20 KASIM, PAZARTESİ, 2023

Tam Teçhizatlı Bir Sanatçı: Jo Strømgren

Norveç Ulusal Balesi'nin ev sahibi koreografı olan, Jo Strømgren Kompani’nin kurucusu ve sanat yönetmeni Jo Strømgren ile CRR’deki gösterileri “Made in Oslo” öncesi merak ettiklerimizi konuştuk.

Tam Teçhizatlı Bir Sanatçı: Jo Strømgren

Norveçli sanatçı Jo Strømgren, 1970 yılında Norveç'in Trondheim şehrinde doğdu. Vahşi doğası ve şiddet içeren trol masalları ile tipik bir Norveç çocukluğu yaşadı. Geleneksel bir arka plana sahip olmasının yanı sıra, ebeveynlerinin mesleği nedeniyle birkaç yıl tropik bölgelerde de zaman geçirdi. Bu erken dönemdeki yerel kimlik ile dünya gezgini kafa karışıklığının karışımı, profesyonel çalışmalarında hem temalarda hem de türlerin çeşitliliğinde ve özellikle farklı dillerle ilgili özel ilgisinde önemli bir rol oynadı.

Kimya, Ordu ve Bale Arasında

Mezuniyet sonrası, iki alternatif eğitim arasında kararsız kaldı: Politeknik kolejde kimya mühendisliği ve Norveç ordusunda Rusça eğitimi. Ama o Oslo Ulusal Bale Okulu’na başvurdu, kabul edildi.

Klasik bale dansçısı olarak bir süre eğitim alsa da, çağdaş dans alanında verimli bir kariyere başladı. Bir sakatlık sonrası koreografi ve tiyatro yönetmenliğine odaklanmaya karar verdi. Edebiyatla ilgiliydi, bu ilgi ona oyun yazarlığında da kariyer getirdi. Bunlar yetmedi dekor tasarımı ve ışıklandırma tasarımında özel bir tarz geliştirdi. Kamera önünde ve arkasında film yapımlarına imza attı filmlerinden biri prestijli Rose d’Or ödülünü kazandı.

​Koreograf olarak klasikten çağdaşa birçok toplulukta görev aldı. Tiyatro yönetmeni olarak pek çok tiyatro ile çalıştı; ABD, Almanya ve Rusya'da da birçok prodüksiyona imza attı. Oyun yazarı olarak uzun bir oyun listesi var ve buna ek olarak da pek çok film senaryosu bulunuyor.

Dansçı, koreograf, yönetmen ve oyun yazarısınız? Kendinizi en çok hangi titr ile adlandırmayı tercih ediyorsunuz? 

Tanım olarak kendimi “amatör” olarak adlandırılabilirim. Tek eğitimim bale üzerine ve derslere çok sık katılmadığım için onunla ilgili bir mezuniyet belgem de yok. Benim kuşağımdaki her insan adını koyacağı bir meslek edinmesinin, o mesleği sürdürmesinin ve bir alanda uzmanlaşmasının gerekliliğine inanmıştı sanırım. Ancak artık hayatlarımızda birkaç mesleğimiz olabilir, hatta birkaç kez meslek değiştirmek tamamen normal.

Tüm bunlara ek olarak sizin çiftçi olduğunuzu da söyleyebilir miyiz?

Evet, tüm faaliyetlerimin yanı sıra Norveç dağlarında küçük bir çiftliğim var. Hatta inşaat işlerinde de başarılı olduğumu söyleyebilirim. Vakit buldukça patates yetiştiriyorum ve bu kolay değil. Norveç'te çok fazla taş var bu yüzden sebze yetiştirmek zor.

Sizin de bahsettiğiniz gibi eğitimi tamamlamamış da olsanız baleyle başladınız ve bale topluluklarıyla da iş birliği yapıyorsunuz. Çalıştığınız dansçıların klasik bale altyapısına sahip olması gerekiyor mu?

Hayır, bu şart değil. Eğer insanların tek bir tekniği varsa, biraz takılıp kalıyorum. Mesela Amerika'nın iyi bir yanı var; türler arasındaki sınırlar o kadar da sıkı değil. Yani Amerika'da çağdaş bir dans topluluğuna gidersek, dansçıların bir kısmı klasik bale topluluğunda olabilir ya da sadece caz dansı yapmış olabilirler ya da bazı hip hop gruplarında yer almış olabilirler. Bu farklılığa rağmen bir grup hâlinde bir aradalar. Ancak Avrupa'daki dansçılar sıklıkla konservatuvara gidiyor ve daha homojen bir insan grubu yaratıyor. Sınırların katı olamamasını tercih ederim.

Gösterilerinizi 60 ülkede sergilediniz ve yılda 150 performansla hız kesmeden devam ediyorsunuz. Koreografileriniz için ilhamı nerden alıyorsunuz?

Normal bir hayat yaşamak, gazete okumak, televizyon izlemek ve gündelik hayattaki şeyleri düşünmek yeterli diye düşünüyorum. Fazlasına gerek yok. Yani fikirler zaten kafamda. Küçük fikirlerle çalışıyorum. Opera gibi düşünmek yerine, küçük bir ikilemi sahnede büyütmeyi seviyorum: Hayat, ölüm ve Yunan hikâyeleri. Sadece bunları daha iyi anlatmak için basitleştirmek gerekiyor.

En sevdiğiniz koreograf kim?

Dürüst olmak gerekirse ben pek dans izlemiyorum. Film izlemeyi daha çok seviyorum ve en büyük ilham kaynağım Jan Švankmajer[1]. Bir kişinin beyninin çalıştığını görebiliyorum. Benim için bu bir tarzdan, yöntemden veya teknikten çok daha iyi.

Çağdaş dans gelişiyor. Sizce nereye gidiyor?

Aslında bu konuda bir fikrim yok. Trendleri biliyorum. Her yıl yeni bir renk ve stil getiriyor. Çağdaş dansın büyük ölçüde modanın kurbanı olduğunu düşünüyorum. Doğal değişim iyi bir şeydir. Her şey olması gerektiği gibi sabitlenseydi bu kötü olurdu. Fakat olması gereken doğal akışın dışında trendlere kurban gitmesini ve bunun farkında olunmamasını üzücü buluyorum.

Bu yazıyı onun kişisel web sitesindeki bir anlatımla bitirmek güzel olacak:

“Jo Strømgren, çalışmalarını belirli bir metot veya ideoloji üzerine kurmaz, belirgin bir ticari markası da yoktur. Çeşitliliği bazen tanımlamak zor olabilir; bazıları onu çok disiplinli bir dahi olarak görürken, diğerleri sadece bir amatör olarak nitelendirir. Görüşler farklılık gösterir. Bazı ülkelerde politik bir sanatçı olarak kabul edilirken, diğerlerinde sadece bir eğlendirici olarak görülür. Bu, insanların hangi eserlere maruz kaldığına, ne zaman ve nerede olduklarına bağlıdır. En az ortak payda ise genel olarak dünyaya karşı kötümser, ancak insan merkezli bir bakış açısı olabilir. Her ne kadar her prodüksiyon form, estetik ve soyutlamalarla sarılsa da, genel hedef oldukça açıktır - son derece üzücü insan davranışlarını işaret etmek. Bu durumun etkisi olup olmadığı veya sadece “evrende bir osuruk arayışı” mı olduğuna karar vermek izleyicilere kalmıştır.

Kendini oldukça kenarda kalmış küçük bir ülkenin sakini olarak gören Strømgren, kaybedecek pek bir şeyi olmadığını düşünür. Meydan okuma ne olursa olsun. Sonuç olarak, çalışmaları korkusuz olarak tanımlanabilir, "ayıyı vurmadan postunu sat" mottosunu takip eder. Mükemmellik onun bir erdemi asla olmamıştır, yerel veya uluslararası gelenekler tarafından sınırlandırılmış hissetmemiştir. Bu liberal yaklaşım, tekerleğin bazı yeniden icatlarına izin verir. Bununla birlikte, gerçek fikirlerin açığa çıkmasına da olanak tanır.”

Jo Strømgren Kompani, enerjik üç koreografinin bir araya geldiği “Made in Oslo” adlı programıyla 21-22 Kasım’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda İstanbullularla buluşacak. Gösterimlerin biletine buradan ulaşabilirsiniz.

[1] Gerçeküstücü sinemanın önde gelen isimlerinden olan Svankmajer, 1934’te Prag’da doğdu. Uygulamalı Sanat Okulu’nda okuduktan sonra Prag Güzel Sanatlar Okulu’nda kukla eğitimi aldı. 1964 yılında oyuncuları, maskeleri ve canlandırmayı birleştirdiği ilk canlandırma filmini çekti. Kısa filmleri ile ön plana çıksa da uzun metraj filmleri de olan usta yönetmen, kısa animasyonlardan sonra “Alice Harikalar Diyarında” ile sıra dışı bir Alice versiyonunu izleyicilerle buluşturdu. Bu film Annecy Büyük Ödülü’ne layık görüldü. 

0
1683
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage