26 ŞUBAT, PERŞEMBE, 2026

Eril Arzuların Arşivlenmesi: “Masumiyet Müzesi”

Orhan Pamuk’un aynı adlı romanından diziye uyarlanan Masumiyet Müzesi’nin anlatı dünyasını sevgi, arzu ve mülkiyet arasındaki gerilimli yapı üzerinden ele alan bir yazı.

Eril Arzuların Arşivlenmesi: “Masumiyet Müzesi”

Müze kavramı, içerisinde birçok anlamı barındırır. Müze; biriktirilen, saklanan ve dondurma arzusu taşıyan bir mekân olarak basitçe tanımlanabilir. Zaman ile oynadığı oyun düşünüldüğünde geçmişi bugüne taşıyabilir ancak aynı anda onun canlılığını ve sürekliliğini elinden alarak dondurulmuş bir temsile de dönüştürür. Yaşamın içerisindeki bağlamından kopan nesne burada yeni bir bağlama yerleştirilmesiyle kendi akışını kaybedip kurgulanan hikâyenin bir parçası olur. Bu nedenle müze, seçmenin olduğu kadar elemenin ve yeniden kurmanın da mekânı olarak düşünülmelidir. Bu sebeple Füsun’un yaşadığı hayatı Kemal’in kurguladığı bir anlatı olarak ele almak yerinde olacaktır.

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanı, 2008 yılında yayımlandı ve akabinde yazar tarafından oluşturulan kurgusal müzesiyle o dönemde oldukça ses getirmişti. Çukurcuma’da bulunan müze, dizinin popülerlik kazandığı şu günlerdeki kadar yoğun olmasa da o dönemde de ziyaretlere ev sahipliği yapmıştı. Dizi formatında uyarlanan ve Netflix tarafından yayımlanan Masumiyet Müzesi’nin yönetmenliğini Zeynep Günay üstlenirken başrolleri ise Kemal rolünde Selahattin Paşalı ve Füsun karakteriyle Eylül Lize Kandemir paylaşıyor. Dizinin oyuncu kadrosunda Tilbe Saran ve Ercan Kesal gibi isimleri de görmek mümkün.

Masumiyet Müzesi, 1970’ler İstanbul’unun sosyetesinin önde gelen bekarlarından olan Kemal ile onunla aynı sosyal statüye sahip sevgilisi Sibel’in, tüm çevrelerinin mantıklı bulduğu ilişkilerini evlilikle taçlandırmak üzere ciddileştirme niyetlerini merkezine alarak başlar. Sibel’le nişanlanma sürecine giren Kemal, hayatını mutlulukla sürdürürken, Sibel’in bir butiğin vitrininde beğendiği çantayı sevgilisine sürpriz yapma umuduyla almak istemesinin akabinde, butikte küçüklüklerinde birlikte oyunlar oynadıkları uzaktan akrabası Füsun ile karşılaşır. Bu karşılaşmanın ardından gelişen olaylar, Füsun ve Kemal’i bir araya getirir ve ikili tutkulu bir yasak aşk yaşamaya başlar. Bu aşkın peşinde Sibel’den ayrılan ve Füsun’u sekiz yıl boyunca bekleyen Kemal, acılarla ve mutluluklarla deneyimlediği uzun süreçte Füsun’a ait eşyaları gizlice almaya ve biriktirmeye yönelir. Tüm bu hikâyenin sonunda ise tamamen imkânsızlaşan aşkı, Füsun’a ait nesnelerin sergilendiği bir müzenin açılmasıyla son bulur.

***Yazının bundan sonraki bölümü spoiler içerebilir***

Öncelikle Selahattin Paşalı başta olmak üzere dizinin güçlü oyunculuk performanslarıyla bezeli olduğunu söylemek gerekir. İlk bölümlerde izleyiciye bazen altı çizilerek bazen de alelade bir sahne gibi atılan kancaların dizinin son bölümlerinde tekrarlanması ya da tamamlanması, Anton Çehov’un “bir sahnede silah görünüyorsa o silah mutlaka patlar” sözünü hatırlatır nitelikte. Dizi, söylenen sözlerin ve ortaya koyulan eylemlerin neredeyse hiçbirinin boşa düşmediği bir anlatı yapısı inşa etmeyi başarıyor. Ancak bunu yapış biçimlerinde yer yer rahatsızlık yarattığı da söylenebilir. Örneğin, Füsun ve Kemal’in yolda karşılaştığı kazada kırmızı elbiseli kadının başını çarparak arabanın içinde ölmüş olması ve Füsun’un bu andan etkilenmesinin altı abartılı bir biçimde çizilip dizinin sonunda başarılı bir biçimde tamamlanırken, Füsun’un gözlerini kapattığında ayçiçekleriyle dolu bir tarla gördüğünü söylemesinin ardından izleyiciyi dizinin sonuna giden süreçte ayçiçeği tarlasına çok fazla vurgu yapıyor olması Zeynep Günay’ın bu incelikli sahneleri anlaşılmama korkusuyla fazlaca dikte eder bir tavırda ekrana aktarmayı seçtiğini gösteriyor.

Masumiyet Müzesi, anlattığı hikâye bağlamında değerlendirildiğinde elbette izleyicilerin büyük çoğunluğu tarafından bir aşk hikâyesinden çok bir takıntının hikâyesi olarak yorumlandı. Kemal tarafından takıntıya dönüşen bu duygular, Füsun’un, onun hayatında psikanalitik anlamda bir eksik nesne olarak kalması ve bu eksikliğin yerini ise Füsun’un ikameleri ile doldurma çabası olarak değerlendirilebilir. Kemal, Füsun’un önce izini tamamen kaybetmesi ve sonrasında ise evlenmiş olması sebebiyle sekiz yıl boyunca beklemek ve onun izini bıraktığı eşyalara sahip olmakla yetinmek durumunda kalır. Bu noktada, kadının bütününe bir mülkiyet gibi sahip olamayan bir erkeğin kadını parçalar hâlinde mülkleştirmesine yönelik bir pratiğin ön plana çıktığını görürüz. Füsun’un bir film yıldızı olmak istediği kocasının ise senarist olduğu ve Füsun için bir senaryo yazdığı bu yıllara yayılan süreçte Kemal, Füsun’a yakın olabilmek için film prodüktörlüğü yapmaya dahi başlar. Ancak Kemal, sektördeki erkeklerin Füsun’a olan ilgisini fark ettiği için ve hatta ünlü olduğu takdirde Füsun’u tamamen kaybedebileceğini bildiği için Füsun’un bu hayalinin önüne geçmek için çabalar. Tıpkı Füsun’un eşyalarını seçerek, eleyerek, kategorize ederek müzesinde ona bir anlatı kurguladığı gibi Füsun’un yaşamaya çalıştığı hayat da Kemal’in kurguladığı bir anlatıya dönüşür. Müze nasıl ki dondurulmuş bir zamanı ihtiva ediyorsa, hareketsiz nesnelere tümden sahip olma hâlini kendine içkin bir biçimde taşıyorsa Kemal Füsun’u da mobilitesinden yoksun, hareket etmesi engellenmiş bir karaktere dönüştürüyor. Füsun’un eksikliği ikamelerle doldurulmaya çalışılırken arzunun sürekli ertelenişi o arzuyu büyütüp canlı kılıyor. Dizide Füsun’un da bu durumun farkında olduğunu görürüz. Ne zamanki çıktıkları yolculukta konakladıkları otelde arzunun ertelenişi noktalanır, Füsun o zaman bir arzu nesnesi olarak artık Kemal’in bütünüyle sahip olduğu ve eksikliğin tamamlandığını bilir. Çünkü Kemal, müzesine ve arşivine aşık bir karakter olarak müzenin nesneleri yerine Füsun’un kendisine sahip olduğunda ikamelerin tümü anlamını yitirecektir. Ve hatta Füsun’un kazada hayatını kaybetmesinin, Kemal’in müzesinin başına gelebilecek en anlamlı olay olduğunu düşündürtecek bir takıntı boyutundan bahsettiğimizi belirtmek yerinde olacaktır.

Masumiyet Müzesi gerek geçtiği dönem gerek hikâyesini anlattığı ve kesiştirdiği farklı sınıflar gerek erkekliğin ele geçirme arzusu gerekse bir kadının kendini gerçekleştirme hayalleri ve en nihayetinde müze fikriyle birçok farklı açıdan ele alınabilecek katmanlı bir yapıya sahip. Ancak tüm bu katmanların kesişim noktasında aşkın romantik bir deneyimden ziyade erkekliğin erişemediği arzu nesnesini ikameler aracılığıyla denetim altına alması olarak beliriverir. Dizi, arzunun eksiklikle kurduğu ilişkiyi, sevgi, arzu ve mülkiyet arasındaki gerilimli yapıyı ve nesnelere sahip olmanın, yarattığı bellek yanılsaması aracılığıyla iktidar olarak konumlanmasını sergiler gibidir. Müze bir anma mekânı değil, Füsun’un hareketinin elinden alındığı bir hapishane gibi de konumlanır. Bu noktada şu soru gündeme gelir: Arşivlenen gerçekten aşk mıdır yoksa iktidarını ilan eden eril arzunun kendisi mi?

Masumiyet Müzesi’ni Netflix’ten izleyebilirsiniz.

0
242
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage