
Moda Sahnesi’nin yeni oyunu, William Shakespeare’in Hamlet’inde geçen olaylardan ve karakterlerden esinlenerek Bulgar şair, oyun yazarı ve yayıncı Nedyalko Yordanov tarafından yazılan Gonzago’nun Öldürülüşü üzerine bir inceleme yazısı.
Gonzago’nun Öldürülüşü, William Shakespeare’in Hamlet tragedyası içinde yer alan ve sıklıkla “oyun içinde oyun” tekniğinin edebiyat ve tiyatro tarihindeki en güçlü örneklerinden biri olarak işaret edilen, -iki perdeden oluşarak, iki saat on beş dakika sürdüğü için- uzun fakat hem Hamlet’in kanıt aracı hem ayna yüzeyi hem de kendi yazgısının bir provası olarak merakımızı fazlasıyla cezbeden bir tiyatro metni. Oyunda Hamlet’in bizzat yeniden düzenlediği Gonzago’nun Öldürülüşü, yalnızca dramatik bir araç değil; hakikat, temsil, suçluluk ve seyirci bilinci üzerine komedi türü üzerinden derin bir düşünme alanı açıyor. Bu alanın açılmasında oyunun yazarı Nedyalko Yordanov’un büyük etkisi var ve bu alanı görmemizi, hatta seyirciler olarak dahil olmamızı sağlayan, Hüseyin Mevsim’in çevirisiyle Kemal Aydoğan’ın rejisi, Bengi Günay’ın dekor tasarımı bu duruma önemli ölçüde etki sağlıyor.
Hamlet’in Önemli Stratejisi: “Oyun, Kralın Vicdanını Yakalayacağım Şeydir.”
Gonzago’nun Öldürülüşü, Danimarka Kralı’nın (yani Hamlet’in babasının) uykusunda kulaklarına zehir dökülerek öldürülmesini konu alıyor. Bu sahne, Hamlet’in babasının hayaletinden öğrendiği cinayetin neredeyse birebir sahnelenmesidir. Ancak oyunun asıl önemi, anlattığı hikâyeden çok nasıl ve neden sahnelendiğinde yatar. Yönetmen bir oyun kurucu olarak Hamlet’in neye odaklandığına bir bakalım: Hamlet’te hakikatler doğrudan deneyimle değil, temsille açığa çıkar; hayaletin anlattıkları şüpheli; tanrısal mı, şeytani mi olduğu belirsizdir. Hamlet’in önemli stratejisi bu yüzden ortaya çıkar zaten:
“The play’s the thing / Wherein I’ll catch the conscience of the king.”
Gonzago’nun Öldürülüşü oyunu bu nüvelerle devreye girer ve Hamlet’in sahnelemek istediği Gonzago’nun Öldürülüşü, Mousetrap (Fare Tuzağı) olarak adlandırılır. Hamlet, kendisi ile amcası Claudius arasındaki kedi-fare tarzı çatışmaya atıfta bulunuyor olabilir ya da bu oyun sadece amcasının yüzüne karşı “korkak fare” diyemediğinden dolayı kurnazca onu damgalamak istemesinin bir yoludur, belki de şöyle bir soru sormamız gerekir; “Korkak Fare” yaftası Hamlet’te örtük bir psikolojik durum olarak kendi edilgenliği ile baş etmesinin yolunun katil amca temsili üzerinden bertaraf etme isteği ilgili olabilir mi? Varsayımların ve oluşabilecek soruların yanıtlarını bulmuş bir oyun yazarı olarak Nedyalko Yordanov, Gonzago’nun Öldürülüşü’nde gerçeği yeniden kurmak istemiyor olabilir mi, gerçeklerin vicdan üzerindeki etkisini test etmek istiyor belki, olamaz mı? Çünkü; kim hakikate sahip, kim sadece bir anlatıya? Hamlet’in dünyasında hakikat, ancak bir sahneleme anında dayanılmaz hâle gelir. Anlatı komedi türü üzerine inşa edilmiş olsa da!
Girişi Var Çıkışı Yok: Elsinore Sarayı
Oyunun dikkat çekici yönlerinden biri, neredeyse sözsüz bir pandomim olarak başlaması. Sessizlik ve jestlerle içinde bulundukları durumu anlatan oyuncular içi malzemelerle dolu üç sandıkla Elsinore Sarayı’nın satranç tahtası zeminine ayaklarını basarlar. Jestlerinden ve mimiklerinden anlarız ki bir sarayın içinde olmanın şaşkınlığı içerisindedirler fakat aynı zamanda mutlulardır. Çünkü tek istekleri artık gezici bir tiyatro gurubu olmaktan çıkıp, yerleşik tiyatro olabilmek, hatta sarayın himayesine girerek para kazanmayı garantileyip, oyuncular olarak hak ettikleri itibarı kazanmaktır. Sessiz ve bir o kadar coşkulu pandomimleri içerisinde nereye düştüklerinin farkında değillerdir tabii, henüz!
Oyun oynanmaya başlar başlamaz makus talihlerine doğru sessiz fakat gürültülü şekilde ilerleyen oyuncuların –Elsinore Sarayı’ndaki kadar olmasa da- kendi aralarındaki çekişmeleri, arzuları ve hırsları da açığa çıkmaya başlar. Hamlet tarafından ellerine tutuşturulan Gonzago’nun Öldürülüşü oyunuyla etliye sütlüye hiç karışmayıp, sadece oyunu oynayarak sarayın yüksek mertebesine mazhar olacaklarını düşünerek devlet sanatçısı madalyalarıyla ve bol parayla ödüllendirilmenin hayalini kuran gezici tiyatromuz; Hamlet’in hayaletinin ne menem bir şey olduğunun neredeyse son çeyreğe kadar farkına varmazlar. Grubun tecrübeli oyuncusu Benvolio (Sedat Küçükay tecrübeli ama edilgen karakter profilini tam yansıtıyor) arkadaşlarını sürekli uyarır, bu oyun onların sonunu getirecek bir oyundur ama uyarıları dikkate alınmaz; çünkü sönmekte olan bir mum ışığı kadar bile etkili değildir. Son düzlükte artık her şey açık seçik anlaşılmaya başlanırken girişi olan Elsinore Sarayı’nın bir çıkışının olmadığı netleşir.
Oyuncuların kendi aralarındaki çekişmeleri ve saray oyunlarına adaptasyonları bir yana oynamaları istenen oyunun içerisindeki cinayet sahnesinde jestler ve imgeler üzerinden anlatılan “öldürülüş” asıl sessiz pandomimin sahne üzerinde gerçekleştiğinin kanıtı gibidir. Bu sessizlik, seyircinin –özellikle oyunu izleyecek olan Kral Claudius’un tabii– kaçacak bir savunma alanı bulamamasını sağlayacaktır. Sözcüklerin yokluğuyla, sadece hareketler ve mimikler üzerinden anlatılan gerçekte neler olduğu meselesi suçluluğun daha çıplak bir biçimde açığa çıkmasına neden olur.
Sesini duyduğumuz ama fiziki olarak görmediğimiz Claudius oyunu yarıda keserek salonu terk eder. Bu durum Shakespeare’in en çok üzerinde durduğu tiyatronun, yani herhangi bir şeyi sahneliyor olmanın, ulaştığı noktayı göstermesi adına önemli: Sahneleme ve temsil, gerçeğin üzerindeki tüm savunma mekanizmalarını deler. Nedyalko Yordanov, Shakespeare tiyatrosuyla ilgili bunu özümsemiş bir oyun yazarı olarak Gonzago’nun Öldürülüşü’nü Hamlet’e yazdırırken böyle bir trajediden nasıl bir komedi, nereye kadar gidecek bir satranç oyunu kurgulayacağını çok iyi biliyordu. Horatio rolü (Mehmet Solmaz müstehzi gülüşüyle bu rolün hakkını sonuna kadar veriyor) sırf bunu görüp anlamamız için var desem yanlış bir tespitte bulunmuş olmam sanırım; zira oyunun nasıl sonuçlanacağını bilen tek kişi Horatio’ydu.
Oyuncular ve Bir Oyuncu Olarak Seyirci
Oyunu sahneleyen oyuncular için asıl macera bundan sonra başlayacaktır. Sessizlik, aşırı yüksek sese, görkem ve şaşaa çok büyük yaşamsal tehdide, eğlence trajediye, onur ve sadakat hayatta kalma güdüsüyle ihanete, gezici tiyatromuzu refaha kavuşturacak para pula dönüşür. Gonzago’nun Ölümü oyunu, yalnızca Claudius’un suçunu ifşa eden bir mekanizma değildir aslında; aynı zamanda Hamlet’in gelecekte yapacağı eylemin taslağıdır; tiyatroda cinayet mümkündür ama Hamlet’in dünyasında eylem felçli olduğu için, bu durumu ortadan kaldıracak tek şey yeni bir oyun ve bu oyunu sahnelemek için Elsinore Sarayı’nda dönen oyunlardan bir haber olacak oyunculardır.
Barış Yıldız gezici tiyatronun yöneticisi olan Charles karakterinde coşkuları, heyecanı, tiyatro tutkusu ve baştan sona doğal tavrıyla çok iyi bir performans sergiliyor. Hem topluluğun hem de sergileyecekleri oyunun omurgası niteliğinde olan Charles kurnaz ve oyunbaz olmayan kişiliğiyle son derece doğal niyetli bir yerden oyunun temposunu, disiplinini, sahne düzenini belirliyor fakat bir otorite figürü olmadığı için oyuncularla ilişkisi kaygı ve sorumluluk üzerine kuruluyor. Özellikle oyunun son sahnelerindeki anlarda sürekli sınanıyor oluşundaki sahiciliği komedi gibi başlayan ama trajedisi giderek belirginleşerek kararan bir dünya resmi görmemiz adına Charles’ın varlığı önemli kılınıyor. Charles’ın karısı rolüyle Esra Kızıldoğan topluluğun tecrübeli ve kıskanç kadın figürü olarak hâle yola konulması gereken, hırçınlık yaparak huzursuzluk veren rolde ikna edici. Genç oyuncular Talha Kaya, Elif Gizem Aykul (yalan ve entrikalar adına saraya en yakışan karakterdeki dinamizmiyle harika) suflörü oynayan Hakan Kargidanoğlu ve Ophelia’yı oynayan Sevgi Temel’in (yavaş yavaş deliren Ophelia’yı çok iyi oynuyor) iki saat on beş dakika süren oyunu sıkılmadan izlememize sebep olan performansları saymakla bitmeyecek kadar önemli.
Polonius rolünde Uluç Esen’i ve celladı oynayan Mehmet Tekatlı’yı ayrıca yazmak gerekiyor. Uluç Esen Polonius rolünde kralın başdanışmanı bir dalkavuk olarak ses tonu, bakışları, vücut ritmiyle tam da öyle bir adam olmanın hakkını sonuna kadar vererek oynuyor. Cellat tepeden tırnağa bir kötülük metni veya resmi gibi karşımızda dikiliyor. Bir saray sanatçısı olmanın -ya da bir devlet sanatçısı- olmanın dinamiklerini nelerin belirlediğini ve bu “dinamiklerin” nasıl birer “dinamite” dönüştüğü, diğer yandan kötülüğün bir anda nasıl sıradanlaşarak normalleştirildiği başdanışman Polonius ve cellat üzerinden olduğu gibi, çırılçıplak gösteriliyor. Hamlet’in politik fonunun şah damarı kulağa dökülen zehirle harekete geçerken Gonzago’nun Öldürülüşü’nde kulağa dökülen zehrin (temsili dahi olsa) ne derece ağır siyasi arka planı ve siyasi sonuçları olduğunu görüyor, Gonzago’nun Ölümü’nü değil “öldürülüşü”nü izliyoruz.
Bu noktada satranç tahtası bir zemine yerleşmiş olarak, yani sahneyle iç içe bir sahne düzeninde saray entrikalarıyla dolu bir oyuna şahitlik ederek “oyun içinde oyun” izlemek izleyene de sorumluluklar yüklüyor. Ne sanmıştınız, oyun bittikten sonra bu temsiller, bu kavgalar, gürültüler, çığlıklar, öldürülüşler benimle ilgili değil diyerek oyunu coşkuyla alkışlayıp evinizin yolunu mu tutacağınızı? Gonzago’nun Öldürülüşü, yalnızca Hamlet’i, Claudius’u değil aynı zamanda seyircinin kendisini de ilgilendiriyor; hatta açıkça hedef alıyor da diyebiliriz. Tiyatronun doğası böyledir; Shakespeare söz konusu olursa bu doğal durumla yüzleşmemiz daha da gerekli hâle gelir. Shakespeare’in rolleri sürekli değiştirmek gibi kötü bir huyu olduğundan dolayı şahit olduğumuz oyun bizi tanıkken, sanık pozisyonuna düşürebilecek kadar güçlüdür.
Böylece tüm hatlarıyla netleşen tabloda net olarak şu nüveleri görüyoruz: Hamlet’te Hamlet seyirci, Claudius izlenen, oyuncular yargıç, seyirci (yani bizler) tanıkken, Gonzago’nun Öldürülüşü oynanırken Claudius ilk kez seyirci, Hamlet ilk kez kontrolü eline alan, tiyatro ise ahlaki bir sorgu mahkemesine dönüşüyor. Bu açısıyla Gonzago’nun Öldürülüşü, bir hikâye anlatmaktan çok, seyretme eylemini sorgulayan bir yapı kazanıyor. Ne Hamlet ne de seyirci artık pasif değil. Nedyalko Yordanov’un bir kez daha ne kadar iyi bir oyun yazarı olduğunu görüyoruz. Yordanov’un Bulgarista’nın siyasi tarihine dair deneyimlediği her ayrıntı Hamlet’i tekrar yorumlarken kendi deneyimlerini kullanmasına kuvvetle muhtemel yol açtı. Yordanov’un aktif üretimde olduğu yıllar boyunca Rus emperyalizmi ile Doğu Avrupa halklarının çatışmalı durumu onun 1966-1968 yılları arasında yazdığı üç oyunun Bulgaristan devleti tarafından oynatılmayarak yasaklanmasına sebebiyet verdiğini öğreniyoruz. Sadece Danimarka Krallığı’nda değil tüm krallıklarda çürümüş bir şeyler var!
Domino Taşı Etkisiyle MetaTiyatro
Gonzago’nun Öldürülüşü ile dokuzuncu oyunlarına imza atan Moda Sahnesi’nden bahsetmeden yazıyı bitirmeyeceğim. Sahneledikleri her oyunla tam anlamıyla bir metatiyatro (aynı anda komedi ve trajediyi yansıtan, seyirciyi de aynı anda oyuna dahil eden) temel prensibini benimseyen, birlikte çalışmaya ve üretmeye önem veren yapısıyla kıymetli bir kurumla karşı karşıyayız. Tek başına veya çoğul oyuncu performansları, minimalist veya büyük sahne tasarımları (Bengi Günay’ın sahne tasarımları çok iyi) komedi ve trajedinin birlikte yer aldığı hikâye anlatımları, ele alış tarzı ve iç dinamikleriyle dönüşebilmeye açık Kemal Aydoğan rejisi diye bir durum var. Aydoğan rejisiyle ilgili en sevdiğim şey –ki bunun Gonzago’nun Öldürülüşü ile bir kez daha şahit oluyoruz– sahneye uzun veya kısa tiratlarıyla, bir tecrübeye tabii olarak hiyerarşik düzen gerektirmeksizin hangi oyuncu çıkarsa çıksın başrol olmaları. Buna bayılıyorum, zira bu durum inanılmaz bir seyir keyfi ve özellikle genç oyuncularla ilgili de keşif alanı açıyor. Sırf bu durumu seyrediyor olmak bile metatiyatronun domino taşı etkisini görmemiz adına çok önemli.
Metatiyatro yaklaşımının tam tezahürü niteliğiyle eğlenceli başlayan bir sürecin çığlık atılan bir işkenceye dönüştüğü, son derece stilize ve tereddüt içermeyen, doğrudan sonuçları olacak eylem niteliğiyle Hamlet’in tam zıttı bir yere konumlanan hem tekil hem de Hamlet’le karşılaştırmalı izlenmesi adına önemli bir oyun olan Gonzago’nun Öldürülüşü’nü izlemenizi dilerim.
Gonzago’nun Öldürülüşü’nü 14 ve 15 Nisan’da Moda Sahnesi’nde izleyebilirsiniz.