01 HAZİRAN, PAZARTESİ, 2026

İlhan Koman Sergisinin Anatomisi ya da Inception

Edirne Bienali kapsamında Tarihi Gümrük Karakolu’nda sergilenen “Garip Maacir İlhan Koman” sergisinin skenografi ve sergi tasarımını üstlenen Dündar Hızal’ın kaleminden serginin hikâyesine, İlhan Koman’ın dünyasına, kapsadıklarına, yansıdıklarına dair bir yazı.

İlhan Koman Sergisinin Anatomisi ya da Inception

“İlhan ne kadar heykelse o kadar şiirdir.

Heykeller İlhan’ın şiirleridir.”

YAŞAR KEMAL

Nevzat Sayın, santralistanbul kampüsünü tasarladığında gelenleri ilk karşılayan eser İlhan Koman’ın Sonsuzluğa heykeliydi. Öğrenciliğimin en güzel yıllarının arka planında İlhan Koman vardı; bizi şiire ve sonsuzluğa çağırırdı.

Hayat karşılaşmalardır.

(Bienal için Koman Sergisinin başladığı hafta Bilgi üniversitesinin kapatılması ve santral kampüsündeki büyük eylemlerden sonra açılması da ayrıca bir tesadüf ve karşılaşma…)

İlhan Koman "Sonsuzluğa"

Edirne Bienali için bir İlhan Koman sergisi yapmam sipariş edildi. Binayı görmeye gittiğimde 20 m² iki odadan oluşan minicik bir bina gördüm. Kimsenin istemediği küçücük bir biblo gibiydi. (Küçük mekânlar büyük işler yapmak isteyen güncel sanat insanını kesmez.) Serhat Kiraz’la birlikteydik. Serhat Kiraz köprü üstüne bir renkli bayrak yerleştirmesi yapacak, onu anlatıyordu. İlhan Koman sergisi için bana kalan ufacık tefecik binanın terası Meriç köprüsünü boydan boya görüyor. Köprü hem sudaki yansımasıyla hem mimarisiyle simetrinin vücut bulmuş hâliydi. Serhat Kiraz’ın işleri geometrik ve simetriktir. Koman, Serhat ve köprü benim zihnimde bir bütün anlatıya dönüştü.

Serhat Kiraz'ın "İpekyol" sergisi

Cengiz Çetindoğan birkaç yıl önce Pera Palas’ta bir sergi yapmak istediğinde DEMSA koleksiyonunu görme fırsatım olmuştu. Cengiz Bey harika bir depo yaptırmış eser eser üzerine konuşmuştuk. O eserlerden biri de Yürüyen Derviş heykeliydi. İstenebilirdi. Yuvarlanan Kadın ise Koman vakfında mevcuttu. Ahmet Koman iş birliğine açık bir isimdi. İstenebilirdi. Bir yandan “iki eserle bir sergi” yapma fikri kendi kendime aşmak istediğim zorlu bir engeldi.

Yuvarlanan Kadın

Bienallerin özellikle ilki ise bütçesi yoktur ülkemizde. Anlı şanlı holdinglerimiz, markalarımız araziye uyum sağlarlar. Billahi tek kuruşları yoktur. Kesintiler global merkezlerindendir. Yoksa kendileri yanıp tutuşur bir köy okulundaki kızçenin gözü gönlü ufku açılacak, bienalde sanatla hemhal olacak diye. Bir sürü üniversite öğrencisinin kalbine dokunmak ve bir Sinan şehrinde görünür istemez mi marka direktörlerimiz? Neyse benim için bu bütçesizlik, küçük mekân durumları bir fırsat oldu. (Odalar kemik renge boyanamadı mesela, memurların kullandığı şekliyle açık mavi, mor kaldı, olsun o da yakıştı.)

​Bir Koman sergisi yapılacaksa Nevzat Sayın’ın kapısını çalmak kaçınılmaz olur. Simetri üzerine inşa ettiğim sergilemenin bir tarafında Adem’i temsilen Yürüyen DERVİŞ, diğer tarafında ise Havva’yı temsilen Yuvarlanan KADIN heykellerini seçtiğimi anlattım. Ben sergiyi anlatırken Nevzat Sayın fotoğrafları üzerine Ilgın Deniz Akseloğlu da bir kitap hazırlığı için oradaydı. (Mutlaka görmelisiniz kerpiç yapılar üzerine fotoğrafları gerçekten büyülü Sayın’ın) Sohbetin ilerleyen saatlerinde Nevzat Sayın’ın FOLL dergisinde yayımlanmış tekne fotoğraflarını görgüm. Aradığım ilhamı bulmuştum. 

Ertesi gün bienalin koordinatörü Didem Çapa’ya serginin kafamda bittiğini ancak bir fotoğrafçıya ihtiyacım olduğunu söyledim. MSGSÜ fotoğraf bölüm başkanı Ozan Bilgiseren de bienalin ekibindeydi. Telefonlaştık bana İrem Firidin ismindeki öğrencisinden bahsetti. İrem’e Nevzat’ın fotoğrafları gönderdim. Aklımdakini anlattım. Kısa kenarı bir birim, uzun kenarı üç birim (37x112cm) dik bir kadrajda kadın ve erkeğin mahrem hâllerini çağrıştıran makro fotoğraflar elde edecektik. Yüksek kontrast siyah beyaz olacaktı. Diasec baskı (yansıtan parlak yüzeyli fotoğraf) olacağından sergi aslında sekiz fotoğrafın her birindeki yansımadan oluşacaktı. Fotoğrafın içinde izleyici, ışık, mekân, sergilenen eser ve zıddının makro çekimi buluşacaktı. Bir nevi Inception filmi ama tek karede gerçekleşiyor her şey. Belki kavuşmayanları kavuşturan bir sergi olacaktı. İzleyicilerden birinin gönderdiği fotoğraf serginin benim açımdan amacına ulaştığını gösteriyordu. Her fotoğrafta hikâye değişiyordu. Ama o fotoğraf hikâyenin kalbinin attığı yerdi.

1 ve 2.İrem Firidin'in eserleri
3. Dündar Hızal
4. Yazıda bahsi geçen paylaşım

Aşk içinde sevdiğimizi, kimsenin görmediği açılardan görürüz. Onun kimsenin bilmediği hâllerine tanıklık ederiz. Aşk perdesinin ardında sevgili, dünyanın geri kalanından başka görünür bize. İmajı, seven için olduğundan daha büyük anlamlar taşır. İrem Firidin’in vizöründen çıkan sekiz fotoğraf eserleri birbirini düşünen iki kişi olarak ele alıyor. Derviş’in fotoğrafları Kadın’ın odasında, Kadın’ın fotoğrafları ise Derviş’in odasında yer aldı. Eserin dört bir yanında bir fotoğraf kendisinin değil aklındakinin. Böylece imaj (temsil) ile realite (hakikat) arasındaki negatif simetri, serginin temel temalarından birine dönüştü.

Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filminde kristalize olmuş “sevgilinin temsili” meselesi, Doğu anlatısının tarihsel meselelerinden biridir. Leyla ile Mecnun hikâyesinde Mecnun çöldedir; aşkın bin bir türlü cefasıyla yoğrulmuş, dünyayla bütün bağlarını koparmıştır. Bir gün Leyla çölde onu bulur; fakat Mecnun onu tanımaz ve şöyle der: “Leyla benim içimdedir, sen kimsin?”

O zaman gerçekten kimi severiz? Düşündüğümüz kimdir? Temsilin hakikatin önüne geçtiği aşk hâlinin gözü kördür; görse bile herkes gibi, yani rasyonel biçimde göremez. Bu da bizi sanatın meydanına çıkarır.

​İlhan Koman (ona arkadaşları Evliya der) metafizik ve irrasyonelin alanında dolaşan sanatı, matematiksel olanın dünyasına taşır. Bilim insanları onun heykelleri karşısında suskunlaşır. Anlamı bulurlar.

Sevmek Zamanı filminden bir kare

Serginin anlatıcıları; bir fotoğrafıyla Nâzım Hikmet, bir şiiriyle Can Yücel, bir mektup ile Yaşar Kemal oldu. Nazım Hikmet uzun yıllar yattığı hapisten çıkınca ülkeden kaçmış 1958’in temmuzunda Stockholm’de buluşmuş İlhan Koman’la. 1972’de Can Yücel mahpusta. Bir şiiriyle buluşmuş Koman’la. Mektubunda anlatıyor; Can Yücel’in zindandaki hâlinden ve eşinin nasıl üzgün olduğundan Yaşar Kemal. Kolay değil 7,5 yıl yemiş koca şair. Yaşar Kemal’in yurt dışına çıkış yasağı var. Pasaportuna el koymuşlar. Ne kadar bugünü anlatıyor aslında. Hapisteki İsmail Arı gibi ismini bildiğimiz bilemediğimiz gazeteciler, sürgündeki Ezhel, Alabora gibi mecburi sürgün sanatçılar, gönülsüz sürgünler, Edirne cezaevinde üç roman yazan Demirtaşlar, Silivri soğukturlar.

Bu ülke diyordu Tanpınar “evlatlarına kendinde başka bir şeyle uğraşma imkânı vermiyor.” Biz bu ülkeye bu uluslararası konjonktüre rağmen Zeigeist’e rağmen dünyayı iyi etmek için çaba gösteriyoruz. İnsan kardeşlerimizle iç içe, koyun koyuna, yan yana, omuz omuza. Zaten şiir, heykel, fotoğraf başka ne içindi.  Bir parça dünyanın bizde açtığı yarayı iyi etmek içindi.

Vanlı Kürt Yaşar’ın Edirneli Macır İlhan’a yazdığı gibi;

“Biz dünyada çok yalnız bırakılmış, anlaşılmamış, bir milletiz. Ne yaparsak, nerede, ne için olursa olsun adımızı geçerse kârdır. Yani kötülükle demek istemiyorum, anlarsın ya, iyilikle. Bu yüz yılda, Anadolu toprakları üstünde böylesine unutulmuş olmak, dünyanın dışına düşmek utanç verici bir şey Evliya. Bu bizim omuzlarımızı çökertiyor. Suç bizim değil ama, bu sorumluluktan biz de kurtulamayız. İnsan kardeşlerimizin ellerini daha çok tutmağa, sevgimizi, sıcaklığımızı insanlara daha çok, daha çok anlatabilmeliyiz. Bizim toprağımızın sevgi dolu, büyük dost, muhabbet geleneği var. Bu yüzyıla bu sevgi, dostluk, muhabbet geleneğimizden bir şeyler aktarabiliriz.”

Sergiyi izleyiciyle buluşturan ve bu satırları yazan Dündar Hızal ise 2026 yılında sizinle konuşan bir şair. Bu yüzden anlatıcılar edebiyatçılardan oluşuyor. Edebiyatçılara ayrıcalık tanınmış olmasının da açıklaması böyle. Demir Özlü de bir belgesel anlatısıyla serginin bir parçası. Onunla çeyrek asır dostluk etmiş öykücümüz.

Dündar Hızal

Serginin adı ise Can Yücel’in şiirinden ödünç alındı: GARİP MAACİR. Edirne nüfusunun büyük bir kısmı Macır. Heykel ülkemizde sanatlar arasında halka en uzak görünenidir. Dünyaca ünlü sanatçımızın macırlığını başlığa alırsak ahali ıraksamaz, daha çok ziyaret eder. Sıcaklık oluşur dedik. Ben sergilerimde ‘kamu’dan yana olmayı, tasarıyı görünmeyenden tarafa doğru kurmayı seviyorum. Sergi 2026 haziran sonuna kadar Edirne’de Tarihi karakol binasında görülebilir. Ki yaşadığı teknenin duvarında bir cura bir divan sazı olan Koman’ın sergisi halktan yana olmayacaksa, Daimi ve Nesimi türküleri meşk eden ellerinin sindiği dervişleri bir bir yok olup gider...
Allah bizi taş eder.

Serginin bu versiyonunu Stockholm (Koman’ın ömrünü geçirdiği şehir), Berlin, İstanbul ve New York’ta izleyici ile buluşturmak eşsiz bir deneyim olur.

Az çoktur.

Edirne Bienali’ni 28 Haziran 2026 tarihine kadar ziyaret edebilirsiniz.

0
232
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage