15 HAZİRAN, PAZARTESİ, 2026

Efsaneyi Gerçeklikle Çürüten Modern Bir Trajedi: “Klinghoffer’in Ölümü” Operası

Luca Guadagnino yönetmenliğinde 19 - 26 Nisan 2026 tarihleri arasında Floransa Opera Binası Maggio Musicale Fiorentino’da sahnelenen The Death of Klinghoffer operasını ele alan yazı ve operada Mamoud rolünü seslendiren Levent Bakırcı ile kısa bir söyleşi.

Efsaneyi Gerçeklikle Çürüten Modern Bir Trajedi: “Klinghoffer’in Ölümü” Operası

Zamansız ve mekânsız bir alana açılıyor perde. Veya soyut bir mekân ve ebedi bir şimdiki zamana.

Babamın evi yerle bir edildi
Bin dokuz yüz kırk sekizde
İsrailliler
Sokaklarımızdan geçerken.
Ev taştan yapılmıştı
İçinde bir avlusu vardı
(…)
Temiz kuyumuzdan
Kimse geri çevrilmezdi.
(…)
O evden, bir kuşun yuva yapabileceği
Tek bir duvar bile
Ayakta kalmamıştı. İsrail
Her şeyi harabeye çevirdi.
Kendi suyumuzu içmek için para ödüyoruz.
Ve odunumuz
Bize satılıyor, ama yine de
Tek Tanrı'ya şükrediyoruz.
(…)
İnancımız
Onun kırdığı taşları alıp
Onun dişlerini kıracak.

Prolog, Sürgündeki Filistinliler Korosu

-Salonda alkış sesleri yükseliyor. 22.04.2026, Floransa-

Soprano ve alto seslerin naifliğiyle başlayan Sürgündeki Filistinliler Korosu’na tenor ve baslar da dahil olmaya başlıyor. Sahnede seslendirilen bu ağıt sırada Ella Rothschild’ın koreografisini üstlendiği, Botticelli’nin alegorik Mevsimler tablosundaki Sonbahar’ı çağrıştıran dansçılar, ağır hareketlerle sahnede belirmeye başlıyor. Rüzgârın veya yıkılan binalardan çıkan tozların hava akımına kapılışını temsil eder gibiler de biraz. Salaş kumaşlı kostümleriyle koronun arasında süzülüyorlar.

Lawrence Renes yönetimindeki orkestranın çaldığı akorlar, sakin yaylılar ve yumuşak flütler kademeli olarak kalınlaşıyor. Müzik giderek daha keskin, çatışma dolu ve isyankâr bir hâl alıyor.

Lorenzo Fratini yönetimindeki koro; Elena Pavinato ve Marta Solari’nin tasarladığı çift taraflı pelerinlerin yüzünün değiştirilmesiyle Sürgündeki Filistinliler (siyah pelerinler) ve Sürgündeki Yahudiler (gri pelerinler) olarak ikiye ayrılıyor. Pelerinler ters çevriliyor. Sürgündeki Yahudiler Korosu olarak, yaşanan acılar seslendirilmeye devam ediliyor:

Taksinin parasını ödediğimde, hiç param kalmamıştı,
Ve tabii ki, hiç bagajım da yoktu. Boş ellerim,
Kendini hatırlayan bu tutkuyu simgeleyecek.
(…)
Sen benim için Kudüs taşından bir diyarsın;
Yaraların kutsal yerler. Orada,
Ellerimin altında, Tapınağın son duvarı. Orada
Sahrâ Kubbesi. Ve orada apartman daireleri,
Anılara dikilmiş bir orman,
(…)
Komşunuz, beni içeri alan kişi,
O, bizim aşkımızın hikâyeleriyle büyüdü.

Prolog, Sürgündeki Yahudiler Korosu
-Salonda çıt çıkmıyor. 22.04.2026, Floransa-

Birinci perde, birinci sahne;
Artık bir mekânımız ve zamanımız var: Achille Lauro yolcu gemisi, sene 1985.

John Adams’ın müziğini bestelediği, Alice Goodman’ın İngilizce librettosunu yazdığı ikinci proje olan The Death of Klinghoffer; yaşanılan gerçek bir olaydan, siyasi içerikli bir kaçırma eyleminden esinlenilmiştir. 7 Ekim 1985 tarihinde İskenderiye’den Aşdod kıyılarına seyreden İtalyan yolcu gemisi Achille Lauro’nun, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) tarafından kaçırılmasını ve örgütün sunduğu taleplerinin yerine getirilmemesi sonucu tekerlekli sandalyeli, Amerikalı bir Yahudi olan sivil yolcu Leon Klinghoffer’ın öldürülmesini konu alır.

Eserde olaylar tarihsel gerçeklikle yansıtılır. Brechtyen denilebilecek bir mesafe, karakterlerin kendilerine ve olaylara dışarıdan baktığı üçüncü şahıs anlatım mevcuttur. Müzikal yapı olarak Johann Sebastian Bach’ın Passion eserlerinden etkilenilmiş, iki prolog ve iki perdeden oluşan bir operadır. Seküler bir oratoryoyu çağrıştıran büyük koro bölümleri; okyanusa, geceye, gündüze ve çöle adanmış sembolik ve anlatısal şiirlerdir. “Leon Klinghofferın ve aynı zamanda halkların çilesini temsil ederler.” - Alice Goodman.

John Adams eserini oluşturmaya 1989 senesinde başlar. Opera ilk defa 1991 yılında Brüksel’de yoğun güvenlik tedbiri altında sahnelenir. Fakat alınan tedbirler, eseri ve yaratıcılarını eleştirilerden korumaya yetmez. Başta Brüksel’deki temsil üzerine eleştiriler yağar. Ardından San Francisco Operası iki gösteriden sonra eseri programından kaldırır. Klinghoffer ailesinin eleştirileri de devrededir. Goodman eserden nefret ettiklerini dile getirir. Neredeyse on yıl boyunca ABD'deki hiçbir opera kurumu Yahudi topluluklarının eleştirileri üzerine eseri sahnelemeye cesaret edemez. Eser Amsterdam ve Londra’da sahnelenir, fakat “konser” olarak. Boston Senfoni Orkestrası 2001 senesinde operayı programına alır. Fakat 11 Eylül saldırısını gerekçe göstererek üç koro bölümünü kaldırmayı, yerlerine Harmonium adlı eserini koymayı teklif eder. Fakat Adams bu teklifi reddeder. O zamanlar Berkeley, Kaliforniya Üniversitesi’nde profesör olan Richard Taruskin, eseri anti Amerikan, anti semitik ve anti burjuva olarak damgalar. Besteci John Adams'ı da (Klinghoffer ailesi gibi) teröristleri ve terörizmi romantize etmekle suçlar… Fakat bu da yetmez. 2014 senesinde Metropolitan Operası’nda sahnelenen eser yine ağır eleştiri yağmuruna tutulur. Anti-Defamation League (İftira ve İnkârla Mücadele Birliği) genel müdürü Abraham Foxman, gösterinin planlanan uluslararası televizyon yayınının iptal edilmesini talep eder. Adams tüm bu süre zarfında birçok kez ölüm tehdidi de alır. Yahudi topluluklarından yağan tepkiler sonucu uygulanan ya da uygulanmaya çalışılan sansür üzerine Adams, “Bu ülkede karşı tarafın hiçbir söz hakkı yok. Filistin halkının bakış açısının bir sanat eserinde sunulmasına hiçbir şekilde imkân tanınmıyor.” yorumunda bulunur.

The Death of Klinghoffer operası on iki sene sonra 19 - 26 Nisan 2026 tarihleri arasında, Floransa Opera Binası Maggio Musicale Fiorentino’nun ana salonunda; Luca Guadagnino yönetmenliği, birçok tasarımcı ve müzisyenin ahenkli elbirliğiyle üç defa sahnelendi. Daha doğrusu 1 Temmuz 2026 tarihine kadar devam edecek olan 88. Maggio Musicale Fiorentino Festivali’nin açılışını yaptı. Her sene mutlaka bir çağdaş eser sahnelemeye özen gösteren festivalin bu seneki çağdaş seçkisi de bu eserdi. Kadroda tanıdık bir isim de yer aldı. Mamoud karakterini canlandıran Levent Bakırcı, birinci perdeyi kapatan rolü ile seyirciyi kendinden geçirerek ayakta alkışlandı.

Ölmeden önce bu eserin sahnelendiğini bir daha göremeyeceğimi sanıyordum.” - John Adams, The New York Times.

Fotoğraflar: Michele Monasta

Eser polemiklerden özgürleşebildi mi?

Bir zamanlar Filistin yanlısı olmakla suçlanan eser, günümüzde siyonist bir konuya sahip olmakla, Filistin davasını terörist bir bakış açısıyla ele almakla suçlanmaya devam ediyor. En azından Firenze Per Palestina oluşumu, Maggio Musicale Fiorentino opera binası önünde ilk gösterim sırasında gerçekleştirdiği eylemin gerekçesini bu yönde açıkladı. Fakat bu eleştiri, sosyal medyanın da katkısıyla daha büyük bir karşı-eleştiri aldı… Eser, seyircileri ve tanıyanları tarafından savunuldu, desteklendi.

Aslında Firenze Per Palestina ve Maggio Musicale Fiorentino el ele verip beraber bir eylem gerçekleştirse ne güzel olurmuş. Yönetmen Luca Guadagnino’nun New York Times’a verdiği röportaja göre; Maggio Musicale Fiorentino genel müdürü Carlo Fuortes, bu teklifi duyduğunda hemen kabul etmiş. İtalyan basını ve eleştirmenler tarafından da cesurca bir seçim olduğu yönünde dile getiriliyor.

Aslında film yönetmeni olan ve Adams’ın bestelerini daha önce birçok filminde kullanmış olan Luca Guadagnino’nun, eserin ilk sahnelenişinden 35 sene sonra hem eseri hem de yaratıcılarını hak ettiği ilgiye ve saygıya kavuşturduğu söylenebilir.

Ben ikinci gösteriyi yakalayabildim. Size biraz ondan bahsetmeye devam edeyim. Sonrasında besteciye, librettiste ve eser hakkındaki yorumlarına da değineceğim.

Birinci perde; koro ve dansçıların soyut bir sahneyi, Möbius şeridine benzer yapısıyla (Yani şeridin her iki yüzünün de aslında tek ve aynı taraf olduğu, üzerinden bir nesne kaydırıldığında başlangıç noktasına geri dönen geometrik form.) metal sütunlardan ve koridorlardan oluşturulmuş yolcu gemisi tasarımına bırakmasıyla başlıyor.

Beyaz ve de seri üretim kıyafetleri, meraklı ve şaşkın ifadeleriyle yolcular, yolcularla birlikte kılık değiştirmiş Filistin Kurtuluş Örgütü militanları da gemiye biniyor.

Kaptan (Daniel Okulitch), kendisine tüm gece uyku tutturmayan, içini huzursuz eden bazı hisleri dile getirirken, sanki gelişecek olayların ön bilgilendirmesini de yapar gibidir. Gemi, rüzgârı Kaptan’ın anlatılarından alır, sözlerinden seyir hâlinde olunduğu anlaşılır. Komodinin üzerine bırakmak için cebindekileri çıkarttığı sırada, küçük bir metal zinciri görmesiyle aklına gelen bir ayrıntının kaygısına kapılır. Elini iki eliyle sıkmış, “Allah” dediğini anımsayan, karşıladığı dokuz yüz yolcudan sonuncusu. Fakat bunu düşünmek istemez. Manzara çok güzeldir.

Söz, keyfi yerinde bir İsviçreli Büyükanne’ye (Marina Comparato) bırakılır. Beyazlar içindedir büyükanne. Ondan ayrılmak istemeyen iki yaşındaki torunu da yanındadır.

Mürettebattan biri, Kaptan’a yaklaşarak gemide teröristlerin olduğunu bildirir. Çok geçmeden baskın gerçekleşir ve tüm yolcuları bir odaya toplayan silahlı FKÖ militanları kendilerini ve eylemi gerçekleştirme sebeplerini açıklamaya başlar.

Luca Guadagnino’nun üstlendiği, Axelle Ponsonnet’ın asistanlığını yaptığı sahne tasarımı ve Peter van Praet’in üstlendiği ışık tasarımının büyüleyici uyumunda ikinci sahne başlar.

Bir gece vakti güvertede, yıldızların altında, elindeki radyoyla Lübnan veya Filistin’den herhangi bir lokal kanala bağlanmak için frekansları kurcalayan FKÖ militanlarından Mamoud (Levent Bakırcı) var sahnede. Mamoud’un aryası sırasında sahnede beliren Kaptan, Mamoud’un iç dünyasına tanık olur ve aralarında bir konuşma gerçekleşir.

MAMOUD: “Haberleri sevmem,
Ama bayılırım
Hikâyeleri hep aynı olan
Şarkılara.
Aşıklar. Bir ayrılık
Zamanı. Adam için
Savaşta ölüm,
Şarkı ise kadının
ağıt yakması.
(…)
Eskiden silahlarla
Oynardım. İlk oyuncağım
Bunun gibiydi bir şeydi.
Gerçek bir silah. Beş
Yaşındaydım ve onu
Sürükleyip bir duvara
ilip,
Destekleyip ateş edip,
Sıcak metali
Ve patlayan mermiyi
Koklayıp, sesin tadını çıkarırdım,
Ta ki elim
Bükülmeyi reddedene kadar.
(…)
Ama annem
(...)
öldürüldü
Yaşlılarla
Ve çocuklarla birlikte
Sabra ve Şatilla'daki
Kamplarda
Yüce Tanrı'nın
Merhametiyle bana
Kafası kesilmiş
Kardeşimi gösterdiği
Ve merhametiyle
Kardeşimin gözlerini
Kapatmama
Ve yüzünü silmeme
İzin verdiği yerde…

Uluslararası sözleşme ile koruma altına alınmış; çocuk, kadın ve yaşlıların bulunduğu Sabra ve Şatilla kamplarında çocukluğunu geçiren Mamoud, İsrail Ordusu’nun kampta gerçekleştirdiği katliamdan bahseder. Kaptan; düşmanlarıyla da bu şekilde konuşursa barış sağlanabileceğini savunurken, Mahmoud karakteri gösteriyi yavaş yavaş seyirciler arasına taşımaya, aralarında dolanmaya başlar.

Fotoğraflar: Michele Monasta

MAMOUD: “O gün ki ben
ve düşmanım
huzur içinde oturup
her birimiz kendi davasını ortaya koyup
barış için çalışacağızdır
O gün umudumuz ölecektir
ve ben de ölmeliyimdir.”

Ve birinci perde, Gece Korosu’nun
İlyas'ın geri döneceğine inanır, Yahudiler;
Deccal kınayacak, Mesih;
yargılayacak, Ölüler, kötüler ve iyiler;
Ayırt edilecek, dünya yok edilecek;
ve yenilenecek. Hatta korku içinde uykusuz kalan insan bile;
ayırt edilecek (…) Kendimden korkuyorum, kendimden, kendimden.” Yankıları arasında, güvertedeki Mamoud’un namaz kılma temsilinin de bulunduğu; tüyleri diken diken eden, ağızları açık bırakan bir sahne ile kapanır.

Bu kadar yoğun ve estetik seviyeye ulaştıran bir sahne olmasından mı kaynaklı, yoksa hayatımda ilk defa bir opera sahnesinde İslami bir ibadet temsiline şahit olmamdan mı kaynaklı bilemiyorum ama… Giuseppe Verdi, zamanında nasıl da toplumun dışlanmış, marjinalleştirilmiş bireylerini ve yaşamlarını, eserlerinin merkezine koyup opera tarihinde bir kırılma veya sıçrama yarattıysa, kendimi o derece büyük bir ana tanık oluyormuşum gibi hissettim. Eser ilk defa 1991 yılında sahnelenmiş olsa bile.

Opera eserlerinde Hristiyan dualarına, ilahilerine, yani Hristiyan inanç pratiklerinin sahnelendiğine çokça tanık oluyoruz. Ama operanın Avrupa çıkışlı olmasından kaynaklı demekle yanılacağımızı sanmıyorum. Birçok opera eserinde İslami unsurlar, oryantalizm etkileri mevcut olsa da… bir İslami ibadet temsili pek de rastlanılan bir durum değil. Kim bilir opera tarihinde kaç defa gerçekleşmiştir.

Sahnedeki bu ibadet temsili, eserin daha yaratım aşamasında, 1980’lerin sonu, 90’ların başında kararlaştırılan bir ayrıntı mıydı? Yoksa bu gösteriye özel miydi? Gösterilerin ardından bu merakımı gidermeme yardımcı olan Levent Bakırcı; rejisör tercihine bağlı bir temsil olduğundan; kendisinin de -bu temsilin sahneleneceğini- ilk gösterimden önceki gece gelen bir e-mail yoluyla öğrendiğinden bahsetti.

İkinci perde açıldı. Gemideki yolculardan biri olan Leon Klinghoffer (Laurent Naouri) ve FKÖ militanlarından biri olan Rambo (Joshua Bloom) arasında suçlamalar ve aşağılamalarla dolu, yaraları kaşıyan bir diyalog…

LEON KLINGHOFFER: “Hiçbir zaman
Şiddet eğilimli bir adam
Olmadım;
Kime sorarsan sor.
Ben,
Sorunlardan kaçınmayı tercih eden biriyim, ama
Birinin size gerçeği söylemesi gerekiyor.
Buraya eşimle geldim. İkimiz de
İyi bir hayat sürmeye çalıştık.
(...)
İçinizde çok fazla öfke var.
Ve nefret. Biliyorum ki
Vaat Edilmiş Topraklardaki çocuklar
Sizin bombardımanınız yüzünden yer altında uyumayı öğreniyorlar.
(...)
Affedersiniz,
Büyükbabanızın kulübesi,
Koyunları ve keçisi,
Ve işlediği topraklar hakkında.
Siz sadece insanların ölmesini görmek istiyorsunuz."

RAMBO: Sürekli acılarınızdan şikâyet ediyorsunuz
Ama nerede yoksul insanlar toplanmışsa
Yahudilerin şişmanladığını görürler.
Nasıl hile yapacağınızı biliyorsunuz
(…)
İngiliz misiniz?
Balfour Deklarasyonunuz
Bölünmeye yol açtı
Ve Filistin ulusunun dağılmasına
İngilizce konuşulan her yerde
Sapıklık bulacaksınız
Ve her türlü pislik
Gizlice değil
Gece geç saatlerde,
Ama sokakta
Gündüz.
Sodomiye göz yumuyorsunuz.
Küfüre gülüyorsunuz.
Ezilenlere sadaka bile vermiyorsunuz.
Saatiniz ne kadara mal oldu?
Saf altından mı?
Bu satılsa kaç ağız doyurulabilirdi.
(…)

İkinci Perde, Sahne 1-a

Tüm bu kargaşanın arasında duş almaya hazırlanırken silah seslerini duyunca donup kalan, hem kilitli kapı ardında mesafesini koruyan, hem de gemiye binmeden önce yanına aldığı yemekleri idareli bir şekilde tüketip yalnız ölmeyi yeğleyen Avusturyalı bir kadın (Marina Comparato) ve leziz yemekler yemeği düşleyen, histerik bir İngiliz genç kız (Janetka Hoșco) da sahne de belirir.

Müzik git gide ıssızlaşır. Leon Klinghoffer’ın suya atılmış bedeni denizin dibine batarken, orkestra bir Gymnopédie -melankolik, yalnızlık ve yavaşlık hissi veren minimalist bir dans- çalar. Vurulmuş ve kan içinde yerde yatan Leon Klinghoffer (Laurent Naouri) Düşen Bedenin Aryası’nı seslendirir. Heykel ve enstalasyon sanatçısı Berlinde De Bruyckere’nin, bedeni sakat izlenimi veren satirik heykeli de sahne üstünden sahneye inmeye başlar. Üryan figüranlar sahneye inen bedenin parçalarını teker teker toplayarak koreografiyle bütünleştirir.

Eşinin öldürüldüğünden habersiz Marilyn Klinghoffer (Susan Bullock), ona övgüler dolu bir ilahi okur. Eşinin sağlık durumuna hitaben, herkesin “Tıp bilimi bir çözüm bulacaktır” dediğini söyler ama “Aslında kimse umursamıyor, acı çekenler dışında.” …

İlerleyen sahnelerde Kaptan: “… Dün tüm dünya, Bu yolculuğun aksamasının önemini kabul etti, Onların bilinçlerini uyandırdınız, Ve şimdi gördükleri üzerine, vicdanları huzur içinde uyuyor.” demesiyle Mamouda olan yaklaşımı ve ifadelerinden “Acaba Mamouda, hatta uğruna savaştığı davaya sempati mi duymaya başladı?” sorusu akıllarda belirir. Kendini artık bir kaptan olarak görmediğinden; tüm gemi mürettebatı ile berber yolcuların keyiflerini hoş tutmakla yükümlü çalışanlar olarak görmeye başladığından bahseder. Onurlu bir kaptan olarak ölebilmesi için, onu öldürmelerini ister… Eşinin öldürüldüğünü öğrenen Marilyn Klinghoffer ise, acı dolu trajik aryası sırasında Kaptan’ı eşini öldüren punk’ları desteklemekle suçlar.

Siyaset, bilim, vicdan, ilahiler, ağıtlar iç içe geçer ve Rambo’nun elindeki silah seyirciye tutulur…

​Aslında gönderme gayet açık; siz de dahilsiniz, siz de şahitsiniz. Sorunlardan kaçınıyor, olayları görüyor ve sessiz kalıyorsunuz. Sessizliğiniz ve hareketsizliğiniz ile insanların hayatlarına mal oluyorsunuz… Eserde olaylar tarihsel bir gerçeklikle ele alınıyor. Fakat ne Filistin ne de İsrail ne pro-pal ne de antisemit bir tutum mevcut. Aslında acının ortaklığı üzerinde duruluyor. Dünyanın sessiz kalmasına, günlerce karadan cevap gelmemesine vurgu yapılıyor.

Fotoğraflar: Michele Monasta

Peki tüm yolcular arasından neden Leon Klinghoffer?

Kendisi de Amerikalı bir Yahudi olan librettist Alice Goodman, James Williams ile gerçekleştirdiği söyleşide birçok açıklamada bulunur. Gemiyi kaçıran FKÖ militanlarının bölümlerini nasıl yazacağını anlamak, daha doğrusu Arap dilini ve düşünce yapısını anlamak için, Batı kültüründeki yansımasına başvurmuş. Arap şiirlerinden yoğun etkilenen Orta Çağ İspanyol şiirlerini okuduğundan bahseder. Sebebini de “İngilizce yazıyorum ama onlar İngilizce düşünmüyorlar.” olarak belirtir.

Klinghoffer’ların bölümleri içinse “Her zaman bildiğim bir İngilizce, Amerikan Yahudilerinin İngilizcesi. (…) Aile üyelerimin ve büyürken tanıdığım insanların, teyzelerimin, amcalarımın, kuzenlerimin, pazar okulu öğretmenlerimin ve büyükannelerimin sesleriyle bağlantılı.” açıklamasında bulunur.

Gençlik çağındayken siyonizmin ABD’deki Reform ve Muhafazakâr Yahudilerin dini yaşamının yerini almaya başladığından, duaların telaffuzunun Eskenazi’den Sefarad’a değiştirildiğinden ve birdenbire tüm yaşlıların; şarkıların, ilahilerin hiçbirini söyleyemez hâle geldiğinden (çünkü vurgularının ve ritimlerinin değiştiğinden) … yani, yaşlıların susturulduğundan bahseder. “Klinghoffer’ı yazarken aklımda kalan şeylerden biri de buydu. Yaşlıların önemine dair bir şeyler söylüyordu sadece Yahudiliğe değil. Mutlu zaman geçirmek, gemi yolculuğuna çıkmak, açık büfeye gidip dev karides yemek isteyenler yaşlılardır. Hiç mide ağrısı çekmeyenler de gençlerdir…

John Adams da Alice Goodman da farklı zaman ve farklı kanallarda bu soruya aynı cevabı verir: “Kimse neden bu adamın öldürüldüğünü bilmiyor. Belki sadece bir günah keçisi. Belki de sadece sakat ve yaşlı bir adam olduğu için. Belki de Rambo ile aralarında geçen tartışmadan kaynaklı. Tüm bunlara ek olarak da Amerikalı ve de Yahudi. Ama asıl sebebi kimse bilmiyor…”

The Death of Klinghoffer operası, ikilinin beraber gerçekleştirdiği ikinci projedir. İlk proje Nixon in China ise; komünizm ve kapitalizm karşıtlığını, kadının politik yaşamdaki rolünü, Kültür Devrimi’ni tasvir eder ve İç Savaş'tan çıkmış bir toplumu yansıtır.

Şiirsel yönden “Nixon üzerine çalışırken John, beyitlerden oluşan bir metin istiyordu ve Peter beni aradı çünkü beyit yazabildiğimi, beyitlerle düşünebildiğimi biliyordu. Ama Klinghoffer'la ilgili resmi bir yönlendirme yoktu. (…) Nakaratlar esasen serbest vezin olarak adlandırılan tarzda olsa da, içinde iambik ölçüye ait birçok unsur da bulunuyor.” - Alice Goodman

Adams'ın müziği genellikle minimalist veya post-minimalist olarak sınıflandırılır. Tekrarlayan kalıplar gibi minimalist teknikler kullansa da hareketin sürekliliği pek de mevcut değildir. Minimalist gelenekten besleniyor olsa da geç Romantizmin orkestral dokularına da yönelir. Tarzı büyük ölçüde İkinci Viyana ve Darmstadt okullarının modernizmine ve seriyalizmine karşı bir tepki niteliğindedir. Bir röportajında müziğinin 20. yüzyılın sonundaki “post-stil” döneminin bir parçası olduğunu söylemiştir. Bestelerinde elektronik unsurlara da yer verir.

​1500’lerde ortaya çıkan, genellikle mitoloji, bireysel dramalar, aristokrasi ve tarihi savaşlardan beslenen operaya, 20. yüzyılın sonu ile 21. yüzyılın başında sınıf çatışmasını, ideolojik mücadeleleri, toplumu ilgilendiren güncel konuları taşıyan bestecilerden biri olduğunu da söylemek gerekir. Toplumsal sorunlar eserlerinin merkezindedir. Belki “toplumcu gerçekçi operalar” besteleyen bir besteci olduğunu söylemek, böyle bir opera akımı bulunmadığı için pek de doğru olmaz. Fakat Adams’ın toplumcu gerçekçi bir opera bestecisi olduğunu söylemekle yanılır mıyız?

Fotoğraflar: Michele Monasta

Peki eleştiriler?

Alice Goodman aynı röportajında, aslında insanı kendine getirici ve kendi hakkında sorgulatıcı bir açıklamada bulunur. O yüzden direkt bırakıyorum buraya “…Klinghoffer'ın olayı da bu, bence nefret edilmesinin sebebi de bu. Her karakter bir insan. Nefret dolu şeyler yapabilirler, ama insandırlar. (...) Düşmanının, sana zarar veren kişinin, aileni katleden kişinin insan olmadığını düşünmeye başladığın anda, kendi insanlığını kaybetme yolunda ilerliyorsun demektir. (...) Ve bu, Klinghoffer'ın temel prensibidir. Bu yüzden o ahmaklar bu eserden bu kadar nefret ediyor.”

Adams’ın eleştirilere yorumu için birçok röportajında verdiği cevaplardan bir derleme yapılacak olursa:

Bu yapıtımdan bugünlerde terörist opera olarak bahsedilmesi beni çok şaşırttı. Oysa ki terörizm operada sadece bir kıvılcım noktası…”, “Amerikalılar gündelik yaşamlarında Afganistan üzerine bombaların yağdırıldığını seyrederken bir yandan da oturup akşam yemeklerini yiyebiliyorlar. Enkazlardan ölü bedenlerin çıkarılmasını, bütün o ürkütücü sahneleri yüzlerce kez seyredebiliyorlar. (…) Peki o hâlde neden konser salonunda Sürgün Edilmiş Filistinliler Korosunu dinlemek dayanılması çok güç’ olabiliyor?”, “11 Eylül saldırısını takip eden haftalarda ABD Başkanı’nın konuşmalarında şekillenen adı konulmamış bir emir kipinin ortaya çıktığını fark ettim. Kötüler'le savaştığımız bize söyleniyordu, sade ve basit bir şekilde. Nedenlerini niçinlerini aramaktan caydırılıyorduk.”

Eleştiri demiş, yargılardan bahsetmişken ben de buraya bir iki önyargımı bırakmak istiyorum.

Maggio Musicale Fiorentinonun korosunda çalışan bir arkadaşım söylemişti; Koro hipnoz edici ve yönetmen mikrofon kullandırtıyor…” Mikrofon başta garibime gitmişti. Bir de dinleyeceğim ilk İngilizce opera olacaktı. İngilizcenin ne kadar çok sessiz harf barındırdığını göz önünde bulundurmamışım.

Fotoğraflar: Michele Monasta

Levent Bakırcı’yı yakalamışken bir de İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca libretto deneyimlerini de sorayım dedim:

Levent Bakırcı: “Mikrofon kullanımı yönetmenin tercihi değil. John Adams’ın tüm eserlerinde, nerede sahnelenirse sahnelensin, solistler, koro ve orkestra mikrofon kullanıyor. Bildiğim kadarıyla çok yaygın bir uygulama değil, ancak bu bestecinin tercihi.

Rusça ve Çekçe dahil birçok dilde şarkı söyledim. İngilizce ilk başta kolay gibi görünüyor ancak şarkı söyleme açısından kesinlikle İtalyanca ve Almancadan daha zor. Dünyanın ortak konuşma dili olsa da biz anadili İngilizce olanlar gibi konuşmuyoruz; sahnede ise o şekilde seslendirmemiz gerekiyor. Bu yüzden epey çalışmam gerekti. İngilizce Cermen kökenli bir dil. Bazı sessiz harfler Almancadaki gibi sert kullanılırken, bazıları ise neredeyse hiç telaffuz edilmiyor—örneğin what” kelimesi uat” gibi söyleniyor, w” harfi belirgin duyulmuyor.”

Bir de Maggio Musicale Fiorentinonun internet sitesinde, gösterinin açıklama kısmına bakınca acaba taraf tutulan bir eser mi diye düşünmüştüm. O açıdan bakılırsa Firenze x Palestina’nın verdiği tepki de anlaşılır gibi. İlk gösterim sırasında opera binası önünde gerçekleşen eylemden sonra, gösteride, sahnelerde bir değişiklik oldu mu? Üç gösteride de seyircinin tepkisi/tutumu nasıldı?


Levent Bakırcı: “Protestolar sonrasında rejide herhangi bir değişiklik olmadı. Açıkçası protesto edilmesini çok anlayamıyorum; bence eseri yeterince tanımıyorlar. Batı dünyasında Filistin konusuna bu şekilde yaklaşan pek eser yok. Böyle bir yapımı repertuarına almaya cesaret edebilecek tiyatro sayısı da oldukça sınırlı. Eseri gerçekten tanısalardı, protesto etmezlerdi diye düşünüyorum.”

Sonra hızımı alamadım, biraz daha sordum. Sonra biraz daha

Böyle çağdaş bir opera eserinde rol alan bir opera sanatçısı olmak sizin için nasıl bir duygu veya deneyim? Klasik opera repertuarlarıyla çağdaş opera eserlerine hazırlanma süreci arasında nasıl bir fark var?

Levent Bakırcı: “Bugüne kadar çok sayıda modern operada sahne aldım. Açıkçası bu eserin diğerlerinden çok da farklı olduğunu düşünmüyorum. Her zamanki gibi sahnede olmaktan sonsuz keyif aldım. Çağdaş operalar müzikal açıdan çok daha zor eserlerdir. Neredeyse her ölçü birbirinden farklıdır ve hazırlık süreci klasik operalara göre oldukça farklı ilerler. Çok daha fazla zaman ve emek gerektirir…Yönetmen aslında bir film yönetmeniydi; provalar sırasında kendine özgü, farklı bir çalışma tarzı vardı.

Sizi bu eserle tanıştıran bu gösteri mi oldu? Daha önce hem eser hem Adams/Goodman iş birliğinden haberdar mıydınız?

Levent Bakırcı: “John Adams’ı besteci olarak diğer iki operasından tanıyordum, ancak daha önce hiçbir eserinde rol almamıştım. Bu yapım sayesinde kendisiyle gerçekten tanışmış oldum diyebilirim. Kendine özgü bir stili var hem hazırlanma sürecinde hem de provalarda büyük keyif aldım.

Fotoğraflar: Michele Monasta

Ben her karakteri besteci-librettist-vocalist arasında ortak bir yaratım olarak görüyorum. Bence onları kendinizle bir güzel suluyorsunuzdur. Ancak hepsinden bir tutam koparıp kendi bahçenize ekiyor musunuz? Veya karakterlerle kurduğunuz bağı kolaylıkla kesebiliyor musunuz ? Mesela sizin Mamoud ile kurduğunuz bağ ne kadar sıkı ne kadar gevşekti? Sizi etkisi altına alan bir karakter oldu mu? Yoksa her karakterden bir şeyler mutlaka kalıyor mu?

Levent Bakırcı: “Bir eseri çalışırken elbette kendimden bir şey katmaya çalışıyorum. Metni şiir gibi okuyorum ve önemli kelimeleri, duyguları keşfetmeye çalışıyorum. Sahnede de bu noktaları özellikle vurgulamaya özen gösteriyorum. Kısacası, dramayı ön plana çıkarmaya çalışıyorum diyebiliriz.

Ben bir oyuncuyum ve karakterleri sadece sahnede canlandırıyorum. Karakteri üzerimden atmak” gibi bir kavrama inanmıyorum. Sahneden indiğim anda rol biter. Sadece sahneye çıkmadan önce, kuliste o karaktere konsantre olurum; benim için oyun kuliste başlar ve sahneden çıktığım anda sona erer. Canlandırdığım her karakteri anlamaya çalışırım: Geçmişini düşünürümkaç yaşında, nasıl bir aileden geliyor, nasıl bir eğitim almış. Empati kurarım.”

Ben bu eserin etkisinden pek kolay kurtulamadım arkadaşlar… Bir yandan uluslararası sularda Filistin’e seyreden Özgürlük Filosu, diğer yandan 1985 senesinde bir yolcu gemisine iki buçuk saatlik bir zaman yolculuğu. Doksan senelik bir döngüye seyirci olmak da başka bir yandan… Dilerim sanat müptelaları olarak bazen elimizden bir şey gelmiyormuş gibi hissettiğimizde Adams, Goodman ve Guadagnino gibi kreatörlerin çalışmaları hepimiz için ilham ve umut verici, harekete geçirici olur, olmuştur veya olacaktır.

Yazıyı buraya kadar okuyan tüm okuyuculara, sahnede ve sahne arkasında emeği geçen herkese buradan teşekkürlerimi göndermiş olayım. Bu ekip bir daha ne zaman, nerede bir araya gelir bilemiyorum ama; bu eser dünyanın başka bir yerinde, başka yönetmenler ve tasarımcılarla karşınıza çıkarsa, bir şans verin derim.

1 Temmuz 2026’ya kadar Floransa’da devam edecek olan klasik müzik festivalini de hatırlatmak isterim. Gösteri bilgilerine Maggio Musicale Fiorentino’nun internet sitesinden ulaşabilirsiniz.

Eserin sahnelenmesi üzerine daha tarihsel ve siyasi bir bakış açısından göz atmak isterseniz:
https://apacikradyo.com.tr/arsiv-icerigi/klinghofferin-olumu-operasi

Tanıtım videosu:
https://www.youtube.com/watch?v=srf0ziPDpos

Orkestra şefi: Lawrence Renes
Koro şefi: Lorenzo Fratini
Yönetmen ve sahneler: Luca Guadagnino
Koreografi: Ella Rothschild
Işıklar: Peter van Praet
Ses tasarımı: Mark Grey
Kostüm: Marta Solari
Heykel: Berlinde De Bruyckere
Makyaj: Fernanda Perez
Kostüm tasarımcısı: Elena Pavinato
Müzik asistanı: Joseph Marcheso
Yönetmen yardımcısı: Paola Rota
Sahne tasarım asistanı: Axelle Ponsonnet
Kostüm asistanı: Davide Boni
Maggio Musicale Fiorentino Orkestra ve Korosu
Kaptan: Daniel Okulitch
Mürettebat 1: Andreas Mattersberger
İsviçreli Büyükanne/Avusturyalı Kadın: Marina Comparato
Molqi: Roy Cornelius Smith
Mamoud: Levent Bakırcı
Leon Klinghoffer: Laurent Naouri
Rambo: Joshua Bloom
İngiliz kız: Janetka Hoșco
Omar: Marvic Monreal
Marylin Klinghoffer: Susan Bullock
Çocuklar: Paolo Pieri, Bernardo Turi
Dansçılar: Micah Best, Zachary Buri, Jenna Davis, Matilde Di Ciolo, Flavio Ferruzzi, Ria Girard, Shaked Heller, Emilia Martinez, Skye Notary, Riley OFlynn, Margherita Petrosino, Reika Shirasa
Özel Figüranlar ve akrobatlar: Elena Barini, Roberta Benvenuti, Sabina Casaroni, Luciano Colzani, Maria Caterina Frani, Federica Garavaglia, Leila Ghiabbi (acrobata), Alma Sophie Golinski, Edoardo Groppler, Giada Inserra (acrobata), Sandro Mabellini, Stefano Mascalchi, Guido Mazzoni, Francesco Pacelli, Leonardo Paoli (acrobata), Irene Petris, Laura Pistolesi (acrobata), Carlo Pucci, Federico Raffaelli, Roberta Raimondi, Hortencia Teran, Simone Ticci (acrobata)

​Fotoğraflar: Michele Monasta

0
181
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage