
Şilili yazar ve yönetmen Manuela Infante’nin geçtiğimiz günlerde İstanbul'daki ilk gösterimlerini gerçekleştiren, doğa ile kültür, insan ile insan olmayan arasındaki sınırları sorguladığı yapımı Vampyr üzerine bir inceleme.
Şilili yönetmen ve yazar Manuela Infante’nin sahneye koyduğu Vampyr, yönetmen ile Beykoz Kundura’yı 2022 yılında büyük yankı uyandıran Taşa Nasıl Dönülür? oyunundan sonra yeniden sahnelerde buluşturuyor. Oyun, vampirlik kavramını yapıbozumuna uğratırken, şirketlerin "sürdürülebilir enerji" kılıfı altında ortakyaşar (simbiyotik) hayata olan etkilerini irdeliyor. 27-28 Haziran tarihlerinde Beykoz Kundura’da sahnelenen Vampyr, insan-dışı varlıklara odaklanarak kapitalist sistem içerisindeki tükenmişliğin nasıl bir üretim çılgınlığına evrimleştiğini inceleyen bir mockumentary’ye (sahte belgesel) dönüşüyor.
Kapitalizmin Kamuflajı ve Ekolojik Sömürü
İki vampir karakter üzerinden ilerleyen yapım; ekolojik problemlerin ve kapitalist üretim tarzının insan, insan-dışı canlılar ve doğa üzerindeki tahrip edici etkilerini mercek altına alıyor. Infante, mockumentary formatı ile kara mizah unsurlarını harmanlayarak yenilenebilir enerji politikalarının nasıl canlı katliamlarına yol açtığını gösterirken; öte yandan kapitalist düzende "sürdürülebilirlik" kavramının esasında durmaksızın üretim ve verimlilik üzerinden sömürüyü kamufle eden bir aygıt olarak kullanıldığını vurguluyor.
Infante, Milliyet Gazetesi’ne verdiği söyleşide, aristokrat Batı vampiri temsilinden ziyade ne yaşamın ne de ölümün içinde olan, iki zıt kutbun birbirini dışlamadığı "vampiro sudaka" tasavvurundan hareketle karakterlerini biçimlendirdiğini dile getiriyor. Oyuna yön veren vampirlere hayat veren Marcela Salinas ve David Gaete, fiziksel tiyatronun nimetlerinden faydalanarak bu arafta kalmışlığı ustaca sahneye taşıyor. Oyuncular; hem insan-dışı olanın anlaşılmaz diline hem de anlatıya eşlik edip kapitalizmin çarkları arasında ezilen figürlere pürüzsüzce geçiş yapıyorlar. Bununla da sınırlı kalmayıp sahnedeki nesnelerle bütünleşiyor ve post-antroposentrik tiyatronun felsefesine uygun olarak dekorları da zahmetsizce birer “yardımcı oyuncu” hâline getiriyorlar.
Sürdürülebilirlik İllüzyonu ve Tükenmişlik
Oyun, yukarıda da değindiğim üzere "sürdürülebilirlik" kavramını son derece sert bir biçimde eleştiriyor. Vampirler, bu sürdürülebilirlik politikalarının başını çeken figürleri hicvederek onların kılığına bürünüyor. Rüzgâr tarlalarının ve "yeşil" sloganların yoğun bir şekilde kullanıldığı yapım; bu politikaların aslında çevrede yaşayan insanlara ve bölgedeki diğer canlılara nasıl büyük zararlar verdiğini resmediyor. Sürdürülebilirliğin, özünde kapitalist sistemi ve kâr maksimizasyonunu "sürdürmenin" yeni bir kılıfı olduğunu sarkastik ve vurucu bir dille işleyen oyun; karakterlerin sağlık politikaları ve istihdam gibi çarklar arasında nasıl ezildiğine, adeta "yaşayan ölülere" dönüştürüldüğüne tanıklık etmemizi sağlıyor.
Tam da bu noktada, oyundaki "ölümsüzlük" durumu; bitmek bilmeyen bir mesaiye, bedenin sınırlarını aşan varoluşsal bir tükenmişliğe (burnout) ve her an verimli olmak zorunda bırakılan çağdaş insanın trajedisine işaret ediyor. Vampir, artık geceleri avlanan gotik bir canavar değil; yeşil enerji vaadiyle doğayı ve insanı tüketmeye devam eden bir sistemin metaforuna dönüşüyor.
Biçimin Yorgunluğu: Tempoda Aksaklıklar
Oyun, gövdeli alt metnine ve seyirciyi konfor alanından çıkaracak dramaturjisine rağmen temposunun kurbanı olmaktan kaçamıyor. Tek perdelik oyunun yaklaşık 100 dakika sürdüğünü göz önüne alırsak, yapım esas önermesini ifade ettikten sonra kendini tekrar etmeye başlıyor. Giderek sakız gibi uzamaya başlayınca da ister istemez izlemesi yorucu bir seyir deneyimine dönüşebiliyor. Oyundan hiç düşünmeden yirmi dakikanın kesilmesi ya da sahnelerin sıkıştırılarak oyunun kendi meramını çok daha net anlatabilmesi mümkün.
Zira eleştirdiği tükenmişlik hâlinin ve sürdürülebilirliğin, esasında kapitalist düzen içerisinde bireyleri "yaşayan ölülere" dönüştürecek kadar çalışmaya, tahrip etmeye ve tahrip olmaya ittiğini anlatmasına rağmen; oyun bir noktadan sonra seyircinin kendisini de tüketmeye başlıyor. Yine de Vampyr, yavan geçen bir tiyatro sezonunda seyirciye sürdürülebilirlik, tükenmişlik, ekoloji ve sömürü temalarını sorgulatan; eli yüzü düzgün post-antroposentrik tiyatro örneklerinden biri olarak akıllarda kalıcı bir yer ediniyor.