01 HAZİRAN, PERŞEMBE, 2017

“Göç, İnsan Hayatının Bir Parçasıdır”

Shida Bazyar’ın 1979 yılında İran’da devrim günü başlayıp 2009’da Almanya’da biten bir hikâyeyi dört karakterin hayatları üzerinden anlattığı romanı Geceleri Sessizdir Tahran hakkında kendisiyle bir söyleşi gerçekleştirdik.

“Göç, İnsan Hayatının Bir Parçasıdır”

Geceleri Sessizdir Tahran, Shida Bazyar’ın ilk romanı ve ona 2016 Ulla Hahn Ödülü’nü getiren özel bir kitap. Geçtiğimiz yılın Kasım ayında hep kitap etiketiyle yayımlanan kitap, bizi 1979 yılına İran’a, hiçbir yere ait olmayan insanların hikâyesine götürüyor. Kitap, okuyucusunu göç, kimlik, toplumsal uyum üzerine tekrar düşünmeye davet ediyor. 

Romanında siyasi tarih içinde kişisel hikâyelere ışık tutuyorsun. Bu hem sosyolojik hem de psikolojik bir temel oluşturuyor. Neydi bu hikâyeleri anlatmaya iten şey seni? Geceleri Sessizdir Tahran nasıl ortaya çıktı?

Her zaman siyasi devrim ve olayların tarih içindeki yerleriyle ilgilenirim. Ama şunu sık sık unutuyoruz: Bu olaylar normal insanlar üzerinde, onların günlük yaşantılarında, hayat hikâyelerinde, hatta bir sonraki nesillerde bile etkisini ve tesirini göstermeye devam ediyor. Ben de İran Devrimi’nin bu etkilerini göstermek için bir roman yazmak istedim. Bu devrimin farklı ailelerin hayat hikâyelerinde çok farklı sonuçları vardı, hâlâ da devam ediyor.

İran Devrimi sonrası otuz yıllık bir süreden bahsediyorsun ve bunu dört farklı jenerasyonla anlatıyorsun. Anlattığın her hayat pek çok ayrıntıyla dolu. Neden böyle bir yolu seçtin? Bu kişilerin karakterlerini, hayat hikâyelerini nasıl oluşturdun?

Aslında, İran Devrimi hakkında, özellikle de sol muhalefet üyeleri için başta gelen umut ve hayal kırıklıkları hakkında bir roman yazmak istedim. Bu da gerçekten de uzun bir hikâye olabilirdi. Ancak fark ettim ki sadece bu zamanı yazmak ve sonrasını görmezden gelmek, mesela 2009’da İran sokaklarındaki kavgalardan bahsetmemek, istediğim şeyi karşılamıyordu. Hikâyemi bu şekilde anlatmak istemiyordum. Devrimin tek etkisi, yalnızca yeni ve kötü bir sistemin kurulmuş olması değildi. Hâlâ kendi gücüne sahip ve şimdi yeni nesiller de bu sistemle savaşmak zorunda. Öte yandan yeni nesil ülkenin her tarafına da yayıldı. Ben de bu etkilerin ne kadar çeşitlilik yarattığını göstermek için farklı bakış açılarından farklı öyküler anlatan bir roman yazmak istedim.

©Nazlı Erdemirel

Peki bu romanı yazarken hissettiğin baskın duygular neydi?

Sanırım, öfke. İran sistemine ve onun insan hakları ve özgürlüğüne karşı uyguladığı baskıya çok öfke vardı. Ayrıca kendime acıma duygusu vardı. Ama bu sadece kendime değil, daha çok tüm ülke için bir acıma duygusuydu.

Göçmenlik, yurt, aidiyet kavramları hakkındaki düşüncelerin nedir?

Hepimiz biliyoruz ki göç her zaman insan hayatının bir parçasıdır. Bu yeni bir olgu değil. Sadece devletler arasındaki ilişkiler, ekonomik değerler ve onların güç durumları değişti. Sonuç olarak bu da göçmen kavramını değiştirdi. Örneğin Almanya’da hükümetin temel amacı, bir iç savaştan kaçanlara çok fazla yardım etmek ve onları desteklemek değildir. Bunun yerine güvenli olmayan ülkelerden gelen insanları, örneğin Afganistan gibi, sınır dışı ediyor. Bu tamamen ırkçı bir tutum, bazı insanları diğerlerinden daha değerli kılmak anlamına geliyor. Bunu toplumda da hissedebilirsiniz.

Almanya'daki insanlar bana nereden geldiğimi sormaya devam ediyor. Alman pasaportunun olması seni Alman olarak görmelerini sağlamaz. Gerçek bir Alman, Alman kanına sahip olmalıdır. Bu sebeplerden dolayı Almanya’daki pek çok göçmen kendini buraya ait ve evde hissetmiyor.

​Benim için, anavatan diye bir şey yok. Ben bir Alman ve İranlıyım. Bu sadakatimden ya da ülkelere karşı duygularımdan kaynaklanmıyor. Sadece pasaportumdan kaynaklanıyor. Duygularım hayatımdaki her şeyin karışımından oluşuyor. Bu, milliyet ya da kültürle alakalı değil. 


Roman ilk olarak Almanya’da yayımlandı ve ilk kez Türkçeye çevrildi. Ne tür tepkiler alıyorsun okurlardan? Seni en çok şaşırtan yorum neydi?

Okuyanlardan çok farklı yorumlar aldım. Almanya’daki, buraya göçle gelen ve burada doğan İranlı okurlar, onların hikâyelerini halka anlattığım için minnetar olduklarını belirtiyorlar. Diğer okurlar da mesela mülteciler için çalışan Alman gönüllüler. Onların büyük katılımlarından ve düşüncelerinden çok etkileniyorum. Bu gönüllüler, kendi imkânları ile destek verdikleri mültecilerin imkânları arasındaki uçurumun üstesinden gelmek için çok uğraşıyorlar.

Peki romanın İran’da da okuyucuya ulaştı mı? İranlı okurlardan bir yorum aldın mı?

Maalesef romanım İran’da yayımlanamaz. Ama bazı İranlılar farklı dillerden okuyup, örneğin Almanca gibi, bana düşüncelerini bildiriyorlar. Bir keresinde erkek bir okurumun sözleri beni derinden etkiledi. Kendisi 80’li yıllarda muhalif olduğu için cezaevinde yattığını ve kızının sürekli kendisinden hikâyesini anlatmasını istediğini söyledi. Ama o, bu zamanlar hakkında konuşamadığı için, kendi hikâyesine benzer hikâyelerin yazıldığı bu romanı kızına verebildiğine çok memnun olduğu belirtti.

Bu roman ilk romanın ve Ulla Hahn Ödülü kazandı. Yazar olarak başka çalışmaların neler?

Şu anda gazeteler için daha kısa parçalar ve makaleler yazıyorum. Daha önceki yıllarda bazı kısa öyküler de yayımlamıştım. Ama Geceleri Sessizdir Tahran benim ilk romanım.

©Nazlı Erdemirel

Yazarlık dışında ekolojiyle ilgileniyorsun. Ekolojiyle olan ilişkini anlatır mısın?

Kendimi politik ve sorumluluk alan biri olarak görüyorum. Bu politik meselelerde olduğu kadar sosyal ve ekolojik anlamda da gerçerli. Gezegeni yok ederken bir yandan da kendimi iyi hissederek yaşayamam. Bu yüzden mümkün olduğunca çevreci olmaya çalışıyorum ve bu alanda gençlere eğitim veriyorum.

Son olarak geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyarete geldin. Buradaki okurlarını nasıl buldun, buradan hangi duygularla ayrıldın?

Kitabımdaki hikâyeyle nasıl bir iletişim kurduklarını merak ediyordum ve çok fazla insanla görüştüm burada. Buradakilerin sorularına Almanya’daki Alman okurların sorularına verdiğim cevaplardan daha açık cevaplar verebileceğimi hissettim. Belki de bu politik durumdan kaynaklanıyordur. Türkiye’nin durumunun İran’ın daha önceki yıllarındaki durumuna benzer olduğu izlenimi aldım. Belki de bu yüzden birbirimize sempati duyuyoruzdur. 

0
5391
0
Fotoğraf: Nazlı Erdemirel
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage