
Sanatçı ikilisi Pinprick ile Eskişehir’in kültürel belleğine uzanan mitopoetik bir omurga ile döngüsellik, bütünlük ve yeniden doğuş fikri etrafında konumlanan sergileri “Yeniden Başla” üzerine konuştuk.
7 Haziran 2026’ya kadar Eldem Sanat Alanı | FIRIN’da devam eden “Yeniden Başla” Pinprick için ilk solo sergileri olma niteliği taşıyor. Dünyanın tamamen durduğu pandemi döneminde hayatlarına yeniden başladıkları Eskişehir bu serginin de arkaik dünyasına zemin oluyor. Bu kez sadece punch needle değil video çalışmaları, Pepakura tekniği ve kök boya ile biçimlenen formlar ve 3D baskı heykelleriyle izleyici karşısına çıkıyorlar. Sergi; Frig Vadisi’nin kadim anlatılarından Kibele’ye, gökten düştüğüne inanılan kara taş efsanesinden bölgenin kültürel belleğine doğru çok katmanlı, ikiliklerin büyüleyiciliği üzerine bütünlüklü bir hikâye anlatıyor. Sergi hakkında merak ettiklerimizi Pinprick’in ardındaki disiplinlerarası çalışan iki sanatçı Hayrettin Taşkaya ve İsmail Dönmez’e sorduk.
“Yeniden Başla”nın bir bitişin varlığını barındırırken aynı zamanda harekete geçmeyi tetikleyen bir yanı var. Yeniden başlamak sizin hikâyenizi de temsil ediyor. İstanbul’dan Eskişehir’e gelişinizle yeniden başladığınız bir hayat. Yeniden başladığınız ilk günleri düşündüğünüzde bugün içinizde hangi hisler canlanıyor? Yeniden başlamanın sizdeki karşılığı nedir?
Yeniden başlamak aslında yeryüzünün ortak hikâyesi. Anlatılan her hikâye, çıkılan her yol, kazanılan ya da kaybedilen her savaş yeni bir başlangıç hikâyesi yaratıyor. Bitti dediğimizde zaten hikâye baştan kurulmaya başlıyor. Nefes alabildiğimiz sürece yaşayabildiğimiz bu dünya ve şimdilik sadece burada var olduğu bilinen yaşam fırsatı bize uyanabildiğimiz her gün bunu hatırlatıyor. Madem hayattasın Yeniden Başla.
Biz Eskişehir’e taşındığımızda sadece yeni hayatımızın telaşı yoktu. Aynı zamanda yaşayacak mıyız? sorusunun telaşı da vardı. Pandemi dönemi çok yoğun yaşanıyordu ikinci kapanma dönemi başlayacaktı o dönemi yeni bir yerde ağaç görerek, doğa ile temas ederek geçirmek için taşınıp başka bir yol seçmiştik. Dünya bir boşluk anındaydı ve evren bize deneme yanılma alanı açmıştı. Biz de bunu değerlendirdik. İyi ki de yapmışız. Ölmedik. Devam ediyoruz.

Çok yaşayın! Eskişehir’de yeniden başlamanın sanatsal varoluşunuzdaki katkıları, sizi taşıdığı yer hakkında neler düşünüyorsunuz? Kendinizi tamamen soyutlamasanız da İstanbul’da kalsanız nasıl bir Pinprick’ten konuşurduk sizce?
Eskişehir’in bize de işlerimize de çok büyük katkıları oldu. Dediğimiz gibi doğa ile daha fazla birlikte yaşar olduk. Yapraklarından ağaçları tanımaya başladık. Bu da bizi insanlık olarak doğadaki yerimizi anlamlandırmaya çalışırken ürettiğimiz hikayelere, efsanelere, mitlere yönlendirdi. İşlerimiz bireysel varoluş, kolektif varoluş ve doğa temaları üzerine inşa oldu böylelikle.
Bunun yanında Eskişehir’in rekabetsiz, destekleyici bir sanat ortamı olan bir şehir olması da bizi daha güçlü hissettiriyor açıkçası.
Kendimizi İstanbul’dan çok soyutlanmış hissetmiyoruz aslında. Birçok kişi bizim İstanbul’da yaşadığımızı düşünüyor hâlâ. O kadar sık gidip geliyoruz. Ama hâlâ İstanbul insanı olsaydık daha sinirli insanlar olurduk muhtemelen. Acelesiz bir yaşam içinde olmak sadece bir seçim. Merkezde olmak gerçekten bizleri her şeye yakın kılıyor mu? Bizce günümüzde artık böyle bir şeye ihtiyaç yok. Herkes her şey İstanbul’da diye orada yaşıyor ancak İstanbul’un nimetlerinden ne kadar yararlanabiliyor? Davet edilmediği sürece kaç kültür sanat etkinliğine gidiyor, kaç yaratıcı sohbet içinde yer alıyor? İki insan birbirini görmek için çaba harcıyor. Yaşamak ve üretmek için günlük hayat çabasında olmamak yaratıcı alanda daha çok kalabilme fırsatı sunuyor. Biz bunu seçtik.
İstanbul’da olsaydık Pinprick’ten konuşur muyduk? Bilemeyiz. Olan versiyon olması gereken versiyon ve bizce en iyi versiyon.
İstanbul’da mücadele içinde yaşayan herkes için özenilecek bir cevap oldu . “Yeniden Başla” da dünyasını sizin gibi Eskişehir’in kökleri üzerine kuruyor. Serginizin hikâyesini, hikâyeyi işlediğiniz süreci anlatır mısınız?
İlk solomuz olarak gördüğümüz bu sergiyi Eskişehir’de yapmaya, bağımsız sanatçılar olarak yapmaya ve kâr amacı gütmeyen bir galeride yapmaya karar verdik. Çünkü buraya taşındıktan sonra ürettiklerimizi göstermeye başladık ve üretimlerimiz de kabul görmeye başladı. Bu başlangıca bir saygı duruşumuz olmalı diye düşündük. Fırın Art Space’te bunun tek doğru adresiydi bizim için.
Biz işlerimizin bulunacağı alan, mekân, mimari, coğrafya ile bağ kurmayı oradan izler taşımasını çok seviyoruz ve istiyoruz. Bu anlamda yaşadığımız şehrin mitleri, anlatıları ile bağ kurmak istedik ve yol bizi Kibele’ye götürdü elbette. Arkhe serimizde işlediğimiz yumurta sembolü ve anlatıları ile Kibele’ye atfedilen kara taşı (göktaşı) eşleştirdik. Aynı zamanda bu göktaşının gök dünyadan yer dünyaya göç etmesi ile de kendi göçümüzü eş zamanlı işledik. En nihayetinde iki göçte yeni bir dünyanın anlamını yaratmaya vesile oldular.
Genel itibariyle sergide tüm coğrafyalarda tekrar eden ortak mitleri ve sembolleri buluşturduğumuz bir hikâye yer alıyor. Bu aslında hepimizin hikâyesi.
Sergide bütünlüklü bir yapıdan söz edebiliyoruz. Birbirini takip eden mitler, figürler, renkler, teknikler… Hikâye Eskişehir’in katmanlı tarihinden, Frig Vadisi’nden başlıyor. Gökten düşen bir kara taş ile oluşuyor yaşam bu sergide de. Kibele mitinin bereketiyle sarmalanıyoruz. Bir yumurta merkezimiz oluyor. Yukarıdan bizi izliyor -kutsal bir mekândaymışım gibi hissettiren- Güneş, Ay ve Ekinoks. Bir yılan dolaşıyor duvardan duvara, Ouroboros sembolü ki o da bir bitişin yeni bir başlangıcı. Ve bugüne kadarki en büyük tablonuzdaki salyangoz şahit oluyor tüm bu hikâyeye. Bu serginin kavramsal çerçevesinden çok barındırdığı felsefeden, mitsel ve düşünsel referanslarından bahseder misiniz? Yaratmak istediğiniz bu evrende neler söylüyor bunlar?
Mitsel dünya herkesin ait olduğu bir dünya. Kolektif hafızamızda yer alan imgelerin bir dışavurumu olarak bakabiliriz. İşlerin üretim sürecinde yaptığımız okumalarda semboller ve anlamları daha da derinleşti elbette. Bazen istediğimiz anlamın tam karşılığını bulduk, bazen hiç göremediğimizi görmeye başladık. Üreterek arkaik benliğimiz ve atalarımız ile bağ kurma yolunu seçtik. Bu evren sonunda bize kendini sunmaya başladı ve saklı olan ayan oldu.
Aslında sergide söylenmemiş yeni bir söz yok. Her bir işe geçmişten yollanan bir mesaj olarak, her birine hatırlatıcı olarak bakabiliriz. Kokusunu duyduğunuzda hatırladığımız bir anı gibi. Tanıdık gelen bir sese dönüp bakmak gibi.
Tanıdık olan bir de tekniğiniz. Punch needle sizin kimliğiniz hâline gelen bir teknik ancak bu sergide iki enstalasyon ve bir video iş görüyoruz. Karışık tekniklere yönelmeniz ifade alanınızı çoğaltma ihtiyacınızın bir sonucu diyebilir miyiz? Yoksa tekniğinizde değişime doğru gittiğiniz bir yolun işaretleri mi?
Pinprick ilk kurulduğunda amacımız herkesin ulaşabileceği, çok kolay alabileceği bir iğne ile maksimum ne yapılabilir sorusunu cevaplamaktı. Bu sergi kendimize sorduğumuz bu sorunun bir cevabıydı. Esra (Eldem) ile görüşüp iki yıl sonrasına sergi tarihi aldığımızda bir oturup düşündük. İki yıl sonra başka insanlar olacağız. O zaman nasıl olacak hâlâ aynı işleri yapmak isteyecek miyiz?
Süreçte öğrenmeye ve üretmeye devam ettik. Tek bir üretim modelinde sınırlı kalmak istemiyoruz. Israrcı olduğumuz taraf geleneksel teknikleri kullanma kısmında oluyor. Zanaat büyük bir birikim barındırıyor. Bu dijital bir üretim yolu da olsa zanaat kısmı muhakkak olmalı bizim adımıza.
Sorunun cevabı olarak evet tekniğimiz değişiyor. Değişmeye de devam edecek. Çünkü biz de değişiyoruz.
İlgiyle ve merakla takipte olacağım. Mekânı da kesin konuşmalıyız. Serginin bulunduğu alan da yeniden başlayan bir mekân. Eskiden fırın işlevi gören -konak ve tüm kompleks yenilenen- bugün sizin gibi pek çok sanatçıyı ağırlayan “Fırın”ın sergi kurulurken ya da hayal edilirken küratöryel tercihlere nasıl bir etkisi oldu? Serginin mekânla etkileşiminden bahseder misiniz?
Fırın Art Space’in içinde bulunduğu Eldem Sanat genel anlamıyla çok değerli bir sanat alanı. Konumu itibariyle tarihi bir bölgede yer alması, kompleks içinde bulunan Dalyancı Konağı’nın orijinal duvar süslemeleriyle birlikte hâlâ yaşamaya devam etmesi ve sergilere ev sahipliği yapması çok kıymetli. Fırın Art Space’de geçmişte ekmek fırını olup günümüzde sanatçılara kendi dünyalarını kurabilmeleri için kapılarını açıyor. En önemli kısmı oyun alanı olması. Sanatçı iç kısmını istediği gibi kurgulayabiliyor. Biz bu beş yıl içerisinde o kadar çok farklı sanatçı ve sergi gördük ki bu noktada biz ne yapabiliriz diye hep düşünüp hayal ediyorduk. Hayrettin’in iç mimar olması bu konuda yardımcımız oldu. Öncesinde render üzerinden çok ekledik çıkardık. En sonunda beyazlar içinde uhrevi bir ortam hazırlamayı seçtik. Bizi en çok çeken yanı mekânın tavan yüksekliği kesinlikle. İşlerin sıkışık görünmemesi çok önemliydi bizim için. Ayrıca bir kutsal mekân kurgusunda da bize yardımcı oldu. Triptik işlerimizi yukarı asıp izleyiciyi bir mabette yukarılara bakarak gezebilme hissini yaratmamızda mimarinin payı büyüktü.
“Yeniden Başla”yı ziyaret edenler sadece güzel tablolar, enstalasyonlar görmekle kalmayacak bir sanatsal etkileşim içine de girecekler. Bugüne kadar ziyaretçilerden nasıl yorumlar aldınız? En çok neyi merak ediyorlar ya da sizinle paylaşmak istiyorlar bu sergide?
Serginin açılış günüyle beraber başlayan tüm süreci bir bahar bayramı olarak kurguladık. Tıpkı arkaik dünyada yaşayan ve günümüzde hâlâ izlerini taşıdığımız bahar bayramları gibi. Bahar sofrasıyla başlayan sergimizin mekândaki kokusu, ses enstalasyonu, işlediğimiz konular ile beraber bir atmosfer yaratmayı arzu ettik.
İzleyiciler de bu atmosferin etkisine girdiklerini sıkça dile getirdiler. En çok merak edilen şey tabii ki bu kadar büyük ölçekli işleri nakış ile nasıl ürettiğimiz oluyor. Sabır, sergimizde en çok konuşulan konu oldu. Bu aslında sevindirici bir şey günümüzde her şey hızlı yapılması gerekliymiş gibi bir algı var. Yavaşlamayı seçmek inanılmaz geliyor herkese. Bu konuda sergide işlediğimiz konuyu yeniden hatırlatmak isteriz. Doğanın da bizim de kendimize has bir ritmi var. Kendi ritmimizi doğanın ritmine uyumlamamız gerekiyor. Hatırlamak için sadece bir ağacı yıl boyunca takip etmemiz bile yeterli.
Serginin üretim sürecinde sizin için en unutulmaz deneyimler neler oldu? Yaptığınız seyahatler, araştırmalarınız, okumalarınız arasında sizin için en dönüştürücü olanlardan bizlerle neler paylaşırsınız?
Hazırlık sürecinin tamamı uzun bir yolculuktu. İki yıl boyunca bir amaç için çalışmak o günü beklemek eşsiz bir deneyimdi. Biz de değiştik, işlerimiz de değişti. Tüm bu değişimi sergide izliyoruz aslında. Tüm sergiyi dolanan kırmızı yılan gibi zaman da bizim etrafımızda aynı hisle dolandı ve yumurtanın kabuğunu çatlattı diyebiliriz.
Sergide yer alan işlerimizin dışındaki üretimlerimizden Hereke dokumalar yeni yollar öğretti bize. Doğal boyamacılık dünyasına girdik. Burada öğrendiğimiz kök boya ile yaptığımız kumaş boyamalar heykellerimize dahil oldu. Hazırlık sürecinde başvurduğumuz bir art residency programına sunduğumuz projede yer alan Horasan harcı yumurtamızı kaplayan bir malzeme oldu. Her şey tam olması gerektiği zamanda oldu. Hepsi yerli yerine oturdu. Bizden çıktı ve artık herkesin oldu.
Geçmişin, geleneğin verilerini, tekniklerini bugünün estetik anlayışıyla buluşturan sanatçılarsınız. Bu sergide de daha önceki çalışmalarınızda da bu çizgiyi sürdürürken tekrara düşmediğinizi gösterdiniz hep bize. Geçmiş ile çalışırken bugün aynı yerde durmamak için neler yapıyorsunuz?
Sende böyle bir yankı uyandırması ne kadar güzel. Çok sevdiğimiz bir söz var “sır ortada olandır” diyor. Geçmişten gelen tüm birikim önümüzde serili hâlde duruyor. Saklı değil, gizli değil. Bizlere de tek bir görev kalıyor, olanı görmek. Konfor alanında kalmak için coğrafya kaderdir demek herkesin kolayına geliyor. Evet coğrafya kaderdir. Ancak bu coğrafyadaki kaderimizde inanılmaz büyük bir zenginlik de var. Bu zenginlik ile yaşamak onu geleceğe taşımak da bizim kaderimize düşen.
Bugün aynı yerde durmamak için işlerimizde geleneği bir hatırlatıcı gibi kullanmayı seçiyoruz. Mitsel anlatılar da bu hikâyenin dilini oluşturuyor.
Uzun yıllardır birlikte üreten iki sanatçısınız, daha önceki bir söyleşimizde birlikte çalışmanın kuralı olarak “Ben demeden biz demenin yolunu bulmak ortak çalışmanın ilk kuralı” demiştiniz. Bugün yeniden sormak isterim, üretimi sürdürmek, huzuru kaybetmemek için bir sanatçı ikilisi olarak formülünüz nedir?
Hâlâ aynı fikirdeyiz. Ben demek yerine biz demeyi öğrenmek çok önemli. Bunun yanında birimiz yükseldiğinde diğeri onu aşağı çekmiyor. Birimiz düştüğünde diğeri onu yukarı kaldırıyor. Tam tersi bir denge pratiği olan “modern” hayatın içinde bu dengeyi uygulamak yine bir seçim. Birimiz bir konuya, bir olaya sinirlendiyse muhakkak diğeri sakin kalmayı seçiyor. Bir arkadaşımızın hocasından öğrendiği çok güzel bir söz var: “Her daim kendi gündeminiz olsun” diyor.
Birlikte devam edebilmek, kolektife hizmet edebilmek için bireysel olarak kendimize dair bir meşguliyetimiz olmalı. Asıl birbirimizi beslediğimiz taraf bireysel dünyalarımızdan, ilgi alanlarımızdan geliyor. Bu da birlikte iş üretebilmek için büyük bir hazine aslında.
Sanatınızın özünü temsil eden, Pinprick’i temsil eden bir cümle olsa, o ne olurdu?
Hız ile işimiz yok.
(Tıpkı bir salyangoz gibi)
Yolun tadını çıkardığınıza eminim. Çok keyif aldığım bu söyleşiyi sonlandırırken “Yeniden Başla”nın ardından çalışma masanızda yeni neler üzerine çalışıyorsunuz? Gelecek dönemde Pinprick’ten nasıl haberler duyabileceğiz?
Son dönemde nakış repertuarımızı artırma peşindeyiz. Yeni teknikler, iplikle, iğneler deniyoruz. Geçen yılın son çeyreğinde başladığımız doğal boyama çalışmalarımız devam ediyor. Doğayı konu olarak işlemenin yanında artık doğa ile birlikte çalışmak çok güçlü bir hissiyata sahip. Yeniden okula başlamış gibi hissediyoruz bazen.
Ekim ayında Bodrum Dağbelende bir art residency’ye katılacağız. Orada bu konu üzerine daha da yoğunlaşmak istiyoruz.
Gelecek dönemde bizi neler beklediğini biz de merak ediyoruz. Galiba daha deneysel bir Pinprick bizi bekliyor.
Pinprick’in “Yeniden Başla” başlıklı sergisini 7 Haziran’a dek 12.00 ile 18.30 saatleri arasında Eskişehir’de yer alan Eldem Sanat Alanı | FIRIN’da ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.