05 HAZİRAN, CUMA, 2026

“Mekânla Kurulan Karşılıklı Bir Kollama, Koruma ve Yaşatma İlişkisi Var”

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte ülkenin sanayileşme ve modernleşme hikâyesine tanıklık eden Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası, üretimden sosyal yaşama uzanan özgün yapısıyla aynı zamanda bir emek, dayanışma ve toplumsal dönüşüm mekânı olmuş bir yer. Kundura Hafıza Arşiv ve Araştırma Merkezi’nin açılması vesilesiyle Beykoz Kundura’nın Kültür Sanat Direktörü S. Buse Yıldırım ile bu hafızanın izini sürdük; geçmişten bugüne taşınan anlatıları, yeni anlatılarla nasıl çoğaldığını, arşivin dönüştürücü gücünü ve kültürel mirasın geleceğini konuştuk.

“Mekânla Kurulan Karşılıklı Bir Kollama, Koruma ve Yaşatma İlişkisi Var”

Bireysel ve toplum olarak yaşanmışlıkların izi mekânla birlikte somutlaşır. Mekânın oluşturduğu hafızaya bakarak toplumun ve bireylerin hikâyelerine tanıklık edebiliriz. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte ülkenin sanayileşme ve modernleşme hikâyesine tanıklık eden Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası bünyesinde birçok yaşanmışlık barındırıyor. Sizin bu mekânla bireysel olarak nasıl bir ilişkiniz var? Beykoz Kundura’nın çehresine ve hafızasına baktığınızda neler görüyorsunuz?

Kundura’daki yaşanmışlıklar, sanki katman katman son iki yüzyılın dönüşümünün bir izdüşümü gibi. Yalnızca tanıklık eden değil, kimi zaman o dönüşümlere vesile olan bir mekân burası. Sanayileşme çabalarından modern bir toplumun inşasına uzanan süreçte, üretim üzerinden şekillenen bir hafızayı taşımaya devam ediyor. Benim bu mekânla ilişkim ise oldukça yaşamsal. Belki biraz da kadersel. Ama özünde her zaman; gözleyen bir hâl, bir arada olma ve emek var, hızla geçen tüm geçmiş yıllara eşlik eden bir yanı var sanki…

​Kundura’nın çehresine ve hafızasına baktığımda en çok mekânın, tanıklık ettiği her dönemde emekle kurduğu derin ve süreklilik taşıyan ilişkiyi görüyorum. Sanki kendini hep emekte bulmuş, onunla var etmiş. Bugün bambaşka bir dünyaya açılmış olsa da hâlâ bir üretim sisteminin parçası olma hâlini sürdürüyor. Mekânla kurulan karşılıklı bir kollama, koruma ve yaşatma ilişkisi var, belki de bu yüzden Kundura’nın çehresi hâlâ canlı, hâlâ dirençli.

Kundura Hafıza Arşiv ve Araştırma Merkezi, Beykoz Kundura’nın endüstri mirasını koruma ve gelecek kuşaklara aktarma çalışmalarında önemli bir adım olarak kapılarını açtı. Nasıl bir araştırma ve çalışmanın ürünü olarak meydana çıktı bu merkez? Merkezin bünyesinde nasıl bir etkileşim ve iletişim alanı yaratmayı hedefliyorsunuz?

Yerin ruhunu ve hafızasını görünür kılma arzusu en başından beri vardı. Ancak bunun nasıl bir formda ve yapıda karşılık bulacağını, biraz da yolda karşılaştıklarımızla birlikte keşfettik. Aslında hâlâ keşfetmeye devam ediyoruz, belki de bu keşif ve dönüşüm hâli hiç bitmeyecek ve bitmemesi gerek bir süreç... İlk adım; zaten tescilli bir yapı grubuyla, tescilli bir alanın içindesiniz tarihini araştırmadan koruma mimarinin hiçbir aşamasına başlayamazsınız. Öncelikle elinizdeki değeri iyi tanımanız ve tanımlayabilmeniz gerekiyor, yoksa yeni hayatına dair bir karar mekanizması, anlamlarla yapısı kurmanız çok zor.  Mimari bağlamda tarihsel araştırmalar yapılırken bizler de bir yandan fabrika döneminden bugüne kalan makinelerin ve objelerin korunması ve envanterlenmesi yaptık. Bununla birlikte ulusal ve uluslararası arşivlerde iz sürerek temel kaynaklara ulaşmaya çalıştık. Ardından yolu Sümerbank Beykoz’dan geçmiş eski çalışanlarla, işçi ve memurlarla sözlü tarih görüşmeleri yapmaya başladık. En başında proje temelli ilerleyen bu araştırma süreci, zamanla daha açık uçlu, sürekliliğe dayanan ve organik bir iletişim alanına dönüştü. Kaynak kişilerin, yolu bugün Beykoz’a düşenlerin, bizi duyup bizimle temas kuranların katkıları ve bağışlarıyla arşivin temeli büyüdü. Bugün ise herkesin erişebileceği, açık kaynaklı bir yapıya evrildi.

​Bugün bizim için asıl mesele, arşivin bu dinamik yapısını sürdürebilmek. Arşivi yalnızca korunan bir alan olarak değil, aynı zamanda üretime alan açan canlı bir zemin olarak düşünmek önemli. Vardiya araştırma programı da bu yaklaşımın bir parçası. Yalnızca akademisyenlere değil, sanatçılara da açık; araştırmanın mekânla birlikte deneyimlenebildiği, fabrikanın geçmişiyle bugününün iç içe geçtiği bir alan sunuyor. Aynı zamanda özellikle gençler ve çocuklar için kültürel miras bilincini geliştiren, arşiv kavramıyla ilişki kurabilecekleri ve yaşadıkları yerle daha derin bir bağ kurmalarını sağlayacak ücretsiz öğrenim programları tasarlıyoruz. Amacımız, arşivi yalnızca geçmişe ait bir alan olarak değil, bugünün ve geleceğin de parçası olan bir karşılaşma zemini olarak yaşatmak.

1, 2: Demirane Restoran

3. Kazan Dairesi
4. Kundura Sahne, 2023 Credit: Canberk Ulusan
5. Kundura Sinema, 2023 Credit: Canberk Ulusan

Beykoz Kundura, mirasına sahip çıkmak ve geçmişten geleceğe köprü kurmak amacıyla birçok unsurla birlikte çalışmalarını sürdürüyor. Kundura Hafıza Kültürel Mirası Koruma Derneği nasıl hedefler doğrultusuna çalışmalarını sürdürüyor? Nasıl bir yol haritası var?

Bahsettiğim gibi; organik ve katılımcı yöntemlerle gelişen bu arşivin hem sürdürülebilirliğini sağlamak hem de hedeflerine daha sağlıklı ulaşabilmesini mümkün kılmak adına bir sivil toplum kuruluşuna dönüşmesi en doğru yoldu.

​Kundura Hafıza’nın çalışmalarının temelinde aslında iki ana aks bulunuyor: Farkındalık: Çocukların ve gençlerin kültürel miras bilincini geliştirmek. Yeni Anlatılar: Bilgi üretimindeki geleneksel iktidar ilişkisini kırarak; yaratıcı, deneyimsel yöntem ve formlarla yeni araştırma alanlarına yer açmak. Yol haritamızın yakın geleceğinde ise heyecan verici yayın projelerimiz var. Bunlardan ilki, Beykoz Kundura’nın tarihini mercek altına alan temel bir başvuru kaynağı kitabı olacak. Ardından süreli sergi projelerimiz gelecek. Şunu da eklemeliyim ki; odağımız sadece Sümerbank ile sınırlı değil. Kundura Hafıza olarak Türkiye’nin endüstriyel mirası bağlamında, geç Osmanlı’dan erken Cumhuriyet dönemine uzanan tüm o tarihsel katmanları ve yapıları kapsayan bir merkez olma vizyonuyla ilerliyoruz.

Biraz da Kundura Hafıza Kütüphanesi’nden konuşmak isterim. İnsanlar burada neler bulabilecek? Kütüphanenin varlığıyla nasıl karşılaşmalar ve paylaşımlar meydana getirmeyi umuyorsunuz?

Kütüphanemiz, fabrikanın 1960’larda inşa edilen eski kreş binasının yeniden işlevlendirilmesiyle hayat buldu. Bu yapıyı koruyarak, bugün hem Kundura Hafıza Arşiv ve Araştırma Merkezi’ne hem de kütüphanemize ev sahipliği yapan bir karşılaşma alanına dönüştürdük. Burası; Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in erken yıllarına uzanan sanayi, emek ve üretim kültürünü belgeleyen kaynakları bir araya getiriyor. Ama bizim için kütüphaneyi asıl anlamlı kılan, yalnızca bu kaynaklar değil; bu kaynaklarla kurulan ilişki biçimleri. Bu noktada sözlü tarih yöntemi bizim için çok merkezi bir yerde duruyor. Hem bu yöntemin yaygınlaşmasını önemsiyoruz hem de bu doğrultuda ücretsiz sözlü tarih atölyeleri düzenliyoruz. Bu yaklaşımın bir uzantısı olarak, Türkiye’de bu alanda çok kıymetli çalışmalar yürüten Arzu Öztürkmen, kişisel kütüphanesini ve koleksiyonunu bizlere emanet etti. Halk biliminden dans antropolojisine, performans çalışmalarından sözlü tarihe uzanan bu özel koleksiyon, bugün tüm araştırmacıların erişimine açık. Kundura Hafıza Kütüphanesi’nin zamanla sadece bir bilgi merkezi değil; araştırmacıların, sanatçıların ve meraklıların geçmişle yeni bağlar kurabildiği, disiplinlerarası karşılaşmaların mümkün olduğu yaşayan bir paylaşım alanına dönüşmesini umuyoruz.

“Kunduranın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya” sergisi

Beykoz Kundura’da Sözlü Tarih Projesi oluşan ile fabrika çalışanlarının ve ailelerinin tanıklıkları, üretim süreçlerine ait objeler, fotoğraflar, belgeler ve çizimlerden oluşan “Kunduranın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya” sergisi fabrikada yaşanmış birçok hikâyeyi günümüze taşıyor. Sizce buraya eklenecek hikâyeler, yaşamlar ve nesneler var mı? Bu konuda sürekliliği olan bir çalışmanız var mı?

Aslında bu serginin en temel meselelerinden biri, hiçbir zaman tamamlanmış olmaması. Çünkü Kundura’nın hafızası, hâlâ eklenmeye devam eden bir alan. Bugün gördüğümüz anlatının ötesinde, henüz gün yüzüne çıkmamış pek çok hikâye, yaşam ve nesne olduğuna eminiz. Zaten bu yüzden sergiyi sabit bir yapıdan ziyade, dönüşebilen ve gelişebilen bir form olarak ele alıyoruz. Zaman zaman içerikleri güncelliyor, yeni katkılarla yeniden kurguluyoruz.

Bir yandan yayınlarımızı ve arşiv yapımızı daha sistematik bir zemine oturtmaya çalışırken, diğer yandan süreli sergiler üzerine de düşünmeye başladık. Bu, hem farklı yaratıcı anlatım biçimlerine alan açmak hem de mevcut malzemeyi yeni perspektiflerle yeniden okumak için önemli bir imkân sunuyor. Aynı zamanda yalnızca Beykoz Kundura ile sınırlı kalmayan, Türkiye’deki diğer Sümerbank fabrikalarıyla ilişkili koleksiyonları da araştırıyor, izini sürüyor ve bu hafızayı daha geniş bir bağlama yerleştirmeye çalışıyoruz.

​Bizim için önemli olan, bu sergiyi geçmişi temsil eden sabit bir anlatı olarak değil; yeni hikâyelerin eklenebildiği, farklı seslerin dâhil olabildiği ve zamanla derinleşen bir hafıza alanı olarak yaşatabilmek.

Mekân; deneyimler, hikâyeler, tanıklıklar biriktikçe bir yere dönüşür. Ve hafızanın inşa süreçleri böyle böyle temellenir. İnsanları Beykoz Kundura’nın hafızasına dâhil etmek / edebilmek için nasıl bir çalışma ve planlama programınız var?

Aslında Kundura’da hafızaya dâhil olmak için ayrı bir eşik yok. Buraya gelen, çalışan, üreten, izleyen, katılan herkes — mekânla kurduğu bağ ölçüsünde — zaten bu hafızanın bir parçasına dönüşüyor. Çünkü hafıza, burada yalnızca geçmişe ait bir şey değil; eylemsel, bedensel ve zamansal olarak kurulan bir ilişki. Bizim için önemli olan, bu karşılaşmaları mümkün kılan alanları çoğaltmak. Kültür-sanat kürasyonumuzun da ana ekseni bu anlamda hafıza. Geliştirdiğimiz her program, aslında bu hafızayla farklı bir temas biçimi öneriyor.

Kundura Sinema ilk açıldığında, restore edilmiş bir fabrika içinde sinema sanatının da bir kültürel miras olduğunu hatırlatmak bizim için önemliydi. Bu yüzden sezonu UNESCO World Day for Audiovisual Heritage ile açmayı bir ritüel hâline getirmiştik. Zamanla sahnenin açılması ve Kundura Hafıza’nın merkeze yerleşmesiyle birlikte, bu yaklaşım daha da yerelleşti ve derinleşti. Bugün ise, Sümerbank’ın da parçası olduğu erken Cumhuriyet dönemine eleştirel ve analitik bir yerden bakarak, hatırlama pratiklerini yeniden düşünmeye çalışıyoruz. Yerli Malı Haftası’nı kutlamak, belgesel programları oluşturmak, Sümerbank’ın yıl dönümünde emekli çalışanlarla bir araya gelmek ya da gençler ve çocuklarla düzenlediğimiz kültür festivalleri… Bunların hepsi, farklı kuşakları ve deneyimleri bir araya getiren hafıza pratikleri.

​Belki de mesele, insanları hafızaya “dâhil etmekten” çok, zaten parçası oldukları bu süreci görünür kılmak. Çünkü bugün de yarının hafızasını oluşturuyor. Ve biz, bu oluş hâline alan açmaya çalışıyoruz.

S. Buse Yıldırım

Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası, çeşitli programlar aracılığıyla kültür üretimlerini de alan sağlamaya çalışıyor. Etkinlik programlamanızda nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl bir çeşitlilik yaratmak istiyorsunuz? İnsanların etkinliklere erişimi konusunda nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz?

Bizim için mesele yalnızca kültürel faaliyetlere ev sahipliği yapmak değil; aynı zamanda o üretimin gerçekleştiği bir alan olabilmek. Bunun yöntemlerini özellikle yerel dinamikler içinde kurmak her zaman kolay olmadı, hâlâ da araştırıyoruz. Ama bu arayıştan vazgeçmiyoruz. Özellikle belgesel ve tiyatro pratiklerinin kesişiminden beslenen yeni formlar üzerine düşünmek ve üretmek bizim için önemli bir yön.

Etkinlik programlamasında en çok dikkat ettiğimiz şey, yapılan her işin mekânın hafızasıyla bir ilişki kurabilmesi. 2017’den bu yana programımızda yer alan klasik film seçkileri de aslında buradan doğuyor. Sümerbank döneminde fabrikanın sinemasında gösterilen filmlerden ilhamla, bugün restore edilmiş klasik filmleri izleyiciyle buluşturuyoruz. Çoğunlukla Amerikan sinemasından örnekler göstersek de esas odağımız bu filmlerin sinematografik değerleri ve kolektif izleme deneyimi. Çünkü bazı filmler, ne kadar erişilebilir olursa olsun, sinema salonunda kurduğu karşılaşmayı başka bir yerde yeniden üretemiyor. Belgesel sinema ise zaten bu mekânın hafıza katmanlarıyla çok doğrudan bir ilişki kuruyor; bu yüzden programımızın vazgeçilmezlerinden biri.

Erişilebilirlik meselesine gelince… Bugünün ekonomik koşullarında bunun ne kadar hassas bir denge olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu nedenle ücretli ve ücretsiz etkinlikler arasında dengeli bir yapı kurmaya çalışıyoruz. Amacımız büyük kârlar elde etmek değil; kültürel üretimin de bir değeri olduğunu birlikte hatırlayabilmek. Aynı zamanda, bu yaklaşımımızdan ödün verdirecek sponsorluk ilişkilerinden özellikle uzak duruyor, vizyonumuzu paylaşan iş birliklerini tercih ediyoruz. Bununla birlikte erişimi yalnızca ekonomik bir mesele olarak da görmüyoruz. Beykoz’un konumu ve özellikle akşam saatlerinde toplu taşıma imkânlarının sınırlı olması, izleyiciyle kurduğumuz ilişkiyi doğrudan etkiliyor. Bu nedenle belirli etkinliklerde seyirci servisleri organize ediyor, program saatlerimizi ulaşım imkânlarını gözeterek kurguluyoruz. Aynı zamanda deniz yolunu teşvik ediyor, izleyicinin buraya gelişini yalnızca bir etkinlik katılımı değil, Beykoz’un farklı katmanlarını deneyimleyebileceği bütüncül bir karşılaşmaya dönüştürmeye çalışıyoruz. Aslında Kundura’nın geçmişine baktığımızda, burada üretilen ayakkabıları herkesin giydiğini görüyoruz. Bugün de benzer bir kapsayıcılığı önemsiyoruz; ancak bu kapsayıcılığın yüzeysel değil, mekânla gerçek bir ilişki kurarak gerçekleşmesi bizim için belirleyici.

​Belki de yaptığımız şey, insanların mekânla duyusal ve düşünsel olarak karşılaşabileceği alanlar tasarlamak. Sadece bir yapıyı restore edip içine etkinlik yerleştirmek değil; o yerin hafızasıyla, araştırmayla, dinlemeyle ve yorumla yeniden ilişki kurmak. Böylece hem mekânın hem de toplumun hafızasına temas eden, daha nitelikli ve derinlikli karşılaşmaların mümkün olduğu bir zemin oluşturmak.

0
178
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage