16 ARALIK, ÇARŞAMBA, 2020

Büyüyecek miyiz Yoksa Yok mu Olacağız?

Ahmet Duru ile insanın doğayla ilişkisini makro ve mikro ölçekte doğa betimlemeleriyle ele aldığı, birçok farklı medyumla üretilmiş işlerinin yer aldığı beşinci solo sergisi “Büyü ya da Yok Ol” üzerine konuştuk.

Büyüyecek miyiz Yoksa Yok mu Olacağız?

Sevgili Ahmet, yaklaşık 10 yıldır birbirimizi tanıyoruz ve çeşitli sergilerde birkaç kez iş birliği yaptık. Ferda Art Platform'daki kişisel sergin için, uzun süredir uğraştığın bir konu olan insan ve doğanın ilişkisini eleştirel bir şekilde gözden geçirdiğiniz yeni bir seri yarattın. Peki yeni seri ne hakkında?

Daha önceki çalışmalarımda, birinci, ikinci ve üçüncü solo sergilerimde, doğanın varoluşunu, yok oluşunu ve insan-doğa arasındaki ilişkiyi araştırarak makro-mikro yaklaşım ile çalışmalarımı sunmuştum. Son dönemde, sanat tarihine baktığımızda 20. yüzyıl ortalarından günümüze kadar sanat-doğa ilişkisi ekolojik sorunlar çerçevesinde ilerleye gelmiştir. Doğa bugün toplumsal bellekte giderek genişleyen bir anlamlar katmanına dönüşmüş hâldedir. Doğanın ekolojik, politik, endüstriyel ve tüketim kültürüne yönelik kazandığı anlamlar, bireyin doğayla olan ilişkisini dolaylı hâle getirmiş ve doğaya yabancılaşması sonucunu doğurmuştur. Beşinci solo sergi projem günümüzde değişen dünyanın doğa-insan, toplumsal ekoloji krizi ve iklim krizini işlemektir.

Yani, yeni serin güncel ekolojik problemlerle ilgileniyor.

Geçmişten günümüze konuyu ele alırsak; Sanayi Devrimi, kapitalizmin üzerinde yükseleceği teknolojik temeli oluşturdu. Özelikle 19. yüzyıl sanayileşme ve kentleşmenin getirdiği yeni dünya düzeni kapitalizmle birlikte, doğa üzerindeki tahribatı hızlandırmasını yaklaşık 100-150 yılda, üretim ve tüketim artışının kontrol edilmesinin zorlaşmasından görebiliyoruz. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hızlı nüfus artışına paralel üretim ve tüketim hızla artmış, dünya nüfusu 1970’lerde 3,5 milyardan 7 milyar üzerine çıkmıştır. Petrol tüketimi 46 milyon varilden 95 milyon varile çıkmıştır. Dünya genelinde motorlu taşıt sayısı neredeyse dört katına çıkmış ve hava trafiğini de arttırmıştır. Elbette birçok veri mevcut ama üretim ve tüketimin yaşam etkinliğinde aşırı fosil yakıt; petrol, kömür ve doğalgaz kullanılması sonucu atmosfere karışan gazlar sera etkisi oluşturarak atmosferi ısıtmaktadır. Bu da iklim krizineyol açmış ve doğanın dengesinin bozulmasına neden olmuştur. Bu bakımdan kentli bireyin, giderek hızlanan yaşam içinde yalnız nesnel olarak değil, duygusal kodları itibariyle de doğadan koptuğunu hatırlamak gerekir.

1.Su Üstüne Çıkma | Rise to the Surface, 2020 - Kâğıt üzerine karakalem | Pencil drawing on paper 144,5 x 175 cm
2.Papatyalar | Daisies, 2020 - Kâğıt üzerine karakalem | Pencil drawing on paper 138 x 165 cm
3.Arazi | Land, 2020 - Kâğıt üzerine karakalem | Pencil drawing on paper 125,5 x 168 cm

Serginin başlığı, serginin bu kavramsal çerçevesini çok iyi ortaya koyuyor gibi görünüyor.

Tüm bu gelişmeler sürerken yaşadığımız coğrafyada insan-doğa, ekoloji, ulus devlet ve toplumla doğa arasındaki ilişkiyi gözlemlediğimde projemin ismi, “büyü ya da yok ol” buradan gelmektedir. “Büyü ya da yok ol” sergi projemi oluştururken yaşadığım çevreyi gözlemleyerek, insan-doğa, ekoloji, ulus devlet- toplum, doğa arası ilişkileri ve iklim krizini çalışmalarımda irdelemek istedim. Yaklaşık bir buçuk yıldan beri hazırlandığım yeni projenin ismi “büyü ya da yok ol” projesidir. 

Ne düşünüyorsun, büyüyecek miyiz yoksa yok olacak mıyız?

Doğa her zaman kendi içinde dinamiği olan sonsuz büyüme döngüsü ve fraktal bir yapı barındırır. Ama burada doğanın coğrafi ve yaşam alanı yerlerini gittikçe hem daraltıyor hem de sınırlandırıyoruz, problem de burada başlıyor. Bizler doğanın kendi içindeki ekosisteme ne kadar duyarlı olursak, o kadar büyüyebiliriz. Ekosistemi ve doğanın çevresini ne kadar daraltırsak o kadar küçülürüz, bu da yok olmaya giden bir yol olur.

​Daha net ifade edersem, toplumda üretimin insanın ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılması gerekir. Yani ihtiyaca yönelik üretim olması gerekirken, fazlası olmaması gerekir. İşte burada sistemin sınırsız büyüme eğimine ve dinamiğine sahipken, sistem sınırsız büyümeyi dayatmaktadır. Ama yaşadığımız dünyanın kaynakları sınırlı ve sonlu. Üretim etkinliği insan/doğa ve toplum/doğa metabolizması sonucunda gerçekleşiyor. Bir şey ürettiğimizde eksiltiyoruz; üstelik üretirken de tüketirken de kirletiyoruz, yani sınırlı olan dünyamızda, sınırsız üretim, sınırsız tüketim ve sınırsız büyüme problem hâline geliyor, burada da sürdürülemezlik durumu ortaya çıkıyor. Doğanın kendini yenileme “ritmiyle” hızıyla, sistemin kendini yeniden üretme hızı arasındaki uyumsuzluğa dikkat çekmek istedim. 

1. İsimsiz Untitled, 2020 Tuval üzerine yağlı boya | Oil on canvas 24 x 30 cm
2.Orman Serisi-IV | Forest Series-lV, 2020 Tuval üzerine yağlı boya | Oil on canvas 27 x 34 cm
3.Bitki-Ill Plant-lll, 2020 Tuval üzerine yağlı boya | Oil on canvas Ø 150 cm

4.Su Üstüne Çıkma-ll Rise to the Surface-ll, 2020 Tuval üzerine yağlı boya | Oil on canvas 52,5 x 37,5 cm

Sergilenen işlerin biçimsel karakterinden bahsedelim. Görünüşe göre birden fazla çizim ve boyama teknikleri kullanıyorsun.

Bu projemde, doğa ve çevreyle ilgili yaşam alanlarının doğa-insan-toplum arasındaki ilişki ve etkileşimleri üzerine araştırıp, düşünerek ve inceleyerek yaptığım eserlerle birlikte bir bütün oluşturmak istedim. Çalışmalarımda kullanmış olduğum materyaller, kâğıt üzerine küçük ve büyük çizimler, enstalasyon ve farklı boyutlarda tuval üzeri yağlı boyadan oluşmaktadır. Teknik olarak, hepsi birbirinden farklı olsa da birbiriyle diyalektik ilişkisi olan bir bütünlük oluşturacak şekilde kurguladım. Serginin farklı bölümlerinde istilacı bitkiler serisi, orman serisi, tahribata uğramış arazi- manzara, iklim krizi ve bir enstalasyondan (ağaç ev) oluşan eserler bulunmaktadır.

Örneğin, istilacı bitkiler serisine başlamadan önce, doğanın kurak ve boş arazideki istila eden dikenli bitkilerin fotoğraf çekimini yapmıştım. Bu bitkilerin bazıları susuz kurak alanlarda yetişir. Dikenli bitkilerin renkleri genelde kahverengi ve sarı tonlarında olduğundan dolayı, bitkilerin gerçekliğine yakın olması için kâğıt üzeri çizimle sunmak istedim.

2011 yılında İzmir tarafında arazi fotoğrafları çekmiştim. Bu araziyi ilk gördüğümde daha önce tarım yapılmış ve sonra kendi hâline terk edilmiş ve tahribata uğramış bir alan görüyordum. Bu projemde irdelediğim konuya uygun olduğundan dolayı, çekmiş olduğum arazi fotoğrafını kâğıt üzerine çizim olarak işledim. Arazinin fotoğrafına baktığımda, sanki başka gezegende yaşıyormuşuz gibi ölü bir şehir ya da bir felaket sonrası izlenimi veriyordu.

Serginin diğer bölümünde kayıp orman serisi var. Günübirlik çekimlerinden yola çıkarak çekmiş olduğum doğa fotoğraflarından bu seriyi seçtim. Kayıp orman serisi aynı boyutlarda ve üç resimden oluşuyor. Doğaya daha yakından bakarak makro ve mikro bakış acısıyla bu çalışmaları kâğıt üzeri çizim olarak sunmak istedim.

​Diğer çalışmalarımda iklim krizi, ekoloji ve doğanın bitki örtüsüyle ilgilidir. Örneğin “yeryüzü” adlı iki tane diptik şekilde duran teknik çalışmalarımda kâğıt üzeri çizim ve aquarelle boya tekniğini kullandım. İki çalışmaya baktığımızda doğanın tekrar kendini yenilemesini ve bitki örtüsünün nasıl canlandığına şahit oluyoruz.

1.Çukur | Pit, 2020 Kâğıt üzerine karakalem | Pencil drawing on paper 28,5 x 30,5 cm
2.Bitki Plant, 2020 Kâğıt üzerine karakalem | Pencil drawing on paper 30,5 x 23 cm
3.İstilacı Bitkiler-I Invasive Plants-l, 2020 Kâğıt üzerine karakalem | Pencil drawing on paper 32 x 37,5 cm

Çalışmalarının temeli olarak fotoğrafları kullanıyorsun. Onları nerede çektin ve fotoğrafları nasıl seçtin?

Bu solo sergimdeki eserleri oluşturmadan önce ilk aşama projemin kavramsal çerçevesini oturtmamla başladı. Düşüncelerim olgunlaştığında projemin ilk adımı fotoğraf arşivimi incelemekti. Doğa fotoğrafı çekimlerime 2010 yılında başlamıştım. 2010 yılından bugüne kadar yaşadığımız coğrafi yerlerin doğasını, kente yakın olan doğayı ve çevresindeki bitki örtülerini çektim. Özetle arşivime baktığımda doğanın yaşam alanıyla ilgili fotoğrafları seçtim. Projemde özelikle doğanın yaşam çevresinin yıkımına uğramış, bozulmuş ve doğanın çevresini istilaya uğramış ve iklim değişikliğinde de doğanın nasıl görünümde olduğunda ve erozyondan toprak kaymasına ile ilgili fotoğraflar çektim ve tasarladım. 

Çizimleri ve resimleri eşzamanlı olarak üretiyorsun, hangi disiplini hangi görüntü için kullanacağına nasıl karar veriyorsunuz?

Öncelikle bu projenin konusuyla ilgili fotoğrafları, fotoğraf arşivimden seçerek başladım.Projenin konusu ve kavramsal fikri olgunlaştıktan sonra, fotoğraf arşivimden yararlanarak bu projenin konusuyla ilgili fotoğrafları seçtim. Seçtiğim görsellerin Photoshop’ta ışık gölge ve kompozisyonumu ayarlayarak, düşündüğüm konunun kavramına göre çizim ya da yağlı boya olmasına karar veriyorum.

Ahmet Duru

İşlerinle ilgili kısa bir belgesel çektin. Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Bu belgeselin amacı nedir?

Bu belgeselin, ilk çıkış noktası günü birlik gittiğim bir doğa gezisini video kaydına almamla başladı. Bu video aslında solo sergi için değil, benim yapmış olduğum bütün eserlerin arka planını nasıl oluşturduğum ve sanata bakış açım ve düşüncelerimle ilgili. Belgeselin amacı kendi yaptığım eserler hakkında insanlara bilgi vermek. Ancak daha önceki projelerimde sergi tanıtım afişini ve sergi içerik yazısını, sosyal medyayla duyuruyorken artık dijital dünyada yaşadığımız için videoya çekmeyi daha uygun buldum.

“Büyü ya da Yok Ol” 7 Ocak 2021 tarihine kadar Ferda Art Platform'da ziyaret edilebilir. Serginin kataloğuna buradan ulaşabilirsiniz.

0
6100
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage