23 TEMMUZ, PERŞEMBE, 2026

Genç Sanatçılara Profesyonel Sergi Deneyimi: SOLO Project ve “The Habits” Sergisi

Decollage Art Space’in sanat dünyasına adım atmak isteyen genç sanatçılara profesyonel bir sergi deneyimi sunmak amacıyla başlattığı SOLO Project’i genel direktör Viktoria Şahin, seçici kurul üyeleri Bager Akbay, Derya Yücel, Ebru Nalan Sülün, Marcus Graf, Nergis Abıyeva ve sanatçı Betül Sertkaya ile konuştuk.

Genç Sanatçılara Profesyonel Sergi Deneyimi: SOLO Project ve “The Habits” Sergisi

Anadolu Yakası’nın multidisipliner sanat alanı Decollage Art Space bu yıl yoğun programının yanında genç sanatçılar için profesyonel bir deneyim yaşayacakları SOLO Project’i düzenledi. Sanat dünyasına adım atmak isteyen genç yetenekler için önemli bir fırsat sunan SOLO Project, henüz kişisel sergisini açmamış sanatçılara kendi sergilerini hayata geçirme imkânı tanıdı. Açık çağrıya 78 genç sanatçı başvuruda bulundu. Tasarımcı, Sanatçı, Eğitmen Bager Akbay; Küratör, Sanat Yazarı Derya Yücel; Sanat Tarihçisi, Akademisyen, Küratör Ebru Nalan Sülün; Küratör, Eğitmen, Yazar, Sanatçı Marcus Graf ve Sanat Tarihçisi, Küratör, Yazar Nergis Abıyeva’nın seçici kurulunda yer aldığı SOLO Project’in ilk edisyonunun seçilen ismi sanatçı Betül Sertkaya oldu.

Profesyonel bir hazırlık ve çalışma sonucu Sertkaya’nın ilk sergisi “The Habits” Decollage Art Space’in galeri katında izleyici ile buluştu. Sergi, sanatçının kendi üretim alışkanlıklarını ve zihinsel pratiklerini izleyiciye açtığı bir laboratuvar olarak düzenlendi. Farklı medyumlardan oluşan bir dünya sunan “The Habits”i 30 Ağustos 2026 tarihine kadar ziyaret edebilirsiniz.

Proje ve sergi bağlamında Decollage Art Space Kurucusu ve Direktörü Mimar Viktoria Şahin, seçici kurul üyeleri Bager Akbay, Derya Yücel, Ebru Nalan Sülün, Marcus Graf, Nergis Abıyeva ve sanatçı Betül Sertkaya ile kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.

Viktoria Şahin ile Decollage Art Space ve "SOLO Project"

Decollage Art Space bu yıl sergileriyle, ödüllü yapımı Lucy ile atölyeleriyle oldukça yoğun bir sezon geçirdi. Sizin açınızdan geride bıraktığımız sanat sezonu nasıldı?

Geride bıraktığımız sezon bizim açımızdan son derece verimli, üretken ve gurur verici geçti. Decollage Art Space olarak yıl boyunca sergiler, atölyeler, konserler ve farklı disiplinlerden birçok etkinlikle oldukça yoğun bir program yürüttük. Bunun yanı sıra iki farklı ödüle layık görülen tiyatro oyunumuz Lucy, sezonun bizim için en anlamlı başarılarından biri oldu. Farklı sanat disiplinlerini aynı çatı altında buluşturabilmek ve her bir alanda nitelikli üretimi desteklemek kuruluşumuzun temel hedeflerinden biri. Bu sezon da bu hedef doğrultusunda güçlü bir ivme yakaladığımızı düşünüyorum. Hem sanatçılarımızdan hem de izleyicilerimizden aldığımız olumlu geri dönüşler, doğru bir yolda ilerlediğimizi gösterdi.

Lucy oyunundan

Bu yılın önemli gelişmelerinden biri de genç sanatçılara profesyonel bir deneyim için alan açan SOLO Project’i başlatmanız oldu. Bu projeye başlamanızda sizi teşvik eden düşünce neydi?

Genç sanatçıları desteklemek Decollage Art Space’in kuruluşundan bu yana öncelikli misyonlarından biri. Bu doğrultuda bugüne kadar farklı projeler geliştirdik. SOLO Project de bu yaklaşımın doğal bir uzantısı olarak ortaya çıktı.

​Sergi projelerimizi çeşitlendirmek ve genç sanatçıların profesyonel sergi deneyimi yaşayabilecekleri sürdürülebilir bir platform oluşturmak istedik. Sezon boyunca yürüttüğümüz ODAK ve SOLO Project birbirini tamamlayan iki farklı yapıydı. ODAK, genç sanatçıları bir araya getiren karma sergi formatında ilerlerken, SOLO Project sanatçının bireysel üretimini görünür kılan ve ona ilk kapsamlı kişisel sergisini profesyonel koşullarda gerçekleştirme imkânı sunan bir platform olarak kurgulandı. Amacımız yalnızca bir sergi mekânı sunmak değil; sanatçının üretim sürecine, görünürlüğüne ve profesyonel gelişimine katkı sağlayacak kapsamlı bir deneyim oluşturmak.

SOLO Project’in ilk edisyonu için farklı alanlarda çalışan sanat profesyonellerinden oluşan bir seçici kurulunuz vardı. Açık çağrıdan jürinin değerlendirmelerine ilk edisyon için nasıl süreç yaşadınız?

İlk edisyonumuz için alanında son derece değerli ve farklı disiplinleri temsil eden isimlerden oluşan bir seçici kurul oluşturduk. Kendileriyle çalışmak bizim için oldukça keyifli bir deneyimdi. Bu vesileyle destekleri ve iş birlikleri için bir kez daha teşekkür etmek isterim.

​Açık çağrı sürecinde çok sayıda nitelikli başvuru aldık. Değerlendirmeler, önceden belirlediğimiz kriterler doğrultusunda titizlikle yürütüldü. Sanatçının üretim dili, kavramsal yaklaşımı, portfolyo bütünlüğü ve SOLO Project'in hedefleriyle kurduğu ilişki değerlendirme sürecinde belirleyici unsurlar oldu. Şeffaf ve profesyonel bir seçim süreci yürütmek bizim için en önemli önceliklerden biriydi.

Viktoria Şahin

İlk sergi “The Habits” ile Betül Sertkaya’nın oldu. Sanatçının işlerinde öne çıkan, onu diğer başvurulardan ayıran yönleri neler oldu?

Betül Sertkaya’nın en dikkat çekici özelliklerinden biri kendine özgü ve güçlü bir sanatsal dile sahip olmasıydı. Üretimlerinde hem kavramsal bütünlüğü hem de görsel dili oldukça güçlü bir şekilde hissedebiliyorsunuz. Bunun yanında başvuru dosyası da son derece profesyonel hazırlanmıştı ve proje kapsamında belirlediğimiz kriterleri eksiksiz karşılıyordu. SOLO Project'te yalnızca üretilen işlere değil, sanatçının kendini ifade ediş biçimine, portfolyosunu sunuşuna ve profesyonel yaklaşımına da önem veriyoruz. Betül Sertkaya; sergi metnindeki anlatımı, işlerinin özgünlüğü, güçlü kompozisyon anlayışı ve bütünlüklü sunumuyla diğer başvurular arasından öne çıkan isim oldu.

Sanatçının seçilmesinin ardından nasıl bir çalışma yürütüldü? İlk sergisi için hangi konularda destek verildi? Bugün ortaya çıkan “The Habits” sergisinin yolculuğunu anlatır mısınız?

Sanatçı belirlendikten sonra kurum olarak tüm sergi süreçlerini birlikte planladık ve profesyonel bir çalışma yürüttük. Decollage Art Space'te her sergide uyguladığımız üretim ve organizasyon süreçlerinin tamamı bu proje için de titizlikle hayata geçirildi. Bizim için önemli olan yalnızca serginin açılması değil; sanatçının bu süreci güvenle deneyimlemesi ve üretimine odaklanabilmesiydi. Ortaya çıkan “The Habits” sergisinin bu uyumlu iş birliğinin güzel bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Bu süreçte gösterdiği özveri ve iş birliği için Betül Sertkaya'ya ayrıca teşekkür etmek isterim.

SOLO Project’ten aldığınız dönüşler sizi projenin devamlılığı konusunda nasıl etkiledi? Bir sonraki edisyon hakkında neler düşünüyorsunuz?

Aslında SOLO Project'i kurgularken bunun tek seferlik bir proje olmayacağını en başından biliyorduk. Her yıl yeni bir edisyon düzenleme hedefiyle yola çıktık. İlk edisyondan aldığımız olumlu geri dönüşler ise bu kararımızı daha da güçlendirdi ve bizi motive etti.

Gerek sanatçılardan gerek sanat profesyonellerinden gerekse ziyaretçilerden aldığımız yorumlar, böyle bir platforma gerçekten ihtiyaç olduğunu gösterdi. Önümüzdeki sezon yine farklı disiplinlerden oluşacak yeni bir seçici kurul ile çalışmayı ve üretimlerini daha geniş kitlelerle buluşturmak isteyen yeni bir sanatçının yolculuğuna eşlik etmeyi heyecanla bekliyoruz. SOLO Project'in önümüzdeki yıllarda genç sanatçılar için güvenilir, sürdürülebilir ve referans gösterilen bir platform hâline gelmesini hedefliyoruz.

Seçici Kurul ile "SOLO Project" Süreci Üzerine

Bu yıl ilki gerçekleşen SOLO Project’in Seçici Kurulunda olmayı kabul etmenizde etkili olan, sizi heyecanlandıran ne oldu? Projeye dair düşüncelerinizi paylaşır mısınız?

Ebru Nalan Sülün: SOLO Project, Türkiye sanat ekosisteminde eksikliği hissedilen ve yaygınlaşması gerektiğine inandığım kıymetli bir model. Ülke genelinde her yıl güzel sanatlar fakültelerinden binlerce genç sanatçı adayı mezun oluyor. Mezun sayısı ile mevcut sergileme alanları kıyaslandığında ise ne yazık ki adil bir orantıdan söz etmek mümkün değil. Ticari galerilerin de öncelikli olarak temsil ettikleri sanatçılara odaklandığı göz önünde bulundurulduğunda sanatçıların (genç ya da kıdemli ayrımı olmaksızın) yapıtlarını kamuyla buluşturabileceği mecralar son derece sınırlı. Jüri üyeliği teklifini kabul etmemdeki temel motivasyon, hem bu kısıtlı alana alternatif sunan yapının parçası olmak hem de sanatçı portfolyolarını izleme imkânı bulmaktı. Küratöryel ve akademik pratiğimde popülerden çok yeniye ve keşfedilmemiş olana odaklanmayı önemsiyorum, bu nedenle de SOLO Project beni heyecanlandırdı.

Marcus Graf: SOLO Project’in seçici kurulunda yer almayı kabul etmemdeki en önemli etken, projenin genç ve kariyerinin henüz başındaki sanatçılara görünürlük kazandırmayı ve onlara profesyonel bir sergi deneyimi sunmayı amaçlamasıydı. Bugün genç sanatçıların nitelikli üretimlerini görünür kılabilecekleri, farklı çevrelerle buluşabilecekleri ve sanatsal pratiklerini geliştirebilecekleri sürdürülebilir platformlara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Açık çağrıların sanat ortamını daha kapsayıcı hâle getirdiğine, önceden tanımadığımız sanatçılarla karşılaşmamıza olanak sağladığına ve mevcut ilişkiler ağının dışındaki üretimleri görünür kıldığına inanıyorum.


Beni ayrıca heyecanlandıran, SOLO Project’in yalnızca bir sanatçıyı seçerek ona sergi açma olanağı sunması değil, sanatçının üretimini bütünlüklü biçimde ele alabileceği bir alan yaratmasıydı. Kişisel sergi, özellikle kariyerinin başındaki bir sanatçı için son derece önemli bir eşiktir; sanatçının farklı dönemlerde ürettiği işleri bir araya getirerek kendi pratiğine dışarıdan bakmasına ve sanatsal dilini yeniden değerlendirmesine imkân verir. Farklı uzmanlık alanlarından gelen seçici kurul üyeleriyle çok sayıda başvuruyu değerlendirmek, günümüzün genç sanatçı kuşağının hangi meselelerle ilgilendiğini ve nasıl üretim biçimleri geliştirdiğini görmek açısından da oldukça değerliydi. Bu nedenle SOLO Project’i yalnızca bir sergi projesi olarak değil, yeni sanatsal pozisyonların keşfedilmesini ve desteklenmesini sağlayan, uzun vadede Türkiye’deki güncel sanat ortamına katkıda bulunabilecek önemli bir platform olarak değerlendiriyorum.

Derya Yücel: İlk kişisel sergi, özellikle genç bir sanatçı için kariyerindeki en önemli dönüm noktalarından biridir. Genç sanatçıların görünürlük kazanabilecekleri, üretimlerini geliştirebilecekleri sürdürülebilir platformlara geçmişte olduğu gibi bugün de büyük ihtiyaç var. Bu anlamda SOLO Project'in yarattığı imkânları hem sanatçılar hem de sanat ortamı açısından değerli ve heyecan verici buluyorum.

Bager Akbay: Solo sergi birçok sanatçı için zor bir aşama olabiliyor, hatta bazen sergi açamamak; sanatçının devam etmesini, kariyeri ve hatta üretmesini engelleyebiliyor. Bu yüzden en azından bir kişi için bu imkânı sağlayabilmek çok değerli. Ayrıca jüri çok değerli gördüğüm kişilerden oluşuyordu, o yüzden tereddüt etmeden kabul ettim.

Nergis Abıyeva: SOLO Project’in benim için en heyecan verici tarafı, öncelikle açık çağrı olması. Yolun başındaki bir sanatçının görünürlük kazanmasını, üretimini izleyiciyle buluşturmasını önemsiyorum. Bu projenin böyle bir alan açma hedefi benim için üzerinde vakit harcamaya değerdi. Seçici kurulda yer almayı kabul etmemin temel nedenlerinden biri de Decollage Art Space ekibinin süreci profesyonel ve etik koşullarda gerçekleştirmek için sarf ettiği eforu görmekti. Farklı pratiklerden gelen sanatçıların üretimlerini yakından inceleme düşüncesi de jüri olmak için heyecan duymanın bir diğer nedeniydi.

Marcus Graf, Nergis Abıyeva, Bager Akbay, Ebru Nalan Sülün, Derya Yücel

Başvuru sürecinde bir açık çağrı yapıldı. Başvuruların kapsamını nasıl belirlediniz? SOLO Project’in vizyonu bu kapsamda nasıl temsil edildi?

Marcus Graf: Açık çağrının kapsamı belirlenirken temel öncelik, henüz kişisel sergi açmamış, 18–35 yaş aralığındaki genç ve yükselen sanatçılara ulaşmaktı. Başvurunun ücretsiz olması da erişilebilirlik açısından önemliydi. Böylece yalnızca hâlihazırda belirli çevrelerin içinde yer alan sanatçılara değil, farklı şehirlerden, eğitimlerden ve üretim alanlarından gelen genç sanatçılara da eşit bir başvuru imkânı sunuldu.

Başvuru dosyalarında sanatçılardan özgeçmiş ve portfolyonun yanı sıra sanatçı metni, motivasyon mektubu, sergi için önerdikleri eserler ve serginin kavramsal çerçevesini paylaşmaları istendi. Çünkü burada amacımız yalnızca tek tek başarılı eserler seçmek değildi. Bir sanatçının üretimini bütünlüklü olarak değerlendirmek; kendine özgü bir sanatsal dil geliştirip geliştirmediğini, çalışmalarının düşünsel ve biçimsel sürekliliğini ve bu pratiğin bir kişisel sergiye dönüşme potansiyelini görebilmekti.

​SOLO Project’in vizyonu da tam olarak bu kapsamda karşılık buluyor. Proje, seçilen sanatçıya yalnızca eserlerini sergileyebileceği fiziksel bir alan sağlamıyor; ona kişisel bir sergiyi düşünme, kurgulama ve gerçekleştirme sorumluluğunu da veriyor. Süreç boyunca sunulan mentorluk ve sanat profesyonelleriyle kurulacak ilişkiler, projeyi sıradan bir yarışma ya da tek seferlik bir ödül modelinin ötesine taşıyor. Dolayısıyla açık çağrının kapsamı, yeni ve özgün sanatsal sesleri keşfetme, onları görünür kılma ve genç sanatçı ile profesyonel sanat ortamı arasında sürdürülebilir bir köprü kurma hedefini doğrudan temsil ediyordu.

"The Habits" Sergisinden görünüm

78 başvuru aldığınızı söylemiştiniz. Farklı alanlarda çalışan sanat profesyonelleri olarak gelen başvurular hakkındaki yorumlarınız nedir? Nasıl bir profil çıktı bu başvurulardan, en çok hangi konularda desteğe ihtiyaçları var genç sanatçıların?

Nergis Abıyeva: 78 başvuru kariyerinin başındaki sanatçıların ihtiyaç duydukları destek alanlarının çeşitliliğini gösteriyor. Farklı disiplinlerden gelen, kendi araştırma alanlarını geliştirmeye çalışan ve güncel meselelerle ilişki kuran güçlü önerilerle karşılaştık. Kariyerinin başında sanatçıların portfolyo hazırlamak konusunda desteğe ihtiyaçları olduğunu gözlemledim. Üniversitelerin güzel sanatlar bölümlerine “portfolyo hazırlığı” gibi uygulamalı derslerin eklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Güzel sanatlar bölümleri, yolun başındaki sanatçıları üniversite sonrasına hazırlayan bir müfredat geliştirmek için neler yapılabileceği üzerinde acilen durmalı.

Bager Akbay: Maalesef çoğu portfolyo içerik ve yapı olarak hem çok karışık hem de yetersizdi. Başvuran sanatçıların yeterli olduğuna eminim dolayısıyla portfolyolarının bunu yansıtamaması beni oldukça üzdü. Tabii ki bir sanatçıdan bir pazarlamacı gibi kendini anlatmasını beklemiyoruz ama eserlerini kamuya açmayı isteyen birinin dünyanın, halkın, sanata meraklı kişilerin ne beklediğini bilmesini veya bir değerlendirme sürecinin ne demek olduğunu biraz bilmesi gerektiğini bekliyoruz. Ama bu noktada sanatçıları suçlamıyorum, onlara dört yıl eğitim veren kurumların, dünyaya hazırlayamamasına hayret ediyorum. Evet bir okul bir sanatçı adayına, sanatın özünü öğretemeyebilir ama bu kadar teknik bir konuyu öğretebilmeli.

Ebru Nalan Sülün: Süreç boyunca öncelikle sanatçıların portfolyo hazırlama konusunda ciddi bir desteğe ihtiyaç duyduklarını gözlemledim. Öne çıkan bir diğer husus ise sanatçıların kendi üretim süreçlerini ifade etmekte zorlanmalarıydı. Bu projenin en önemli ayırt edici yanı, portfolyoları incelerken tekil çalışmalardan ziyade “Olası bir sergilemede bu portfolyodan nasıl bir sergileme kurgusu çıkar?” sorusuna yanıt aramaktı. Bu doğrultuda seçimlerimi yaparken, sanatçıların bir küratöre ihtiyaç duymadan kendi eserlerini kapsamlı ve çok boyutlu bir içerikle sergileyebilme yetilerini de özellikle dikkate aldım. Tam da bu perspektiften baktığımda, sanatçıların bu konuda da rehberliğe ve desteğe ihtiyaç duyduklarını belirtmeliyim.

Derya Yücel: Başvuruları değerlendirirken yalnızca tekil işlere değil, sanatçının bütün üretim pratiğine baktık. Portfolyonun kendi içinde kurduğu ilişki, önerilen sergi fikrinin bütünlüğü, kavramsal yaklaşımın tutarlılığı ve sanatçının bu süreci nasıl geliştirebileceği temel ölçütlerimizdi. Amacımız yalnızca başarılı işleri seçmek değil, ilk kişisel sergisini güçlü bir biçimde hayata geçirebilecek potansiyele sahip sanatçıyı belirlemekti.

Başvurular, genç sanatçıların üretim motivasyonunun oldukça yüksek olduğunu gösterdi. Ancak birçok dosyada güçlü fikirlerin sergi ölçeğinde kurgulanması, kavramsal çerçevenin geliştirilmesi ve profesyonel sunum konusunda desteğe ihtiyaç olduğu da görülüyordu. Bugün genç sanatçılar yalnızca üretim alanına değil, mentorluk, eleştirel geri bildirim ve sürdürülebilir profesyonel ilişki ağlarına da ihtiyaç duyuyor.

Marcus Graf: 78 başvuru, genç sanatçıların üretimlerini görünür kılabilecekleri ve profesyonel sanat ortamıyla ilişki kurabilecekleri platformlara duydukları ihtiyacı açıkça gösterdi. Başvurularda farklı disiplinlerden, çeşitli eğitim geçmişlerinden ve birbirinden oldukça farklı sanatsal yaklaşımlardan gelen üretimlerle karşılaştık. Pek çok sanatçının politik ve eleştirel bir tavırla üretmesi özellikle dikkat çekiciydi. Bu durum, sanatın eleştirel düşünme, toplumsal meseleleri tartışmaya açma ve iletişim kurma aracı olduğuna dair inancın genç kuşaklarda hâlâ güçlü biçimde varlığını koruduğunu gösteriyor. Genel olarak deneysel olmaya açık, güncel meselelerle ilişki kuran ve kişisel deneyimlerden toplumsal sorunlara uzanan geniş bir alanda düşünen genç bir sanatçı profili ortaya çıktı. Bu çeşitlilik ve üretme enerjisi son derece umut vericiydi.

Bununla birlikte, iyi işler üretmek ile bu işleri bütünlüklü ve anlaşılır bir sanatsal pratiğe dönüştürmek arasında bazı eksiklikler bulunduğunu da gözlemledik. Başvuruların bir kısmında tek tek ilgi çekici çalışmalar olmasına rağmen, bu çalışmalar arasındaki düşünsel ve biçimsel ilişkinin yeterince kurulamadığını gördük. Bazı dosyalarda ise güçlü bir kavramsal çıkış noktası bulunmasına karşın, bu düşüncenin malzeme ve biçimle aynı güçte buluşmadığı dikkat çekiyordu. Bir kişisel sergi, sadece güçlü eserlerin yan yana getirilmesinden ibaret değildir; yapıtlar arasında bir ilişki kurmayı, mekânı düşünmeyi ve izleyicinin karşılaşmasını bütünlüklü biçimde tasarlamayı gerektirir.

Genç sanatçıların en çok ihtiyaç duydukları alanlardan birinin, kendi üretimlerine eleştirel bir mesafeden bakabilmelerini sağlayacak nitelikli geri bildirim ve mentorluk olduğunu düşünüyorum. Portfolyo hazırlama, işleri doğru biçimde belgeleyip sunma, sanatçı metni yazma, kavramsal çerçeveyi açık ve özgün bir dille ifade etme ve sergi seçkisi oluşturma konularında daha fazla desteğe ihtiyaç duydukları görülüyor. Özellikle her üretilen işi göstermek yerine, kendi pratiklerini en doğru biçimde temsil eden çalışmaları seçebilmek çok önemli. Bütün bunların yanında genç sanatçıların karşı karşıya oldukları ekonomik güçlükleri de göz ardı etmemek gerekir. Sanat üretimi belirli malzemelere, uygun bir çalışma alanına ve çoğu zaman uzun bir araştırma ve yoğunlaşma sürecine ihtiyaç duyar. Bunların tamamı ciddi bir maliyet oluşturuyor. Üstelik sanatsal üretimin gerektirdiği zihinsel ve zamansal odaklanma, sanatçının geçimini sağlayabilmek için başka bir işte düzenli olarak çalışmasını çoğu zaman son derece zorlaştırıyor. Dolayısıyla genç sanatçılara yalnızca eserlerini sergileyebilecekleri bir alan sunmak yeterli değil; üretimlerini sürdürebilmelerini sağlayacak maddi desteklere, fonlara, atölye olanaklarına ve uzun vadeli dayanışma modellerine de ihtiyaç var.

​Ayrıca genç sanatçıların yalnızca sergileme fırsatına değil, çalışmalarını küratörler, sanat yazarları, galeriler ve koleksiyonerlerle nasıl paylaşacaklarını öğrenebilecekleri uzun vadeli ilişkilere ihtiyaçları bulunuyor. SOLO Project’in değerini de burada görüyorum: Proje yalnızca bir sanatçıyı seçip sergi açmıyor; genç sanatçıların profesyonel sanat dünyasında yollarını bulabilmeleri ve üretimlerini sürdürebilmeleri için ihtiyaç duydukları araçları ve destek mekanizmalarını görünür hâle getiriyor.

"The Habits" Sergisinden görünüm

Başvurular arasında sizi ortak kararda buluşturan Betül Sertkaya oldu. Çalışmalarının diğerlerinden ayıran, sizi etkileyen yönleri nelerdi?

Nergis Abıyeva: Betül Sertkaya’yı daha önceden tanımıyordum, işleriyle ya da kendisiyle daha önce karşılaşmamıştım. Portfolyosunu inceleyince, ilk solo sergisini açma olgunluğuna her açıdan ulaşmış bir sanatçı olduğunu fark ettim. Üretiminin miktarı, yoğunluğu, pratiğinin düşünsel ve teorik veçheleri belli bir olgunluğa çoktan ulaşmış. Beni malzeme, kavram ve deneyim arasında kurduğu ilişkiyle etkiledi. Özellikle son dönemde yaptığı videolar çok ilgimi çekti. Hacettepe Üniversitesi Resim Bölümü'nde doktora çalışmalarına devam eden bir sanatçı olduğu için, deneysel yaklaşımını ve merakını da önemsediğimi söylemeliyim. Ayrıca açılışta Betül’ün MSGSÜ’deki son yıllarını Halı Atölyesi’nde Gülçin Aksoy’la birlikte geçirdiğini öğrendim. Böylece çalışmalarındaki gündelik yaşam vurgusu ve hemourla karışmış absürtlük daha da anlamlı bir hâle geldi. Betül’le aynı yaştayız, açılışta ve sonraki buluşmalarda Halı Atölyesi-Gülçin Aksoy dışında ilk gençlik yıllarımızdan bugüne Tiger Lilies, Krzysztof Kieślowski, Albert Camus, Sophie Calle gibi pek çok farklı üreticinin ikimizi de çok etkilediğini fark ettik.

Ebru Nalan Sülün: Betül Sertkaya’nın sanatsal dehası, hayal gücü, estetik kaygıları, özgür ve özgün üslubu, çok mecralı anlatı dili ve tüm eserleri arasındaki etkileyici tutarlılık beni derinden etkiledi. Betül’ün anlatımında kendi oluşunu zorlamasızca sunması, mekânla diyaloğu göz önünde bulunduran çok mecralı yaklaşımı ve çizgiyle ifade edemediği gerçeküstü dünyasını videolara boyut kazandırarak aktarması öne çıkıyor. Bütünlüklü olarak incelendiğinde, farklı mecraların birbiriyle diyalog kurduğu portfolyosu ve estetik dili oldukça etkileyici idi. Daha önce belirttiğim eksikliklerin hiçbiri Betül Sertkaya’da yoktu. Sahip olduğu bu bütünlüklü anlatı dili, incelediğim tüm portfolyolar arasında belirgin bir fark yaratarak öne çıkmasını sağladı.

Bager Akbay: Portfolyodan gördüğümüz, Betül Sertkaya, üretim ve arama hâli hem kuvvetli hem de canlı olan biriydi. Ayrıca oyun kurmaya meraklı ve becerikli olduğu çok açıktı ki bu sergi açma kapasitesini oldukça arttıran bir özellik. Özellikle son dönemde kullandığı teknik ve malzemelerin izleyici ile çok hızlı bağ kurabileceği belliydi.

Derya Yücel: Betül Sertkaya'nın üretiminde düşünce ile görsel dil arasında güçlü bir denge vardı. Bu bütünlük hem tekil işlerinde hem de önerdiği serginin genel kurgusunda da hissediliyordu. Desenleri, büyük ölçekli resimleri ve videoları ortak bir anlatı etrafında birbirini tamamlıyordu. Jüri olarak bizi de ortaklaştıran noktanın, sanatçının olgunlaşmış üretim dili, kavramsal tutarlılığı ve özgün yaklaşımı olduğunu düşünüyorum.

Marcus Graf: Betül Sertkaya’nın çalışmalarında ilk olarak güçlü, özgün ve kolaylıkla ayırt edilebilen görsel dili dikkatimizi çekti. Figüratif anlatım, yoğun çizgisel yapı ve kişisel ya da kolektif arşivlerden alınan imgeler, işlerinde katmanlı ve dinamik kompozisyonlara dönüşüyor. Sanat tarihinden popüler kültüre, gündelik yaşamdan çocukluk anılarına ve rüyalara uzanan farklı referansları bir araya getirirken bunları yalnızca alıntılamıyor; yapıbozuma uğratarak kendi dünyasının parçaları hâline getiriyor. Bu yaklaşım, çalışmalarını görsel açıdan güçlü kıldığı kadar düşünsel olarak da zenginleştiriyor.

Kişisel olarak, kâğıt üzerine kalem gibi son derece yalın araçlarla bu denli etkileyici ve karmaşık bir görsel dünya kurabilmesini olağanüstü buldum. Sanatçının kullandığı araçların sadeliği, işlerin görsel ve düşünsel yoğunluğuyla güçlü bir karşıtlık oluşturuyor. Özellikle büyük boyutlu kâğıtlar üzerinde çalışması, çizginin ve desenin etkisini daha da artırıyor; izleyiciyi ayrıntılarla dolu bu dünyanın içine çekiyor. Bu yaklaşım aynı zamanda desenin yalnızca eskiz, taslak veya başka bir esere hazırlık amacıyla kullanılan ikincil bir araç olmadığını; başlı başına güçlü, bağımsız ve güncel bir sanatsal ifade alanı olduğunu ortaya koyuyor.

Video çalışmalarını da çok etkileyici buldum. Kolajı andıran parçalı kurgusu, hareketli görüntüye yönelik deneysel yaklaşımı, bilinçli olarak benimsediği low-fi dil ve glitch estetiği, desenlerinde karşılaştığımız katmanlı ve huzursuz görsel evreni başka bir mecrada sürdürüyor. Görüntüdeki kırılmalar, tekrarlar ve teknik kusurlar giderilmesi gereken hatalar olarak değil, çalışmanın estetik ve kavramsal yapısını oluşturan unsurlar olarak kullanılıyor. Böylece video, desenlerden bağımsız bir ek çalışma olmaktan çıkarak sanatçının görsel dilini hareket, ses ve zaman aracılığıyla genişleten güçlü bir parçaya dönüşüyor.

Beni etkileyen bir diğer önemli özellik, Betül’ün günümüz dünyasının politik ve toplumsal gerçekliklerine karşı geliştirdiği eleştirel tavırdı. Dünyanın ağır kederini, şiddetini ve absürtlüğünü doğrudan didaktik bir söylemle aktarmak yerine, ironi ve kara mizah aracılığıyla görünür kılıyor. İşlerinin ilk bakışta çekici ve hatta oyunbaz görünen yüzeyinin altında huzursuzluk, yabancılaşma, belirsizlik ve çağdaş insanın taşıdığı yükler bulunuyor. Bu karşıtlık, izleyiciyi yalnızca görsel olarak etkilemekle kalmıyor; onu gördüğü imgeler ve yaşadığı dünya üzerine düşünmeye de zorluyor.

Elbette kararımız yalnızca tek tek eserlerin niteliğine dayanmıyordu. Betül’ün başvuru dosyasında, farklı dönemlerde ve çeşitli mecralarda ürettiği çalışmalar arasında tutarlı bir ilişki kurabildiğini gördük. Resim, çizim ve video gibi farklı ifade araçlarını kullansa da bunların tamamı ortak bir düşünsel ve estetik evrende buluşuyordu. Kendi üretim alışkanlıklarını serginin çıkış noktasına dönüştürmesi ve “yaşamak en köklü alışkanlığımızdır” düşüncesinden hareketle kişisel olanla toplumsal olan arasında ilişki kurması, sergi önerisini güçlü ve bütünlüklü hâle getiriyordu.

​Ayrıca önerisinin Decollage Art Space’i yalnızca eserlerin asılacağı nötr bir alan olarak görmemesi bizim için önemliydi. Mekânı kendi zihinsel süreçlerini ve üretim biçimlerini izleyiciye açacağı bir laboratuvar olarak ele alıyor; izleyiciyi de pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp serginin bir parçası hâline getirmeyi amaçlıyordu. Dolayısıyla Betül Sertkaya’nın seçilmesinde özgün görsel dili, eleştirel yaklaşımı ve mevcut çalışmalarının niteliği kadar, bu pratiği ikna edici bir kişisel sergiye dönüştürebilecek potansiyele sahip olması da belirleyici oldu.

"The Habits" Sergisinden görünüm

Şu an izleyici ile buluşan “The Habits”in sergilenmesi sürecinde destekleriniz oldu mu? Çıkan sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu tanıdığınız profesyonel alanda Sertkaya’nın kazanımları hakkında neler söylersiniz?

Ebru Nalan Sülün: Bir jüri üyesi olarak sergileme sürecine dahil olmadım; fakat tüm eserleri mekânda gördüğümde ne kadar doğru bir karar verdiğimize olan inancım bir kez daha pekişti. Sergiye paralel katıldığımız söyleşi sayesinde izleyicilerle de buluşma imkânı bulduk.

Sertkaya, bu proje sayesinde tüm eserlerini ilk kez bir sergileme düzeninde ve mekânın ruhuyla diyalog hâlindeyken izleme fırsatı yakaladı. Bu durum sanat tarihi açısından da son derece önemlidir. Atölye ortamında üretilip saklanan eserlerin bir sergi alanında izleyiciyle temas etmesi her daim elzem ve önemli bir süreçtir ki sanatçı adına en öncelikli kazanım da bana göre bu oldu. Ardından sanatını bizlere ve sanat camiasına aktarma, görünür kılma şansı doğdu. Bu tür kesişmeler ve anlatılar, yeni üretimleri ve yeni ilhamları taze bir heyecanla beraberinde getirecektir. Kendi adıma, bu denli çok boyutlu, derin bir düşünce dünyasına ve güçlü bir yeteneğe sahip bir sanatçıyı keşfetmiş olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Betül Sertkaya’nın başarılarının daim olmasını diliyor, Decollage ekibini ve bu projeye emek veren herkesi yürekten kutluyorum.

Marcus Graf: Süreçteki desteğimiz öncelikle seçici kurul olarak Betül Sertkaya’nın pratiğini bütünlüklü biçimde değerlendirmek ve neden kişisel bir sergiyle desteklenmesi gerektiğini ortaya koymakla başladı. Sonraki aşamalarda ise Decollage ekibi, eser seçimi, serginin kavramsal çerçevesinin belirginleştirilmesi ve sanatçının farklı üretimleri arasındaki ilişkilerin görünür hâle getirilmesi üzerine görüş ve geri bildirimler sundu. Buradaki amacımız sanatçının yerine karar vermek ya da onun diline dışarıdan müdahale etmek değil, kendi sanatsal yaklaşımını daha açık ve güçlü biçimde ortaya koyabilmesi için eleştirel bir diyalog alanı oluşturmaktı. Sonuçta kişisel sergi, sanatçıya ait özgün bir ifade alanı olmalıdır.

Ortaya çıkan sonucu oldukça başarılı buluyorum. “The Habits”, başvuru dosyasında karşılaştığımız düşünsel ve estetik potansiyelin sergi mekânında güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Büyük boyutlu kâğıt çalışmalar, videolar ve etkileşime açık unsurlar birbirlerinden kopuk işler olarak değil, aynı evrenin parçaları şeklinde bir araya geliyor. Sergi, Betül’ün kişisel hafızası ve üretim alışkanlıklarından hareket ederken çağdaş dünyanın kederine, absürtlüğüne ve çelişkilerine de açılıyor. Decollage Art Space de yalnızca eserlerin yerleştirildiği bir arka plan değil, izleyicinin bu yoğun imgeler dünyasına fiziksel ve zihinsel olarak dâhil olduğu canlı bir alan hâline geliyor.

Betül açısından en önemli kazanımlardan biri, kendi üretimine ilk kez kişisel bir serginin gerektirdiği bütünlük içinde bakma deneyimi oldu. Bir kişisel sergiyi gerçekleştirmek; yalnızca iyi eserler üretmeyi değil, bu eserler arasından seçim yapmayı, aralarında ilişkiler kurmayı, mekânın özelliklerini dikkate almayı ve izleyicinin sergi içindeki deneyimini düşünmeyi gerektirir. Dolayısıyla bu süreçte Betül, kendi pratiğini yeniden okuma, hangi yönlerinin daha belirleyici olduğunu görme ve sanatsal dilini daha açık biçimde konumlandırma imkânı kazandı.

Profesyonel açıdan ise bu sergi ona küratörler, sanat yazarları, koleksiyonerler ve farklı izleyici gruplarıyla doğrudan ilişki kurabileceği önemli bir görünürlük sağladı. Eserlerini yalnızca bir başvuru dosyası içinde değil, gerçek bir sergi bağlamında savunmayı, anlatmayı ve gelen eleştirilerle karşılaştırmayı deneyimledi. Serginin ardından yapılacak söyleşiler, yayınlar ve kurulan profesyonel ilişkiler de bu kazanımın sergi süresiyle sınırlı kalmamasını sağlayacaktır. Ancak bunu tamamlanmış bir sürecin son noktası olarak değil, Betül Sertkaya’nın sanatsal yolculuğunda önemli bir başlangıç olarak görüyorum. SOLO Project ona güçlü bir platform ve değerli bir profesyonel deneyim sundu. Bundan sonra belirleyici olan, bu görünürlüğü sürdürülebilir bir üretime dönüştürmesi, görsel dilini derinleştirmesi ve eleştirel yaklaşımını yeni çalışmalarında geliştirmeye devam etmesi olacaktır.


Betül’ün yalnızca görsel açıdan etkileyici işler üreten değil, aynı zamanda anlam yaratan ve yaşadığımız dünyaya dair eleştirel düşünme alanları açan başarılı bir sanatçı olacağına inanıyorum. Gelecekte adını ve çalışmalarını çok daha sık duyacağımızdan hiç kuşkum yok.

Derya Yücel: Benim rolüm seçici kurul üyesi olarak değerlendirme süreciyle sınırlıydı. Bugün ise bu değerlendirmenin nitelikli bir sergiye dönüşmüş olduğunu görmek mutluluk verici. “The Habits”in Betül Sertkaya'nın sanat kariyerinde önemli bir dönüm noktası olacağından eminim. İlk kişisel sergisini profesyonel bir bağlamda gerçekleştirmesi, yalnızca görünürlüğünü artırmakla kalmayacak, bundan sonraki üretimlerini besleyecek önemli bir deneyim ve özgüven kazandıracaktır. Bence Solo Project'in en değerli katkısı da bu. Genç sanatçılar için kariyerlerinin erken döneminde kalıcı ve güçlü bir başlangıç zemini oluşturmak.

Genç sanatçıların üretimlerini görünür kılan, profesyonel deneyim kazanmalarını destekleyen ve sanat ekosistemine yeni sesler kazandıran bu tür platformların sürekliliği çağdaş sanat ortamımız için önemli bir kazanım olacaktır.

Bager Akbay: Oldukça keyifli ve doyurucu bir süreç olduğunu hissediyorum ve gözlemliyorum. Betül'ün kazanımlarını bilemiyorum. :)

Nergis Abıyeva: Projenin hayata geçirilmesinde jüri olarak bir katkımız olmadı. Betül Sertkaya’da karar kılındıktan sonraki süreçte top Decollage ekibindeydi. Betül’ün Ankara’da yaşayan bir sanatçı olarak ilk solo sergisini İstanbul’da açmasının ayrıca önemli olduğunu düşünüyorum.

Betül Sertkaya

Betül Sertkaya ile SOLO Project Süreci ve “The Habits” Sergisi Üzerine

SOLO Project’in ilk kişisel sergisi sizinki oldu. SOLO Project’e hazırlık ve katılım süreciniz nasıldı? Bu projeye katılma kararı almanızda sizin için en belirleyici nedenler neydi?

Öncelikle zamanlama açısından oldukça mutlu hissettiğimi belirtmek isterim. Karma sergilerde yer almayı ve bu sergileri çok seviyorum fakat solo sergi yapmam gerektiğini güçlü bir şekilde hissediyordum. Tam da kişisel sergi yapmayı düşündüğüm bir dönemde açık çağrıyla karşılaştım ve ilk solomu alanında uzman bir jüri tarafından seçilerek gerçekleştirme fikri oldukça cezbediciydi. Genel anlamda işlerim üzerinden gelişen sergi fikirlerim olmasına karşın çağrının önerdiği üzere bir metin ve sergi konsepti oluşturmam gerekiyordu. Ben de bu bağlamda oturdum ve düşündüklerimi dilsel biçimde organize ettim. İçime sindiği noktada başvurumu yapmaya hazırdım.

Seçildiğinizi öğrendiğinizde neler düşündünüz? İlk kişisel sergisini bir kurumun ve profesyonellerin desteğiyle hazırlayacak bir sanatçı olarak neler hissettiniz?

Seçildiğimi öğrenmek çok güzeldi. Tatlı bir telaş ve heyecan içerisinde başvurumun kâğıt üzerinde kalmayacak ve gerçekleşecek olması oldukça moral vericiydi. Ofiste saatlerce çalıştığım yaratıcılık içermeyen işimden bir süreliğine de olsa uzaklaşma fikri bile oldukça iyi hissettirdi. Bir senedir yarı zamanlı çalışıyorum. Tam zamanlı çalıştığım dönemde üretmeye çok ama çok az vakit ayırabiliyordum. Maddi olarak zor olsa da yarı zamanlı çalışarak üretmeye daha çok vakit ayırabildim. Bu sergi için ürettiğim işlerin çoğunu da daha az mesai yaptığım için tamamlayabildim. Dolayısı ile seçimlerim konusunda oldukça iyi hissettiğimi belirtmek isterim. Zamanın değerini birçok sanatçı arkadaşım da aynı zorlukları yaşayarak deneyimlemekte. Kanımca bunca keşmekeşin içinde üretecek zaman yaratabilmek bile çok zor ve değerli. İlk kişisel sergimin gerçekleşecek olması da kendimi ait olduğum yerde hissetmemi sağladı. Umarım ileriki süreçlerde de daha çok üretip daha çok paylaşma fırsatı elde ederim. Bunu diğer sanatçı arkadaşlarım için de söylemek isterim.

1. Betül Sertkaya, Hi mom!, 2023 Bristol kağıt üzerine marker 35x50 cm
2. Betül Sertkaya, I live in a dream, that the Dreamers_ dream III, 2021,derici kağıdı üzerine marker & akrilik boya, 150x150 cm

Projenizin seçiminin ardından “The Habits”e varan süreci nasıl geçti? Sizin açınızdan nasıl bir deneyimdi?

Hızlı ve heyecanlıydı. Doğam gereği ben de hıza ve harekete yatkın olduğumdan çok keyif aldığımı söylemek isterim. Yazılı olanı gerçek bir mekânda fiziksel olarak paylaşmak her aşamasında ayrı bir keyif verdi. Bunu da çok uzun olmayan bir süreçte gerçekleştirdik. Deccolage ekibine de bu noktada çok teşekkür ederim. Her aşamada destek oldular.

“The Habits” kendine ait bir sesi, dili ve eklektik dünyası olan bir ilk sergi. İçeriye adım attığında izleyiciye bu dünyada aktif olmaya davet ediyor. Bize “The Habits”ten biraz bahseder misiniz? Neler barındırıyor, neler vadediyor bu sergi?

“The Habits” benim ilk sergim olduğundan kendi evrenimi oldukça geniş yansıtmak istediğim bir sergi oldu. Hem resim hem de videolarımı içeren bir miktar da izleyiciyi dahil etmek istediğim bir yapısı var. Sergide izleyiciyi didaktik bir kılavuzla yönlendirerek kendi alışkanlıklarını sorgulatmak istedim öte yandan da üretim alışkanlıklarımı paylaşmak istediğim bir konsept yaratmaya çalıştım. Metnimde de bahsettiğim gibi yaşamak, vazgeçemediğimiz en köklü alışkanlığımızdır. En geniş haliyle “The Habits”, bu temel varoluşsal döngüden yola çıkarak yaşama alışkanlığı ile üretme alışkanlığı arasındaki bağı araştırmak üzerinden oluştu. Günlük hayatta yazılı olmayan fakat toplumları itaate yönlendiren mekanizmaların mikro yansımasını kılavuz ile yaparken, bu yaşamda içsel ve kendi kendimize kurduğumuz özgürlük alanlarını aynı yerde toplamaya çalıştım. İzleyiciye hem yorumlamaya açık kapılar bırakmak ama bunu yaparken de soğuk ve kasvetli bir dünyada yaşamaya çalıştığımızı göstermek motivasyonumdu.

1. Betül Sertkaya, Aynı Kıyameti Bölüşmenin Verdiği Ağır Mağlubiyet, 2026, 300 gr Canson kağıt üzerine marker, yağlı boya 100x100cm
2. Betül Sertkaya, Görsel Notlar, 2025, Kağıt üzerine marker, akrilik boya, Sprey boya 20x30 cm

Sadece kâğıt üzerine resimleriniz değil video ve medya işleriniz de yer alıyor. Fikirlerin teknikle buluşması, üretme anının ne zaman, neresi olacağı, alışkanlıklarınız gibi üretim süreçleriniz nasıl işler?

Genelde kullandığım defterlerim var. Her yere taşırım ve görsel notlar alırım. Fotoğraflar, videolar çekerim. Bazen sanat tarihinden ya da sevdiğim filmlerden kareler çizerim. Bu görsel notları büyük kağıtlarda yeniden kurgularım. Bunu yapmayı çok seviyorum çünkü kendi arşivimi de yeniden yorumlamış ve ona yeni anlamlar yüklemiş olduğumu düşünüyorum. Eski dergiler, bit pazarından aldığım fotoğraflar, komşularımın, ailemin eski anı fotoğrafları ve birçok benzer imajları yorumlamayı seviyorum. Belki 90’larda çocuk olduğum için emin değilim ama eskinin imajlarını günümüz bağlamında yorumlamayı çekici buluyorum.

​Videolarda ya da medya işlerinde de çok farklı bir yol izlediğimi düşünmüyorum. Geçmişin imajlarını ödünç alarak kendi anlatımıma dahil etmek hem işin üretim sürecini hızlandırıyor hem de sevdiğim bir estetik içeriyor. Aklıma gelen fikirleri yazılı olarak da not alırım. Bu notlar biriktiğinde belirli bir süre sonra tekrar bakarım hâlâ bana çekici gelirse o fikrin üzerine yoğunlaşıp maddeye dönüşmesini tasarlarım. Hangi materyale ihtiyaç duyduğum da buradan ortaya çıkar. Yine de her iş değişken süreçlere sahip. Bazen planlı ve yavaş bazen de plansız ve hızlı gelişiyor.

İlk profesyonel kişisel serginize dair dönüşler ne yönde? Sizdeki yansımalarına dair neler söylemek istersiniz?

Olumlu dönüşler oldu. Decollage Art Space ekibinin, jüri üyelerinin yorumları oldukça yapıcıydı. İzleyiciler de yapıcı eleştirilerde bulundu. Kendimi paylaşma fırsatı bulduğum için mutluyum. Daha çok üretme isteği ve paylaşma isteği içerisindeyim. İlk fırsatta eşzamanlı olarak yeni bir resme ve video ya başladım.

1. Betül Sertkaya, Müşterek Ölümler İçin Yaşam Kılavuzu_ Stoklarla Sınırlıdır II, 2025, 300 gr canson kağıt üzerine marker, 150x100cm
2. Betül Sertkaya, A piece here, a piece there, a piece everywhere, 2025, Ahşap Kutu İçerisinde asamblaj(İÇ)

O hâlde “The Habits”ten sonra üzerinde çalıştığınız, gelecek dönemlere dair neler var masanızda?

Şimdilik resim ve video üretmeye devam ediyorum. Bir süre bunu yaparım. Bir yandan duo müzik grubum olan The Commons ile ilk albümümüz üzerinde çalışıyoruz. Kısa film projem var, senaryosu hazır sadece biraz bütçe için bekletiyorum. Bir süre sonra işlerim biriktiğinde ise yeni sergiler yapmayı çok isterim.

Süreci tamamlamış bir sanatçı olarak SOLO Project’in diğer edisyonlarına katılmayı düşünen sanatçılar için tavsiyeleriniz neler olur?

Öncelikle diğer edisyonları merakla bekliyorum. Dosyalarını hazırlarken özenli davranmalarını önerebilirim. Çünkü süreçte jüri üyelerinin oldukça dikkatini çeken bir konu oldu. Sadece yanlış/eksik portfolyo yaptıkları için elenen onlarca kişi oldu. Bu konuya dikkat etmeleri çok faydalı olur.

0
296
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage