
Sanatı yılın geneline yayma hedefiyle başlatılan, ikinci edisyonuyla 14 Haziran’a kadar sanatseverleri çağdaş sanatla buluşturan Akaretler Art Project’te yer alan galeriler Anna Laudel ve Kairos ile Yağmur Doğan kürasyonlarını ve güncel durumlarını konuştu.
İstanbul’un kültür sanat takviminin en dinamik etkinliklerinden biri olan Artweeks Istanbul, sanatı yılın geneline yayma hedefiyle başlattığı “Project” serisine yepyeni bir kimlikle sürdürüyor. İlk edisyonunda büyük ilgi gören seri, mekânın ruhuyla tamamen bütünleşerek “Akaretler Art Project" adıyla devam ediyor.
Bilgili Holding ana sponsorluğunda ve Bilgili Sanat’ın destekleriyle, 4 – 14 Haziran tarihleri arasında Akaretler Sıraevler 25-27 numaralı binalarda gerçekleşen II. Edisyon; Anna Laudel, Evin Art Gallery, Ambidexter, Kairos, Martch Art Project ve OG Gallery gibi Türkiye’nin önde gelen galerilerini ağırlıyor.
Sarkis Balyan imzalı tarihi dokuyu çağdaş sanatla buluşturan Akaretler, Bilgili Holding’in restorasyon vizyonuyla sadece mimari bir hafızayı korumakla kalmıyor, aynı zamanda sanatı kentsel dokuyla ve gündelik yaşamla iç içe geçiriyor. İzleyiciye daha samimi, odaklı ve derinlikli bir sanat deneyimi sunan Akaretler Art Project, İstanbul’un kültür sanat hayatına esnek ve sürdürülebilir bir alternatif sunuyor.
Anna Laudel
Anna Laudel farklı disiplinlerden ve kuşaklardan sanatçıları bir araya getiren bir programa sahip. Akaretler Art Project kapsamında oluşturduğunuz seçkide hangi odaklar öne çıkıyor? Sanatçılar arasındaki diyalog mekânla nasıl ilişki kuruyor?
Akaretler Art Project için oluşturduğumuz seçkide öncelikli olarak farklı kuşaklardan ve disiplinlerden sanatçıların bir araya gelerek kurduğu diyaloğu görünür kılmayı amaçladık. Resim, heykel ve farklı üretim biçimlerinin yan yana gelmesiyle ortaya çıkan karşılaşmalar bizim için önemliydi.
Akaretler’in kamusal ve dinamik yapısı da bu yaklaşımı destekliyor. Farklı geçmişlerden gelen sanatçıların işleri arasında kurulan ilişki, mekânın çeşitliliğe açık karakteriyle doğal bir uyum yakalıyor. Bu nedenle seçkiyi oluştururken yalnızca eserlerin tekil gücüne değil, birlikte yarattıkları ritme ve diyaloğa da odaklandık.
Anna Laudel’in Türkiye ve uluslararası sanat sahnesi arasında kurduğu güçlü bağ biliniyor. Yerel üretimleri uluslararası platformlarla buluştururken nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
Anna Laudel olarak uzun yıllardır Türkiye’deki sanat üretimini uluslararası sanat ekosistemiyle buluşturmayı önemsiyoruz. Bizim için bu süreç yalnızca eserlerin farklı coğrafyalarda sergilenmesinden ibaret değil; sanatçılar arasında kalıcı ilişkiler, yeni diyaloglar ve üretim alanları yaratmakla ilgili.
Türkiye ve Almanya’daki galerilerimiz arasında kurduğumuz köprü sayesinde sanatçılarımıza farklı izleyici kitleleriyle buluşma imkânı sunarken, aynı zamanda uluslararası sanatçıları da Türkiye'deki sanat ortamıyla tanıştırıyoruz. Bu karşılıklı etkileşimin her iki tarafı da beslediğine inanıyoruz.
İstanbul’daki üretim ve sergileme pratiğinin dönüşümünü düşündüğünüzde, galerilerin gelecekte üstleneceği rol nasıl bir yer ediniyor?
İstanbul her zaman çok canlı ve dönüşen bir sanat ortamına sahip oldu. Bugün ise galerilerin rolünün yalnızca sergileme alanı olmanın ötesine geçtiğini düşünüyoruz. Galeriler artık sanatçılar, koleksiyonerler, kurumlar ve izleyiciler arasında sürdürülebilir ilişkiler kuran, araştırmayı ve üretimi destekleyen kültürel platformlar hâline geliyor. Özellikle günümüzün hızlı tüketim ortamında, sanatçıların uzun vadeli gelişimlerine alan açmak ve anlamlı karşılaşmalar yaratmak galerilerin en önemli sorumluluklarından biri olarak öne çıkıyor.
Birden fazla lokasyonda projelerini gerçekleştiren bir galeri olarak güncel sanat ekonomisini değerlendirir misiniz? Akaretler Art Project gibi alan açan yapılar ve fuarlar hakkında, piyasanın sürdürülebilirliğini desteklemek adına karşılıklı bir destekten bahsetmek mümkün mü?
Güncel sanat ekosisteminin sürdürülebilirliği ancak farklı aktörlerin birbirini desteklediği güçlü bir yapı ile mümkün olabilir. Galeriler, sanatçılar, koleksiyonerler, kurumlar, bağımsız inisiyatifler ve sanat etkinlikleri aslında aynı ekosistemin parçaları. Bu açıdan Akaretler Art Project gibi projeleri oldukça değerli buluyoruz. Çünkü bu tür platformlar yalnızca görünürlük sağlamıyor; yeni izleyicilerle buluşmayı, farklı galeriler arasında etkileşim kurulmasını ve sanat ortamının daha geniş kitlelere ulaşmasını mümkün kılıyor. Fuarlar ve benzeri etkinlikler de uluslararası bağlantıların güçlenmesinde önemli rol oynuyor. Biz, sanat dünyasının geleceğinin rekabetten çok iş birliği ve karşılıklı destek üzerine kurulacağına inanıyoruz. Bu nedenle farklı platformların bir arada varlığını sürdürmesini sanat ortamının gelişimi açısından oldukça kıymetli görüyoruz.
Kairos
Bilgili Sanat’ın sağladığı sürdürülebilir platform Akaretler Art Project, yıl içerisine yayılan yapısı ve galeriler arasında yeni birliktelikler kurma yaklaşımıyla alternatif bir sergileme modeli öneriyor. Project, Kairos ile nasıl bir karşılaşma alanı yaratıyor?
Akaretler’i bizim için değerli kılan şey, sanatın gündelik hayatın akışıyla kesişebildiği nadir alanlardan biri olması. Bir galerinin kapısını çalmayı düşünmeyen biriyle bir sanat eserinin tesadüfen karşılaşabilmesi bugün hâlâ çok kıymetli. Biz sanatın biraz da bu beklenmedik karşılaşmalarla çoğaldığına inanıyoruz.
Akaretler Art Project, galerileri kendi sınırlarının dışına çıkararak yeni diyaloglara alan açıyor. Farklı galerilerin, sanatçıların ve izleyici profillerinin yan yana gelmesi yeni ilişkiler ve düşünme biçimleri yaratıyor. Kairos için bu proje, sanat ile izleyici arasındaki mesafeyi azaltan ve karşılaşmayı merkeze alan bir zemin oluşturuyor.
Kairos geleneksel galeri yapılarının ötesine geçen, değişen sanatçı ve izleyici ihtiyaçlarına cevap veren bir yaklaşım benimsiyor. Güncel sanat ortamında galerilerin dönüşen rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Genç sanatçılara sağladığınız görünürlük sanat ekosistemi ve sanat ekonomisine nasıl bir katkı sunuyor?
Bugün galeriler eser sergileyen ve satan yapılardan çok daha fazlasını üstleniyor; araştırma yapıyor, bilgi üretiyor, sanatçılarla uzun soluklu ilişkiler kuruyor ve farklı disiplinler arasında yurt içinde ve yurt dışında geçiş alanları açıyor.
Kairos’ta temsil, karşılıklı güvene ve uzun vadeli bir diyaloğa dayanıyor. Bazen bir sanatçıya ilk kez sergi açma cesareti vermek, bazen de henüz oluşmakta olan bir pratiğe eşlik etmek gerekiyor. Özellikle genç sanatçılar için görünürlük; üretim süreçlerinin desteklenmesi, yeni ağlara erişim sağlanması ve işlerinin doğru bağlamlarda tartışmaya açılması anlamına geliyor. Sanat ekosisteminin canlı kalabilmesi için sanatın her alanında yeni seslerin dolaşıma girmesi gerektiğine inanıyoruz.
Son dönemde sanat ekosisteminde galeriler arası dayanışma ve ortak üretim modelleri daha görünür hâle geliyor. Sizce bu iş birliklerinin sürdürülebilir olması için hangi yapıların güçlenmesi gerekiyor?
Türkiye’de sanat alanının en büyük sorunlarından biri kaynakların sınırlılığından ziyade, çoğu zaman dağınıklığı ve kapalılığı. Bilginin, deneyimin ve görünürlüğün daha fazla paylaşılması gerektiğini düşünüyoruz. Galeriler arasındaki ilişkiyi ortak bir kültürel sorumluluk üzerinden düşünmek önemli. Dayanışmanın sürdürülebilir olması için güvene dayalı ilişkilerin, bilgi paylaşımının ve uzun vadeli ortaklıkların güçlenmesi gerekiyor. Birlikte düşünmenin ve birlikte üretmenin önümüzdeki dönemde daha belirleyici olacağına inanıyoruz.
Kairos’un önümüzdeki dönemde birlikte üretim, kürasyon veya disiplinlerarası iş birlikleri odağında geliştirmeyi hedeflediği yeni yönelimlerden bahsedebilir miyiz? Sergi ve galeri mekânı dışında oluşturduğunuz sergileme pratiklerini nasıl konumlandırıyorsunuz?
Son yıllarda bizi en çok heyecanlandıran sorulardan biri, bir serginin mutlaka galeri mekânın gerçekleşip gerçekleşmek zorunda olup olmadığı. Bir evde, bir vitrinde, kamusal alanda ya da tarihsel hafızası güçlü bir yapıda ortaya çıkan karşılaşmaların bazen beyaz küpten daha güçlü etkiler yaratabileceğini görüyoruz.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde birlikte üretim modellerine, iş birliklerine ve alternatif sergileme biçimlerine daha fazla odaklanacağız. Mekân, serginin anlamını şekillendiren aktif bir katman olarak sürecin parçası. Bizim ilgimizi çeken, sanatın hangi koşullarda görünür olduğu, kimlerle karşılaştığı ve nasıl bir düşünsel alan açtığı. Gelecek sezon çeşitli solo ve grup sergileri İstanbul’un farklı mekânlarında bir deneyim olarak sunmayı hedefliyoruz. Yine yurt içi ve yurt dışı fuar katılımları da hedeflerimiz arasında yer alıyor.