
Maria Turtschaninoff’un toprağın insan hafızasındaki yerini, kuşaklar boyunca aktarılan alışkanlıkları, seçimleri ve sorumlulukları ele aldığı çok katmanlı aile romanı Miras üzerine bir yazı.
Çağdaş İskandinav edebiyatının genç yazarlarından Maria Turtschaninoff, özellikle mit temelli tarihsel kurgu ve spekülatif metinleriyle dikkat çeken bir isim. Romanlarında çoğunlukla gerçeklikle fantastik arasında bağlar ören, mit ve efsaneleri, özellikle de yerel halk anlatılarını işleyen, tarihe dair yeni pencereler açan Turtschaninoff, benzer bir tavrı yakın zamanda Türkçede de yayımlanan Miras Toprak başlıklı romanında sürdürüyor. Yonca Mete Soy tarafından dilimize çevrilen roman, Timaş Yayınları tarafından okurla buluşturuluyor.
Gerçekçilik ile fantastik olan, tarih ile folklor, insan edimi ile çevresel güç arasındaki sınırları sürekli olarak bulanıklaştıran bir yazar olarak dikkat çeken Maria Turtschaninoff, romanlarında bütün bu meseleler arasında kurduğu dengeyle özel bir yerde duruyor. Bu bağlamda yazarın yakın dönemde yayımlanan romanlarından biri olan Miras Toprak hem yapısal hem de tematik açıdan yazarın en “cüretkâr” ve “talepkâr” metinlerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu roman, doğrusal bir okuma deneyiminin aksine okuru farklı tarihsel aralıklarda dolaştırıyor ve uzun bir tarihsel hikâyeyi peşinden sürüklüyor. 17. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanan çizgide dört yüz yılı aşkın bir serüven okurun karşısına çıkıyor. Romanın başlığında da vurgulandığı üzere ana hikâye, yerin altında birbirine dolanarak yayılan/gelişen/derinleşen kökler gibi geçmişle bugünü, bedenle toprağı, mirasla kaybı iç içe geçiren döngüsel ve katmanlı bir okuma talep ediyor.
Romanın merkezinde kökleri kırsal bir coğrafyaya uzanan, geçmişiyle bağını koparamayan bir kadın anlatıcı yer alıyor. Söz konusu bu kadın anlatıcı, ailesinden miras kalan toprak ve bu toprağa sinmiş hatıralar ve geçmişle yüzleşirken önceki kuşakların acılarını da içerisinde taşıyor. Özellikle kadınlar üzerinden aktarılan acı ve kederler zaman içerisinde bütün bir anlatıyı tek bir perspektif etrafında kuşatıyor: Hiç dinmeyen bir acı, bellek ve geçmişin bugüne kimi zaman doğrudan kimi zaman dolaylı yoldan tesiri. Anneanneler, anneler ve kızlar arasında yüzyıllar içerisinde gelişen görünmez bir bağ vardır; yaşanmışlıklar açıkça anlatılmasa bile karakterlerin bedenlerinde, davranış ve korkularında kendini tekrar/belli eder. Böylelikle kadın karakterler hem toprağa hem de birbirlerine bağlanan bir kader zinciri içinde, bastırılmış duygular ve söylenememiş hikâyelerle var olmaya çalışıyorlar.
Olaylar, bugünkü zaman ile geçmiş arasında gidip gelen parçalı bir anlatıyla ilerliyor. Anlatıcının toprağa dönüşü, yalnızca fiziksel bir geri dönüş değil; aynı zamanda aile tarihindeki şiddet, kayıp ve suskunlukla yüzleşme süreci. Toprak hem geçim kaynağı hem de travmanın taşıyıcısı olarak romanda belirleyici bir rol oynuyor. Büyük kırılmalar dramatik olaylardan ziyade küçük anlar, hatırlamalar ve sezgiler üzerinden kuruluyor.
Miras Toprak, özünde aidiyet meselesini ele alan bir roman olarak değerlendirilebilir, ancak aidiyeti sabit ve güvenli bir ortam/mesele olarak değil, çatışmalı ve çoğu zaman acı verici bir süreç olarak ele alıyor. Annesinin ölümünün ardından Nevabacka’ya dönen bir kadın içsel çatışmalarıyla başlayan roman, bir süre sonra aidiyetin farklı yüzlerini ve salt toplumla değil, kişiyle de ne tür bağlar kurduğunu tartışmaya açıyor. Gerçek yaşamda nasıl ki hiçbir mesele tek bir bağlam üzerinden gelişmiyor, her şey kendi içerisinde birtakım dallara ayrılıyorsa benzer bir tavır metin boyunca anlatıcının takındığı tavırda da kendisini gösteriyor. Her şey saçılıp ayrılıyor, dallanıp budaklanıyor, merkezden giderek uzaklaşıyor.
Turtschaninoff, kimliğin yalnızca bireysel tercihlerle değil; miras alınmış bellekle, toplumsal cinsiyet normlarıyla, ekolojik çevre ve tarihsel şiddetle biçimlendiğini birçok metninde açıkça tartışmaya açıyor. Yazarın bu tavrı, aslında birçok açıdan bireysel olanla toplumsal olanın hangi bağlamlarda iç içe geçtiğini gösterirken hikâyelerin hangi temeller üzerine inşa edileceğini de fark ettiriyor. Miras Toprak da tam bu bağlamda, karakterlerin ve bir ailenin başından geçenleri belirli travma ve dönüm noktaları üzerinden merkezine alıyor. Tarih, mit ve efsaneler anlatıcının giderek farklılaşan dilinde lirik bir form bulur kendisine ve ana hikâye perdelerini açıyor.

Miras Toprak’ın en dikkat çekici özelliklerinden biri bütün bir romanın parçalı anlatılar üzerine kurulması, bunu bir silsile olarak sürdürmesi. Roman, olayları doğrusal bir zaman çizelgesi üzerinden ilerletmez; aksine farklı zaman katmanları, bakış açıları ve bedensel deneyimler arasında gidip gelir. Romanın omurgasını inşa eden bu tercih, yalnızca biçimsel bir karar değil, aynı zamanda doğrudan metnin içeriğiyle ilgili tematik bir zorunluluk. “Travma”, “bellek” ve “miras” nasıl ki çetrefilli ve çok katmanlı temel meselelerse roman da bu düşünceye paralel bir şekilde iniş çıkışlarla, birbirinden uzaklaşan yan anlatılarla, geri dönüşler, tekrar ve boşluklarla ilerliyor. Böylelikle anlatıcının takındığı bu çok katmanlı tavır, romanda işlenen temel meselelerle yapısal bir bütünlük de inşa ediyor.
Romanın dünyasında geçmiş hiçbir zaman tam anlamıyla geride kalmıyor. Duyular, düşler ve tekrar eden imgeler aracılığıyla şimdiki zamana sızar; özellikle toprağa ve doğaya bağlı imgeler bu sürekliliği görünür kılıyor. Zaman, tek ve düz bir çizgi olarak akmıyor, tıpkı başlıkta da vurgulanan toprak gibi çok katmanlı ve sıkışmış bir yapı geliştiriyor. Romanda giderek üst üste binen anlatılar boyunca her bir karakterin önceki kuşaklara ait deneyimleri sahiplenmesi, oradan kendisine bir üst-hikâye kurması bugünü de şekillendiriyor. Böylelikle geçmiş ve tarih kaçılabilecek bir olgu olarak değil, yaşanan bir alan hâline geliyor. Bu anlatı biçimi, travma kuramlarında tanımlanan doğrusal olmayan zamansallık kavramıyla örtüşüyor. Travmatik bellek anlatıya karşı direnç gösteriyor; çözülmez, tamamlanmaz ve bir süre sonra muhakkak geri dönüyor. Turtschaninoff, bu direnci anlatının yapısına içkin kılarak okuru da karakterlerle benzer bir yönsüzlük deneyimine davet ediyor. Anlam, ani bir aydınlanmayla değil, yavaş bir birikimle ortaya çıkıyor.
Miras Toprak’ta doğa yalnızca bir arka plan değil, anlatının etkin bir öznesi olarak beliriyor. Ormanlar, ovalar, dağlar, su ve toprak belleğin taşıyıcı öğeleri olarak romanda büyük bir misyon üstleniyor, çok yönlü bir işlev görüyorlar; üzerlerinde yaşayan insanların hayatları sona erdiğinde dahi onların izlerini muhafaza edip gelecek kuşaklara aktarıyor. Turtschaninoff’un diğer romanlarında da tercih ettiği bu ekolojik tahayyül maddesel bir zemin üzerinden ilerliyor. İnsan gibi doğadaki canlıların da kökleri, soyları, üstlendikleri birer miras vardır. Bu miras kimi zaman ufuk açıcı kimi zaman keder yüklüdür; bu romandaysa çoğunlukla yakıcı/yıkıcı. Dolayısıyla roman boyunca ön plana çıkan doğa ve ekoloji meselesi insan tarihinin çevresel tarihten ayrılamayacağı fikrine yaslanan bir yaklaşımla örtüşüyor. Toprak mülkiyeti, tarım pratikleri ve özellikle kadın emeği hem manzarayı hem de toplumsal düzeni şekillenen başat meselelerden/olgulardan biri oluyor. Böylelikle çevresel tahribat ile duygusal hasar arasındaki paralellik doğanın ve bedenlerin sömürüsünün aynı tahakküm mantığından beslendiğini ima ediyor.
Turtschaninoff’un edebiyatı, kadın deneyimini merkeze alan özel bir çizgi üzerinden gelişiyor. Miras Toprak bu çizginin en önemli halkalarından biri. Kadın bedenini bellek, şiddet ve dayanıklılığın kesiştiği bir alan olarak ele alan roman; doğurganlık, itaat, sabır ve sessizlik gibi toplumsal beklentilerle biçimlenirken okura aslında hep ötelenen, hasır altı meseleler olduğunu düşündürüyor. Karakterlerin belirli isimlerden ziyade onların pozisyonlarını/konumlarını ifade eden birtakım hitaplarla anılması, bu anlamda yazarın özel tercihlerinden biri. İsimlerden çok hitaplar, adlandırmalar, çağrışımlar söz konusu ve roman böylelikle hem karakterleri ve olayları anonimleştiren bir yapıya sahip olur, hem de anlatılanın salt birinin/birilerinin değil, bütün kadınların ortak yazgısının bir örneği olduğunu ön plana çıkarıyor. Böylelikle çok daha geniş perspektifli bir yapı/anlatı gelişiyor.
Romanın bir diğer önemli izleği travmayı tekil bir olay olarak değil, miras alınan bir şiddet biçimi olarak sunması. Bir kuşağın yaşadıkları sonraki kuşaklara yalnızca kültürel olarak değil, aynı zamanda bedensel olarak da aktarılıyor. Beden, ifade edilemeyeni, dile getirilemeyeni aktaran arşivsel bir unsur hâline geliyor. Sözgelimi nedensiz yere bedene saplanan ağrılar, kişinin kendisini en güvende hissettiği ânda baş gösteren korkular, en huzurlu saatler beliren endişeler bu aktarımın bir sonucu. Karakterlerin hep bir şüpheyle, endişe ve korkuyla yüklü olmalarının temel sebebi budur. Bazen bugün bazen de geçmiş her şeyi etkisi altına alıyor ve bu miras, gelecek kuşaklara doğru etki alanını giderek genişletiyor.
Sessizlik, Miras Toprak’ın en baskın motiflerinden bir diğeri. Karakterler, roman boyunca gerek kişisel gerekse toplumsal deneyimlerini dile getirmekte zorlanırken kimi zaman dil bunun için yetersiz kalır, kimi zamansa konuşmak onlar için riskli bir hâl taşır. Böyle anlarda sessizlik onlar için bilinçli bir korunma alanı olarak beliriyor. Dile getirdikleri kadar kendilerine sakladıkları da önemli. Böylelikle dile getiril(e)meyenler, söylen(e)meyenler birikiyor, zaman içerisinde ilişkileri zehirliyor ve karakterler için yeni tartışma alanlarını beraberinde sürüklüyor.
Miras Toprak, kadın öznelliği, tarihsel şiddet ve insan-dışı olanla kurulan geçirgen ilişkilerin sürekliliğini ele alan; kuşaklar arası ördüğü bağlarla geçmişten bugüne gerek kadın yaşamının gerekse insanın doğayla ilişkisinin nasıl değiştiğini merkezine alan bir roman. Belleği yalnızca bir yük olarak değil, aynı zamanda etik bir sorumluluk olarak da ele alan roman, hatırlama ediminin kişiye verdiği acıya, eleme, derde dair bir ağıt olarak da görülebilir. Buna rağmen hemen her şeye rağmen direnen, tutunan, mücadele eden karakterler, nihayetinde ortaya güçlü bağlarla birbirine tutturulmuş bir hikâye çıkarır ve roman, okura geçmişin bugüne etkisine dair güçlü bir anlatı sunuyor.