13 OCAK, ÇARŞAMBA, 2016

Bana Hikayeni Anlat, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim

Tophane’de “İstanbul Alegorisi” ile karşılaşmamın ardından, dakikalarca karşısında ayrılamadığım bu işin genç sanatçı Alican Leblebici’ye ait olduğunu öğrendiğim günün üstünden birkaç yıl geçti. Alican o günden bugüne çalışmalarını sürdürüyor. Resimlerini işçiliği madeninden değerli taşlar gibi üretiyor. 

Bana Hikayeni Anlat, Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim

Sanatçı ile Galatasaray’da buluştuk, Tarlabaşı’nda kısa bir gezintiye çıktık. Pilot’taki yeni sergisi, otoportreleri ve aklındaki projeleri konuştuk.

Öncelikle bize kendi hikayeni anlatır mısın?

1989 doğumluyum, İstanbul’da çalışıyor ve yaşıyorum. Lisans ve yüksek lisansımı Marmara Üniversitesi Resim Öğretmenliği Bölümü’nde tamamladım. Birçok insan beni 2014’teki Akbank Günümüz Sanatçıları Sergisi ile tanıdı. Bir seneden uzun bir süredir de Pilot Galeri’de devam etmekte olan ilk solo sergime hazırlanıyordum.

Peki şimdi bize bir hikaye anlatır mısın? Bu bir portrenin hikayesi de olabilir ya da henüz pratiğe dönüştürmediğin de aklında evirip çevirdiğin bir karakterin hikayesi de olabilir. Seçim senin...

Sergide gösterimde olan Always Hope adlı işimden bahsedebilirim belki. Sergideki ilk odağım dövmeler ve dövmelerin alt kültürdeki yeri, under-ground ruhu ve özüydü. Bir arkadaşımla Kadıköy’de oturmuş bu “hakiki” dövmelerin izini nasıl süreceğim, nereden başlamalıyım diye düşünürken önümden kalabalık bir punk grubu geçti. Aynı akşam bu grupla yollarımız Moda’da kesişti. Yanlarına gidip grup üyeleriyle ve modelimle tanıştım ve tüm akşamı onlarla geçirdim. Gruba karşı aidiyet duyguları çok kuvvetliydi ve bunu sağlayan temel motiflerin biri de grubun ortak dövmesiydi. Hatta, bedenine bu dövmelerden yaptırmayanlar söz konusu gruptan dışlanabilmekteydiler. Modelimin “memnuniyetsizlikten değil, sadece kendime ait ve oynamakta tamamen özgür olduğum tek yer kendi vücudum” dediğini hatırlıyorum. Grubun ortak dövmesinin yanı sıra Always Hope dövmesi de çok etkilemişti beni. Sergideki portreye çıkış noktası olan fotoğrafı da o gece çektim. 

Ege Işık ve Alican Leblebici ©Korhan Karaoysal

Ben bu soruyu sormayı çok seviyorum; sana da sormak istiyorum. Bugüne kadar sana sorulmuş en aptalca soru neydi? 

Birkaç tane var aslında ama aklıma ilk gelen: “Iphone telefonlar varken neden resim yapıyorsun?” Bu bakış açısından bakınca; kameranın icadından sonra resim yapmak, uçağın icadından sonra trene binmek veya bilgisayarın icadından sonra elle yazı yazmak da saçmalık. Oysa hepsi yaşamımızda var olmaya devam etmekte. 

Sokaklarda yürür müsün? Ya da insanları derinlemesine inceler misin?

Elbette! Olabildiğince izliyor, inceliyor, dinliyorum. Sergi öncesi atölyede çok yoğun bir çalışma tempom oluyor,ve asosyalleşiyorum, fakat kendimi atölyeye hapsetmemeye çalışıyorum. Sokak ve atölye bir arada ilerliyor, birbirini tamamlıyor. 

Bizim göremediğimiz ayrıntıları bu defa kelimelerle anlatmak ister misin? O tüyleri, kıvrımları, kırışıklıkları, hatta yaraları anlatır mısın? 

Aslında tüy, kıvrım, kırışıklık ve yaralar hatta yorgun gözler eserlerin görünür, öncelikli kısmı gibi dursa da ve izleyiciyi ilk görüşte bu detaylar çarpsa da, her resmin bir hikayesi var ve ben o hikayeleri resmediyorum/resmetmeye çalışıyorum. Mesela serginin girişinde gördüğünüz Yarı-Açık. Rusya’daki bir hapishanede geçirilen günleri anlatıyor o üç dövme. Yarı açık cezaevinin kralı tünelin ucunda ışığı görüyor ve bu hikayenin dövmesi nakşediliyor bedenine.  

Alican Leblebici ©Korhan Karaoysal

Disiplinlerarası çalıştığını biliyorum. Video, sinema, tiyatro, roman gibi farklı disiplinleri işlerine yansıtıyorsun. Bu süreçten bize bahsedebilir misin?

Ben sadece alıcılarımı her an açık tutmaya çalışıyorum. Herhangi bir kelime, durum, iki saniyelik bir bakış, belki bir dize şiir beni tetikleyebiliyor. Yeni bir resmin başlangıcı veya bazen finali olabiliyor.

Bazı kelimeler var, resmettiğin yüzleri izlediğimde benim aklımda hep o kelimeler dönüyor, kelimeler senin için ne ifade ediyor?

 Kelimeler hayatımızın içinden, hepsinin de dokunduğu bir an / hatıra var.  

Always Hope

Pilot’tan önceki sergilerinden bahsedelim mi?

2014 yazındaki Akbank Günümüz Sanatçıları Ödül Sergisi ilk önemli sergim oldu. Uzun yıllardır devam eden ve çok saygın sanatçıların ilk eserlerinin görünür olduğu bu ödül sergisinin bir parçası olmak benim için çok önemliydi. Çalışmalarım İstanbul’da ve Türkiye genelinde çok sayıda farklı grup sergilerinde yer aldı. 

Ve Pilot’taki ilk solo sergin “Parmak İzi” adını nereden alıyor? Sergideki işlerin mekânla ilişkisi nasıl oldu? İşlerin hikayelerinden bahsedelim mi?

Hem sergimin ana eksenini oluşturan dövmelere, (oto)portrelere, bedene değinip hem de kullandığım anlatım biçimine ve tekniğe gönderme yapacak - yani kendi ellerime, parmaklarıma, fırça darbelerime, bıraktığım iz ve dokunuşlara ve hatta ruhuma işaret edecek- bir başlık seçmem gerekiyordu. Bunların hepsini karşılayacak en doğru başlığın “Parmak İzi” olduğunu düşündüm. Herkeste olan ama birbirinin eşi olmayan, kişiye özel parmak izleri tüm hikayenin iyi bir özeti, toparlayıcısıydı.

Alican Leblebici ©Korhan Karaoysal

İzleyicinin “aaaa bu resim mi, fotoğraf mı?” diyip şaşkınlıkla tepki vermelerini nasıl karşılıyorsun? 

Her resmimle bolca vakit geçirdiğim ve tuvalimin nasıl yavaş yavaş dolduğunu gayet iyi bildiğim için ben de o anlarda izleyiciye şaşırıyorum.

Bir sonraki adımın nedir? Yeni projelerinden, fikirlerinden bahsedelim mi son olarak?

İlk solo sergim henüz açıldı. Yakın gelecek için kendime koyduğum hedeflerin başında konuk sanatçı programları geliyor. Bir süre yurt dışında zaman geçirmek, bolca sergi ve müze gezmek ve farklı dillerde yaşanan hayatları tecrübe etmek istiyorum. Şu ara öyle yoğun bir üretim programından çıktım ki, kendime uzun vakitler ayırmak, daha çok okumak, film seyretmek, bisiklete binmek istiyorum. 

0
5967
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle