösterim programı 21-30 Kasım tarihleri arasında Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da sinemaseverlerle buluşacak.

    Nowa Przestrzeń Vakfı ve Polonya Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu iş birliğiyle düzenlenen program, Vistül Film Festivali’nden bir seçkiyle güncel Polonya sinemasından örnekleri bir araya getiriyor. Program kapsamında sekiz uzun metrajlı film ve Varşova Film Okulu ile Krzysztof Kieślowski Film Okulu’ndan kısalar izleyicilerle buluşacak.

    Program, 21 Kasım Salı günü saat 19.30’da Kobieta na dachu [Damdaki Kadın] (2022) filminin gösterimiyle başlayacak. Çarpıcı olay örgüsü ile çaresizlik ve yalnızlığın dokunaklı bir portresini çizen filmin gösteriminin ardından, yönetmen Anna Jadowska ile söyleşi yapılacak. 22 Kasım Çarşamba günü saat 19.00’da ise ailesini bir araya getirme çabası ile ülkesinin acı gerçekleri arasında sıkışan bir kadını odağına alan Chrzciny [Vaftiz] (2022) filmi gösterilecek. Filmin gösteriminden sonra yönetmen Jakub Skoczeń ile söyleşi gerçekleştirilecek. Programda yer alan filmler arasında; Zakopane kasabasının dört ünlü boheminin başından geçenleri anlatan ve polisiye kurgusuyla alternatif bir tarih anlatısı niteliğinde olan Niebezpieczni Dżentelmeni [Tehlikeli Adamlar] (Maciej Kawalski, 2022), haksız yere yirmi beş yıl hapse mahkûm edilen Tomasz Komenda’nın gerçek hayat hikâyesini konu alan 25 lat niewinności. Sprawa Tomka Komendy [25 Yıldır Masum: Tomek Komenda’nın Davası] (Jan Holoubek, 2020), sinemada film izlerken kendisini birdenbire Brigitte Bardot’nun giyinme odasında ve onun film yıldızlarıyla dolu dünyasında bulan Adam’ı takip eden Brigitte Bardot cudowna [Bir Ömür Brigitte Bardot] (Lech Majewski, 2021), aile ilişkileri ve kopması güç bağlar üzerine dokunaklı bir komedi niteliğindeki Czarna owca [Kara Koyun] (Aleksander Pietrzak, 2021) ile kayboluşu İkinci Dünya Savaşı'nın en büyük gizemlerinden biri olarak kalan Polonya denizaltısı ORP Orzeł'in son günlerini konu alan Orzel. Ostatni patrol [Yüzeyin Altında] (Jacek Blawut, 2022) yer alıyor. Program, 75. Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’ne layık görülen, hüzünlü bir eşeğin gözünden insan dünyasını keşfe çıkan EO [] (Jerzy Skolimowski, 2022) filmi ile kapanışını yapacak.

    Program kapsamında ayrıca iki kısa film seçkisi de izleyicilerle buluşacak. Varşova Film Okulu’ndan beş ödüllü kısa film 25 Kasım Cumartesi günü saat 14.00’te; Krzysztof Kieślowski Film Okulu’ndan kısalar ise 29 Kasım Çarşamba günü saat 19.00’da Açık Sinema’da gösterilecek.

    ​Herkesin katılımına açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek program kapsamında gösterilecek tüm filmler, orijinal dilinde Türkçe altyazılı olarak izleyiciyle buluşacak. Program hakkında ayrıntılı bilgiye ve detaylı programa buradan ulaşabilirsiniz. 

    0
    0
    1483
  • 17-11-2023

    Küratörlüğünü Melike Bayık’ın üstlendiği “bir şans daha var mı?” başlıklı sergi, 10 Şubat 2024 tarihine kadar Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşuyor.

    “bir şans daha var mı?” sergisi, farklı disiplinlerde ürettikleri işleriyle davet edilen Mehmet Ali Boran, Antonio Cosentino, Memed Erdener, Yunus Emre Erdoğan, Kaan Fıçıcı, Şifa Girinci, Rana Kelleci, Melike Koçak, Aytekin Olgunsoy, Sümer Sayın, Egemen Tuncer, Seçil Yaylalı’nın çalışmalarını bir araya getiriyor. Sergi, içinde bulunduğumuz hız çağının direttiği değişim ve dönüşüm arzusuna karşı direnen belleğin mücadelesini gözler önüne seriyor. Sergi kapsamında hazırlanan ve grafik tasarımını Amir Jamshidi’nin yaptığı kitapta ise Melike Bayık, Neslihan Koyuncu Bali ve Hüseyin Gökçe’nin kaleme aldığı metinler yer alıyor.

    Yerelin yok edildiği günümüz gerçekliğinde, fenomen bir popülizm ile peşi sıra inşa edilen belleksiz yapılar yerine, kültürün ve zamanın izlerini taşıyan yapıların korunması esas meseleyi oluşturur. Yaşam alanları, iş alanları, mahalle ve beldeler, parçadan bütüne zaman içinde kaybolup buharlaşmaya makûs bir talihle boyun büker. Kayıplar, elde tutulamayanlar, yaşam kültürleri sanatçıların üretimleri üzerinden görünür kılınır. Kişisel hikâyeler, topluma mâl olan konular, tanıklıklar, değişimler, başa çıkılmaya çalışılanlar ve belki vazgeçişler ‘bir şans daha var mı?’ sorusunu tekrar hatırlatır.”

    Künye:
    1-3. Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz
    4. Sümer Sayın, NOW-HERE, Ayna yerleştirmesi/ Mirror installation, 45 x 200 cm, 2016 Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz
    5. Aytekin Olgunsoy, Ceci N’est Un Pipi, Seramik/ Ceramic, 198 adet ahşap çay kutusu/ 198 pieces of wooden boxes, Değişen ölçüler/ various dimensions, 2023 Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz
    ​6. Antonio Cosentino, İsimsiz/ Untitled, Buluntu objeler/ Found objects, 153 x 33 x 106 cm, 2023 Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

    0
    0
    2559
DAHA FAZLA
Geldanlage