
Steven Spielberg’ün hem yönettiği hem de hikâyesini yazdığı, oyuncu kadrosunda Emily Blunt, Josh O'Connor, Colin Firth, Eve Hewson gibi isimlerin yer aldığı son filmi İfşa Günü (Disclosure Day) üzerine bir yazı.
Dikkat: Yazı eser miktarda sürpriz bozan bilgiler (spoiler) içermektedir!
İfşa Günü (Disclosure Day), bir hackerın, Amerikan hükümetiyle sıkı bağları olan bir şirketin, uzaylıların varlığını 79 yıl boyunca saklamasını ortaya çıkarma çabasına odaklanıyor. Uluslararası eleştirmenler tarafından “Spielberg’ün son yirmi yılda çektiği en iyi yapım” gibi iddialı sözlerle pazarlanan film belki o büyük laflara yaraşır bir film olmasa da son döneminin eli yüzü düzgün ama risk almaktan kaçınan filmleri arasında yerini alıyor.
Film, Wardex adlı bir şirketin devletin gizlediği seksen yıllık uzaylılara dair verileri çalan Daniel ile Kansas’ın yerel televizyon spikeri Margaret etrafında şekilleniyor. Daniel, “insanların tanrısız yapamayacağı ve uzaylıların varlıklarının tescillenmesini kaldıramayacakları”nı düşünen Wardex’in sahibi Noah ile kıyasıya bir yakalambaç oynar. Daniel, Wardex’ten çaldığı 79 yıllık verilerle kız arkadaşı Jane ile firar eder. Öte yandan Margaret, bir sabah penceresine konan bir kuş ile birdenbire bilmediği dilleri konuşur, önbilişsel yeteneklerle kuşanır hâle gelir.
Zira film, her ne kadar insanların uzayda yalnız olmadığı; Spielberg’ün tabiriyle “Close Encounters bir tahmindi. İfşa Günü gerçeğin ta kendisi” gibi iddialı PR cümlelerine sırtını yaslasa da bu iddianın altını doldurmakta zorlanıyor. Üçüncü Türden Yakınlaşmalar'daki Richard Dreyfuss karakteri gibi, Daniel ve Margaret da önbilişsel yetilerle donanıyorlar. Senarist David Koepp, karakterlerimizi modern zamanın, daha doğrusu influencerların kol gezdiği post-truth döneminin yeni sürüm peygamberleri olarak kodluyor.
Bu noktada film, fazlasıyla Hıristiyanlık alegorileriyle bezenmiş bir izleğe sapıyor; Kutsal Ruh’un dünyaya inmesiyle açıklanan Pentekostal Mucizesi, uzaylıların ruhlarının bu iki karaktere inmesiyle eşleştiriliyor. İncil’de güvercin şeklini alan Kutsal Ruh, burada yerini kırmızı kuş, rakun ve geyik gibi hayvanlara bıraksa da kahramanlarımızın “vahiy çakraları” bu ilahi tecelliyle açılıyor. Wardex’in eski ortağı ve Noah’ın zıt kutbundaki Hugo (Colman Domingo), Vaftizci Yahya’nın rolünü üstleniyor. Yahya da mesih olmadığı hâlde elçilerin yolunu açan bir figür olduğu gibi filmin ilgili sahnelerinde Daniel ve Margaret’ın yollarını açıp onların kader birliğini tesis eden bir figüre dönüşüyor. Noah’nın uzaylı teknolojisinden yadigâr bir kumandayla insanların zihinlerine uzaktan bağlanıp insanları kontrol edip uzaylılarca seçilmiş olan “Deneyimciler” sayılan iki kişiye hükmedememesi tıpkı Deccal’in veya Sahte Mesih’in işlevini hatırlatmakta. Deccal, İsa’nın yokluğunda insanlığı bir yalanla kuşatır ve yeryüzüne tekrar indiğinde İsa’ya kendi düzenini unutturarak bunu yaptığını söyler. Noah’nın da 1947 yılında ABD’nin UFO ile karşılaşmasıyla başlayan uzaylılara yönelik yapılan sistematik istismar, yok sayılma ve bilgilerinin saklanmasında ortak olması “insanların tanrısız bir dünyayı kaldıramayacakları” bahanesiyle yapmasıyla örtüşmekte.
Lakin, film bizlere sadece evrende yalnız olmadığımızı söylemekle yetinmiyor. Aynı zamanda kurumsal dinin erozyona uğradığını ve kurumsal dinin tekrar tesis edilmesi gerekliliği alt mesajlarını da içermektedir. Sadece yukarıdaki alegorilerle değil; Jane’in eskiden rahip olduğu kilisedeki başrahip Maura’nın “Tanrı insanları dünyadaki en önemli varlık olarak yarattı.”, şeklinde ekleme yaparak eksoteolojiye göz kırpması tesadüf sayılmaz. Kilisenin kendi metinlerini uzaylıların kendi hükümranlıkarını sarsmaması için esnetmeleri, filmin de dinlere bir açık kapı bıraktığını göstermektedir. Spielberg’ün ve Koepp’in dertleri bir anlamda sadece dünyada yalnız olmadığımız değil; aynı zamanda belki de kurumsal din krizi de olabilir. Filmin belki de aşil tendonu sayabileceğimiz kısmı da mesihi, tanrıyı uzaylılarla değiştirmesi olabilir. Evrende yalnız olmamamız ille de başka bir yaratıcının olması ön koşulunu mu gerektirmektedir? sorusunu ortaya atıyor fakat Spielberg ve Koepp bu soruyu açık kapı bırakır gibi davranarak yanıtlasalar da aslında insanın özünde bir üst varlığa tapma eğilimini olumladıklarını gösteriyorlar.
Çocukluk Travması Eşliğinde Uzaylıları Seyrederken
Tüm bunlara karşın Spielberg'ün kurduğu bu görkemli teolojik uzaylı anlatısı tıkanmaya başladığında kendi ağırlığı altında ezilmekten kurtulamıyor. Film, vahiy ve ilahi tecelli gibi ağır kavramları olay örgüsüne yedirirken hikâyenin düğümlerini çözmek için mitolojik bir derinlik yerine senaryonun en tembel çıkış kapısı olan deus ex machinalara sığınmayı seçiyor. Sözgelimi Margaret ve Daniel, Wardex tarafından kuşatılınca Margaret’ın tıpkı Solaris’te tanık olduğumuz zihin oyunları gibi Noah ve Wardex askerlerinin kayıp yakınlarının sanrılarıyla zihinlerini bükerek kendilerini kurtarıyorlar.
79 yıllık uzaylı teknolojisine vakıf ve çeşitli tehlikelere karşı kendini eğiten Noah ile ekibinin bu tuzağa kolayca düşmeleri filmin yabancılaştırıcı unsurları arasında yerini alıyor. İster istemez filmin çatışmasını oluşturan ve ismini de veren ifşa unsurunun önemini de azaltıyor. Hugo’nun Margaret’ın zihin çakralarını açmak için çocukluk evini tekrar inşa etmesi Freudyen klişeleri tekrar örmekle kalmayıp uzaylıların varlığının Margaret ve Daniel’ın zihinlerinin dışına atılmaları ucuz bir Freudyen klişeye heba edilmesi, koskoca uzaylı anlatısını sığ bir psikanaliz seansına indirgiyor.
Fakat filmin asıl iflas bayrağını çektiği nokta, bütün o teolojik ve psikolojik yükün ardından gelen "İfşa" (Disclosure) anının dramatik açıdan inanılmaz bir kolaycılıkla çözülmesi. Filmde tansiyonun zirve yapmasını, kanalı basan Noah ve ekibinin acımasızca fişi çekmesini beklenirken anlatı sinema tarihinin en zahmetsiz virajlarından birine sapıyor. Margaret (Emily Blunt), elindeki uzaylı cihazı sayesinde kanalın jeneratörüne bile ihtiyaç duymadan elektrikleri tek hamlede açıveriyor ve Daniel’ın 79 yıllık arşivini tüm dünyaya servis ediyor. Bu bağlamda ister istemez bir ikilem zihinlerde yankılanabilir: Yıllardır hükümet eliyle sistematik işkenceye ve istismara maruz kalan uzaylıların varlığının resmen tanınmasına mı, ifşa edilmesine mi sevinmeliyiz, yoksa koskoca seksen yıllık devlet komplosunun bu kadar çocukça bir deus ex machina ile nihayete erdirilmesine, senaryonun o çiğ tembelliğine mi kızmalıyız?
Üstelik bu kolaycılık sadece teknik detaylarla da sınırlı kalmıyor. Haber anına kadar Margaret ve Daniel’ın işini bitirmeye ant içen Noah, o büyük ifşa başladığı an öfkeyle saldırmak ya da yayını sabote etmek yerine, ne hikmetse ekranın karşısında huşu içinde oturup kendini ruhen teslim ediyor. Dünyanın dört bir yanındaki insanların bu uyuşuk uyanışına tanık olurken, dış servis muhabirlerinden birinin “Herhalde gerekli resmi izinleri aldılar” repliğini söyleyerek kör göze parmak bir biçimde senaryonun devasa mantık defosunu kapatmaya çalışması da cabası.
Spielberg, Josh Horowitz’in sunduğu Happy Sad and Confused adlı internet programı kapsamında yürütülen basın söyleşisinde, Dünyalar Savaşı filmi hariç uzaylıları olumsuz temsillerle anlatmaktan kaçındığını; bu dünyayı insanlığın kendine hak görmesi yerine uzaylılara ortakyaşar ve dostane bir pencereden bakmayı yeğlediğini söylemekte. Ayrıca Üçüncü Türden Yakınlaşmalar ve E.T. ile bu filmi tematik bir üçleme olarak gördüğünü de eklemekte. Lakin Spielberg’ün bu iyi niyeti ve uzaylıları nihayet o kurumsal işkence tünellerinden çıkarma arzusu; ucuz deus ex machinalar, yanıtlanmayan sorular yahut Hıristiyanlığın genç nesillere UFO hikâyesi üzerinden anlatılmasıyla mı vücut bulmalıydı?, sorusu zihinlerde ister istemez yankılanıyor. Filmdeki insanlar gösteri toplumunun en son safhasına gelecek şekilde olayları telefonlarından takip edip kendi hayatlarını, dünyanın işleyişini durduruyorlar. Bu evrende yalnız olmadığımız yine esasında hiyerarşik bir düzlemden -iyi kötü çatışması olmadan- anlatılmaya devam ediyor.
Tüm bunlara rağmen İfşa Günü; tüm senaryo defoları ve mantık gediklerine karşın, Hıristiyan alegorilerine sırtını vermiş ve bu evrende yalnız olmadığımızı “kanıtlar”la ortaya koymaya çalışan eli yüzü düzgün bir Spielberg filmi.
İfşa Günü, sinemalarda.