
Bu yıl sekizinci kez düzenlenen border_less ARTBOOK DAYS; sanatçıları, yayınevlerini, bağımsız inisiyatifleri ve okurları bir araya getirdi. Etkinliğin ardından border_less’ın kurucularından Huo Rf ile sekizinci edisyonun öne çıkanlarını ve bağımsız yayıncılığın güncel dinamiklerini konuştuk.
15-17 Mayıs 2026 tarihlerinde Salt Galata’da gerçekleştirilen border_less ARTBOOK DAYS, bu yıl 12 ülkeden 69 katılımcıyı ve beş binin üzerinde ziyaretçiyi bir araya getirdi. Sekizinci edisyonuyla sanat yayıncılığını odağına alan geniş bir buluşma alanı yaratan border_less ARTBOOK DAYS, bu yıl da üreticiler ile okurlar arasında doğrudan temas kurulmasına olanak sağladı. Program kapsamında düzenlenen söyleşilerde sanat yayıncılığı, arşiv çalışmaları ve araştırma süreçleri gibi başlıklar ele alınırken; bağımsız yayıncılığın güncel üretim modelleri de tartışmaya açıldı. border_less ARTBOOK DAYS’in ardından, etkinliğin bu yılki edisyonunu, öne çıkan başlıklarını ve geleceğe dair planlarını konuştuk.

Alternatif bir alan yaratma fikriyle yola çıktığınız border_less ARTBOOK DAYS, bu yıl sekizinci edisyonuyla uluslararası yayıncıları ağırlayan, çok daha geniş çaplı bir buluşmaya dönüştü. Geriye dönüp baktığınızda bu süreç içinde platforma ve sanat yayıncılığına bakış açınızda neler değişti, evrildi? Bu büyüme serüveni size neler hissettiriyor?
Hâlâ alternatif bir etkinliğiz ama tabii ki hem daha fazla deneyim sahibiyiz hem yapmak istediklerimizi ortaya koyabildiğimizi düşünüyoruz. Türkiye’ye dışarıdan bakışlar hâlâ çekingen, bu bizim motivasyonumuzu etkilemese de yurt dışından bir katılımcı başvurmadan önce sekiz kere düşünüyor, başvurusu kabul edilirse tekrar düşünüyor. Bütün bu parametrelere rağmen bu sene 12 farklı ülkeden 69 katılımcı ağırladık. Açık çağrımıza 90 üzerinde başvuru aldık. Sanatçı kitapları ve sanat kitapları alanında emekleri olan 69 katılımcı yan yana geldi. Bunu başarmak epey zor ve çok büyük bir emek. Bu dışardan ne kadar görünür bilmiyorum, üç günlük bir etkinlik için bütün bir yıl toplantılar ve görüşmeler gerçekleştiriyoruz, destek arıyoruz, yurt dışında fuarlara gidiyoruz, iş birlikleri gerçekleştiriyoruz. Bahsettiğiniz büyüme tamamen Melek ve benim bu alana, her şeye rağmen bitmek tükenmek bilmeyen inancımıza bağlı. Sorularınızı etkinlikten önce aldık ama ancak cevaplamak için doğru zamanı bulabildik. Böylesi daha iyi oldu tabii, bir değerlendirme yapmak daha mümkün. Etkinlik bittikten sonra ülkedeki gelişmelerle yine 100 yıl geriye gittik sanki, bildiğim kadarıyla üniversitelerde sınav dönemi. Mesela bugün benim derdim binlerce öğrenci, binlerce hocanın akıbeti ne olacak. Sorularınızı etkinlik bazında yanıtlamak için doğru bir vakit ama bitmiyor sürekli bir ağırlık var burada. Birkaç hafta önce Gülistan Doku idi. Ondan önce başkaları. Bütün bu olup bitenlerin üzerine katılımcılarımızı, ziyaretçilerimizi ağırlıyoruz. Bütün bu güvencesizliğe rağmen tek umudumuz gerçekten sanatın açtığı alan. Sadece bizim için değil, üreten, üretimin buluştuğu herkes için. Ne diyelim… İnancımızla devam edeceğiz.
Günümüzde bağımsız yayıncılık yapmak, özellikle de sanatı basılı bir materyal üzerinden yaşatmaya çalışmak ciddi bir çaba ve emek istiyor. Genel anlamda bu alanın zorluklarını düşündüğünüzde, fuardaki yayıncıları pes etmeden üretmeye ve bu ekosistemi ayakta tutmaya iten asıl güç sizce nedir?
Bence sanatın her medyumunu kapsıyor bu sorunuz. Bir önceki soruda aslında biraz açmış olduk. Körfez’deki savaş kondom üretimini bile etkiliyor, maliyet artıyor. Psikolojik tarafına girmiyorum bile. Bütün dünya gündeminde biz ne yapıyoruz? Atölyeme gidip resim yapacağım. Haberlerden ne kadar kopabilirim, olup bitenlerden ne kadar uzak olabilirim. Benim kadrajımda artık iyiler, kötüler birde ezilenler var. Sistemde de yarına dair üretenler var. İşte bütün destekçilerimiz, ev sahibi kurumlar, katılımcılarımız ve biz, hatta zaman ayırıp etkinliğe gelip bir şekilde destek olan tüm ziyaretçiler tünel sonundaki ışığı görmeye çaba sarf edenleriz.
İkiniz de sanat alanında çok farklı tecrübelere ve arka planlara sahipsiniz. border_less ARTBOOK DAYS’in hazırlık sürecinde, katılımcıları seçerken veya yeni bir adım atarken bu iki farklı bakış açısı masada nasıl bir araya geliyor? Kararları alırken birbirinizi nasıl dengeliyorsunuz?
Bizi yan yana getiren önce arkadaşlığımız. Birbirimizi dinliyoruz. Bazen birbirimize ters düşsek de belli ki birbirimizi anlamaya, duymaya çalışıyoruz. İkimiz de baştan beri iyi bir ekip olduğumuzu düşünüyoruz. Arkadaşlığımızın yanında sanatsal yaklaşımlarımız, heyecanımız tamamen aynı. Çok farklı yönlerimiz var, benzer taraflarımız da oldukça çok. Bu güzel bir denge getiriyor. Birbirimize inanıyoruz. Bu sebepler de gerçekleştirmek istediklerimiz konusunda güzel bir harita çıkarıyor önümüze.
Bu yıl 12 farklı ülkeden 69 katılımcıyı Salt Galata’da konuk ettiniz. Hem yerelden hem de yurt dışından bu kadar farklı yayıncıyı ve sanatçıyı bir araya getirirken nelere dikkat ediyorsunuz? Tüm bu isimleri border_less çatısı altında yan yana getiren ortak nokta nedir?
Tekrar eden yayınlardan bu sene özellikle kaçındık. Bütün başvurular oldukça yetkindi. Danışma kurulumuzla birlikte değerlendiriyoruz. Etkinlik mekânının kapasitesi katılımcı konusunda fiziksel anlamda sınırlayıcı olabiliyor. Her başvuruyu kabul etmek mümkün olmuyor. Bu sene kabul edilmeyen başvurular seneye başvuramaz ya da katılımcı olamaz gibi bir kriterimiz yok. Sanatçı kitapları ve sanat kitapları çok zengin bir medyum, herkese hitap edebilecek bir alan yaratıyoruz. Bu tabii ki de gelen başvurular sayesinde oluyor.
Fuarda köklü sanat kurumlarıyla, tamamen bağımsız inisiyatifleri ve bireysel üreticileri yan yana masalarda ağırlıyorsunuz. Farklı ölçeklerdeki yapıları bir araya getiren bu eşitlikçi düzen mekânda nasıl bir etkileşim yaratıyor sizce?
Etkinliğin bu özelliği ikimizin de en sevdiği yanı. Genç bir sanatçı, kariyerinde belli bir zaman geçirmiş bir sanatçı, bir sanatçı grubu, küçük ölçekli bir sanat kurumu ve büyük ölçekli bir kurum, dil bariyeri olmadan yan yana. Bunun hep altını çiziyoruz. Bizim gittiğimiz fuarlarda güncel sanat galerisi katılımı bizim etkinliğimizdeki yoğunlukta olmuyor mesela. Müze katılımı yine aynı şekilde. Sadece bizim emeğimizle olmuyor; etkinlikte büyük bir dayanışma söz konusu. En azından bizim tarafımızdan böyle, herkes elini taşın altına koymalı diye düşünüyoruz.
Fuarda bir de “En İyi Tasarlanan Masa Ödülü” var. Bir kitabın içeriği kadar, izleyiciye nasıl bir masada sunulduğu da eminim önemli bir unsurdur. Böyle bir ödül verme fikri nasıl ortaya çıktı? Bu yıl “En İyi Tasarlanan Masa” ödülünü hangi katılımcı kazandı?
Büyük çaplı kitap etkinlikleri yapısı gereği mecburen hep kalabalık oluyor. Fikri sunmak da fikrin kendisi kadar önemli bizce. Bu sebeple katılımcılarımız nezdinde buna dikkat çekmek istedik. Geçtiğimiz sene bu ödülü ilk defa Rotterdam’dan Cousins by Choice inisiyatifi aldı. Fakat bu sene aramızda olamadılar, katılım hakları hâlâ mevcut. Bu sene ödülümüzü Ece Ağırtmış, Ece Haskan, Deniz Özuygur ve Nathalie Rey’den oluşan sanatçı grubunun masası aldı. “Uyku” fikrinden yola çıkarak bireysel olarak ürettikleri farklı yayın ve objelerin olduğu ahenk içinde bir masaları vardı.
Bu yıl toplam 5362 kişiyi ağırlayan border_less ARTBOOK DAYS’in ziyaretçi profiline baktığınızda, bağımsız sanat yayıncılığına ilginin son yıllarda nasıl değiştiğini gözlemliyorsunuz?
Her sene ziyaretçi sayımız yükseliyor. Bunun etkileyici birçok sebebi bulunuyor. Buna dair bir saha çalışmamız yok ama etkinliğin sundukları yani yukarıda sohbetimize dahil olan her şey doğal olarak her sene daha çok izleyiciyi çekiyor. İzleyiciyi her sene bekleyen sürpriz yeni üretimler, tanışacakları yeni katılımcılar ve kamusal program. Seneye ziyaretçi sayımızın daha yüksek olacağına eminiz, ama bunun bizim için bir ölçü olmadığının altını da çizmek isteriz. Kültür sanat kurumlarının etkinliğe gelip bütün katılımcıların yayınlarından almasını, yeni ilişkiler geliştirmesini bekleriz ama anladığımız kadarıyla ülkenin çoğu kurumu bu konuda çok içe dönük. Yine iş başa düşüyor. :)
Sekizinci edisyonun ardından geriye dönüp baktığınızda, bu yılki seçkinin önceki yıllardan en belirgin farkı sizce neydi?
Seçki değil ama Salt nezdinde ilk defa ev sahibi kurumla programımızı birlikte çalışma şansımız oldu. Bu sebeple Deniz Ova, Sezin Romi ve Ezgi Yurteri başta olmak üzere tüm Salt ekibine tekrar teşekkür etmek isteriz. Çok büyük bir emek koydular ortaya. Bu daha önce çalıştığımız kurumlarla bu denli yakınlık kuramadığımız anlamına gelmesin lütfen. Etkinliğimizi ağırlamış her kurumun bizim için çok büyük bir sorumluluk aldığının önemi hayli büyük. Bugüne kadarki tüm ev sahibi kurumlar ve ekipleri etkinliğin gelişimi açısından çok büyük katkıya sahip. Salt’ın olağan yapısı, ekibi, karşılıklı çalışma pratikleri ve takvimi birlikte program kurgulamak açısından çok paralellik gösterdi ve bunun için çok mutluyuz.
Bu yılki edisyonda içerik, tasarım dili ya da üretim biçimi açısından özellikle öne çıkan yayınlar veya yayın pratikleri nelerdi? Katılımcılar arasında ortaklaştığını düşündüğünüz belirgin eğilimler oldu mu?
Masaları yan yana getirirken içerikleri düşünüyoruz. Mesela bu sene katılımcılarımızdan Rhonda Khalifeh ve Serap Gecü yan yanaydı, masaları içerik açısından da çok uyumluydu, etkinlikte de yeni bir arkadaşlığın başladığını görmek bizi mutlu etti. Daha çok kurulabilecek yeni etkileşimler üzerine düşünüyoruz. Her üretim bambaşka şeye dair. Ortaklaşma potansiyelleri daha çok geleceğe dönük olabilir.
Sekiz yıl boyunca böyle bağımsız ve kapsamlı bir etkinliği sürdürmek arka planda çok büyük bir emek demek. Bütün o hazırlık süreci, koşturmaca ve telaş bittiğinde size “İyi ki bu işi yapıyoruz” dedirten o hissi nasıl tarif edebilir misiniz?
Herkesi yan yana görmek, izleyiciyle kurulan etkileşim ve etkinlik sırasında ya da sonrasında üretimler üzerine geleceğe dair kurulan yeni diyaloglar, hepimizin iyi hissetmesini sağlıyor. Bunları etkinlik boyunca bireysel olarak deneyimlemek ve sonrasında aldığımız geri dönüşler sayesinde de “iyi ki bu işi yapıyoruz” diyoruz.