06 MART, CUMA, 2026

Işıltılı Sahnenin Ardına Bir Bakış: “EPiC: Elvis Presley Konserde”

Baz Luhrmann’ın, Elvis Presley’nin hikâyesini arşivlerdeki daha önce kullanılmayan ses ve konser kayıtlarıyla anlattığı filmi EPiC: Elvis Presley Konserde üzerine bir yazı.

Işıltılı Sahnenin Ardına Bir Bakış: “EPiC: Elvis Presley Konserde”

“İmaj başka bir şeydir, insan olmak başka. Bir imajın hakkını vererek yaşamak gerçekten çok zor.” - Elvis Presley, 1972

Baz Luhrmann’ın son filmi EPiC: Elvis Presley Konserde (Elvis Presley in Concert), Elvis’in hikâyesini kullanılmayan ses kayıtları ve konser görüntülerinden oluşan bir filmle anlatıyor. Luhrmann’ın Warner Bros. film arşivlerinde bulduğu yüzlerce saatlik konser kayıtlarından kurguladığı film biçim bakımından 2022’de çektiği kurmaca Elvis filmiyle ilişkilendirilebilir. Hatta, bu filmle kurduğu Elvis anlatısını gerçek Elvis’in dokümanlarıyla pekiştirdiğini söylemek mümkün. Kendi türü içerisinde konser filmini bir hikâye etrafında şekillendiren Luhrmann, Elvis’in hayran kitleleri dışında kalıp yargılarla bilinen olgunluk dönemi konser dönemlerini yapıbozumuna uğratıyor. Öte yandan Luhrmann, kullandığı kurgu ve görüntülerle Elvis hayranlarına keyifli bir izleme, genel seyirciye de Brett Morgen’ın Moonage Daydream’iyle birlikte belgesel/konser filmi/essay melezinin son örneklerinden birini sunuyor.

Bir Postmodern Kolaj Olarak EPiC

Luhrmann, Elvis dünyasına pek yabancı sayılmaz. 2022 yılında Austin Butler’ın oynadığı Elvis filmiyle Elvis’in kurmaca bir dışavurumunu sergilemişti. EPiC ile ise diğer filmin inşa ettiği Elvis anlatısı üzerinden “Elvis Presley kimdir? Elvis Presley’nin konserleri ve ardındaki adam kimdir?” gibi sorularını gerçek Elvis Presley’e yöneltiyor. Film, Elvis Presley’nin off-screen söyleşisiyle başlıyor. Elvis’in 1969 yılına kadarki süreci montaj sekansla seyirciye aktarılıyor. Müziğe çocukken ilgi salması, 1950’lerde Sam Phillips zamanları ve 1956’da televizyonlarda sansasyon yaratmasıyla ilerleyen süreç, Elvis’in ilk dört filmi, askerlik süreci ve askerlik sonrası menajeri Albay Tom Parker’ın akıllara durgunluk veren yöntemleri sonucu Elvis’in birbirine benzeyen önemsiz filmlerde yer almasıyla devam ediyor. Lakin filmde geçmese de ‘68 Comeback Special ya da esas ismiyle Elvis, Elvis’in kariyerinde bir dönüm noktası hâline geliyor. Ancak, 1969 yılında sekiz yıllık aradan sonra canlı performanslara dönüşü ve albümlerindeki kalitenin artışı Elvis’in dönemin müzik sahnesindeki çağdaşlarına tekrar ulaşmasını sağlıyor. İşte esas anlatı burada başlıyor: Elvis’in That’s the Way It Is ve Elvis on Tour filmlerinden özenle seçilen performanslarıyla Luhrmann, Elvis’in kendi hikâyesini ve müziğe olan tutkusunu ele alıyor.

Baz Luhrmann’ın Elvis biyografi filminin çekimleri esnasında Kansas’ta bulunan tuz madeninin altında konuşlanan Warner Bros. arşivlerinde bulduğu yüzlerce saat görüntüyü başta bu filmi için kullanmayı istiyor. Ancak bulduğu görüntü sayısı artınca Luhrmann, münferit bir film yapmaya karar veriyor. Elvis Presley’nin hayatı zaten This is Elvis, Great Performances, Lost Performances, Elvis by the Presleys veya Thom Zimny’nin Elvis Presley: The Searcher gibi belgesellerle son 45 yıldır işlenegelmekte. Baz Luhrmann, diğer filmlerinde olduğu üzere ışıltılı, gösterişli ikonografisini Elvis’le şekillendirmekten kaçınmıyor. Luhrmann, filmlerinde kullandığı müziklere remiksler yaparak yahut anakronistik tercihlerde bulunarak postmodernist bir anlatı inşa ediyor. EPiC filminde de her ne kadar konser filmlerinden kullandığı görüntüler ve şarkılar varsa da bazı görüntülerin seslerinin olmaması veya stilistik tercihler nedeniyle birden fazla veriyi Jamieson Shaw ile tekrardan düzenlediği Elvis şarkılarıyla harmanlıyor. Hatta filmin bir yerinde Bono’nun kendi sesinden “American Dream” şiirini de dinlemek mümkün. Luhrmann, 2022 tarihli Elvis filminde olduğu gibi kabukta görünen gösterişin içerisindeki Elvis’in kaynayan müzikal enerjisini ve kabuğun içerisindeki yalnız Elvis’i anlatmaya çalışıyor.

​Konser görüntüleri Elvis’in 1970’lerde yaptığı basın toplantısı demeçleri, “Elvis on Tour” zamanı çekilen röportajlar ve ses kayıtlarıyla melezleniyor. Tıpkı Brett Morgen’ın Moonage Daydream’de yaptığı gibi türleri birbirine büküyor. Konuşan kafalardan istifade ederek sözü filmin konusu olan kişi, yani Elvis’e bırakıyor. Böylece EPiC, konvansiyonel bir kronolojik anlatının ötesine geçerek duyuların ön planda olduğu bir “deneyim sinemasına” dönüşüyor.  Belgeyi bilgi vermekten öte hissettirmek için kullanarak Elvis külliyatını modern bir dille yeniden inşa ediyor. Ancak bu postmodern kolajın, bunca ışıltı ve ses katmanının altında asıl hangi Elvis’i aradığı, Elvis’in kim olduğu soruları baki kalıyor.

Postmodern Dünyada Elvis

Elvis, filmde “Birçok şey dendi hakkımda. Şimdi söz sırası bende”, diyor. Elvis, film boyunca müzik tutkusundan, annesinden, hüsrana uğrayan sinema kariyerinden, sahnelere dönüşünden bahsediyor. Ancak bu kabukları soyduğumuzda Elvis’in kariyerinin başından beri dış merciler tarafından didiklenmesi sonucunda nasıl yalnızlaştığını ve kaçınılmaz erken ölümünün işaretlerini filmde görüyoruz. Luhrmann, bilinçli olarak “That’s the Way It Is ve Elvis on Tour”dan kullandığı görüntülerde Elvis’in aşırı yakın planlarını kullanıyor. Elvis, ışıltılı dünyasının ardında herkes gibi nefes alan, anlaşılmayı isteyen ve konserlerinde seyirciyi çılgına çeviren performanslarının ardında yalnızlığı hissettiren bakışları, terleri ve savunmasız mimiklerini sergiliyor.

Arşiv görüntülerinde 1950’lerde ev kameralarıyla çekilmiş konserlerini de görüyoruz. Ayrıca 1955’te henüz ülke çapında üne kavuşmayan Elvis’in panayırdaki konseri, 1957’de renkli ve siyah beyaz konserlerini de. Elvis film süresince müzik ve sahnenin adeta bir kaçış alanı olduğunu söylüyor. Hayran ilişkilerini işin parçası olarak gördüğünü ve sürekli hayranları memnun etme kaygısını dile getiriyor. Elvis’in efor sarf ederek kadınları, erkekleri ve her yaştan kitleyi konserlerinde çılgına çevirmesi onun sahne karizması ve yorumculuğunun gücünü gösteriyor. Lakin konser dışındaki Elvis ya düşünceli şekilde arabasından bakıyor ya da asansörde yorgun bir şekilde tükeniyor. Filmde Priscilla ve Lisa Marie’nin arşiv görüntüleri dışında Elvis’in ikisinden bahsettiğini duymuyoruz. Hatta önceki filmde de Priscilla’nın pek yer almaması eleştirilen noktalardan biriydi. Öte yandan Elvis’in siyasi konularda sessiz kalmasını Luhrmann, Elvis’in Walk a Mile in My Shoes ve In the Ghetto şarkılarıyla açıklamaya çalışıyor. Belki Luhrmann, Elvis’in bu konulardaki görüşlerini dile getirmesi bakımından daha ihtiyatlı ve cesur bir hareket sergileyebilirmiş.

​Tüm bunlar ışığında EPiC: Elvis Presley Konserde, Elvis’in film boyunca bizzat dile getirdiği o meşhur içsel çatışmasının sinematik bir kanıtı niteliğinde. Luhrmann, bu postmodern kolajla seyirciye sadece parıldayan bir ikon sunmuyor. Aynı zamanda Elvis’i güçlendiren ama bir o kadar da yutan o devasa imajın altında nefes almaya, anlaşılmaya ve en nihayetinde sadece müziğiyle var olmaya çalışan bir insanın hüzünlü portresini de resmediyor. Belki de Elvis, ölümünden yıllar sonra ilk kez, bu filmle kendi efsanesinin ağırlığından sıyrılıp sadece kendisi olarak karşımıza postmortem bir şekilde çıkıyor.

27 Şubat’ta vizyona giren EPiC: Elvis Presley in Concert’ı sinema salonlarında izleyebilirsiniz.

0
221
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage