08 OCAK, PERŞEMBE, 2026

“Yazma Eserlerden Kopyalanmış Sarıklı Adamlar Görmeye Tahammülüm Kalmadı"

Tezhip ve minyatür disiplinlerini günümüzün sanat anlayışıyla bir araya getiren sanatçı Çağrı Dizdar ile sanatın politik ve estetik sınırlarına yeniden bakmayı öneren eserlerinden oluşan “Araf” sergisi üzerine konuştuk.

“Yazma Eserlerden Kopyalanmış Sarıklı Adamlar Görmeye Tahammülüm Kalmadı

Geride bıraktığımız yılın güncel sanat adına son sürprizi Kadıköy’ün ara sokaklarında küçük bir galeriden çıktı, Nelumbo Studios’taki “Araf” sergisinden… Aldığı geleneksel sanat eğitimindeki tezhip ve minyatür disiplinlerini günümüzün sanat anlayışıyla birlikte değerlendiren Çağrı Dizdar’a geldiği zemini, gittiği yeri, çizgi romandan Saraçhane'ye, atari oyunlarından karnavallara uzanan “Araf” sergisindeki işlerini sorduk.

Tezhip ve tasvir ne yazık ki çok tercih edilen disiplinler değil. Bu alanlara sizi çeken neydi?

Geleneksel Türk Sanatları bölümünü bilinçli tercih etmedim. Bölümdeki ilk senem epey zor geçti. Temel derslerden sonra bu sanatların dönemlerini tarihi yapılarla birlikte incelerken keyif almaya başladım. Dördüncü dönemden itibaren minyatür sanatıyla çizgi romanın paralelliğini gözlemleyince de buradan devam edebileceğim düşüncesi oluştu. İçerik ve uygulama açısından çok çeşitlilik gösteren bir alan olmadığı için bu sanatların farklı yüzlerini talep etmek, hayal etmek ve denemek bana oldukça heyecan verici geldi.

Her ikisi de Doğu kültürüne ait sanatlar; buna karşılık güncel sanatın kodları büyük ölçüde Batılı. Doğu ile Batı’yı bir araya getirmek, özellikle bizim coğrafyamızda oldukça aşina olduğumuz bir mesele. Sizce bunu oryantalizme düşmeden yapmak ne kadar mümkün?

Sadece birini ötekine üstün görmeden, aşağılık kompleksine girmeden, bu sanatları özgüvenli bir şekilde yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu sanatlardan eskiye ait şeylerin replikaları yerine güncel dertlerimiz ve hikâyelerimizi anlatmasını talep etsek arzulanan belki kendiliğinden olacak. Başka ülkelerden gelmiş kolonyal kaşifler gibi eski görünen kağıtlara, kırık dökük çinilere açık artırmada yüksek fiyata gidecek egzotik ürünler muamelesi yapıyoruz ve sürekli o eskiliği arzuluyoruz. O eski sanatlarda ne hikmetler ne gizemler var kim bilir? Kendi sanatımıza bakış açımız zaten oryantalist olduğu için yapılan işlerde kaçınılmaz olarak oryantalizme düşülüyor. Açıkçası benim yenilik adı altında selfie çeken, farklı yazma eserlerden kopyalanmış sarıklı adamlar görmeye tahammülüm kalmadı.

Geleneksel sanatların bugünü ile ilgili emsal yok denecek kadar az olduğu için bu alanda çalışanların işlerinin kolay olmadığını söylemeliyim. Bu kadar geniş bir geleneği ve birikimi günümüz anlayışıyla uzlaştırmak tek kişinin harcı değil. Onlarca sanatçının yıllarca istikrarlı bir şekilde üretmesi ve tartışması lazım. Bunu yapacak en yetkin kişilerin güzel sanatlar fakültelerinde temel sanat eğitiminden geçmiş, disiplinlerarası çalışma fırsatı bulmuş üniversite öğrenci ve mezunları olacağı fikri ile 2023 yılında “Burada” projesini başlattım. Düzenli olarak yapmayı hedeflediğimiz sergilerde güncel başlıklar etrafında öğrenci ve mezunlar olarak bir araya gelip bu sanatların bugününün konuşulmasını hedefliyoruz.

​Lisans eğitimim sırasında farklı bölümlerden aldığım derslerde sürekli “Şu motiflerinizi daha güncel bir şekilde yapsanıza” cümlesini duydum. İyi niyetle basit bir talepte bulunulduğu sanılıyor ancak istenen aslında kendi içinde bir sürü dala ayrılan dört-beş motif grubunun yeni görsel bir tarz ve kompozisyon anlayışıyla baştan yorumlanması. Bu bir lisans öğrencisinin yapabileceği bir iş değil. Umuyorum ki eksiklerine rağmen “Burada” sergileri farklı üretimler yapmak isteyen öğrenci arkadaşlarımıza kendi yollarını oluşturabilecekleri bir başlangıç noktası sağlayacak.     

1. Çağrı Dizdar, Karnaval 13, kağıt üzerine guaj, akrilik ve altın, 57x30 cm, 2025
2. Çağrı Dizdar, Karnaval 10, kağıt üzerine guaj, akrilik ve altın, 35 x 40 cm, 2025
3. Çağrı Dizdar, Karnaval 12, kağıt üzerine guaj, akrilik ve altın, 76x31 cm, 2025

Tersten gidersek, ülkemizdeki geleneksel sanat eğitimi çağdaş görsel kültürü yeterince ciddiye alıyor mu?

Tabii ki hayır. Geleneksel sanatlar camiası kendini çağdaş görsel kültürün bir parçası olarak görmüyor. Alanın içine girdiğinizde kendinizi ayrı bir gezegende gibi hissedebilirsiniz. Benim anlamlandıramadığım bir “biz” ve “onlar” ayrımı yapılmış durumda. Geleneksel sanatların, güzel sanatlar fakültesinden ayrı kendi başına bir fakülte olması gerektiğini söyleyen hocalarım var. Genele baktığımızda eğitimi veren kişiler kendilerini bütünün bir parçası olarak görmedikleri için çağdaş görsel kültür de verilen eğitimin nitelikli bir parçası olamıyor. Sadece özel sektörün iş imkânları sayesinde çini ve halı-kilim dallarında tasarım eğitimi açısından bir güncelleme geldiğini söyleyebilirim.

​Lisans eğitimim sırasında bölümde duyduğum iki cümleyle özetleyeyim: “Duvara muz bantlıyorlar işte ne yapsınlar?”, “Sergilere gidiyorum, bakıyorum işlerin yarısının ismi ‘isimsiz’. Ne yaptıklarını daha kendileri bilmiyorlar.”

Minyatürün Batı resmiyle kıyaslanmasının disipline zarar verdiğini söylüyorsunuz. Bu zarar tam olarak nerede başlıyor?

Minyatür yani tasvir sanatı neyin tasvirini yapar? Metnin tasvirini yapar. Bir kitap sanatıdır ve işlevsel olarak baktığımızda illüstrasyondur. Doğal olarak teknikleri ve görsel dili sayfa düzeni etrafında gelişmiş, tezhip ve hat gibi diğer kitap sanatları ile yer yer iç içe geçmiştir.  Gerçekçilik kaygısı yoktur, dünyayı stilize eder. Zaten Osmanlı dönemi maaş defterlerinde de tasvir ve resim yapanlar ayrı kategorize edilmiştir.

Durum böyleyken “Minyatür, Osmanlı resim sanatıdır” gibi bakış açıları beraberinde minyatür sanatının klasik Batı resmi ile kıyaslanmasını getiriyor. İnsanlar minyatürün perspektifsiz ve stilize dünyasını bir eksiklik ve teknik yetersizlik olarak yorumluyor. Daha gerçekçi olursa daha iyi olacak algısı yerleşiyor. Sanatın asıl güçlü olduğu tarafları hor görülüyor ve insanlar bu sanatın teknikleriyle gerçekçi resim yapmaya çalışıyor. Biraz önce bahsettiğim kendi kendimize yaptığımız oryantalizmin başka bir yansıması bu. Çalışmasını gösterirken “Bakın biz artık perspektif de kullanıyoruz” diye övünenler var. Açıkçası 2025 yılında minyatürde yarım yamalak perspektifler kullanılmasının kimsenin umurunda olduğunu sanmıyorum. Çoğu kişi minyatür yapmak yerine bir çizim kursuna gitse çok daha rahat edecek bence çünkü aslında resim yapmak istiyorlar.

​Geleneksel kitap sanatlarının grafik sanatları ile paralel incelenmesinin daha sağlıklı olacağını düşünüyorum. Böylelikle hem bu sanatların tersine gitmemiş oluruz hem de bu sanatlarda istenilen güncellemeleri daha rahat yapabiliriz. Geçmişte kitap sayfalarını düzenleyen bu sanatları gerçekçi portreler ile görmek yerine dijital arayüzlerde ve baskı sanatlarında hayal etmek, denemek bana çok daha heyecan verici geliyor. Tabii ki dijital olarak sanatı klasik hali ile olduğu gibi kullanamayacağız ama zaten güncel ihtiyaç ve medyumlar ile uzlaşma, hep konuşulan o güncellemeyi de beraberinde getirmeli. Minyatüre resim gözüyle bakılması bence bunların önüne geçiyor ve bu sanatın ya teknik, gerçekçi kaygılarla ya da eski tarzın tekrarı olarak yapılması sonucunu doğuruyor. 

Kırılmış seramiklerin çatlakları altın tozu karıştırılmış lake ile onarıldığı Japon sanatı Kintsugi bu aralar oldukça popüler ve güncel sanatta da gitgide daha çok yer alıyor. Siz de benzer şekilde MS 2025 adlı işinizde tezhibi güncel sanatla bir araya getiriyorsunuz. Geleneksel ve günceli bir araya getirmek uygulama aşamasında ne tür zorluklar yarattı?

En zor kısmı kitsch veya eğreti durmayan bir güncel görsel dile ulaşmaktı. Oryantalizmden konuşurken bahsettiğim emsalsizlik bu sanatlardaki en büyük engellerden biri. Örnek alabileceğiniz iki-üç isim oluyor, onların da tarzına yakınlık hissetmiyorsanız sıfırdan başlamanız gerekiyor. Bin yıllık bir birikimi sağlıklı şekilde emsal olmadan güncelleştirmeye çalışmak yirmili yaşlarının başında biri için oldukça zor. Tünelin sonundaki ışığı göremediğim bir deneme-yanılma sürecindeyken resim ve heykel bölümlerindeki öğrencilerin dönem projeleriyle karma sergilere rahat rahat katılabilmeleri epey içime oturuyordu. Geleneksel ve günceli bir araya getirmenin en zor kısmı başka hiçbir şey yapamadan ve çoğunlukla başarısız olarak on yıl buna uğraşmaktı sanırım. Üç-dört yıldır içime sinen şeyler yapıyorum, yaptıklarımın ne kadar başarılı olduğu da zaman gösterecek.

Aldığınız çizgi roman eğitimi, üretim pratiğinizi nasıl ve hangi açılardan etkiledi?

Çizgi romana olan ilgim ve Erasmus dönemim sırasında aldığım eğitim beni en çok motive eden ve besleyenlerin başında geliyor. Soyutlama-gerçekçilik-tipografi üçgeni içerisinde büyük bir çeşitliliğe sahip olan çizgi roman, minyatür pratiğimi nasıl şekillendireceğimle ilgili bana sürekli ilham verdi. Kullandığım figürlerin dinamizmi ve detaylardaki ilişkilerinin destekleyici anlatılar oluşturması çizgi romanın etkisi ile gelişti.

1. Çağrı Dizdar, MS25, kağıt üzerine guaj, akrilik ve altın, 50x42,5 cm, 2025
2. Çağrı Dizdar, MS25 detay, kağıt üzerine guaj, akrilik ve altın, 50x42,5 cm, 2025
3. Çağrı Dizdar, CC1, sır altı çini tekniği, 100 x 100 cm, 2025

Peki bir çizgi roman tutkunu olarak favori çizgi romanlarınız hangileri?

Blacksad, Gozo ve Sagre, Germakoçi, Bendis ve Maleev’in Daredevil’ı, Güngezgini, Eduardo Risso’nun çizdiği herhangi bir şey, Batman: New 52, Gizem Vural’ın soyut çizgi romanları, Alegori, Incal, Wytches, Toppi’nin çizgi romanları… Elimin altında binlerce sayfa bambaşka tarzlarda dünyalar yaratan ve hikâyeler anlatan çizim dolu sayfaların bulunması, minyatürü kendimce yapabileceğimin kanıtı gibiydi.

Birgün bir çizgi roman yapacak olsanız teması ne olurdu?

Gündelik ve sıradan konularla kısa hikâyeler denemek istiyorum. Sıradan olanı kısaca bile olsa ilgi çekici bir hâle getiremeden büyük anlatılara ve evren tasarımlarına geçmemek lazım bence.

80’ler ve 90’ların atari salonlarını çağrıştıran bir arcade oyunu, serginin merkezinde yer alıyor. Türkiye’nin güncel politiğine göndermeler içeren ve minyatür estetiğini dijital ekrana taşıyan bu işin fikri nasıl ortaya çıktı?

Sayfayı düzenleyen sanatların günümüzde ekranı da rahat bir şekilde düzenleyebileceği fikri uzun süredir kafamın arkasında bir yerlerde duruyor. Sergiyi kurgularken karnaval temasına uygun interaktif nasıl bir şey yapılabilir diye düşünürken arcade oyunu fikri kendiliğinden ortaya çıktı.

Çağrı Dizdar, İsyan, gravür, 60x80 cm, 2025

Gündeme dair net bir mesaj taşıyan işlerinizden biri de Saraçhane protestolarını anlatan İsyan. "İsyan" ne zaman çıktı?

Tam da o protestoların olduğu sırada. Derin Print Shop ile iş birliği hâlinde üretim sürecindeydik. Daha bir hafta dolmadan 19 Mart olayları gerçekleşti. Yaşadıklarımız o sırada yaptığım çalışmayı dönüştürdü. İsyan, bir gün atölyede bir gün dışarıda olduğum o günlerde ortaya çıktı.

Küratörlüğünü Yasemin Green'in yaptığı “Araf” sergisi Nelumbo Studios'ta (Caferağa, Şevki Bey Sk. 1B, 34710 Kadıköy/İstanbul) 8 Şubat 2026'ya kadar ziyarete açık.

0
466
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage